soluk bir ay dolanıyor kentin üstünde her gece
her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu
güz yanığ�� bir durgun sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman
suların sesini dinle şimdi ormanın fısıldayışlarını
yarılıyor dağların göğsü bir aşkı dinlendirmek için
ve gözlerin uzak yamaçlarda aranıp dururken birşeyleri
sessiz ve sakin beklemekte bekledikçe bileylenen yürek
belli ki dağların denizlerin ve göllerin üzerinde
sıyrılıp gelmektedir seher belli ki yakındır
yüzün bu âlemmiş de sanki
davud sana gelmiş, musa sana, isa sana
salmışsın kendini bir hamağa yatar gibi maviye de
gökyüzü sanki senden esinlenmiş
zebur senden, tevrat senden, incil senden
binlerce renge doğru koşmuş yüzün
bilinmez renklere, çizilmez renklere
ibrahim güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrahim gönlümü put sanıp kıran kim”
Türkiye de seri katillerle canilerle hırsızlarla işkencecilerle işkencecisini koruyan işkencecisini seven tecavüzcülerle tecavüzcüsüne ses çıkarmayan tecavüzcüsünü baş taçı eden hırsızını koruyan seven birgün bunların yerinde kendilerini düşleyen zombilerle birlikte yaşıyoruz