Altın neden düştü? Sebebi düşündüğünüzden çok farklı.
Belirsizlik ortamında altının fiyatı yükselir.
Bu neredeyse bir kanundur. Panik büyüdükçe herkes en eski sığınağa, altına koşar; çünkü altın, kağıt para değer kaybettiğinde değerini koruyan tek şeydir.
Bu yüzden Hürmüz kapanıp enerji pahalanınca ve dünya enflasyona girince herkes aynı şeyden emindi: altının en parlak günü gelmişti.
Ama altın yükselmedi. Düştü.
Çoğu kişi "demek altının modası geçmiş" deyip geçti. Ben farklı bir şey görüyorum. Altın savaşa yenilmedi; bu kez onu çok daha güçlü bir rakip yendi.
Dikkatli okuyun.
Hürmüz Boğazı dünyanın en kritik petrol kapılarından biri. Deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte biri bu geçitten akar. Burası tıkanınca petrol arzı daraldı, enerji pahalandı.
Enerji sıradan bir gider değil, her ürünün içinde gizlidir. Ekmeğin fiyatı tarladan değil, çoğu zaman onu pişiren fırının ve taşıyan kamyonun yakıtından gelir. Enerji pahalanınca raftaki her şey peşinden pahalanır.
Sonuç dünyanın her yerinde aynı oldu: enflasyon. Ve normalde enflasyon altının en sevdiği ortamdır.
Ama bu kez altın yükselmedi. Çünkü enerji krizinin başlattığı zincir, dönüp altını vurdu. Sırayla bakalım.
Birinci güç: dünya altına değil, dolara koştu
Petrol dünyada dolarla satılır. Enerji pahalanınca her ülke aynı varili almak için daha çok dolar bulmak zorunda kaldı.
Şöyle düşünün. Bir şehirde tek bir benzinci var ve sadece dolar kabul ediyor. Benzin pahalandığı an herkes kasaya daha çok dolar yatırmak için sıraya girer, dolara talep birden artar.
Dünya da aynısını yaptı. Petrolü ödemek için herkes dolar topladı, dolar güçlendi.
İkinci güç: faiz indirimi beklentisi
Altını son dönemde yukarıda tutan bir umut vardı: faiz indirimi beklentisi. Piyasa, Fed'in yakında faiz indireceğini fiyatlıyordu ve "faiz inecek, altın yükselecek" deniyordu.
Fiyatlar yükselince Fed'in faiz indirim beklentisi azaldı.
Faiz inmeyince, hiçbir getiri ödemeyen altını tutmanın cazibesi kalmadı; altını ayakta tutan o destek de ortadan kalktı.
Üçüncü güç: kaldıraçlı oyuncular kârını satmak zorunda kaldı
Bir de piyasanın görünmeyen oyuncuları var: büyük fonlar.
Bu fonlar tek bir varlığa değil, onlarca varlığa aynı anda yatırım yapar; buna portföy yönetimi denir. Ve çoğu zaman bu pozisyonları kendi parasıyla değil, borçla taşırlar.
Kriz büyüyünce pozisyonlarının bir kısmı zarara geçti, kaldıraç da bu zararı katladı. İki seçenekleri vardı: ya nakit yatır ya pozisyonun kapansın.
Nakit nereden bulunur? Zarardaki varlığı satmazsın, zaten dibe vurmuştur. O yüzden insan kârda olan, kolay satılan varlığını satar. O da altındı.
Üç güç birleşti: güçlü dolar, yüksek faiz ve kaldıraçlı satışlar. Altın bu üç gücün baskısıyla aşağı çekildi.
Ama en büyük satıcı henüz sahneye çıkmamıştı.
Peki altın�� asıl kim satıyordu?
Cevap, panikleyen küçük yatırımcılar değil. Asıl satıcı, enerji faturası kabaran ülkelerdi.
Şöyle düşünün. Enerjisini dışarıdan alan bir ülkenin petrol faturası kısa sürede katlandı. Üstelik bu faturanın tamamı dolarla ödeniyor. Peki o kadar dolar nereden bulunur?
Bir devlet dolara sıkıştığında kasasındaki en değerli, en kolay nakde çevrilen varlığı satar. O da altındır.
Enerji ithal eden ülkeler, dolar bulmak için rezervlerindeki altını satışa çıkardı.
İşte altını aşağı çeken asıl el buydu. Dikkat edin: altın değer kaybettiği için satılmadı. Dolara ihtiyaç duyulduğu için satıldı, o yüzden değer kaybetti.
Bu sıradan bir düşüş değildi. Mecburiyetten satıştı.
Özetle altın zayıfladığı için düşmedi.
Enerji pahalandı, ülkelerin dolar ihtiyacı büyüdü ve o doları bulmak için ellerindeki altını sattılar. Bu zorunlu satış dalgası fiyatı aşağı çekti.
Altını düşüren altının değeri değil, dünyanın dolara olan bağımlılığıydı.
Sen ne düşünüyorsun?