TÜRK NEREDE?!
Gazeteci Banu Avar:
"-Ön plandaki siyasetçiler "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki sanatçılar "Ben Türk değilim" diyor.
-Ön plandaki iş adamları ve zenginler Türk olmadıklarını açıklıyorlar.
Üstelik bu alanlar Türkler'e kapatılmış durumda.
*Siyasetçi olmaya kalksa engellenir!
*Sanatçı olsa kimse adını anmaz.
*İş insanıı olsa batırılır.
Peki Türk nerede?
-Türk oy veriyor.
-Türk asker olup ölüyor.
-Türk polis olup ölüyor.
-Türk tarlada ürünüyle aç kalıyor.
-Türk fabrikada işçi,
-Türk dairede memur.
Aynı Osmanlı'ya dönmüşüz!
Sonra biz bunları söyleyip "Uyan Türk!" deyince "Türkçüler ırkçı" diyorlar!
Oysa Türk olmayanların ırkçılığından, Türkçüler'e ırkçılık yapma imkanı kalmamış ki, Türk ırkçılık yapsın!
Bütün köşe başları tutulmuş. Türkiye'de asıl ırkçılığı Türk olmayanlar yapıyor!"
Bugün itibariyle bazı köprü ve otoyol geçişlerine en az yüzde 18 oranında zam yapıldı.
Ocak başında da yüzde 25.49 oranında zam yapılmıştı.
Yani yılın ikinci zammıyla karşı karşıyayız.
Bu zamları tavuk firması yapsaydı ‘kayyım’ atanırdı.
Kamu sektörü kendi ürettiği mal ve hizmetlere fiyat tarifesini belirlerken bonkör davranıyor, firmalardan fedakarlık istiyor.
Aynı şekilde enflasyonla mücadelenin ağır yükünü dar ve sabit gelirliler çekiyor.
Oysa, kamu enflasyonla mücadelede öncü ve örnek olmalıdır.
Herkesin payına düşen fedakarlıktan en çok kamu pay almalıdır.
Kamu zamlarına ‘bahane’ edilen ne varsa onun özel sektör için de geçerli olduğu bilinmelidir.
Aksi halde güvensizlik oluşur ve mücadele zarar görür.
Daha önce Mehmet Metiner de benzerini söylemişti. Şimdi de Şırnak Röktörü 'Akrabalarımı inancım gereği işe aldım... Her cuma camilerde Allah size akrabaya yardım etmeyi emreder diye ayet okunur...' dedi.
Hak sözü batıl amaçta kullanmak tam da bu.
Her cuma camilerde hutbe bittiğinde okunan ayetin doğru tercüme ve tefsiri şöyledir;
"Allah size adaleti, iyilik yapmayı, yakınınızdaki /ulaşabildiğiniz (tüm gariplere/yetimlere) vermeyi emreder, çirkin işleri, kötülük yapmayı ve zorbalığı yasaklar. Özünüzü hatırlayısınız diye size öğüt verir..." (Nahl 90)
Ayette geçen zi'l-gurba kişinin hali vakti yerinde olsa bile biyolojik akrabası değil; yakınındaki garipler, kimsesizler, yalnız kalmışlar, yetimler anlamında kullanılmaktadır.
Bunun delili Beled 15. ayetidir; "magrebe olan bir yetim"
zâ magrebe ile z'il-gurba ayın kökten gelir. Anlamı; en yakınındaki yetim, kimsesiz, garip, yalnız kalmış kişi demektir.
Dolayısıyla ayette geçen akrabaları kayırma/kollama/onlara öncelik verme olarak anlaşılan (zi'l-gurbaya vermeyi emreder)'in asıl anlamı "Yakınınızdaki yetimlere, gariplere, kimsesizlere, çaresizlere vermeyi/infak etmeyi/destek olmayı emreder..." şeklinde olur.
Ne kadar ibretli bir kıssa değil mi yârenler... Ama ahmaklık da farklı türlerde olabiliyor. Kendisini çok zeki sanan "uyanık" türleri var, bir saplantılı noktaya takılıp ses ve söz geçirmez fanuslara kapananları var, hırstan sağırlaşanlar var.
BİLGENİN AHMAK KORKUSU
“Adamın biri bir gün Hz. İsa'nın hızla dağa doğru kaçtığını görüp sebebini merak etti ve ardından seslendi:
"-Ardında kimse görmüyorum, bu kaçışın da kimden?"
Hz. İsa ona cevap vermek için bile durmadı ve koşmasını sürdürdü...
Beriki iyice merak etmişti; o da Hz. İsanın peşine takıldı:
"-Allah rızası için söyle," dedi. "Senin gibi korunmuş bir insanı bu kadar korkutan şey ne olabilir, kimden kaçıyorsun?"
Hz. İsa:
"-Bir ahmaktan kaçıyorum." cevabını verdi. Adam şaşırdı:
"-Allah Allah. Sen kutlu nefesinle körleri ve sağırları iyileştiren, ölüleri dirilten İsa değil misin?"
"Çamurdan kuşlar bile senin elinde can bulup uçmuşken bir ahmaktan kaçmak da neyin nesi!"
Hz.İsa:
"-Bütün bu söylediklerin doğru ama iş senin bildiğin gibi değil. Okuduğum ism-i azam duası köre ve sağıra tesir eder, ölüyü diriltir. Hatta dağa üflesem dağ bile parçalanır. Ama ahmağa yüz binlerce defa okudum yine de nefesim çare olmadı. Kuma ekilmiş tohum gibi emeğimden bir mahsul alamadım."
Adam:
"-Peki ama bunun sebebi nedir? Niçin ahmak diğer dertliler gibi şifaya kavuşmuyor?"
"-Çünkü ahmaklık Hakk'ın bir kahrıdır. Halbuki diğer bütün hastalıklar kahır değil bir iptila ve imtihandır. Hastalara ve dertlilere acınır; ahmaklıksa düşmanın ta kendisidir. Ezelde vurulan o mühre çare eli ulaşmaz."
Hz. Mevlana şöyle devam eder:
"İsa nasıl kaçtıysa sen de ahmaktan kaç! Ahmakla sohbet, nice kanlar döktü! Hava, suyu yavaş yavaş çeker alır ya ahmak da dininizi böyle çalar, böyle alır işte. Altına taş koymuş adamın harareti nasıl gider, o adam nasıl soğuk alırsa ahmak da sizden harareti, aşkı iştiyakı çalar, size soğukluk verir! İsa'nın kaçışı korkudan değildi. O zaten emindi, fakat size öğretmek için kaçmıştı. Zemheri rüzgarları alemi doldursa bile o parlayıp duran güneşe ne gam?"
(Mesnevi, 3.cilt, b. :2570 vd.) (aktaran @1saitB üstadıma minnetle)
@erolgoka Ne kadar ibretli bir kıssa değil mi Erenler... Ama ahmaklık da farklı türlerde olabiliyor. Kendisini çok zeki sanan "uyanık" türleri var, bir saplantılı noktaya takılıp ses ve söz geçirmez fanuslara kapananları var, hırstan sağırlaşanla var.
Çok selam ve saygılarımla aziz Hoca'm.
Tarih bilmez Kürtçüler, atların ilk defa Zağros dağlarında evcilleştirildiğini iddia ediyor. Fakat en eski at eyeri Doğu Türkistan'da bir kadın mezarında bulunuyor ve insan kafasındaki bir kemiğe "anatomi"de Türk eyeri (Sella Turcica) deniyor.
*******
Dünyanın en eski eyeri İsviçre, Çin, Almanya, İngiltere ve Rusya arkeologlarının Doğu Türkistan’ın Turfan bölgesinde yaptıkları kazılarda, bir kadın mezarında ve başka bir yerde iki tane at eyeri bulmuşlar.
Radyokarbon tarihleme tekniğine göre, eyerlerin MÖ 727-396 yıllarında yapıldığı tespit edilmiş ve kazı sonuçları 2023'te kamuoyu ile paylaşılmış.
Bilindiği gibi en eski eyer, Dağlık Altay'daki Pazırık kurganında bulunmuş ve M.Ö. V-III. yy. arasına tarihlendirilmişti.
Kazıyı yapan arkeologlar, söz konusu eyerlerin, Dağlık Altay ile Doğu Kazakistan'da bulunan İskit eyerlerinden daha eski olduğunu ifade etmişler.
İnsanların kafasındaki bir kemik Türklerin kullandığı eyere benzetildiği için tıp biliminde "Sella Turcica" (Türk Eyeri) olarak adlandırılmış.
Sella Turcica kavramı ilk defa Leuven, Leiden ve Padua Üniversiteleri'nde görev yapan anatomi doktoru Adriaan van den Spiegel (Adrianus Spigelius, Brüksel 1578-Padova 1625), tarafından kullanılmış.
"Türk Eyeri" kavramı daha sonra yani Adriaan van den Spiegel'in ölümünden iki yıl sonra öğrencilerinin editörlüğünü yaptığı "De Humani Corporis Fabrica" (1627) adlı eserinde de kullanılarak tıp literatürüne kazandırılmış.
Steven Blankaart (1650-1704) tarafından yazılan insan anatomisi ve hastalıkları hakkındaki "The Physical Dictionary" (1693), adlı sözlükte de ilk defa "Sella Turcica" (Türk Eyeri) kavramı kullanılmış.
Türk süvarilerinin öne ve arkaya ok atabilmeleri, Türk eyerlerinin yapısından dolayıdır.
Not: Eyer fotoğrafını Ağustos 2018'de Hakasya Özerk Bölgesi'nde çekmiştim.
ÇOCUK SAYIMIZ BÖYLE DÜŞERSE ANADOLU'DA TARİH SAHNESİNDEN ÇEKİLİRİZ
Türkiye, son yıllarda artan jeopolitik etkisi ve gelişen savunma sanayiine rağmen, gelecekteki konumu için büyük bir stratejik engelle karşı karşıya: Hızlı ve derin demografik çöküş. Türkiye’nin doğurganlık hızı 2000’de 2.49 iken 2025’te 1.42’ye kadar düştü. Nüfusumuzun kendini yenileyememesi ciddi bir risktir. Türkler için savaştan bile daha önemli bir tehdittir. Böyle gidersek 2100’de Türkiye’nin nüfusu 25 milyona kadar düşerken yaşlı nüfusumuzun toplam nüfusumuzun yarısına yükselme ihtimali fazladır. Nüfusumuzun azalmasını ve yaşlı nüfus olmamızı engelleyemezsek Anadolu’nun yaşlı milletlerinden biri olarak tarih sahnesinden çekiliriz.
https://t.co/I8TSrrzpgL
Mete Han'dan Alpaslan'a, Fatih Sultan Mehmed'den Mustafa Kemal Atatürk'e uzanan şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu bir geçmiş.
Dünyaya huzur ve adalet getiren Türk Kara Kuvvetleri'nin 2235. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.
@alisatantarih Allah râzı olsun aziz Hoca'm. Tek başınıza bir üniversite gibi oldunuz. Mâşaallah size... Cenâb-ı Hakk'tan niyazımız nefsini aşmış benzerlerinizin sayısını arttırmasıdır...
Bir Filistinli gencin Dünya Kupası’nı coşkuyla izleyen dünyaya insanlığını hatırlamaya çağıran sarsıcı mesajı:
"Umarım Dünya Kupası'nın keyfini çıkarıyorsunuzdur. Biz ise 3 yıldır en önemli maçımızı oynuyoruz. Özür dileriz; birçoğumuz ölüyoruz ama sanırım artık izlenmesi sıkıcı hale geldik."
Stadyumlar doluyor, milyonlar ekranlara toplanıyor... Ama Gazze'de çocuklar, kadınlar ve siviller her gün bombardıman altında ölüm-kalım mücadelesi veriyor.
Değerli Rektörüm,
Ev sahipliğiniz, nezaketiniz ve takdire şayan hizmetleriniz için teşekkür ederim. Fakirinki, ihmal edilmiş “hayırlı olsun”u da ihtiva eden gecikmiş bir iade-i ziyaretti. Zarafetiniz ve hürmetkâr üslubunuzla hissettirmediniz bile. Öğrenciliğinden tanıdığım Süleyman Kızıltoprak’ın yöneticiliğini müşahede etmekten de mutlu oldum.
Yazmalarla ilgili örnek tavır ve iş birliğiniz için de müteşekkirim. Pek çok üniversitemize göre ortamı iyi olan yazma koleksiyonunuzu tereddüt etmeden, daha iyi korunsunlar, daha etkili şekilde erişime açılsın ve istifade edilsin diye, bir ihtisas kuruluşu ve alanında dünyanın en büyük kurumu olan TÜYEK’e devrettiniz. İnşallah dört ay içinde bu eserler dijitalleşecek, katalogları hazırlanacak ve “Kütahya DPÜ Yazma Eser Koleksiyonu” olarak erişime açılacak, dijitalleri üniversitenize de teslim edilecek.
Tavrınızın eserleri düzgün koruyamayan, devre de yanaşmayan kurumlara örnek olmasını diliyorum.