eğer bana bu dünyadan ne öğrendin?
diye sorsalar, tek bir cümleyle
insanoğlunun aşağılık bir yaratık olduğunu söylerdim
yalanlar, ikiyüzlülükler, ihtiraslar, zalimlikler
artık hiçbir şey seni şaşırtmıyor, hiçbir şey seni yanıltmıyor
dünyanın bütün sırları adeta çıplak kalıyor önünde
ve o çıplaklıkta yalnızlığına sarılıyorsun
işte asıl aydınlanma, o noktada başlıyor…
korku dağlarının yürekçisi
ölüm denizlerinin kürekçisi
öyle suskun oturuyor şişesinin basında
içtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi
onu kırmış olmalı yaşamında birisi
dinledikçe susması, düşündükçe susması
tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi
heykelini yontuyor yalnızlığın ustası…
#ÖzdemirAsaf
gecede yürümek ne ise
yürürken düşünmek ne ise
seni unutamamacasına düşünmek ne ise
unutamamanın anlamı ne ise
seni sevmek ne ise
saklayayım, yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise
her neyse…
#ÖzdemirAsaf
ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım
falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım
senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat…
#TurgutUyar
kuş olmak da yetmiyor bazen
kanat taşıdığını, uçabileceğini de bilmek gerek
ve delip geçmeyi düşlediğin gökyüzünü özlemek
evet, huzur bir mucizedir
kalbinden başka taşkınlığın, sihrin yoksa şayet…
#Küçükİskender
insanların sözleri beni çok korkutuyor
her şeyden öyle güvenle söz ediyorlar ki
bu köpek diyorlar, şu ev
burası başlangıç, ve şurası da son...
#RainerMariaRilke
https://t.co/D0QOzkAtK8
varsın her şey sonraya kalsın
sonraya en sonraya
sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil
bir papatya ne kadar uzağı görebilirse
o kadar yakın kalplerimiz birbirine
ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık kapıları açarken birbirimize ağladık
ne kadar da çok severmişiz birbirimizi sahi ne kadar da çok severmişiz yıllarca
yüzyıllarca öpüştük
sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk i̇stersen bu gece burada kal, dedik sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık sık sık görüşelim, olmaz mı dedik i̇yi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık ortada
her zamanki gibi bir karanfil kaldı
köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını
ödemesi çok güç sigaralara
manav yarı anlamlı güldü biz geçerken eriklerden, çileklerden, o canım kirazlardan bile utanmadan
hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan hani rengi içimize göre değişen: mor, mavi, pembe, sarı
i̇lk defa merhaba dedi bir balıkçı çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere sigarası dudağında:merhaba
ya peki biz ne dedik, ne dedik
yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik
su satılan dükkanlara baktık, yüzümüz cam cam ışıdı
ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık
köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük
su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde
şöyle yazdı
her şey sonraya kaldı
ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül gölgesi yüreklerimizin
öfkemiz sevgiye benziyor şimdi, sevgimiz öfkeye
ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
çıplak ölüler birbirine kenetlenmiş ölüler halinde
bir otobüse biniyoruz, sahiden biniyor muyuz
söyle, nerde göğe bakma durakları nerde
birinin elinde gazete ve süt
gazete mi, evet gazete
bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
paramızı veriyoruz, üstünü alıyoruz, bozuk paralar
cebimizde nikel
cebimizde sarılmış ölüler halinde
her şey bir hızlı adım olmamaya
ama dün gibi taşıdığımız bir umut gözlerimizde
saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan
çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak
yemyeşil bir su takılıyor akrebe, bir çavlan yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana
anılardan anılardan çoktan vazgeçtik yaşadığımız bugün nasıl güzelliğimiz hangi güzellik
biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz
belki bir hazırlık bu başka yazlara
yakın yazlara, uzak yazlara
çünkü her şey eskiye kaldı, anılar bile
her şey, ama her şey eskiye kaldı
vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına…
#EdipCansever
gözlerinle dilin arasına gerili uçurumu seviyorum
kekeme özgürlüğünü seviyorum
susuşundaki hıncı seviyorum
kalbinde ürperen kışı seviyorum
ellerindeki bilge zamanı
denizi yağmurdan korumaya çalışan
çocukluğunu seviyorum
alnın masamızda dört mevsime ufuk
dudaklarında titreyen zamanı seviyorum
yürüyorsun ya kalabalık
dönüp bir daha bakıyor kendine
boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum
her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen
gözlerindeki yaşı seviyorum
beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum
kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum
ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum
gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum
susmanında bir dili var elbet
teri yastığına sızan rüyanı seviyorum
uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla
odalara ömür veren gövdeni seviyorum
yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
bekleyişteki o mucizeyi seviyorum
serçe parmağındaki lekedir yerim, kalabalığın uyumuna inat
hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum
ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler
bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum
bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
getirdiğin hevesi götürdüğün inkârı seviyorum
evlerdesin, dışarılar hüzün, eşyalar ayakta
senden ayrılanı seviyorum, sana kavuşanı seviyorum
uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum
o gölgeyim taş dibinde, bir çürüme bilinci
hükmüm yok bahçende diyorum
üstüme elediğin şefkati seviyorum
dişlerimin arasında bir ishak kuşu
eğiyorum ya başımı
çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum
bir gün bir kötü haber birimizden
kalanın diline gelecek ilk sözü, arayacağı ilk insanı
ilk gece yapacağı her şeyi seviyorum…
#ŞükrüErbaş