Bakü’de Hazar’ın kıyısında dururken, yıllar önce aynı noktada ufka bakan Başbuğ Alparslan Türkeş’in o meşhur karesi geldi aklıma.
Bazı fotoğraflar sadece bir anı değil, bir davanın ağırlığını taşır.
Aradan yıllar geçse de değişmeyen şeyler var:
Türk milletine adanmış bir ömür, Türk dünyası hayali ve dimdik duran bir irade…
Dönüşte kabri başında dua ettim.
Bir kez daha anladım ki, liderlik makamla değil, ardında bıraktığın iz ve yetiştirdiğin fikirlerle ölçülüyor.
Ruhun şad olsun Başbuğ Alparslan Türkeş. 🇹🇷🇦🇿
@umitozdag@azmikaramahmut@cezmipolat@musaertugan@eerhan1@alisehirlioglu@zaferpartisi@zaferkonyail@zpgenclikkonya
Türkiye’nin ihtiyacı, önceden gören, zamanında müdahale eden ve vatandaşın parasını koruyan güçlü bir denetim sistemidir.
Borsa kumarhane değildir.
Milletimizin alın teriyle kazandığı para da kimsenin oyun alanı olamaz.
Sorumlular kim olursa olsun ortaya çıkarılmalı, hesabı sorulmalı ve vatandaşımızın hakkı son kuruşuna kadar korunmalıdır.
Değerli vatandaşlarım,
Borsa İstanbul’da son günlerde yaşanan sert düşüşü hepiniz takip ediyorsunuz.
Peki bu olay nasıl başladı?
Neden bazı fonlar ödeme yapmakta zorlandı?
Ve neden yüz binlerce yatırımcı bir anda büyük bir belirsizliğin içinde kaldı?
Gelin, yaşananları en başından konuşalım.
Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından biri olan MSCI, bir süre önce Türkiye piyasasıyla ilgili ciddi uyarılarda bulundu.
Bazı şirketlerin borsada işlem gören hisse miktarı oldukça sınırlıydı. Buna rağmen bu hisselerde yüksek fiyat hareketleri yaşanıyor, bazı yatırım fonları da aynı şirketlerde büyük pozisyonlar taşıyordu.
MSCI, düşük fiili dolaşım oranları ve koordineli işlem şüpheleri konusunda Türkiye’yi uyardı.
Somut ve güvenilir bir ilerleme sağlanmazsa, Türkiye’nin gelişen piyasalar içerisindeki konumunun yeniden değerlendirilebileceğini açıkladı.
Bunun ne anlama geldiğini açık söyleyelim.
Türkiye’nin gelişen piyasa statüsünün düşürülmesi, Türk şirketlerinin uluslararası endekslerde ağırlık kaybetmesi ve yabancı yatırımcının ülkemizden daha da uzaklaşması demektir.
Böylesine önemli bir uyarının ardından SPK, 28 Ağustos tarihinde yeni bir düzenleme yaptı.
Yeni düzenlemeyle yatırım fonlarının, piyasada az miktarda hissesi bulunan şirketlerde aşırı büyüklükte pozisyon almasına sınırlama getirildi.
Ama asıl mesele burada başlıyor.
Bu düzenleme yapıldığında bazı fonlar zaten düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde fazlasıyla yoğunlaşmıştı.
Bir örnekle anlatalım.
Bir şirketin borsadaki hisselerinin çok küçük bir bölümü alınıp satılıyorsa, büyük miktarda alım yapıldığında o hissenin fiyatı hızla yükselebilir.
Hisse yükseldikçe, o hisseyi taşıyan fonun değeri de kâğıt üzerinde artar.
Fonun getirisi yüksek görünür.
Yüksek getiriyi gören vatandaş da parasını bu fonlara yatırır.
Fona yeni para geldikçe aynı hisseler yeniden alınır ve fiyatlar daha da yükselir.
Ancak bu sistem, para girişi devam ettiği sürece ayakta kalır.
Yatırımcılar aynı anda paralarını çekmek istediğinde, fonların nakit bulabilmek için ellerindeki hisseleri satması gerekir.
Fakat piyasada yeterli alıcı yoksa satış yapılamaz.
Satış yapılmaya başlandığında da fiyatlar hızla düşer.
İşte 28 Ağustos’taki düzenlemenin ardından bazı fonlar yeni sınırlara uyabilmek için ellerindeki hisseleri azaltmaya başladı.
Fiyatlar düşünce yatırımcı çıkışları hızlandı.
Yatırımcı çıkışları arttıkça fonlar daha fazla satış yapmak zorunda kaldı.
Bu satışlar yeni düşüşleri, yeni düşüşler de yeni çıkışları beraberinde getirdi.
Sonunda bazı fonlar yatırımcıların para çekme taleplerini zamanında karşılayamadı.
Ardından satış dalgası bütün borsaya yayıldı.
BIST 100 sert düştü.
Devre kesiciler çalıştı.
Küçük yatırımcı yine ne olduğunu anlayamadan zararın ortasında kaldı.
Bugün yaklaşık 891 milyar liralık fon büy��klüğünden ve 353 bin yatırımcıdan söz ediyoruz.
SPK, yedi portföy yönetim şirketine bağlı bazı fonlar hakkında tasfiye kararı aldı.
Ayrıca üç şirketteki işlemlerle ilgili 38 kişi hakkında piyasa manipülasyonu iddiasıyla suç duyurusunda bulunuldu.
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum.
891 milyar liranın tamamı kaybolmuş değildir.
Ancak yüz binlerce insanın parasını ilgilendiren böyle bir yapının bu noktaya kadar nasıl geldiği mutlaka açıklanmalıdır.
Şimdi soruyorum.
MSCI uyarmadan önce bu işlemler neden görülmedi?
Fonların aynı hisselerde bu kadar büyük pozisyonlar oluşturmasına neden zamanında müdahale edilmedi?
Riskler biliniyorsa neden önlem alınmadı?
Bilinmiyorsa, bu piyasa nasıl denetlendi?
28 Ağustos düzenlemesi neden daha önce yapılmadı?
Ve en önemlisi, küçük yatırımcı neden yine her şey olup bittikten sonra bilgilendirildi?
Şunu da açıkça ifade edelim.
28 Ağustos’taki düzenleme tek başına bu krizin sebebi değildir.
O düzenleme, uzun zamandır büyüyen ve görmezden gelinen sorunu ortaya çıkarmıştır.
Türkiye’nin ihtiyacı, olaylar patladıktan sonra alınan geçici tedbirler değildir.
ÇERÇEVE YASA ETKİSİ:
MUHALEFETTE DENGELER DEĞİŞİYOR❗️❗️❗️
Çerçeve Yasa tartışmaları AK Parti ve MHP seçmeninde belirgin bir değişim yaratmazken, YENİ Parti ve CHP seçmeninde güçlü bir tepkiye işaret ediyor. Sürece karşı çıkan seçmenin İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne yönelmesi, muhalefet içindeki dengeleri değiştiriyor. Ekim ayında yeni anayasa paketine verilecek kararlar, Atatürkçü ve Türk milliyetçisi seçmenin yöneliminde belirleyici olacaktır.
Ayrıca kararsız veya sandığa gitmeyeceğini belirtenlerin %60’ının 2023’te Cumhur İttifakı’na oy vermiş olması dikkat çekmektedir.
#Seçim #GenelSeçim #ErkenSeçim #ÇerçeveYasa
Gençler için kiralık ev bulmak mümkün değilken, ev sahibi olmak artık hayalin bile çok ötesinde...
Sevgili gençler, biz Zafer Partisi olarak hepinizin 10 yıl içinde ev sahibi olacağı bir projeyi hayata geçireceğiz.
#TürkGençliğininÜmidi
Bugün yaşadığımız ekonomik tabloyu anlamak için bazen rakamlardan çok tarihe bakmak gerekiyor.
Son 20 yılda vatandaşın cebindeki para eridi. TÜİK'in kendi verilerine göre bile fiyatlar katlanarak arttı. İnsanlar daha çok çalışıyor ama daha az alabiliyor. Gençler gelecek planı yapamıyor, emekliler ay sonunu getiremiyor, esnaf kepenk kapatmamak için mücadele ediyor.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Çünkü Türkiye üretimden uzaklaştı. Bir zamanlar enerjiye ve hammaddeye bağımlı olan ithalat yapımız, bugün neredeyse her alanda dışa bağımlı hale geldi. Sanayici üretmek için ithalata muhtaç. Çiftçi ekmek için maliyetle boğuşuyor. Üreten kesim nefes alamıyor.
Devlet ise vatandaşın yapması gereken fedakârlığı kendisi yapmıyor.
Millete tasarruf tavsiye edilirken vergiler artıyor, cezalar artıyor, harçlar artıyor. Ama kamu harcamalarında aynı kararlılığı göremiyoruz. Vatandaş kemer sıkarken devletin de aynı fedakârlığı göstermesi gerekir.
Tarih bize bunun sonunun nereye çıktığını defalarca gösterdi.
Osmanlı'nın son dönemlerinde de benzer bir anlayış hâkimdi. Üretim zayıflamış, ithalat artmış, halk fakirleşmişti. Devlet ise günü kurtarmaya çalışıyordu. Sonuç ortada.
Bugün de uzun vadeli kalkınma planları yerine kısa vadeli çözümlerle zaman kazanılmaya çalışılıyor. Yüksek faizle gelen sıcak para ekonomiyi ayakta tutuyor gibi görünebilir. Ancak üretim zayıflıyorsa, fabrikalar yavaşlıyorsa, yatırımcı önünü göremiyorsa bunun sürdürülebilir olması mümkün değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye yeniden üreten bir ülke olacak mı?
Tarımını ayağa kaldırmadan, sanayisini güçlendirmeden, teknolojide ve enerjide bağımsızlaşmadan kalıcı refah sağlanamaz.
Bugün ihtiyacımız olan şey günü kurtarmak değil, gelecek nesillerin yaşayacağı güçlü Türkiye'yi inşa etmektir.
Tarih aynı hataları yapanları affetmez.
@umitozdag@azmikaramahmut@cezmipolat@musaertugan@eerhan1@alisehirlioglu@zaferpartisi@zaferkonyail@zpgenclikkonya
Levent Gültekin isimli siyasi paparazzici yukarıda açık seçik yalan söylüyor.
1)Ben Numan Kurtulmuş’tan randevu isteyip gitmedim. Numan Kurtulmuş benden randevu alıp zafer Partisi Genel Merkezi’nde beni ziyaret etti.
2)Numan Kurtulmuş bana Erdoğan’ın selamını söyledi ve 2. Turda Erdoğan’ın Zafer Partisi’nin desteğimi istediğini iletti.
3)Ben de kendisine Zafer Partisi’nin 2. turda Erdoğan’a destek verebileceğini, bunun şartının 13 milyon sığınmacı ve kaçağı vatanlarına dönmesini Erdoğan tarafından kabul olduğunu ifade ettim ve ekledim. “Ancak bu politikayı kabul etmeniz yetmez. Uygulanması konusunda size güvenmemiz mümkün değil. Bu politikayı Zafer Partisi Genel başkanı ve İçişleri Bakanı olarak ben uygulayacagim destek şartıımız budur” dedim.
4)Kurtulmuş bunun üzerine “Erdoğan böyle çalışmaz. Siz kabul edeceksiniz. O size bir şey verecek” dedi. Ben de “ben de öyle çalışmıyorum” dedim ve ekledim “Numan bey teklifimi kabul veya reddedecek durumda değilsiniz siz lütfen Erdoğan’a teklifimi iletin” dedim.
5)Şimdi bak Levent senin zeka ve ahlak seviyene uygun bir şekilde anlatıyorum. Bunun benim için zor olduğunun altında çiziyorum.
6)Erdoğan’ın 13 milyon sığınmacı ve kaçak yollamayacağını biliyordum. Buna rağmen bu teklifi yaparken amacım Cumhur İttifakı seçmenine Erdoğan’a düşman olmadığımızı ancak Erdoğan’ın 13 milyon sığınmacı ve kaçağı yollamak gibi bir niyeti olmadığını göstermekti.
7)Ayrıca milyonda 1 ihtimal diyelim Erdoğan kabul etti Bahçeli’nin benim İçişleri Bakanlığımı kabul etmesi mümkün değildi.
8)Özetle yapmış olduğum şey Cumhur İttifakı seçmenine ulaşmak için bir hamleydi. Akıllı Siyasal iletişim uzmanları bunu anladılar ve beni hemen aradılar.
9)Gelelim Levent Gültekinin işlevine; Levent, muhalif gibi görünen ancak amacı muhalif kitlelerin muhalif siyasetçilere ve muhalif siyasi partileri olan inancını kırmak olan bir iktidar psikolojik harp aracıdır.
AK Parti’ye muhalif gibi davranırken esas amacı iktidara eleştirmek değil seçmenin muhalif liderlere olan inancını sarsamak için psikolojik operasyon yapmaktır. Böylece AK Parti iktidarına destek olmaktadır.
İktidar mensubu politikacıların Levent Gültekin’in telefonlarına neden cevap verdiğini zannediyorsunuz. Muhalif kanalların önünden geçmeyen, muhaliflere küfreder gibi konuşan AK Partililer Levent ile canciğer kuzu sarması her şeyi anlatıyorlar. @zaferpartisi
@siyasianketlerr Bu anket gerçekçi bilgiler içermiyor. Örneğin Son yerel seçimlerde Konya’da 4. Parti olan Zafer partisinin oyları nerede? Anketin amacı ne?
ÜRETENİ DEĞİL, BORÇLANANI BÜYÜTEN BU EKONOMİ MODELİ SÜRDÜRÜLEMEZ!.
Bankaların açıkladığı takipteki kredi rakamlarına bakıp “durum kontrol altında” sananlar, buzdağının sadece görünen kısmına bakıyor.
Asıl tehlike, bugün hâlâ yaşayan ama aslında borçla ayakta duran firmalarda.
Piyasada binlerce şirket üretim yaparak değil, kredi çevirerek yaşamaya çalışıyor.
Bugün birçok işletmenin banka riski, yıllık cirosunu geçmiş durumda.
Üstelik bu borçların büyük kısmı kısa vadeli.
100 milyon TL ciro yapan bir firma düşünün.
Kâr marjı %15 olsa yılda 15 milyon TL kazanacak.
Ama banka faizine ve kısa vadeli kredi döngüsüne çalışıyor.
Yani sanayici artık üretip büyümek için değil, kredinin faizini çevirebilmek için sabah dükkân açıyor.
Ekonomide çark dönüyor gibi görünüyor ama gerçekte sistem sürekli borç pompalayarak ayakta tutuluyor.
Bankalar 2000’lerdeki gibi agresif tahsilata geçse, piyasada haciz ve konkordato dalgası yaşanır.
Bugün Türkiye’de birçok firma kâr etmiyor.
Sadece batmamak için mücadele ediyor.
@umitozdag@azmikaramahmut@cezmipolat@musaertugan@eerhan1@alisehirlioglu@zaferpartisi@zaferkonyail@zpgenclikkonya
@MDRaporlar Son yerel seçimlerde Konya’da 4. Parti Zafer partisi bu ankette yok öyle mi? Dikkate alınmaması gereken düzmece yalanlar yumağı içinde bulunan bu anket şirketini yok sayın.
@MDRaporlar Son yerel seçimlerde Konya’da 4. Parti Zafer partisi bu ankette yok öyle mi? Dikkate alınmaması gereken düzmece yalanlar yumağı içinde bulunan bu anket şirketini yok sayın.
Açıklanan İSO Nisan ayı PMI verisi: 45.7.
Eylül 2024’ten bu yana en düşük seviye.
Haziran 2023’ten beri Türk imalat sanayi nefes alamıyor.
50’nin altındaki her veri şunu söyler:
Üretim duruyor. Fabrika yavaşlıyor. İşletme küçülüyor. İşçi tedirgin oluyor.
Geldiğimiz noktada Türk sanayicisi;
yüksek faizle, pahalı enerjiyle, ağır vergi yüküyle ve öngörülemez ekonomi yönetimiyle mücadele ediyor.
Çözüm; betona değil üretime yatırım yapan devlettir.
Çözüm; sanayiciyi bankalara mahkûm etmeyen güçlü finans modelidir.
Çözüm; enerji maliyetlerini düşüren milli enerji hamlesidir.
Çözüm; hukukun işlediği, yatırımcının önünü görebildiği bir Türkiye’dir.
Türk ekonomisi ancak üretimle ayağa kalkabilir.
Fabrikalar sustuğu gün, ülke fakirleşir.
Biz RANT düzenini değil, ÜRETİM ekonomisini savunuyoruz.
@umitozdag@azmikaramahmut@cezmipolat@musaertugan@eerhan1@alisehirlioglu@zaferpartisi@zaferkonyail@zpgenclikkonya
Ak Partili Nihat Zeybekçi’nin stajyerlerin hakkını “gelecek nesillere yük” gibi göstermesi, asıl sorunu görmezden gelmektir. Bu ülkede gençler yıllardır staj adı altında çalıştırılıyor, üretime katkı sağlıyor ama emekleri ne sigortaya ne de emekliliğe yansıyor. Bu bir tercih değil, açık bir adaletsizliktir.
Gençlerin hakkını istemesi yük değildir. “Primimi ödeyeyim, çalıştığım günler emekliliğe sayılsın” demek ayrıcalık değil, emeğin karşılığını talep etmektir.
Zafer Partisi olarak duruşumuz nettir:
Gençlerin emeği ucuz değildir. Staj sömürü kapısı değil, hak edilen bir başlangıç olmalıdır. Gelecek nesilleri korumanın yolu, bugünün gençlerinin hakkını teslim etmekten geçer.
@CirakStajFED@zaferpartisi@umitozdag #ZaferPartisi
#3308eTescilVarHakYok
TÜBİTAK’ın zihniyeti neyi “öncelikli bilimsel ihtiyaç” olarak görüyor?
Millet enflasyon altında eziliyor
çiftçi su ve mazot bulamıyor
sanayici enerji maliyetinden üretim yapamıyor
genç mühendis iş bulamıyor
deprem riski kapıda bekliyor
Ama sizin bilimsel önceliğiniz
“Yağmur dualarının eko-teolojik analizi”
İşte biz buna tepki veriyoruz.
Buradaki itiraz sadece para değil,
medeniyet önceliği meselesi.
Bir devletin bütçesi, onun aklının aynasıdır.
Siz bu milletin kaynaklarını:
savunma teknolojisine mi
tarımsal verimliliğe mi
enerji bağımsızlığına mı
yapay zekâya mı
deprem güvenliğine mi
yoksa sembolik, soyut ve halka uzak akademik başlıklara mı veriyorsunuz?
Bu tercihin siyasi olduğu belli.
belediyede “ihale yolsuzluğu” neyse, burada da “öncelik yolsuzluğu” olmalıdır.
Kanunen suç olmayabilir.
Ama vicdanen sorgulanır.
Millet şunu soruyor:
Biz vergiyi bunun için mi ödüyoruz?
Bu soruyu sormak ta en meşru hakkımızdır.
@umitozdag@azmikaramahmut@cezmipolat@musaertugan@eerhan1@alisehirlioglu@zaferpartisi@zaferkonyail@zpgenclikkonya
Tübitak'ın 3.000.000 TL'ye kadar olan bir bütçeyle desteklediği projeye bakın:
"İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi"