Türkiye'nin kaymağını yiyen yüzde 1, siyasete nasıl etki ediyor? AKP'nin öyküsündeki yerleri ne?
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, geçtiğimiz akşam Sözcü TV'de İpek Özbey'in sorularını yanıtladı.
📌Programın tamamı için:
https://t.co/31maIQsPkD
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'dan @OkuyanKemal çarpıcı çıkış:
"Ülkenin bütün kaynaklarına el koymuş olan sermaye sınıfının elinde biriken zenginliğe el koymazsanız, bu halka sözünü ettiğiniz iyileşmeyi, refahı veremezsiniz."
İpek Özbey @ipekkozbey ile Nasıl Olacak? bu akşam saat 20.00'da Sözcü Televizyonu YouTube kanalında yayında! 📺⏰
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'dan @OkuyanKemal çarpıcı çıkış:
"Ülkenin bütün kaynaklarına el koymuş olan sermaye sınıfının elinde biriken zenginliğe el koymazsanız, bu halka sözünü ettiğiniz iyileşmeyi, refahı veremezsiniz."
İpek Özbey @ipekkozbey ile Nasıl Olacak? bu akşam saat 20.00'da Sözcü Televizyonu YouTube kanalında yayında! 📺📷⏰
https://t.co/MJMIt4oOn5
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'dan @OkuyanKemal çarpıcı çıkış:
"Ülkenin bütün kaynaklarına el koymuş olan sermaye sınıfının elinde biriken zenginliğe el koymazsanız, bu halka sözünü ettiğiniz iyileşmeyi, refahı veremezsiniz."
İpek Özbey @ipekkozbey ile Nasıl Olacak? bu akşam saat 20.00'da Sözcü Televizyonu YouTube kanalında yayında! 📺📷⏰
https://t.co/MJMIt4oOn5
Daphne Doğa Yürüyüşleri grubu, Defne Halk Temsilcileri Meclisi, TKP Defne Belediyesi Meclis üyeleri ve TKP Hatay İl Örgütü olarak Dakuk Şelalesindeki patlama sonrası alanı ziyaret ettik. Doğamızın şirketler ve onların temsilcileri tarafından talan edilmesine izin vermeyeceğiz! Halkımızı mücadeleye omuz vermeye davet ediyoruz.
26 Temmuz'un yaktığı ateş yol göstermeye devam ediyor.
26 Temmuz 1953'te Moncada Kışlası'na 135 Kübalı genç devrimcinin düzenlediği baskın, Küba halkının Batista diktatörlüğüne, emperyalist tahakküme ve sömürüye karşı ayağa kalkışının simgesi oldu. Kışlanın bulunduğu Santiago de Cuba geçmişte İspanyol sömürgeciliğine karşı ilk isyan ateşinin yakıldığı kentti. Moncada Kışlası'na yürüyen genç devrimciler, José Martí'nin başlattığı bağımsızlık savaşını tamamına erdirmek için, bağımsızlık önderinin 100. doğum gününde yola çıkmışlardı. Eylemleri, Küba’da ulusal kurtuluş davasını sosyalizmle buluşturacak bir dönemin kapısını aralayarak tarihe geçti.
Fidel Castro ve yoldaşlarının ülkenin en büyük askeri kışlası Moncada'ya düzenledikleri baskın başarısızlığa uğradığında, dünya 20. yüzyılın en güzel devrimlerinden birinin ilk kıvılcımına tanıklık ettiğinin henüz farkında değildi. Moncada'da yakılan ateş, Küba halkının bağrında karşılığını bulmuştu. Batista diktatörlüğünün zindanları devrimci önderlerin iradesini teslim alamamış, o irade büyüyerek ve güçlenerek Sierra Maestra'da ve tüm ülkede yeniden örgütlenmiş, Küba’yı 1 Ocak 1959’da devrime taşımıştı.
Bugün Küba, emperyalist kuşatmanın ağır sonuçları altında zorlu ve özgün bir mücadele döneminden geçerken bu dönemi 26 Temmuz'un mirasıyla göğüslüyor. 26 Temmuz'un en önemli mirası, en ağır koşullarda bile halkın yaratıcı iradesinin ve kararlılığının karanlığı yırtıp atabileceği bilgisidir. 26 Temmuz bu anlamda yalnızca Kübalıların değil; onlarla dayanışma içinde ABD emperyalizmine karşı mücadele eden, kendi ülkelerinde devrim ateşini yakmak için örgütlenen tüm dünya devrimcilerinin ortak mirasıdır.
26 Temmuz Ulusal İsyan Günü'nde, Küba’da devrime giden yolu aydınlatmış öncü kadroları saygıyla anıyor; emperyalist barbarlığa karşı yaşamlarını ve egemenliklerini cesurca savunan kardeş Küba halkını selamlıyoruz.
Yaşasın 26 Temmuz!
Yaşasın Küba Devrimi!
Yaşasın sosyalizm!
Dakuk şelalesinin tahribatını kabul etmiyoruz. Halkımıza çağrı yapıyoruz: ilimizde rutinleşmeye başlayan takan ve tahribata karşı mücadeleyi genişletmek için hep birlikte emek verelim!
Dakuk şelalesinin tahribatını kabul etmiyoruz. Halkımıza çağrı yapıyoruz: ilimizde rutinleşmeye başlayan takan ve tahribata karşı mücadeleyi genişletmek için hep birlikte emek verelim!
Dakuk şelalesinin tahribatını kabul etmiyoruz. Halkımıza çağrı yapıyoruz: ilimizde rutinleşmeye başlayan takan ve tahribata karşı mücadeleyi genişletmek için hep birlikte emek verelim!
“Yeni Parti”nin kurulmasına AKP yol açtı. Bunun tartışılır tarafı yok. Ancak Yeni Parti’nin kuruluşunun siyaset alanında dar anlamıyla CHP’nin içiyle sınırlanamayacak gelişmelere yol açacağını AKP ne kadar hesapladı, işte bu tartışmalı.
Elbette henüz sürecin başındayız ve kesin konuşulamaz. Ancak…
Ad her şeyi belirlemez, lakin “Yeni Parti” tercihi sadece “yeni parti kurmak zorunlu oldu” türünden bir duyguyla gerekçelendirilemez. Halkçı Parti, SHP, DSP, SODEP her durumda CHP geleneğinin yerleştiği “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” çizgisine hitap eden partilerdi. Yeni Parti ise daha kurulmadan içinin farklı farklı doldurulmaya çalışıldığı bir oluşuma dönüştü: İdeolojisiz parti, sosyal demokrasinin ilkelerine sadık parti, ANAP gibi parti, Atatürkçü tabanı sağa açan parti…
Belki de istenen budur; herkesin, hatta “iliştirilmiş sol”un da kendince bir anlam yüklediği bir parti.
Kimbilir belki CHP’ye dönülür ama Yeni Parti böyle bir dönüş için uygun bir ad değil. Yeni Parti, “ben başka bir şeyim artık” iddiasıdır.
Bu iddia ile birlikte milyonlarca kişi “kurucu parti”ye yaslanma alışkanlığını terk etmeye davet edilmiş oluyor. İdeolojilerin ve programların tamamen önemsizleştirildiği burjuva siyasetinde “kurucu parti” referansı sanılanın ötesinde bir öneme sahipti. Bununla boy ölçüşecek tek referans, 25 yıllık bir öyküsü olan Reisçilikti.
Böylece 2021 sonrasında ama özellikle 6 Şubat 2023 depremiyle birlikte Türkiye’de yaşanan ideolojik ve siyasal hareketlilik ve yer değiştirmeler açısından yeni bir evreye girmiş oluyoruz.
Devrimci bir perspektifle bakıldığında bu tablo, holdingler-tarikatlar düzenini yıkmayı hedefleyen cumhuriyetçi bir programın geniş halk kesimlerinin gündemine sokulması için daha uygun koşullar sunuyor.
İç İşleri Bakanı Çiftçi "ahbap çavuş rezaleti, resmi kurumların güvenilirliğini bir kez daha ortaya koydu" demiş. Öyle değil. Kamusal alanın tasfiyesi ve kurumların topluma değil de bireysel çıkarlara hizmet etmesi nedeniyle ortaya çıkan güvensizlik ahbap rezaletine neden oldu.
🔴Özel İmamoğlu Partisi Yola Çıktı: İdeoloji ve Program Arkadan Gelecek! | 22 Temmuz Çarşamba Haber Bülteni
20.00'de soL TV'de⤵️
https://t.co/mVpJGVCmCP
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır!
İran günlerdir saldırı altında. Trump’ın 7 Temmuz’da Ankara’da yeniden başlattığı savaş son günlerde giderek etkisini artırdı.
Askeri hedef gerekçesiyle yağdırılan bombalar sivil altyapıyı ve yerleşim yerlerini vuruyor, savaşın bedeli İran halkına ödetiliyor.
Trump İran’ın kendisini savunması karşısında “bedelini katbekat ödeyecekler”, “Saddam Hüseyin’e yaptıklarımızı onlara da yapacağız” diye tehditler savururken, bir yandan da ülkenin diz çökmemesi karşısında topyekûn bir savaş için bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam ediyor.
Müzakereler sürüyor dense de çokuluslu tekellerin ve sermaye sınıfının kârlarının dış politikaya yön verdiği bir düzende ateşkesten ya da barıştan söz edilemeyeceği, verilen sözlerin tutulmayacağı bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır.
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin hızla sonuçlarını vermeye başladığını görüyoruz. NATO’nun yönünü Orta Doğu’ya çevirmesi, İran’a dönük saldırganlığın NATO’nun merkezi gündemine dönüşmesi başta İran olmak üzere bölge halkları için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, Türkiye’nin resmi olarak İran savaşının bir tarafı haline getirilmek istenmesi, ülkemizin güneyinde NATO’ya bağlı bir kolordu kurulması planı ve AKP iktidarının Yeni-Osmanlıcılık macerasıyla bölgenin yağma ve talanına ortak olma girişimleri ülkemizi ve halkımızı sıcak çatışmaların içine çekecek bir felakete sürükleme olasılığını artırmıştır.
AKP iktidarını bir kez daha uyarıyoruz. Ülkemiz hiçbir biçimde, doğrudan veya dolaylı olarak İran’a dönük saldırganlığın bir parçası haline getirilmemelidir.
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır. Türkiye Komünist Partisi bu emperyalist barbarlık karşısında, İran halkının yanında durmaya devam edecektir.
Ve bir kez daha hatırlatıyoruz: Örgütsüz kalmış bir ülke, savunmasını ve egemenliğini ayakta tutacak kaynaklardan yoksun demektir. Ülkemizin güvenliğini sağlamanın tek gerçekçi yolu halkın örgütlü mücadelesidir.