Hz. Ömer diyordu ya"Fırat'ın kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa hesabı benden sorulur"
Peki bu yaşta,hasta insanların bu şekilde çalışmak zorunda bırakılmasının hesabı kimden sorulacak?
Aman rahatınız kaçmasın,lüks makam odalarından çıkmayın,lüks makam arabalarından inmeyin.
Bu AMCAYA DESTEK❗️
Ankara’da, 78 yaşında olmasına rağmen küçük bir arabayla plastik şişe toplayarak geçimini sağlamaya ve ailesine bakmaya çalışan emekçi:
“Bana bakan kimsem yok. Çocuklar var ama onlar da kendilerini kurtaramadılar.
İlaç alamıyorum, ilaç parası için bunları topluyorum.”
(İbrahim Kordemirci)
@MHP_Bilgi Birinci Dünya savaşında yedi düvele karşı savaşan ve kurtuluş savaşında vatanı Türk kardeşleriyle beraber düşman işgalinden kurtaran Kürtlerin ülkenin kalkınmasında Koçlardan çok daha büyük emeği vardır.Ayrıca hiç bir kalkınmışlık bir millete hakaret etme hakkını kimseye vermez.
Bir Kürt kadının örtüsü, Rahmi Koç’un kendisinden, dedesinden, babasından ve çocukları dahil sülalesinin tamamından, servetinden, uluslararası ilişkilerinden ve bütün maddi manevi hayatından ve dahi o lanet olası ideolojisinden daha kıymetli, daha şerefli ve daha üstündür.
Rahmi Koç denilen bu tehlikeli ucubenin ibreti alem için yargılanması gerekir.
Sosyal medya platformlarında yer alan paylaşımlarda bir iş insanı tarafından bir açılış programında kadınları ve belirli bir etnik kimliğe mensup vatandaşlarımızı hedef aldığı değerlendirilen ifadeler üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından resen soruşturma başlatılmıştır.
Adaletin terazisi kimsenin servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmaz; yargı, daima insan onurunu ve hukuku korur. Kadınların onurunu zedeleyen, haysiyetini inciten ve toplumsal hassasiyetlerimizle bağdaşmayan ifadeler, kim tarafından söylenirse söylensin asla kabul edilemez.
Bu tür sözlerin bir "fıkra" veya mizah adı altında sarf edilmesi, kadınlarımıza ve toplumumuzun belirli bir kesimine yönelik sergilenen bu nezaketsizliği hafifletmez. Toplumumuzun temel direği olan kadınlarımızın onuruna ve vatandaşlarımıza yönelik her türlü ayrımcı yaklaşımın karşısında durmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Rahmi Koç’un anlattığı bu fıkra, hiçbir şekilde mazur görülemez.
İnsanların etnik kökeni veya inancı üzerinden bu tür ayrıştırıcı ve aşağılayıcı ifadelerin kullanılması insani, vicdani ve ahlaki değildir.
Kınıyorum.
📌 RAHMİ KOÇ❗️
Kürtlere hakaret bu❗️
KÜRT KADINI'NA HAKARET❗️❗️❗️
ÖZÜR DİLE RAHMİ KOÇ❗️
BÒYLE FIKRA MI OLUR❓️❓️❓️
Koç'un çirkin fıkrasına bak😠😠😠
“Doktor Kürt kadının derdini dinlemiş. “Hanımefendi perdenin arkasına giyinin, soyunun❗️” deyince, kadın demiş ki "Doktor Bey, ilk sen soyun”❗️❗️❗️❗️❗️
#rahmikoçözürdile #rahmikoç #rahmikoç #rahmikoçözürdile #TaşacakBuDeniz seçim istiklal partisi Karadeniz'de Türk emlak katılım Cübbeli faiz #kizilcikşerbeti
İslam âleminin mübarek Kurban bayramını tebrik eder hayırlı bayramlar dilerim.
Rabbim sevdiklerimizle beraber, huzur,bereket, sağlık ve mutluluk dolu nice bayramlara eriştirsin.
Aile Bakanlığı düzenlemeler yaptıkça boşanmalar artıyor,nüfus artış hızı düşüyorsa; çözümsüzlük bizzat ortaya konan projelerdedir.Bir hastalık için yazılan reçete hastalığın daha da artmasına sebep olduğunda nasıl değiştiriliyorsa,aile ile ilgili her şey de yeniden yazılmalı.
Biz Cenneti annelerin ayaklarının altına seren bir inancın gölgesinde yetiştik.
Ne demek Patili annesi
Annelik kutsal bir kavramdır
İt Annesi olunmaz
Olsa olsa bakıcısı olur.
TRT haberde bu metnin içine patili annesi tabirini koyan kimse iyi niyetli değil.
Bosch’dan ne farkımız kaldı
Tepki dalga dalga yayılıyor❗️
Yalakalar ne yaparlarsa yapsınlar...
Sesimiz her yere ulaşıyor❗️
Ankara Kocatepe Cami Vaizi Adnan Üstün:
“Kadını tır şoförü yapmak meziyet mi Allah aşkına?
Aile yılı deniliyor. Peki ne yaptık? Kadını otobüs şoförü yaparak mı nesli ihya edeceğiz?
Ev hanımlığı ödüllendirilmeli, teşvik edilmelidir. Ev hanımlığına destek verilmelidir.”
Nisan ayı enflasyonu yüzde 4,18 olarak açıklandı.
Böylece yıllık enflasyon, yüzde 32,37 oldu.
Savaşın petrol ve doğalgaz üzerinden tetiklediği fiyat artışı kaçınılmazdı.
Ancak, mevcut enflasyon tablosu, son 3 yılın ürünü ve savaşın son iki aydaki olumsuz etkisinin payı toplam içinde çok düşüktür.
Aksini düşünsek bile sonuçta ülkeler her türlü şoklara karşı tedbirlidir, oyun planını bu risklere göre yeniden kurgular.
Dinamikler değiştiği halde eski oyun planında ısrar ederseniz, yarı yolda kalırsınız.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran demişti ya, İran savaşından sonra enflasyonla mücadele programına ara verilmesi gerekir.
Doğrudur, her yeni veri, bu öngörüyü teyit ediyor.
3 yıllık sıkılaştırma politikası olmaz, toplum bunalımda, ortalık yangın yeri.
Artık vergiyi değil refahı tabana yaymalı, vakit geldi, geçiyor.
Bir de ufukta sandık var.
🔴 SAYIN MEHMET ŞİMŞEK BAKANIM,
Göreve geldiğiniz günden bu yana aynı cümleyi duyuyoruz:
“Bugün değilse yarın düzelecek.”
Ama o yarın bir türlü gelmedi.
Aradan yıllar geçti. Enflasyon düşmedi, hayat pahalılığı azalmadı, esnaf nefes alamadı.
Hep “tünelin ucunda ışık göründü” diyorsunuz ama ne kadar uzun bir tüneldir ki sizin gördüğünüz o ışığı milletimiz bir türlü göremedi, göremiyor…
Aksine, vatandaş her geçen gün biraz daha yoksullaştı, biraz daha umutsuzlaştı.
Çarşıda, pazarda, sokakta insanların yüzüne bakın; umut değil, kaygı görürsünüz.
Esnafın kasasına memur oturtup bir günkü hasılatı ortalama kabul ederek vergi yazmak adalet midir?
10.000 TL, hatta 1.000 TL borcu olanın hesabına haciz koymak; trafik cezası yüzünden insanın arabasını bağlamak Allah’tan reva mıdır?
Arabasını bağladığınız için çoluk çocuğuyla yolda kalan insanların vebali kimin omzundadır?
Ama milyarlarca lira vergi borcu olanlara neden aynı kararlılığı göstermiyorsunuz?
Neden küçük esnafın ensesindesiniz de büyük borç sahiplerinin kapısına gitmiyorsunuz?
Sayın Berat Albayrak döneminde döviz bir lira oynadığında kıyamet koparanlar bugün neden suskun?
O günlerde algı operasyonu yapanlar, bugün yaşanan gerçek sıkıntıyı neden görmezden geliyor?
Size neden kimse hesap sormuyor?
Her şey elinizde deniyor. Yetki sizde. İmkân sizde. Ama sonuç yok.
Her gün “yarın düşecek, yarın düzelecek” diyerek bu millet üç yıldır enflasyonun düşmesini sabırla bekliyor.
Artık sabır taştı.
Eğer bu işi bilmiyorsanız, bırakın.
Biliyorsanız, bu zulüm niye?
Siz ekonomist misiniz, finansçı mı?
Ekonomist olsaydınız; kıt imkânlarla milletin refahını artırmanın yollarını arardınız.
Üretimi güçlendirir, esnafı ayağa kaldırır, dar gelirliden değil israftan tasarruf ederdiniz.
Yoksa finansçı mantığıyla mı hareket ediyorsunuz?
Havada uçan kelebekten, yerdeki ottan nasıl vergi alınır hesabı mı yapıyorsunuz?
Bu anlayış ne Türkiye’nin ruhuna uyuyor, ne bu milletin vicdanına, ne de inancına.
Her gün telefonlarımız çalıyor:
“1.000 TL için aracım bağlandı” diyenler,
“Vergi borcundan hesabıma bloke kondu” diyenler,
“Evime icra geldi” diye ağlayanlar…
Bu ülkenin insanı düşman değil.
Milletimiz vergi vermekten kaçmaz; yeter ki adalet görsün.
Yeter ki yük adil dağıtılsın.
Yeter ki küçük ezilirken büyük korunmasın.
Türk halkı sizden şeffaf bir hesap bekliyor.
Neyi, neden yaptığınızı açıkça anlatmanızı istiyor.
Fedakârlık isteniyorsa, bu fedakârlık herkesten eşit istenmeli.
Sayın Bakanım,
Sayın Cumhurbaşkanımız size güvenerek bu görevi verdi.
Ekonomiyi toparlamanız, millete nefes olmanız için sizi bu makama getirdi.
Ama bugün gelinen noktada, uygulanan politikalar en büyük zararı bizzat sayın Cumhurbaşkanımıza vermektedir.
Çünkü sahadaki tablo ile anlatılanlar örtüşmemekte, bunun siyasi bedelini milletin gözünde sayın cumhurbaşkanımız ödemektedir.
Bu gidişat sadece ekonomiyi değil, güveni de zedeliyor.
Unutmayın; ekonomi rakamlardan ibaret değildir, güvenle ayakta durur.
Artık “yarın” değil…
Bugün konuşma zamanı.
Bugün çözüm zamanı.
Bugün adalet zamanı.
Topuzunu ucu çoktan kaçtı;
Aile çöküyor,
Ekonomi çöküyor,
Ahlak çöküyor,
Gençler gelecekten umutsuz,
Eğitim desen yerlerde.
Acilen;
12 yıl zorunlu eğitim kaldırılmalı,
Medyaya çeki düzen gelmeli
Aileyi koruyan tedbirler alınmalı
Meslek liseleri yaygınlaştırılmalı
.
İki gündür sanayi şehri Gaziantep’teyim.
Şikayetlerin ilk sırasında kontrolsüz ve abartılı vergi denetimleri geliyor.
Bir baklavacı, “Denetlesinler ama 1 yılda 16 defa vergi denetimi olur mu?” diye sordu.
Bir lokantacı şöyle dedi: “Biri gidiyor, biri geliyor, bazen kalabalık halde baskın yapıyorlar, müşteriler panikliyor, kasanın yanına oturup tek tek fiş sayıyorlar.”
Bu serzenişleri önceki seyahatlerimde İstanbul’da, Bursa’da, Kocaeli’nde, Trabzon’da ve Ankara’da da çok duymuştum.
Esnafa, ticaret erbabına potansiyel hırsız muamelesi yapıp sıkboğaz etmek, denetimde ölçüyü kaçırmak, zulümdür.
İktisadi fayda sağlayamacağı gibi siyaseten de zarardır.
Haklı olduğunuzu düşünüyorsanız, o vakit
denetimde adaleti sağlayın.
Sadece vatandaşı değil kamu kurumları ve ayrımsız tüm belediyelileri yılda 16 defa denetleyin, imza yetkisi olanların yanı başına birer dedektif koyun.
Gelirde adaleti sağlayamadık, hiç olmazsa denetimde adaleti sağlayalım.
Unutmayalım, en sahici denetimi sandıkta vatandaş yapar.