Mâverâünnehir Yaz Seminerleri | Bir Medeniyet Madeni Olarak İslam Mirası Üzerine
İslami Düşünce Enstitüsü (İDE) öncülüğünde ve TİBU ev sahipliğinde yürütülen Mâverâünnehir Yaz Seminerleri kapsamında, Georgetown Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Jonathan A. C. Brown, “Bir Medeniyet Madeni Olarak İslam Mirası (التراث منجما للحضارة الاسلامیة)” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Prof. Dr. Brown, konuşmasının girişinde Orta Asya’ya gençlik yıllarında yaptığı kültürel tecrübelerinden, Kırgızistan ve Özbekistan coğrafyasındaki farklı fıkhî tatbikatlardan yola çıkarak İslam medeniyetinin ne denli geniş bir tecrübe havzasına sahip olduğuna dikkat çekti. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki eyaletlerin farklı politikalar deneyerek birbirleri için birer "demokrasi laboratuvarı" işlevi görmesi metaforundan hareketle İslam medeniyetini; günümüz Müslümanlarının ve tüm insanlığın karşı karşıya kaldığı evrensel krizlere çözümler sunan devasa bir "tecrübe laboratuvarı" ve zengin bir "maden" olarak tanımladı.
Günümüz Müslümanlarının yaşadığı krizlerin yalnızca İslam dünyasına has (spesifik) bir zafiyet olduğu yönündeki yaygın eleştirileri reddeden Prof. Dr. Jonathan Brown, Sanayi Devrimi'nden bu yana tüm insanlığın ontolojik, sosyal ve teknolojik bir sarsıntı geçirdiğini ifade etti. İnsanlık tarihinin M.Ö. 5000'lerden Sanayi Devrimi'ne kadar nispeten durağan bir seyir izlediğini, ancak 2000'li yıllarla birlikte nüfusun şehirlerde yoğunlaşması, internet, yapay zekâ ve biyoteknolojik gelişmelerin aileden dinî telakkiye kadar tüm değer yargılarını derinden etkilediğini belirtti. Dolayısıyla modernite krizinin Hristiyan, Yahudi veya herhangi bir inanca mensup tüm toplumların ortak ve evrensel bir problemi olduğunun altını çizdi.
İslam düşünce tarihinde değişim ve krizle başa çıkma konusunda ilk ve en büyük tecrübenin bizzat Sahabe, Tâbiîn ve Etbâu't-Tâbiîn nesli tarafından yaşandığını belirten Prof. Dr. Brown; Hicaz'ın çöl şartlarından çıkıp kısa sürede Şam, Mısır ve Sasani coğrafyasının devasa mimari ve kültürel yapılarıyla karşılaşan ilk Müslümanların, fıkhî tatbikatı değişen şartlara nasıl adapte ettiklerini çarpıcı örneklerle anlattı. Çöl ortamında ihtiyaç giderirken kıbleye dönme veya arkanı dönme yasağının, Suriye'de pencereleri olmayan ve yönü belirsiz Roma hamamlarıyla karşılaşıldığında fakihler tarafından mekânın farklılığı göz önüne alınarak esnetilmesi bu adaptasyonun ilk örneklerinden biri olarak sunuldu. Aynı şekilde, İbn Abbas'ın günün üç vaktinde odaya girerken izin istemeyi emreden İsti'zân ayeti hakkındaki yaklaşımı, fıkhın sosyolojik gerçeklikle kurduğu dinamik bağa işaret etmektedir. İbn Abbas, Kufe'de zenginleşen, çok odalı, perdeli ve kapılı geniş evlerde yaşamaya başlayan Müslümanların, Medine'nin tek odalı evleri için konulan bu katı kurala eskisinden daha az ihtiyaç duyduğunu belirterek, hükümlerin gaye ve maksadı sabit kalsa da tatbikatının zaman, mekân ve imkânlara göre değişebileceğini ortaya koymuştur.
İslam düşüncesinin günümüzde yaşadığı tıkanıklığı, Mısırlı bir âlimin yaklaşımı üzerinden "halkın cehaleti, âlimlerin cehaleti, nüfus yoğunluğu (كثرة الناس) ve örflerin değişimi" olmak üzere dört temel amile bağlayan Prof. Dr. Brown, özellikle demografik değişimin fıkhı nasıl dönüştürdüğüne odaklandı. Erken dönem Mısır Mâlikî fıkhında salt Müslüman ve Arap olmanın şahitlik için yeterli bir güvenilirlik kriteri olarak görüldüğünü, ancak nüfusun artması ve toplumsal yapının karmaşıklaşmasıyla birlikte İbn Abdülhakem döneminde "şahitlerin tezkiyesi" (تزكية الشهود) kurumunun zorunlu hâle geldiğini aktardı. Bu durum, niceliksel değişimlerin niteliksel ve hukuki yeni mekanizmalar doğurduğunun en açık göstergesidir.
İslam fıkhının farklı medeniyet havzalarına ulaştığında yerel örflerle kurduğu metodolojik ilişkinin esnekliğine dair geniş bir ufuk çizen Prof. Dr. Brown, Orta Asya, Güneydoğu Asya ve Osmanlı tecrübelerinden örnekler verdi. Orta Asya'da Arap toplumundaki "Asabe" (baba soyu) sisteminin bulunmaması üzerine İmam Pezdevî ve Kadıhan gibi Hanefî fakihlerin, hataen adam öldürmede diyeti üstlenen "Âkıle" (العاقلة) kurumunu iptal etmek yerine; bu kavramı aynı mahallede yaşayanlar veya aynı meslek grubundan (esnaf/lonca) yardımlaşan kimseler olarak yeniden tanımladıklarını belirtti. Güneydoğu Asya'ya, özellikle Endonezya'nın Minangkabau bölgesine ulaşıldığında ise soyun ve mirasın anne üzerinden yürüdüğü anaerkil (matrilineal) sistemle karşılaşan Şâfiî âlimlerin, şer'î kurallarla yerel örfü çatıştırmadan bir çözüm ürettiklerini ifade etti. Bu bağlamda, kocası ölen kadına mirastan önce evlilik boyunca evde harcadığı emeğin karşılığı olarak bir pay (ücret-i misil) verilmesi içtihadı, İslami pratiklerin farklı toplumsal yapılara nasıl entegre edilebileceğinin zirve örneklerindendir. Ayrıca modern hukuki sorunların çözümünde mirasın nasıl bir maden olarak kullanılabileceğine dair 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi'ni hatırlatarak; küçük yaştaki çocukların evliliğinin engellenmesi amacıyla, dört mezhebin yaygın görüşlerinin dışına çıkılıp Kufe âlimlerinden İbn Şübrüme ve Mutezilî âlim el-Esam’ın içtihatlarına müracaat edilmesini önemli bir hukuki tecdid örneği olarak sundu.
Müslümanların farklı medeniyet havzalarındaki çabalarının salt fıkhî meselelerle sınırlı kalmadığını, epistemolojik ve kozmolojik telif süreçlerini de kapsadığını belirten Prof. Dr. Brown, Hindistan tecrübesine dikkat çekti. Hintli âlim Abdurrahman el-Çiştî’nin (ö. 1638), Hinduizm'in kadim çağ tasavvurları ve destanları ile İslam'ın ontolojik telakkisini harmanladığını; Hinduların anlattığı insanüstü hikayeleri İslam'ın "Âdem öncesi cinler dönemi" fikriyle eşleştirerek iki farklı tarih bilincini meczettiğini aktardı.
Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Jonathan Brown, İslam ile Batı arasındaki krizin ontolojik veya temel insanî değerler bazında bir kriz olduğu yanılgısına cevap vererek, Batı'nın bizzat kendi değerleri (aile, cinsiyet, toplum yapısı) konusunda derin ve kendi içinde çözümsüz çatlaklar yaşadığına dikkat çekti. Elon Musk örneği üzerinden, Batılı elitlerin "Batı değerlerini" savunurken aslında neyi savundukları konusunda ciddi bir kafa karışıklığı içinde olduklarını ifade etti. İslam dünyasının bugün yaşadığı spesifik ve kalıcı krizin temelinde "Müslüman zihniyetinin" veya medeniyet krizinin değil; Batı'nın muhafazakâr kanadının sınırsızca desteklediği ve İslam coğrafyasının kalbinde yer alan, son sömürgeci proje olan Siyonist İsrail varlığının yattığını açıkça ifade etti. Bu dışsal ve politik müdahale ortadan kalktığında suni krizlerin de biteceğini belirten Prof. Dr. Brown, tüm sosyolojik ve hukuki sorunların aşılmasında İslam medeniyeti havzalarının, günümüz meselelerinin çözümü için başvurulacak en canlı ve tükenmez "maden" olduğunu vurgulayarak dersini tamamladı.
Afrika’da özellikle Burkina Faso gibi bazı ülkeler Çin’in her türlü ürünü için pazar olmak yeri kendi tekstil sanayine ağırlık vererek bağımlılıktan kurtulmaya başladılar.
Mâveraünnehir Yaz Seminerleri | TİBU Misyon ve Vizyonu Üzerine
Mâverâünnehir Yaz Seminerleri kapsamında gerçekleştirilen bu oturumda, TİBU’nun kuruluş fikri, tarihsel zemini, akademik misyonu ve İslam dünyasının geleceğinde üstlenmesi hedeflenen rolü ele alındı. Oturumda Prof. Dr. Mehmet Paçacı, Prof. Dr. Oğuzhan Tan, Prof. Dr. Alim Arlı ve Prof. Dr. Mehmet Görmez, üniversite fikrini farklı boyutlarıyla değerlendirdiler.
Prof. Dr. Mehmet Paçacı, konuşmasına İslam medeniyetinin son birkaç asırda yaşadığı büyük kırılmayı ele alarak başladı. Özellikle 16. yüzyıldan itibaren ekonomik, siyasi ve bilimsel merkezin Batı’ya kaymasıyla Mâverâünnehir, Anadolu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’nun küresel merkezin dışında kaldığını; İslam dünyasının savaşlar, işgaller, sömürgecilik, göçler ve katliamlarla ağır bir çözülme yaşadığını ifade etti. Medeniyetin kurum, ekonomi, hukuk, askerî güç ve teknoloji bakımından sürekliliğini kaybetmesine rağmen medreseler, mektepler ve ilahiyat fakülteleri aracılığıyla medeniyet hafızasının korunduğunu belirtti. Ancak geçmişin başarılarıyla övünmenin yeterli olmadığını, hafızanın yeni bir üretime dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Dünyanın jeopolitik merkezinin yeniden Asya’ya doğru kaydığına ve Çin’in yükselişiyle Mâverâünnehir’den Anadolu ve Balkanlar’a uzanan coğrafyanın yeniden stratejik bir önem kazandığına dikkat çeken Paçacı, TİBU’nun böyle bir tarihsel dönemeçte kurulduğunu belirtti. Ona göre Gazzâlî, Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve büyük fukahanın kendi dönemlerinin meselelerine Kur’an, sünnet, icma, kıyas ve içtihatla cevap vermesi gibi bugün de geçmişi tekrar etmek yerine aynı kaynaklardan hareketle çağın meselelerine yeni cevaplar üretilmelidir. Üniversitenin amacı klasik İslam mirası ile modern bilimleri yan yana koyan eklektik bir model değil, bunları çağın dili ve meseleleri etrafında gerçek anlamda bütünleştiren bir yapı kurmak olmalıdır.
Prof. Dr. Oğuzhan Tan, İslam medeniyetinin kurucu unsurlarından biri olan rihle geleneği üzerinde durdu. Rihlenin yalnızca âlimlerin ilim yolculuğu değil, ümmeti canlı tutan bir dinamizm olduğunu belirtti. Mekke’den Mâverâünnehir’e, oradan Anadolu ve Balkanlar’a uzanan ilmî hareketliliğin İslam medeniyetini çok merkezli ve canlı bir yapıya kavuşturduğunu ifade etti.
Mâverâünnehir ve Horasan’dan gelen Hanefîlik, Mâtürîdîlik, aklî ve irfanî birikimin Anadolu ve Balkanlar’a taşındığını belirterek bu tarihî hattın yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi. İslami ilimlerin yalnızca geçmiş metinleri ve meseleleri aktaran bir alan değil, çağın problemleriyle konuşan canlı bir kaynak hâline gelmesi gerektiğini ifade ederek İslami ilimlere yönelik iki yanlış yaklaşımın bulunduğunu belirtti: Bunları dışarıdan incelenen bir “kadavra” hâline getirmek veya içeriden bağlılık görüntüsü altında yalnızca tekrar edilen bir mirasa dönüştürmek. Üniversitenin hedefi ise İslami ilimleri yeniden nefes alan, toplumla konuşan ve düşünce üreten bir kaynak hâline getirmektir. Taabbüdde tekrar mümkün olmakla birlikte taakkul, tefekkür ve ilimde esas olan tekrar değil derinleşmedir.
Prof. Dr. Alim Arlı, modern üniversitenin ve sosyal-beşerî bilimlerin tarihsel oluşumunu değerlendirdi. Medrese, rasathane ve üniversite gibi bilgi kurumlarının belirli toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıktığını; imparatorluklar döneminde bilginin sınır aşan bir karakter taşımasına karşılık ulus devlet ve modern kapitalizm döneminde disipliner ve millî yapılara dönüştüğünü ifade etti. Modern sosyal bilimlerin 19. yüzyıl Avrupa’sının siyasi, ekonomik ve toplumsal ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini belirten Arlı; iktisadın piyasa, siyaset biliminin devlet, antropolojinin sömürgecilik bağlamındaki toplumlar, sosyolojinin ise modern toplumun meseleleri etrafında kurumsallaştığını söyledi. Bu nedenle mevcut disiplin tasniflerinin evrensel ve değişmez değil, tarihsel olarak inşa edilmiş yapılar olduğunu vurguladı. Disiplinler arası, disiplinler üstü ve disiplinler ötesi yaklaşımların ortaya çıkışının da bu sınırların yetersizliğini gösterdiğini belirten Arlı, üniversitenin Avrupa-merkezci bilgi sınırlarını aşan yeni bir düşünce zemini oluşturması gerektiğini ifade etti. Bunun Batı bilgisini reddederek değil, onu kuşatarak, eleştirerek ve kendi tarihsel tecrübemizle yeniden yorumlayarak yapılabileceğini söyledi. Üniversitenin eğitim, araştırma ve hocalık alanlarını birlikte düşünmesi; yalnızca bilgi üretmek değil, nitelikli insan yetiştirmek için eğitim modelini de sürekli araştırma konusu hâline getirmesi gerektiğini vurguladı.
Oturumun sonunda Prof. Dr. Mehmet Görmez, üniversitenin kuruluş gerekçesini ve hedeflediği modeli değerlendirdi. Tarih boyunca hikmet ve hakikat üniversitelerinden modern araştırma, liberal arts, millî devlet ve teknoloji üniversitelerine kadar farklı yükseköğretim modellerini ortaya çıktığını ifade etti. Modern araştırma üniversitesinin araştırma ruhunu güçlendirirken bilgi ile değer arasındaki bağı zayıflatabildiğini; millî devlet üniversitesinin üniversiteyi devletin hizmetine sunabildiğini; teknoloji üniversitesinin ise teknolojinin insana hizmet eden bir araç olmaktan çıkıp insan üzerinde egemenlik kuran bir güce dönüşmesi riskini taşıdığını ifade etti. Yeni üniversite, bu modellerin güçlü taraflarını alırken zaaflarını aşmalı; hikmet ve hakikati merkeze alan, araştırma ruhunu koruyan, bilgi ile değeri buluşturan ve yüksek entelektüel tefekkürü hakikati görecelileştirmeden sürdüren bir üniversite modeli geliştirmelidir. İslam medeniyetini de bu modelin kurucu perspektiflerinden biri olarak ele almalıdır. Üniversitenin yalnızca Türkiye’nin akademik ihtiyaçlarından doğmadığını belirten hocamız, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Avrupa’daki Müslüman toplulukların uzun yıllardır İstanbul’da güçlü ve sahih bir İslam üniversitesi kurulması yönünde taleplerde bulunduğunu ifade etti. Şam, Bağdat, Kahire ve diğer tarihî ilim merkezlerinin yaşadığı krizler sebebiyle Müslümanların çocuklarını ilim tahsili için gönderebilecekleri güvenilir merkezlere duyulan ihtiyacın arttığını belirtti. Bu ihtiyaçtan doğan üniversite projesinin 2015 yılında yasal zemine kavuştuğunu, uzun bir bekleyişin ardından bugün Sultanahmet’te tarihî bir külliye içerisinde hayata geçirilmeye başlandığını ifade etti. Konuşmasının sonunda üniversitenin yalnızca yeni bir yükseköğretim kurumu kurmayı değil, İslam dünyasına sunulabilecek özgün bir eğitim modeli geliştirmeyi hedeflediğini ifade etti. Bu kapsamda İslami ilimler, sosyal ve beşerî bilimler ile bilim ve teknoloji alanlarının nasıl bütünleştirileceği; ortak derslerin, çekirdek programın, müfredatın ve kurucu metinlerin nasıl oluşturulacağı üzerinde çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.
Tokyo’daki WMI 2026 Dünya Finali’nde Elmas Madalya kazanan Ayşegül Balım Yabacı, başarısıyla hepimizi gururlandırdı. 💎
Hem matematik olimpiyatçısı hem #DENEYAP ve #TEKNOFEST’le geleceği inşa eden bir teknoloji sevdalısı olan örnek genç Ayşegül’ü yürekten kutluyorum! 👏
#MilliTeknolojiHamlesi 🌎🇹🇷
Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi’nin yeniden ibadete açılışının sene-i devriyesinde, üniversitemiz ev sahipliğinde “Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” başlıklı anlamlı bir program gerçekleştirdik.
Üniversitemiz ev sahipliğinde düzenlenen bu özel programa; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Prof. Dr. Burhanettin Duran, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Safi Arpaguş ve İstanbul’un güzide üniversitelerinin kıymetli rektörleri teşrif ettiler.
Fethin sembolü, medeniyetimizin ve hafızamızın kalbi olan Ayasofya’nın manevi, tarihi ve kültürel mirasının kapsamlı bir şekilde ele alındığı bu değerli buluşmaya katılımlarıyla onur veren tüm misafirlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
@SerdarCam_tr Moritanya'daki Türk Kültürü ve Sanatı forumuna verdikleri destekten dolayı Sayın Bakan Yardımcılarımıza, sanatçılarımıza, ilim adamlarımıza ve kurumlarımıza çok teşekkür ederiz.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da ev sahipliği yaptığımız NATO Zirvesi başarıyla tamamlandı.
Bu tarihi Zirve’ye tüm Müttefiklerin lider düzeyinde katılmış olması, ülkemize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza duyulan güvenin bir göstergesidir.
NATO’nun dönüşümüne dair yoğun tartışmaların sürdüğü kritik bir dönemde düzenlenen Zirve’de, Avrupa-Atlantik güvenliğinin gündemindeki önemli meseleler etraflıca ele alındı.
NATO 3.0 vizyonu çerçevesinde daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa’nın temelleri atıldı.
Ülkemizin 22 yıl aradan sonra NATO Zirvesi’ne yeniden ev sahipliği yapmasına imkân sağlayan stratejik vizyonu ve güçlü liderliği dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı sunuyoruz.
Zirve hazırlıkları sırasında yakın çalışma yürüttüğümüz NATO Genel Sekreteri Rutte’ye ve Müttefik ülke Dışişleri Bakanlarına teşekkür ediyoruz.
NATO Ankara Zirvesi’nin ülkemizin ve tüm Müttefiklerimizin huzuru ve güvenliği için hayırlı olmasını diliyoruz.
L’Ambassadeur Burhan Köroğlu a tenu une réunion avec SEM. Mohamed Maalainine Ould Eyih, Ministre de la Formation professionnelle, de l’Artisanat et des Métiers.
Durant la rencontre, les parties ont examiné les projets de coopération conjoints qu’il est prévu de mettre en œuvre.
استقبل سعادة السفير برهان كروغلو السيد إلهان ياليم، الممثل الجديد لمؤسسة معارف التركية في موريتانيا، حيث هنأه بمناسبة تعيينه، متمنياً له التوفيق والنجاح في أداء مهامه الجديدة
L’Ambassadeur Burhan Köroğlu a reçu İlhan Yalım, récemment nommé Représentant de la Fondation Maarif de Türkiye en Mauritanie, et lui a exprimé ses vœux de réussite dans l’accomplissement de sa mission.
📍Bilim Nuakşot Merkezi
T3 Vakfı ile Moritanya Mesleki Eğitim, Geleneksel Sanatlar ve El Sanatları Bakanlığı arasında imzalanan özel bir anlaşmayla kurulan Bilim Nuakşot Merkezi’nin açılış törenine katıldık.
T3 Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır’ın ev sahipliğinde açılışı gerçekleşen Nuakşot Bilim Merkezinin, Moritanyalı gençlere eğitim ve teknoloji alanında yenilikçi beceriler kazandırmasını ve Moritanya’nın kalkınmasına katkı sağlamasını temenni ederim.
@TC_NuaksotBE@burhankoroglu@CihadDemirli@elvankuzucutr@T3Vakfi@yeeorgtr@TMaarifVakfi@maarifMRT
📍Türkiye Maarif Vakfı Moritanya Ülke Temsilciliği
Moritanya Büyükelçimiz Prof. Dr. Burhan Köroğlu, Milli Eğitim Bakan Yardımcımız Prof. Dr. Cihad Demirli ve sanatçılarımız ile Türkiye Maarif Vakfı Moritanya Ülke Temsilciliğimizi ziyaret ettik.
Türkiye Maarif Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Halime Kökce ve Türkiye Maarif Vakfı Ülke Temsilcisi İlhan Yalım’a ev sahiplikleri için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz.
@TC_NuaksotBE@burhankoroglu@CihadDemirli@halimekokce@celalalnebioglu@yeeorgtr@TMaarifVakfi@maarifMRT
📍Nuakşot 🇲🇷
Moritanya Büyükelçiliğimizi ziyaret ettik ve Büyükelçimiz Prof. Dr. Burhan Köroğlu ile görüştük.
Büyükelçimize başarılı çalışmalarının devamını dilerim.
@TC_NuaksotBE@burhankoroglu
@SerdarCam_tr Moritanya'daki Türk Kültürü ve Sanatı forumuna verdikleri destekten dolayı Sayın Bakan Yardımcılarımıza, sanatçılarımıza, ilim adamlarımıza ve kurumlarımıza çok teşekkür ederiz.