EĞİTİM-İŞ’E ÜYE OL, CUMHURİYET VE EMEK MÜCADELEMİZE GÜÇ KAT!
Yeni eğitim-öğretim dönemine, haklarımız ve geleceğimiz için daha güçlü başlıyoruz. Biz eğitim emekçileri biliyoruz ki haklarımız, ancak birlikte omuz omuza mücadele ettiğimizde kazanılır.
Eğitim-İş, Cumhuriyet’in aydınlanmacı değerlerini savunan, emeğin onurunu koruyan ve Türkiye’nin dört bir yanında eğitim emekçilerinin sesi olan en büyük eğitim sendikas��dır. Bugüne kadar her kazanım, örgütlü gücümüzün ve dayanışmamızın ürünü olmuştur. Bu dönemde de aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
Haklarımızı gasp edenlere, emeğimizi yok sayanlara, çocuklarımızı geleceksizliğe sürüklemek etmek isteyenlere karşı en güçlü yanıtımız, örgütlü mücadelemizdir. Bizler, Cumhuriyet’in ışığını taşıyan eğitimciler olarak, yalnızca kendi haklarımız için değil, ülkemizin aydınlık geleceği için de mücadele ediyoruz.
Birlikten doğan gücümüzü büyütmek, emeğimizin karşılığını almak ve çocuklarımıza hak ettikleri laik, bilimsel, çağdaş, kamusal, parasız ve karma eğitimi sunmak için sen de aramıza katıl, bu mücadelede yerini al. Çünkü yalnızca birlikteysek güçlüyüz, yalnızca birlikteysek kazanırız.
Eğitim-İş’e üye ol, Cumhuriyet’ten ve emekten yana olan saflarımızı güçlendir!
Çevrimiçi üye olmak için hemen tıkla;
https://t.co/71OilFDJ9c
EMPERYALİSTLERİN İRAN SALDIRILARI DERHAL SON BULMALIDIR
Dünya, bu sabah emperyalistlerin insanlığın zor çağlar ve kanlı savaşlar sonrasında aldığı tarihi dersleri ve kazanımları nasıl fütursuzca elinin tersiyle itebildiği gerçeğine uyandı.
Daha Filistin’de akıtılan kan kurumamış, Suriye’deki diken üstü hal durulmamışken emperyalistlerin hedefinde bu kez İran vardı. İsrail ve ABD, eşzamanlı olarak İran’a hava saldırıları düzenlemeye başladı.
Eli kanlı İsrail devleti, tıpkı Filistin’de yaptığı gibi bu saldırıları “önleyici harekat” olarak tanımladı. ABD ise Irak işgalinden bu yana kullandığı “demokrasi götürmek” diye tarif ettiği pazarlama taktiğini yine masanın üzerine koydu. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki muhaliflere “İşimiz bittiğinde gidin ve iktidarı alın” diye seslenmesi ise artık ülkelerin yönetimlerinin, işleyişlerinin değiştirilmesi konusunda emperyalistlerin -tıpkı Suriye’de olduğu gibi- nasıl gölge taktiklere dahi ihtiyaç duymadığını bir kez daha gösterdi.
Ekseninde tuttuğu BM vesilesiyle kendisini yıllardır “Dünyanın jandarması” olarak tanıtan ABD’nin aslında Ortadoğu’nun haydudu olduğu da; her katliamına “önleyici” etiketi yapıştırılan İsrail’in de sadece Filistin’de döktüğü kanla yetinmeyeceği de son gelişmeler ışığında acı biçimde ispat buldu.
Büyük önder Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü savaşlar konusunda kılavuz kabul eden, her zaman barış ve demokrasiden yana olan Birleşik Kamu-İş olarak altını çiziyoruz:
Vatanı müdafaa dışındaki her savaş insanlık suçudur. Savaşta zenginler kaçar, yoksullar ölür, emperyalistler ve silah lobileri kazanır. Filler tepişir, çimenler ezilir ve insanlık yüzyıllarca geriye gider. Ortadoğu’da emperyalistlerin her aklına estiğinde savaşa girişmesi ne yazık ki insanlık adına dehşet vericidir.
Savaşta önce gerçekler ölür. ABD’nin “Kitle imha silahları var” diyerek işgal ettiği, sonra da o silahların hiç olmadığı itirafında bulunduğu Irak’ın aradan geçen onca yıla rağmen viran durumu, basit yalanlarla ağır sonuçların emperyalistlerce nasıl kolayca oluşturulabildiğinin ispatıdır. Şimdi İran’a elindeki silah gücünü yok etmek ve demokrasi götürmek için saldırdığını söyleyen ABD ve İsrail, zaten İran’daki molla rejiminin karanlık mimarlarıdır. Molla rejiminden önce kadınların özgür olduğu, sokaklarında çağdaş yaşamın aktığı, sanatın ve felsefenin anavatanlarından biri olan İran, yine emperyalistlerin planlarıyla gericiliğin dipsiz çukuruna itilmişti. Şimdi emperyalistlerin yeni katliamlara kendi açtıkları bu çukuru gerekçe göstermesi her açıdan trajikomiktir.
Ne olursa olsun; bir ülkenin yönetimi, o ülkenin insanlarının irade ve tercihleriyle değişmelidir. Dışarıdan, zor kullanarak, kan dökerek, baskı kurarak yapılan her müdahale demokrasi dediğimiz kavramın tüm koşullarına aykırıdır.
İran’da yaşananlar birkaç açıdan bizlere de ders olmalıdır: Çünkü İran’ın bu kadar kolay hedef alınabilmesinde demokrasinin yokluğu, bağımlı dış politika ve kalkınma yerine savaş eksenli yönetim rol oynamıştır. Türkiye’nin Ortadoğu’da emperyalistlerin kanlı planlarına dahil olmaması da, bu sürecin doğru okunması da, bağımsız, tarafsız ve insanlıktan yana tavır takınması da elzemdir.
Birleşik Kamu-İş olarak tüm dünya kamuoyuna İran’a yönelik saldırıların durdurulması için harekete geçmesi çağrısında bulunuyoruz. Bir suç, sadece faille tamamlanmaz. Suçun yapıtaşları arasında sessizlik de vardır. Bugün bu insanlık suçuna karşı sessiz kalanlar, bilsinler ki akan bu kana ortaklardır.
Biz sessiz kalmayacağız!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Merkez Yönetim Kurulu
Eğitimin sorunları milyonlarca insanı etkiliyor, eğitim her hane için büyük bir probleme dönüşüyor. Tespit etmenin, eleştirmenin ötesine geçecek, durdurmayı ve değiştirmeyi hedefleyen bir güç yaratmalıyız. Birlikte başarabiliriz. #EĞİTİMİÇİNBİRLİKteyiz.
AKP iktidarının üniversiteleri liyakatten uzak atamalarla biçimlendirme, ilerici akademisyenleri tasfiye etme ve muhalif öğrencileri baskı altına alma politikalarına karşı Boğaziçi Üniversitesi’nde 2021 yılında başlayan direniş, beşinci yılında hepimize umut olmaya devam etmektedir.
Kayyum rektör dayatmasına karşı öğrencilerin ve akademisyenlerin sergilediği bu onurlu duruş, bilimsel özgürlükten, özerk ve demokratik üniversite talebinden vazgeçilmeyeceğinin açık ilanıdır.
Direnişin 5. yılı dolayısıyla gerçekleştirilen eylem öncesinde Boğaziçi Üniversitesi kampüsü önüne yığılan polis güçleri ve barikatlar, iktidarın bu haklı mücadeleden duyduğu rahatsızlığın göstergesidir. Üniversiteler düşüncenin, bilimin ve özgür tartışmanın mekanlarıdır, polis ablukalarıyla, gözdağıyla yönetilemez. Barışçıl ve meşru bir direnişin polis gücüyle bastırılmaya çalışılmasını kınıyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve eğitim emekçileri; üniversite bileşenlerinin iradesini yok sayan rektör dayatmasına karşı durarak Türkiye siyasal tarihinde gurur nişanı olacak bir mücadele vermektedir. Çoğulculu��u ve özgürlüğü savunan bu kararlı duruşu selamlıyor; onlarla gurur duyduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Eğitim-İş olarak, Boğaziçi Üniversitesi’nde süregelen haklı direnişin yanındayız. Üyelerimiz ve tüm eğitim emekçileriyle birlikte laik, bilimsel, kamusal eğitim mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz. Üniversiteler, üniversite bileşenlerinin demokratik iradesiyle yönetilmelidir.
Boğaziçi direnişi 5 yaşında! Bu mücadele büyüyerek sürecek; özgür, özerk ve demokratik üniversiteler mutlaka kazanacaktır.
Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş ve bağlı sendikalarla birlikte, gerçeği yansıtmayan verilerle emekçi ve emeklilerin maaşlarını gasp eden TÜİK’i protesto ettik ve “Yılın Emek Hırsızı Ödülü”nü TÜİK’e verdik.
Ayrıca, bu haksız uygulamaların hangi iradenin talimatıyla gerçekleştirildiğinin de açık olduğunu vurgulayarak, “Yılın Çaldıranı Ödülü”nü, ilgili talimatı veren makama iletilmek üzere TÜİK yetkililerine teslim ettik.
TÜİK önündeki basın açıklamasına Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Genel Basın Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk katıldı.
Basın açıklamasını okumak için tıklayınız;
https://t.co/nBs57LZJSq
Toplumun uzun süredir yaşadığı yoksullaşma sürecini ortaya koymak için hazırlanan raporda öne çıkanlar:
• Türkiye’de gerçek işsizlik oranı %29,1.
• “Ne Eğitimde Ne İstihdamda” olan 15-34 yaş arası gençlerin sayısı 6 milyon 614 bin.
• 2025 yılı boyunca kamu emekçilerinin satın alım gücü kaybı en az 10.000 TL.
• Ücretli öğretmenlerin %53,6’sının aylık geliri asgari ücretin altında.
• Ülke çalışanlarının yarısını oluşturan özel sektör işçileri için belirlenen 2026 asgari ücreti, açlık sınırın altında.
• Emekliler yoksulluğun gerekçesi olarak gösterildi, 16.881 TL ile yaşamaya mahkûm edildi. Ekonomik ve psikolojik olarak çıkmaza sürüklendi.
• 2017’den 2025’e geçen süreçte, seçilen 21 ürünün fiyat artışları maaş ve ücret artışları ile kıyaslandığında; iki yıl arasında en düşük öğretmen maaşındaki artış 14 ürünün, asgari ücret artış 15 ürünün, en düşük emekli maaşındaki artış ise 16 ürünün fiyat artışının altında kaldığı görüldü.
Ülkenin kamu emekçisi, işçisi, emeklisi, ailesi, genci, çocuğu… yoksullaşmış, 2026 yılında da yoksullukla mücadeleye mecbur bırakılmıştır.
Raporumuzu İncelemek İçin Tıklayınız
https://t.co/YkpGZS3aoX
Siyasi iktidarın 23 yıldır süregelen düşük maaş politikası ve bu politikaya ortaklık eden yetkili konfederasyonun tavrı, 8. Toplu Sözleşmede de devam etmiş, Ocak 2026 için zam oranı 1000 TL+%11 olarak belirlenmiştir. Toplu sözleşmedeki düşük zam oranına, gerçeğin çok altında açıkladığı enflasyon oranları ile geçen altı ayda alım gücü kaybının sadece %6,84 olduğunu iddia eden TÜİK eşlik etmiş, %18,60 oranında artacağı kesinleşen kamu emekçilerinin maaşı, yoksulluk sınırının altında kalmıştır.
23 yıldır süren, toplumun geleceğini tehlikeye atan, her geçen gün derinleşen yoksullukla toplumsal çöküşe neden olan politikalarınıza karşı emeğimize sahip çıkmak için mücadelemizi sürdüreceğiz…!
Hakkımızı alana kadar susmayacağız…!
#Türkiye #tüik #zam #öğretmen #memur
4 Ocak 1991’de Ankara’ya ulaşmak amacıyla Zonguldak’tan başlayan Büyük Madenci Yürüyüşü, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi ellerinde olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Yıllardır emekçiler üzerinde baskı, güvencesizlik ve örgütsüzleştirme politikaları, siyasi iktidarın örgütlü işçi sınıfından duyduğu derin korkunun göstergesidir.
Eğitim-İş olarak; emeğin, sınıf dayanışmasının ve örgütlü mücadelenin önemini vurguluyor, 35. yılına ulaşan Büyük Madenci Yürüyüşü’nü saygıyla selamlıyoruz.
#4OcakMadenciYürüyüşü
Genel Başkanımız Kadem Özbay, 1 Ocak sabahı yapılan Filistin yürüyüşüne okul müdürleri tarafından resmi yazı olmadan öğrencilerin davet edilmesini Halk TV’ye değerlendirdi.
@kademozbay_@halktvcomtr
Eğitim-İş olarak, Cumhuriyet’imizin eğitim devriminin mimarlarından Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi vefatının 96. yılında derin bir sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle; bu mücadelemizin temellerini atanlardan biri olan, Cumhuriyet devrimlerini omuzlayan büyük aydınlanma neferi Mustafa Necati’nin onurlu mirasını savunmaya devam edeceğiz.
2025 yılını sermayenin kâr hırsı ve gericiliğin eğitim alanındaki karanlık kuşatması altında geride bırakırken; örgütlü gücümüzden aldığımız güç ve inançla 2026’yı karşılıyoruz.
Bu tablonun bir kader değil; siyasi tercihlerle yaratılmış sınıfsal bir sömürü düzeninin sonucu olduğunu biliyoruz.
Çocukların ucuz iş gücü olarak sermayenin çarkları arasında can vermediği; eğitimin bir hak olarak kamusal biçimde sunulduğu, eğitim emekçilerinin yoksulluğa mahkûm edilmediği, meslek onuruna yaraşır ücret ve çalışma koşullarına sahip olduğu bir yıl, ancak laik ve bilimsel eğitim mücadelesiyle mümkündür.
Eğitim-İş olarak yeni yılda da rotamız nettir:
Cumhuriyet’in aydınlanma meşalesini taşıyan eğitim emekçileri olarak, laik ve bilimsel eğitim mücadelemizle; çocuk işçiliğine, emek sömürüsüne ve eğitimdeki adaletsizliklere karşı örgütlü mücadeleyi büyütecek; eğitim emekçilerinin insanca yaşam ve meslek onuruna yaraşır çalışma koşulları için her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz.
Tüm eğitim emekçilerinin ve halkımızın yeni yılını kutluyoruz.
#yeniyıl #Türkiye
Genel Başkanımız Kadem Özbay, yeni yılın ilk sabahı gerçekleştirilecek olan Filistin etkinliği için okul müdürlerinin okullarda duyuru yapmasını Cumhuriyet’ten Taylan Gülkanat’a değerlendirdi.
“Herkesin bildiği gerçek örtük biçimde kabul edilmektedir. Bu durum basit bir koordinasyon zafiyeti değil; devletin kendi okulunda egemenlik kaybıdır. Resmî yazı bilerek çıkarılmamaktadır. Çünkü yazı; imza demektir, sorumluluk demektir, hesap demektir. Bunun yerine telefonlar devreye sokulmakta, yüz yüze talimatlar verilmektedir. İktidara yakın ya da vakıf–tarikat ağlarıyla ilişkili okul yöneticilerine ‘organize edin’ denilmekte; okullar kamusal eğitim kurumu olmaktan çıkarılıp siyasal ve ideolojik organizasyonların lojistik alanına dönüştürülmektedir. Bu yöneticiler de eğitim gerekçesiyle değil, koltuklarını sadakat ilişkilerine borçlu olmanın baskısıyla bu talimatları yerine getirmektedir. Filistin’de yaşanan zulme karşı duyarlılık göstermek insani bir sorumluluktur. Ancak bu haklı duyarlılığın, kamusal sorumlulukların yerine geçirilmesi kabul edilemez.”
@cumhuriyetgzt
Eğitim-İş sendikasının kültür, sanat ve edebiyat dergisi Ekenek, Aralık–Ocak–Şubat (2025–2026) aylarını kapsayan 11. Sayısında; okuma kültürümüzün hafızasında özel bir yere sahip olan Cin Ali üzerinden çocukluk, eğitim ve edebiyat ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. “Cin Ali’nin İzinde Okuma Kültürümüz” başlıklı dosyada, farklı kuşaklardan yazarlar okuma alışkanlığının bireysel ve toplumsal boyutlarını ele alıyor.
Dergi bu sayısında şiir ve öykü alanında çağdaş edebiyatın güçlü örneklerine yer verirken düz yazılarda edebiyat, kültür ve düşünce ekseninde zengin bir içerik sunuyor. Usta şair Gültekin Emre, Şiir Günlükleri ile dergideki yerini sürdürürken; Veysel Çolak, Kaan Eminoğlu, Rıdvan Yıldız ve Furkan Çirkin şiirleriyle okuru selamlıyor. Erdal Atıcı ve Evin Okçuoğlu öyküleriyle yer aldığı bu sayıda; Hürriyet Yaşar, İbrahim Eryiğit ve Zekeriya Çavuşoğlu derinlikli yazılarıyla dergiye katkı sunuyor.
Ekenek’in kış sayısı, okuma kültürünü nostaljiyle sınırlamayan; eleştirel, güncel ve çok yönlü bir bakışla ele alan dosyasıyla dikkat çekiyor.
Ekenek Dergimizin 11. Sayısını Okumak İçin Tıklayınız
https://t.co/dnn8zokZ3H
Eğitim-İş olarak, 2025 yılı boyunca emeğin değersizleştirilmesine, piyasacı uygulamalara ve laik, bilimsel, kamusal eğitimi kuşatan gerici ve ayrıştırıcı müdahalelere karşı mücadele verdik.
Okullardan Meclis kapısına, bakanlıklardan meydanlara uzanan bu mücadelede; laik ve bilimsel eğitimi savunduk, eğitim emekçilerinin insanca yaşam ve meslek onuruna yaraşır çalışma koşulları için tüm örgütlü gücümüzle Cumhuriyet ve emek mücadelemizi büyüttük.
Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası Eğitim-İş olarak; bu onurlu mücadelede yan yana durduğumuz tüm üyelerimize ve dayanışma gösteren herkese teşekkür ediyoruz.
Mücadele dolu bir yılı geride bırakırken, yeni yıla örgütümüzden aldığımız güç ve dayanışma ile giriyoruz.
2025 yılı boyunca yürüttüğümüz mücadelenin ve büyüttüğümüz dayanışmanın kısa bir özetini sizlerle paylaşıyoruz.
2026’da da Cumhuriyetten, emekten, meslek onurundan ve tüm çocukların nitelikli ve eşit eğitim hakkından yana mücadelemizden geri adım atmadan; örgütlü gücümüzle, dayanışmamızla ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.
Yaşasın Cumhuriyet ve Emek Mücadelemiz!
Yaşasın Eğitim-İş!
Yaşasın Birleşik Kamu-İş!
2025 yılı boyunca eğitim ve bilim emekçileri ülkedeki yüksek enflasyona karşı belirlenen düşük zam oranları nedeniyle yoksullaşmış, emeğin karşılığı adeta pula dönmüştür. Yıl içinde 2026 ve 2027 yıllarını kapsayan 8. Toplu Sözleşme için refah düşüşünü telafi etmek amacıyla konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’in sunmuş olduğu zam teklifi, siyasi iktidar tarafından görmezden gelinmiş, kamu emekçilerinin talepleri ile birlikte umutları da masada kalmıştır.
Eğitim-İş olarak yaşanan olumsuz sürece rağmen her zaman olduğu gibi 2026 yılında da hem eğitim hem de bilim emekçilerinin yaşamış olduğu hak kayıpları ve ihlallerine karşı taleplerimiz gerçekleşinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Raporumuzu İncelemek İçin Tıklayınız
https://t.co/4LG9Bwh491
Yoğun müfredat, sınav haftaları ve e-Okul yükü altında öğretmene yüzlerce veri girişi dayatılamaz.
Eğitim-İş olarak Öğrenci Gelişim Raporlarının iptali için MEB’e başvurduk.
Başvuruyu İncelemek İçin Tıklayınız
https://t.co/dVBKddwTrt
Yalova’da terör örgütü IŞİD’e karşı yürütülen operasyonda şehit olan polislerimizin haberini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Eğitim-İş olarak, terörü lanetliyor; şehitlerimizi saygıyla anıyor, ailelerine ve halkımıza başsağlığı ve sabırlar, yaralı polislerimize ise acil şifalar diliyoruz.
#yalova
Milli Eğitim Bakanlığı, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında pazarladığı, bilimsel temelden uzak ve sahadaki gerçeklikle örtüşmeyen uygulamalarına bir yenisini daha eklemiştir. Bakanlık, eğitimi teknik terimlerle süsleyerek öğretmenin emeğini görünmez kılan, eğitim sürecini bürokratik bir angarya yığınına dönüştüren bir uygulamayı hayata geçirmektedir. Geçtiğimiz yıl okul öncesi ve ilkokullarda uygulanan "Öğrenci Gelişim Raporu"nun, bu yıl apar topar yaygınlaştırılması, Bakanlığın eğitim emekçisinin sırtındaki yükü görmezden geldiğinin en somut kanıtıdır.
Öğretmenler hâlihazırda sınav haftası, yazılı ve uygulamalı sınavlar, e-Okul işlemleri ve yoğun müfredat baskısı altında çalışırken; özellikle dil derslerinde yazılı sınavların yanı sıra dinleme ve konuşma becerilerinin de ayrı ayrı değerlendirildiği bir süreçte, şimdi de ayrıntılı, zaman alıcı ve tamamen öğretmenin sırtına yüklenen gelişim raporlarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bakanlık, yayımladığı kararda sıkça kullandığı “beceri temelli eğitim” söylemiyle süreci meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Sınıflar bu denli kalabalık, okullar yetersiz, öğretmen sayısı eksikken; ölçme ve değerlendirmeyi dereceli puanlama anahtarları ve e-Okul ekranlarına sıkıştırmak, eğitimin niteliğini sayısal verilere indirgemekten başka bir şey değildir.
Devamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/qeonZbzrxs