Eğer Birleşmiş Milletlere olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir:
Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. #UNGA81
Lübnan’da çocuklar, gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak.
Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek.
Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak.
Birleşmiş Milletlere güven, ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.
190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir.
Güvenlik Konseyi, dünya 5’ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.
Peygamberimiz ve Güzel Ahlak temasıyla idrak ettiğimiz Mevlid-i Nebi Haftası boyunca düzenlenen etkinliklerin, Peygamberimizin örnek şahsiyetiyle birlikte ümmetine vazettiği ittifak ve ittihat siyasetini anlamamıza vesile olmasını diliyorum.
Kur’an-ı Kerim’in ve sünnet-i seniyyenin rehberliğinde aziz milletimizin her bir ferdini kuşatan hizmet anlayışından dolayı Diyanet İşleri Başkanlığımızı yürekten tebrik ediyorum.
Merkez teşkilatından taşra ve yurt dışı görevlilerine kadar; müftülerimize, imamlarımıza, müezzinlerimize, eğitim görevlilerimize, Kur’an kursu öğreticilerimize ve büro çalışanlarımıza şükranlarımı iletiyorum.
Mevlid-i Nebi Haftası’nın tüm insanlık için bir kez daha hayırlar getirmesini diliyorum.
Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız.
Biz güçlü olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Bunun için “ittifakta hayır vardır” diyor; kendi içimizde ve İslam dünyasında ittifakları büyütmeye, ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz.
Asırlar boyunca tarihe yön, cihana nizam vermiş ümmet-i Muhammed’in, bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini arzu ediyoruz.
Müslümanlar olarak birbirimize inanarak, birbirimize dayanarak, omuz omuza, yürek yüreğe vererek istikbale hep beraber yürüyelim istiyoruz.
Bütün çabamız, ittifak ve ittihadın sağlanması içindir.
Bütün gayretimiz, coğrafyamızda huzur ve güven ikliminin inşası içindir.
İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için, uhuvvetin tesisi için, İslam âleminin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi için elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koymaya devam edeceğiz.
Bizi yolumuzdan çevirmek için her yolu denediler. Darbe senaryoları yazdılar, muhtıra vermeye kalkıştılar, partimizi kapatmaya kalktılar.
Allah’a hamdolsun hepsini tek tek püskürttük.
25 yıl sonra işte buradayız. Sapasağlam buradayız…
Terörün bitmesine kim üzülür? Türkiye üzerine hesabı olanlar üzülür, bu yaranın bir kırk sene daha kanamasından çıkar sağlayanlar üzülür, siyaseti ve toplumu terör üzerinden yıllardır dizayn etmeye alışanlar üzülür.
Varsın üzülsünler. Bu ülkede anneler artık ağlamayacak...
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet niyaz ediyor, acısı ilk günkü gibi yüreğimizde olan tüm kayıplarımızın ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Şunu gençlerimizin her zaman akıllarında tutmalarını rica ediyorum:
10 sene önce olduğu gibi bugün de dünyanın gözü bizim üzerimizde.
Bugün dünya bize bakıyor, Türk milletine bakıyor; Beyrut, Şam, Halep, Trablus, Trablusşam, Saraybosna bizi takip ediyor.
Gazze’nin, Batı Şeria’nın, Kudüs’ün masum çocukları bizi izliyor.
Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Afrika’ya mazlum ve mağdurlar büyük bir umutla Türkiye’ye bakıyor.
Bu umudu söndürmek için her türlü kirli senaryoyu devreye alanlara Allah’ın izniyle meydanı terk etmeyeceğiz.
Bir olacağız, beraber olacağız; tek yürek, tek ses, tek nefes olacağız; birbirimizi Allah için sevecek; her karışında barışın, huzurun, refahın olduğu büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.
Nasıl 10 yıl önce bu ülkeyi kardeşlikle, birlikle, dayanışmayla esaretin pençesinden kurtardıysak inşallah geleceğe de yine gönül birliği içinde beraberce taşıyacağız.
Müslüman Türk’ün yolunu gözleyenlere tüm imkânlarımızla destek olmaya devam edeceğiz.
O şehit ve gaziler ki yağmur gibi yağan kurşunlara karşı, helikopter ve F-16’lardan atılan bombalara karşı, namlusunu millete çeviren haysiyetsizlere karşı tarihe geçen muhteşem bir destan yazdılar.
“Bu ülkeyi ruhunu bir dolara satmış alçaklara teslim etmeyeceğiz” dediler…
Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı güçlü olduğu müddetçe Türkiye artık karanlık dönemler yaşamayacak.
15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece evelallah Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecek.
Birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece kimse bu milletin iradesine zincir vuramayacak.
İnşallah bundan sonra demokrasimiz asla ve asla kesintiye uğramayacak.
Demokrasimize kastedenler; millî iradeye, Gazi Meclisimize, seçilmiş hükûmete kastedenler bundan sonra sanık sandalyesine oturacağını bilecek, bu millete kötülük yapmayı aklından bile geçiremeyecek.
Şu selalar, göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan edişinin sembolüdür.
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun... 🇹🇷
Rabb’imizin manevi bir lütfu olan Kurban Bayramı’nın ülkemiz, aziz milletimiz, İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.
Gazze başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı köşelerinde bu bayramı da hüzünle, acıyla, kalplerinde ince bir sızıyla karşılayan tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına en güçlü dayanışma mesajlarımı gönderiyor, Kurban Bayramlarını ayrı ayrı tebrik ediyorum.
Rabb’im bizleri hem millet hem de ümmet olarak merkezinde barışın, esenliğin, vahdet ve uhuvvetin olduğu daha nice bayramlara kavuştursun.
Bayramımız mübarek olsun.
Bu topraklarda Malazgirt’le başlayan fetihler silsilemizin en parlak halkası olan İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yılında Peygamber Efendimizin müjdesine nail olan Sultan Fatih’i, o büyük kumandanın kahraman ordusunun tüm neferlerini rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum.
Fethin 573’üncü yılı kutlu olsun, mübarek olsun.
Enerji dönüşümünün hızlandığı yeni dönemde kritik madenler artık petrol ve doğal gaz kadar önemli hale gelmiştir.
Savunma sanayisinden yüksek teknolojiye kadar birçok sektörün geleceği bu kaynaklara bağlıdır.
Türkiye bu yarışta seyirci değil, oyun kurucu olmayı hedeflemektedir.
Son 23 yılda bunun altyapısını çok sağlam bir şekilde zaten hazırladık.
Ufku ve vizyonu eski Türkiye’yi aşamayanlara rağmen dünyanın en büyük derin deniz filosuna sahip 4’üncü ülkesi olduk.
Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali’yle bu alanda yeni bir çığır açtık.
Güneş ve rüzgâr enerjisinden hidroelektrik santrallerine kadar temiz enerji alanında tarihimizin en büyük projelerini hayata geçirdik.
Bütün bunları da öncelikle ülkemizde tesis ettiğimiz güven ve huzur iklimi sayesinde başardık.
Yere sağlam bastık, kararlı yürüdük, Türkiye’nin önünü kesmek isteyenlere aldırmadan diğer alanlar gibi enerjide de tarihî bir başarıya imza attık.
İnşallah enerjide, madencilikte ve doğal kaynaklarda çok daha büyük başarılarla ülkemizi buluşturmakta kararlıyız.
Bunun için karada veya denizde, hükümranlık alanlarımızda ne kadar tabii kaynağımız varsa işleyecek, bu kaynakların Türkiye’nin atılım sürecinde lokomotif vazifesi görmesini mutlaka sağlayacağız.
Savunma sanayisinde olduğu gibi enerjide de tam bağımsızlık, ülkemizin Kızılelma’sıdır.
Türkiye bu hedefine doğru emin adımlarla yürümektedir, bu yürüyüşün önünün kesilmesine de hiçbir surette müsaade etmeyecektir.
Biz kökümüzü unutmayız, özümüzü unutmayız.
Nereden geldiğimizi de çok iyi biliyoruz nereye gittiğimizi de çok iyi biliyoruz.
Bizimle aynı yolda olan milyonlarla birlikte eğilmeden, bükülmeden, yılmadan ve yorulmadan yürümeye devam edeceğiz.
Bu hareket bir kişiye, bir gruba çıkar sağlama hareketi değildir.
Bu hareket kişisel rant peşinde koşan bir hareket değildir.
Bu hareket köksüz bir hareket değildir, saman alevi gibi parlayıp sönecek bir hareket hiç değildir.
Bu hareket ta en başından itibaren millet davasıdır, memleket davasıdır, büyük Türkiye davasıdır; bu hareket ümmet davasıdır.
Şefkatiyle ve fedakârlığıyla hayatımıza yön veren, ailemizin ve toplumumuzun temel direği annelerimizin Anneler Günü’nü en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
“Cennet annelerin ayakları altındadır” düsturunu şiar edinen büyük bir medeniyetin mensupları olarak annelerin emeklerini ve gayretlerini her zaman baş tacı ediyor; onların refahı, huzuru için çalışıyoruz.
Annelerimizin güçlü Türkiye’nin inşasında en büyük pay sahibi olduklarını biliyoruz ve değerli annelerimizin gayretleriyle Türkiye Yüzyılı idealimize ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.
Övgü ve hürmetin en büyüğünü hak eden annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyor, ahirete irtihal etmiş tüm annelerimizi de rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.
Türkiye’ye ve Türk milletine çok önemli hizmetlerde bulunan; ülkemizin gelişmesinde, kalkınmasında ve atılımlarında öncü bir rol oynayan 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı ebediyete irtihalinin 33’üncü yılında rahmetle ve hürmetle yâd ediyorum.