1915 yılında Kafkas cephesine gitmek için Sivas’ın Kabak yazısı mevkiinde toplanan gönüllü Alevi - Bektaşi Taburu.
Sivas ve çevresindeki toplanan Alevi - Bektaşi gönüllüler bu fotoğrafın çekiminden sonra Kafkas cephesine gitti ve bir daha geri dönemediler. Devirleri daim olsun
🔴🎙DAVETLİSİNİZ🎙🔴
📌 12 Eylül darbesinin 46. sene-i devrisyeinde o dönem yaşananları @selcukozdag, @ayhanbilgen, @celaltahir1 ve @mesaakgonul gibi değerli konuklarla enine boyuna konuşacağız...
📆 12 Eylül Cumartesi
🕞 20.30 (Türkiye saati ile)
👇
https://t.co/MocPhIZfIv
"TOPLUMSAL ve SİYASAL MÜHENDİSLİK" KURGULARINA TESLİM OLMAK!
Mühendislik, insan aklının bilime ve maddi gerçekliğe uygulanmasının en somut biçimlerinden biridir.
Bir köprü yapılırken hesap vardır. Bir bina inşa edilirken zemin, taşıyıcı sistem, malzeme ve deprem hesabı vardır. Bir uçak tasarlanırken fizik kanunlarını değiştiremezsiniz. Gerçekliğe aykırı bir hesap yaptığınızda sonuç, tartışma konusu değil; çoğu zaman doğrudan çöküştür.
İşte mühendisliğin asıl büyüklüğü de buradadır:
Gerçekliği değiştirmeye çalışmaz; gerçekliği doğru anlayarak ona uygun çözümler üretir.
Fakat bugün başka bir mühendislik türüyle karşı karşıyayız.
Toplum mühendisliği…
Siyaset mühendisliği…
Kamuoyu mühendisliği…
Hukuk mühendisliği…
Ekonomik gerçeklikten kopmuş finansal mühendislik…
Bu kurguların amacı, artık gerçekliği anlamak değil; gerçekliğin kendisini algılar üzerinden yeniden deforme etmesidir.
GERÇEKLİK Mİ, KURGU MU?
Toplumlar bir bilgisayar programı değildir.
Bir toplumu istediğiniz kodlarla programlayamaz, siyaseti kirli kurgularla dizayn edemez, istediğiniz matematiksel formüllerle yeniden tasarlayamazsınız.
Çünkü toplum; tarih, ekonomi, kültür, aile, eğitim, inanç, sınıf, çıkar, gelenek, teknoloji, coğrafya ve insan davranışlarının birbirini etkilediği son derece karmaşık süreçlerden oluşan organik bir bütündür.
Bu nedenle toplumsal gerçeklik, masa başında hazırlanmış bir senaryoya kolayca teslim olmaz.
Ancak muktedirlerin veya çeşitli güç odaklarının önemli bir avantajı vardır:
Gerçekliği değiştiremiyorlarsa, insanların gerçeklik hakkındaki algılarını, düşüncelerini değiştirebilirler.
İşte tehlike burada başlar.
Bir ülkede ekonomik sorunları çözmek yerine ekonomik başarının propagandasını yapmak…
Siyasette gerçek ve sivil seçenekler üretmek yerine seçenek varmış görüntüsü oluşturmak…
Kamuoyunun gündemini toplumun gerçek ihtiyaçlarından koparıp sürekli yapay tartışmalarla meşgul etmek…
Hukuku evrensel ve genel kurallar bütünü olmaktan çıkarıp belirli amaçlar için esnetilebilir bir araca dönüştürmek…
Finansal sistemi üretim, tasarruf ve yatırım yerine borç, kaldıraç, spekülasyon ve varlık fiyatları üzerinden büyütmek…
Bütün bunlar farklı görünümler altında aynı soruna işaret eder: Gerçekliğin yerine kurgunun geçirilmesi.
EN TEHLİKELİ NOKTA: KURGUYA İNANMAYA BAŞLAMAK
Asıl mesele, birilerinin toplumu manipüle etmeye çalışması değildir.
Tarihin her döneminde propaganda, manipülasyon ve güç mücadelesi vardı.
Asıl tehlike, toplumun bir süre sonra kendi gözleriyle gördüğü gerçeklik ile kendisine anlatılan gerçeklik arasındaki farkı ayırt edemez hale gelmesidir.
İşte o zaman kamuoyu, gerçeği araştıran bir ortak akıl olmaktan çıkar; üretilmiş kanaatlerin taşıyıcısına dönüşür.
İnsanlar ekonomiyi pazardaki, marketteki fiyatlardan değil, televizyon ekranındaki yorumlardan değerlendirmeye…
Hukuku mahkeme kararlarından değil, siyasi aidiyetlerinden hareketle anlamaya…
Siyaseti kendi hayatlarındaki sonuçlarla değil, liderlerin kurduğu hikâyeler üzerinden değerlendirmeye…
Toplumsal başarıyı somut göstergelerle değil, sürekli tekrarlanan sloganlarla ölçmeye başlarlar.
Böylece algı, gerçeğin önüne geçer.
PEKİ NE YAPMALIYIZ?
Öncelikle gerçekle kanaati birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz.
Bunun yolu da aslında çok basittir:
Gözlem, Veri, Muhakeme ve Sonuç Silsilesini korumaktır.
Bir iddia duyduğumuzda önce sormalıyız:
Gerçekten ne oluyor?
Bunun verisi nedir?
Bu veri hangi kaynaktan geliyor?
Başka hangi açıklamalar mümkündür?
Söylenenle gerçekleşen arasında ne kadar fark vardır?
Daha da önemlisi:
Bu anlatılan hikayenin kimin işine yaradığını sorguluyor muyuz?
Çünkü gerçeklik algısını korumanın en güçlü silahı, soyut kuşku değil; yöntemli düşünmedir.
Her şeye inanmak kadar her şeye şüpheyle yaklaşmak da sağlıklı değildir.
İhtiyacımız olan şey; muhakeme ahlâkıdır.
TOPLUMUN EN BÜYÜK SAVUNMA SİSTEMİ
Demokrasinin yalnızca sandıktan ibaret olmadığını burada yeniden hatırlamak zorundayız.
Demokrasi aynı zamanda toplumun gerçekleri öğrenme, sorgulama, karşılaştırma ve farklı seçenekler arasında özgürce karar verme hakkıdır.
Bu nedenle özgür medya, bağımsız hukuk, güvenilir istatistik, şeffaf kamu yönetimi, hesap verebilir siyaset ve nitelikli eğitim yalnızca demokratik kurumlar değildir.
Bunlar aynı zamanda toplumun gerçeklik savunma sistemidir.
Çünkü gerçeklik kaybolduğunda yalnızca doğruyu yanlıştan ayırmak zorlaşmaz.
Ekonomi bozulur.
Hukuk zayıflar.
Kurumlara güven azalır.
Siyaset kamunun yağmalanmasına dayalı kabileler çekişmesine dönüşür.
Toplum kutuplaşır.
Sonunda da insanlar aynı ülkede yaşamalarına rağmen aynı gerçekliği paylaşamaz hale gelirler.
Bundan daha büyük bir toplumsal tehlike olabilir mi?
Mühendislik bize çok önemli bir ders verir:
Hesaplar, formüller, gerçeğe uymak zorundadır.
O halde siyaset de gerçeğe, hukuk da gerçeğe, ekonomi de gerçeğe, kamuoyu da gerçeğe uymak zorundadır.
Gerçekliği eğip bükerek yapılan her "algı mühendisliği" belki bir süre başarılı görünebilir.
Ama eninde sonunda hayatın gerçekliği gelir ve hesabı önümüze koyar.
Çünkü toplumlar belli dönemlerde mühendislikle yönetilebilir belki; fakat gerçekliğin kendisi mühendislikle ortadan kaldırılamaz.
Bugün ihtiyacımız olan şey, daha fazla propaganda, daha fazla algı, daha fazla kurgu değildir.
İhtiyacımız olan; daha fazla gerçek, daha fazla veri, daha fazla akıl ve daha fazla muhakemedir. Çünkü özgür insanın en büyük özgürlüğü yalnızca istediğine inanmak değil; gerçeği arama cesaretine sahip olmaktır.
Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü
Çetin SÜNGÜ @ctnsng yazdı:
YEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİ: TÜRKİYE SANDIĞA GİTMELİ...
Bugün yaşanan belediye tartışmalarını daha fazla uzatmanın Türkiye'ye kazandıracağı hiçbir şey yoktur. https://t.co/GikI5LTSIu
Tablo gerçekten böyleyse "halka rağmen halk için" mi, barış ve demokrasi savunulacak ? Bu silah bırakılacağına inanmayan kitleyi ikna etmek için, Kürt siyasetçilere hiç bir görev düşmüyor mu ?
2015 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı sonrasında buzdolabına kaldırılan süreçten kimsenin ders çıkarmaya niyeti görünmüyor. Çocuklarının yolunu gözleyen analara karşı azıcık mahcubiyet ve sorumluluk hisseden hiç bir siyasetçi, tuzu kuru, şımarıkça mesajlar veremez. Kürt hareketi ve Öcalan, legal siyasal alanın aktörlerinin diline ve aklına teslim olursa bu sürecin sonu 2015 sonrası yaşananlardan çok daha sert bir hal alır. Sırtında yumurta küfesi olan buna malzeme vermez.Emin olun, başta en ağır bedel ödeyenler, anneler olmak üzere, Kürtler, Kürt siyasetçilerden, Türkler, Türk siyasetçilerden daha ilerde.
MGK teyit kararının, silah bırakacak olanlar için, örgüt üyeleri için değil, Türkiye için, bu sürece dair güven sorunu yaşayan Türk Milliyetçisi kimi çevreler için anlamlı olduğunu, ifade etmeye bile gerek olmadığını sanıyorum. Bu konularda, İmralı heyeti ya da DEM yetkilileri, yaptıkları görüşmeleri aktarmıyor mu ?
Bu kadar net bir konuda bile, siyaset kurumu insiyatifi alıp gerçekliği ortaya koymazsa, bu süreç nasıl yürüyecek !
Basit iletişim ve bilgilendirme sorunları yüzünden, tarihi fırsat kaçarsa bunun sorumluluğunu kimse kaldıramaz !
MGK kararını kimin istediğini bilmiyor olabilir mi ?
Meclis Başkanı bile MGK kararında ısrar ettiği için yasa bu şekilde çıktı. 467 oyun nasıl bulunduğunu bile dikkate almamak haksızlık değil mi ?
Bahçeli'nin Kürtlere mesaj verdiği kadar, DEM de Türk milliyetçisi çevrelere hitap etme çabası gütseydi MGK kararına ihtiyaç olmazdı !
Öcalan'ın 27 Şubatta ki yapıcı dili, güven ve umut veren tavrı olmasaydı, Kürt siyasetçilerin üslubuyla bu noktaya gelinebilir miydi ?
Her ne niyet ve gerekçeyle olursa olsun, bu dönemde, yapıcı öneri dışındaki eleştiriler, çözüm arayışına esastan karşı olanların amacına hizmet eder. Herkesin talebi anlaşılır ama o noktada "uzlaşma sağlamak mümkün mü?" sorusunu samimiyetle, cesaretle cevaplamak zorundayız. "Kent uzlaşısı" adı altında yerel seçimde açık destek verilen kadrolar, yasanın bu haline bile destek vermedi. Hala Kürt siyaseti, Öcalan'ın 3.yol stratejsinin önemini anlamaya istekli görünmüyor.
"MGK kararı eklenmeseydi yasa çıkmazdı" diyorum. Bu yeterince açık değil mi ? Sürece karşı çıkacak hali yok elbette.Ama "MGK kararı ifadesi" olmadan da yasa çıkardı diyen varsa, buyursun anlatsın biz de öğrenelim ! MGK kararı aranmasına ben de karşı olduğumu defalarca yayınlarda söyledim ama benim öyle düşünmem oylama sonucunu belirler mi ? Siyaset temennilerle tartışılmaz. MGK kararı ifadesi metne konmasaydı Cumhur ittifakı üyeleri bile imzalamayacaktı. Yasayı İYİ Parti ve Yeni Parti mi çıkaracaktı, "MGK kararı" aranmadan ?
7 Haziran akşamı sorumsuzca edilen iki cümlenin bedeli Kürtlerin on yılına mal oldu ama kimse yaptığı hatayı itiraf etmek istemiyor. Özeleştirisi ciddi ve güçlü yapılmayan hatalar, ders çıkarılmadığı için tekerrür ediyor.
Yemen iç savaşı çözülemezse bölgesel savaşa zemin oluşturacak. Artık ülkelerin iç sorunu olmaktan çıkan çatışma alanlarına, sağlıklı ve doğru müdahale edilmeden bölgesel barış inşa edilemez. Kürtler bu nedenle dört ülkenin birliği ve dönüşümüne katkı sunarsa, güvenlik mimarisi, insan ve toplum merkezli biçimde yeniden şekillenir. Devlet ile toplum, çatışma alanı olmaktan çıkmalı.Siyaset, toplum ile devlet uyumuna göre yapılanmalı. Partilerin görevi, yeni bir köprü kurmak olmalı.
Sadece şarkıcı tayfasını değil. sporcu hatta siyasetçi tayfasını da herkes, herkesim yakından tanımalı ve çocukların, gençlerin, hak edilmemiş hayranlık, model alma alışkanlığının önüne geçilmeli. Gerçek hayatları ile sahne performansı arasındaki fark açısından, siyasetçiler, sanatçılardan geri kalmaz. Siyaset, algı inşası ve rol oynama çabasına mahkum olduğunda, kimse yaşadığı gibi konuşmuyor, konuştuğuna inanmıyor.