Hikmet yeni yuvasına yerleşmiş. Eski yuvayı boş bırakınca eşek arıları yerleşti. Bir yandan kartallar göç etmeye devam ediyor. Yuvayı koyduğum ağaç Atlantik Sediri. İlk defa orada! Belki gecelerin efendisi Hikmet Baykuş, gündüz göç eden yırtıcılara göz atıyordur. Ne muhteşem bir yaşam döngüsü… Burası İstanbul. Türkiye’nin ve yerkürenin orta yeri. Koca metropol. Hayat burada da muazzam bir olaylar örgüsü ile devam ediyor. Her türlü absürt insani duygu yaşanabilir. Halbuki birkaç saniyeliğine gökyüzüne bakmak size sizi hatırlatır. Baykuş efendi ile karşılaşmak isteyenler kuşçuzade emin efendiye haber etsin. Kartalları izler, baykuşlar üzerine sohbet ederiz.
-
Hikmet has settled into his new home. It left the old nest box empty a while ago, and wasps moved in. Now he’s moved to a new one, on an Atlantic cedar, for the first time.
Perhaps the master of the night is watching the raptors migrate by day. What an incredible cycle of life.
This is Istanbul, a huge metropolis in the heart of Türkiye, where extraordinary things happen every day. Amid all the absurdity of human life, looking up at the sky for a few seconds reminds you who you are.
Want to meet master Owl? Let Birdman Emin know. We’ll watch eagles and talk owls.
SÜREYYA SU ~ BaBa ZuLa’nın göçebe müzik serüveni
"Bu yıl 30. yılını kutlayan BaBa ZuLa, yola çıktığından bu yana müziğinde özgürlük, direniş ve toplumsal eleştiri temalarını işleyegeldi. Doğu ezgilerine Batı armoni teknikleriyle kaotik bir derinlik ve isyankâr bir duygu katan grubun müziğinde, sınırları ihlal eden bir coşku ve ölçüsüz bir aşırılık vardır."
https://t.co/J8TNPiyhRY
Human traffic jam on Mt. Everest, as climbers got stuck just below the summit.
An average of 800 to 1,000 people tries to reach the summit of Mount Everest each year: since the weather windows are narrow and many climbers are inexperienced amateurs, this is the result.
"Zenginin işi bitee...
Zenginin parası da bitee...
Güçlünün gücü de bitee...
Hak bitmez... Güç bitee..."
"Ha(l)k bitmez Güç Bitee"...
@BaBaZuLa
👇
https://t.co/rhJGY6J2GK
Düşünsenize sabah bir kalkıyorsunuz çatınızda bir akbaba var. Dün gece muhtemel hava şartlarından dolayı İstanbul Pendik Taşlıbayır’da bir evin çatısına kızıl akbaba inmiş. Geceyi orada geçiren bu dev kanat havanın sakinlemesiyle birlikte göç yolculuğuna devam edecektir.
Bugün yine Konya'da bir engelli bakım merkezinden korkunç görüntüler gördük. Bu mesele yalnızca bugün bakım hizmeti alan engelli kişilerin ve ailelerinin meselesi değil.
Yaşlılıkta, bir kaza sonrasında ya da Alzheimer, demans gibi bir hastalıkla yaşarken herhangi birimiz sürekli bakıma ya da desteğe ihtiyaç duyabilir. Bugün dışarıdan baktığımız bir bakım merkezi, yarın bizim de zorunlu adresimiz olabilir.
Bunu korkutmak için değil, bakım hakkının hepimize ait olduğunu hatırlatmak için söylüyorum. Hiç kimsenin güvenliği ve onuru başkasının insafına bırakılamaz. Bugün bu merkezlerde yaşayan insanların haklarını savunmak için aynı durumu yaşamayı bekleyemeyiz.
Bir insanın güvenliği, hele de o kişi bakıma muhtaç haldeyse, uğradığı şiddetin kameraya yakalanmasına ve o görüntülerin kamuoyuna ulaşmasına bağlı olamaz, olmamalı.
Bakım hizmeti alan engelli bireyler, hakları ve iradeleri olan insanlardır. Güvenlikleri, onurları ve yaşamları hiçbir kurumun insafına bırakılamaz.
Her yeni olayın ardından tekrarlanan “soruşturma başlatıldı” açıklaması artık yeterli değil, açık, şeffaf izleme ve denetim verilerinin düzenli olarak kamuoyunun ulaşabileceği biçimde yayınlanması, ilgili tüm kurumların denetim faaliyetlerinin sonuçlarını bizlerle paylaşması gerekiyor.
İçlerinden rastgele birini seçip silkelesen, milyonlar dökülüyor!
Yahşihan Belediyesi'nin eski imar müdürünün de 541 milyon liralık mal varlığı ortaya çıktı.
Düşünün, belediyenin bütçesi 120 milyon lira!
https://t.co/2tZ3DbaOve
İtalya’da burslu okuyan Türk öğrencinin isyanı: "Tabletimin yeri belliydi, polis müdahale etmedi! Pasaportsuz, parasız ve ilaçsız kaldım"
Ben İtalya Roma’da 3 senedir burslu okuyan Türk bir öğrenciyim.
25 Eylül’de Venedik istasyonuna vardım. Trenden indikten yaklaşık 5 dakika sonra, koltuğumun üzerindeki bagaj bölümünde mavi sırt çantamı unuttuğumu fark ettim. En geç 10 dakika içinde vagona geri döndüm ama çantam yoktu.
Çantamın içerisinde pasaportum, üniversite belgelerim, reçeteli ilaçlarım, Samsung tabletim ve bir ay boyunca Roma’da geçimimi sağlayacak nakit param vardı.
Asıl skandal hırsızlıktan sonra başladı. İstasyon polisine gittim, “Bugün rapor tutamayız, yarın gel” diyerek beni gönderdiler.
Başka bir karakola gittim, oradan da benzer şekilde geri çevrildim. Hırsızlık raporumu ancak iki gün süren bürokratik engellerin ardından tutturabildim.
Bu sırada Samsung takip sisteminden tabletimin canlı konumunu izliyordum.
Tablet, cumartesi sabahtan pazar sabah 6’ya kadar istasyon içinde 9. ve 14. peronlar arasında canlı konum gösterdi.
Yani çantam ya da çantamı alan kişi yaklaşık 24 saat boyunca istasyonun içindeydi.
Polise ve Trenitalia görevlilerine canlı haritayı gösterip, “Bakın cihaz hareket ediyor, çantam burada, lütfen müdahale edin” dedim. Peronlara üstün körü bakıldı ancak detaylı bir arama yapılmadı.
Tabletimin sinyal verdiği yerde temizlik şirketine ait bir ofis vardı. Bu ofisi kontrol etmeyi de reddettiler ve bunun en erken pazartesi yapılabileceğini söylediler.
Trenitalia müşteri ofisindeki görevliler ise bana, “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Polise gittiysen yeterli. Artık ağlamayı kes. Senin için tüm trenleri arayamayız” dediler.
Şu anda Roma’daki evimden uzakta, parasız, pasaportsuz ve reçeteli ilaçlarımdan mahrum durumdayım. Pasaportum çalındığı için oturum iznimi yenileme başvurum da risk altında.
İtalya’da yabancı bir öğrenci olarak yaşadığım bu güvenlik zafiyetini, görev ihmalini ve bize yapılan bu muameleyi kabul etmiyorum.
Sesimi duyurmak ve ilgili kurumların harekete geçmesini sağlamak için desteğinizi istiyorum.
KY: Instagram / zehranazylmz
1973 yılının Kasım ayında Hollanda, petrol krizi nedeniyle pazar günleri araç kullanımını yasaklamıştı. Yaklaşık 3 milyon araç trafikten çekilirken, bazı insanlar otobüsleri, bazıları ise bisiklet ve patenleri kullandı.
Kimileri ise at binmeyi tercih etti.
İspanyollar haklarını sokakta aradı, ev sahibi firma geri adım attı. Maricarmen Abascal 8 yıl boyunca ufak bir artışla evde yaşamaya devam edecek. Abascal bir simgeydi, İspanyollar artan ev fiyatları için sokaklara dökülüp istediklerini aldılar, kira reformu da meclise geliyor.
39 bin nüfuslu ilçenin imar müdürünün malvarlığına bakın. Girdiğin her sınavda birinci ol, en iyi okullarda oku, Türkiye'nin en iyi şirketlerinde en üst pozisyonlarda 50-60 sene çalış yine böyle bir para kazanamazsın.
Bakın bu 39 bin nüfuslu bir ilçenin kıytırık imar müdürü. İllerde, büyükşehirlerde, çok daha fazla kamu gücüne sahip kurumlarda çalınan paranın haddini hesabını düşünebiliyor musunuz? Düşünemezsiniz, biz fani insanların kafası almıyor bu kadar büyük paraları.
Girit’te “rakı” denince aklına 'Uzo' ya da 'Yeni Rakı gelmesin.
Oradaki 'rakı' yani tsikoudia (çikudya), anasonsuz. Şarap yapıldıktan sonra kalan kabuk, çekirdek ve posadan damıtılıyor.
Tadı anasonlu değil. Burnuna ilk gelen şey üzümün kokusu.
İyi olanı içimi sert ama boğazı yakmaz; yeni ezilmiş üzüm gibi kokar. Kötüsüyse yakar, ağır kokar. Hatta “kazan” kokar.
Suya karışınca da beyazlamıyor. Yani Türk rakısının kardeşi değil; daha çok anasonsuz tsipouro ya da İtalyanların grappası gibi yani kuzen sayılır.
Videoda görüldüğü gibi Ekim-Kasım’da posa bakır kazana konuyor, odun ateşi yakılıyor, kapağı kapatılıyor.
İlk damlalara “protoraki” deniliyor. Tabii ki içilmiyor. Zaten o kadar sert ki eskiden göğüs ovması ve soğuk ilacıymış.
Asıl içilen, ortadaki “kalp” kısmı. sona kalan bölüm de içilmiyor buradaki gibi...
Kazanın başı sessiz olmuyor. Komşu geliyor, et kızarıyor, 'lyra' yani 'Girit kemanesi'çalıyor, ilk damlalar oracıkta tadılıyor. Buna 'rakokazano' diyorlar.
Girit’te bu içki düğünlük, bayramlık değil. Eve biri girince hemen çıkarılıyor. Evlerde hiç bulunmaması bile uğursuzluk sayılıyor.
1920’lerde Giritli başbakan Venizelos, köylünün evde rakı damıtmasına izin verdi. Bugün de çoğu köyde 1-2 kazan var; yapım lisansı babadan oğula geçiyor.
Yani hem şaraptan artan posa ziyan olmuyor, hem de eve gelen misafirlerle keyifle paylaşılan bir ürün ortaya çıkıyor.
Market şişesi Girit’te 500 ml aşağı yukarı 13–20 euro. Ev yapımı olan çoğu zaman şişelenmiyor, ancak eşe dosta hediye ediliyor.
#Girit #Tsikoudia #Rakı #Yemek
Meğer biz yıllardır kötü çay içiyormuşuz. Yanlış tarımla toprağı katletmişiz, üretimdeki rezaleti de damak tadı diye yıllardır gururla yutmuşuz. Dünyanın dalga geçtiği çöp çaya "kültürümüz var" diye avunmaya devam edelim biz.
Ebru Erke anlatıyor: "Türk çayı dünya literatüründe yok. Biz çünkü iyi çay üretmiyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde çaya metal bir şey değmiyor; ne makas ne başka bir şey, okside oluyor. Gidin bir toprağa bakın, o bölgede çok yanlış tarım uygulamaları sebebiyle toprak neredeyse ölmüş. Makasla toplanan çaylar bizde bazen birkaç gün depolarda bekliyor ve orada oksidasyon başlıyor."
Şam’da Merce ya da Şehitler Meydanı olarak bilinen alanda Sultan II.Abdülhamid’in emriyle kurulan telgraf hattının 1907’de şehre ulaşmasının anısına, İtalyan mimar D’aranco tarafından yapılan anıt. Anıtın üzerindeki maket ise Yıldız Hamidiye Camii.
“”Neredeyse fiziksel olarak acı veren şey korkunç adaletsizlik ve bu adaletsizliğin son skandalla iyice somutlaşması. Sonra bu adaletsizliği perdelemek için söylenen yalanlarla gerçek arasında gittikçe açılan uçurum. Hem vicdanımızla hem aklımızla sınanıyoruz. Korkak ve aptal olmamız isteniyor.””
Son çevirimi tanıtmak istiyorum. Minoa kitabevini bilirsiniz. Az sayıda değerli kitap basıyorlar. "Theodorakis'e Sormak", büyük insanın100.Yaş gününe armağan. Theodorakis kitapta yol arkadaşı A. Kutulas'ın müziğe ve yaşama dair sorularını yanıtlıyor. Bir hayat felsefesi...