“Quando uma mulher é levada a se preocupar o tempo todo com sua aparência, ela tem menos tempo para questionar a ausência de suas liberdades.”
Marjane Satrapi
(1969-2026)
💔 "Nobody can take your freedom. I have lived in a dictatorship. There was a ban on everything! Was I less free in my mind? No, I wasn’t. Did I become a stupid person? No, I didn’t. Because no matter how much they looked at me, they could not get into my mind."
~ Marjane Satrapi
Hoy 4 de junio de 2026, nos dejó Marjane Satrapi. Tenía 56 años. Su familia dijo que murió de tristeza, catorce meses después de que muriera el amor de su vida.
Hay muertes que tienen una lógica brutal que no necesita diagnóstico médico.
Nació en Rasht, Irán, el 22 de noviembre de 1969. Creció en Teherán en una familia de intelectuales de izquierdas. Su madre le dijo algo que aparece en Persépolis y que ella nunca olvidó:
"En tu vida conocerás muchos tontos. Si te hacen daño, recuerda que es porque son estúpidos. No respondas a su crueldad. No hay nada peor que la amargura y la venganza. Muestra tu dignidad y tu integridad."
Su madre tenía razón. Y Satrapi pasó toda su vida demostrándolo.
Sus padres la mandaron a Viena a los catorce años. Sola. Para que sobreviviera. Años después, instalada en París, tomó un lápiz y dibujó en blanco y negro lo que había vivido. Sin colores. Sin adornos. Con una línea directa que contaba la infancia de una niña iraní mientras el mundo que conocía desaparecía a su alrededor.
Lo llamó Persépolis. Se publicó en el año 2000. Se tradujo a más de cuarenta idiomas. La película de animación que codirigió con Vincent Paronnaud ganó el Premio del Jurado en Cannes en 2007. En algunos estados de Estados Unidos intentaron prohibirlo en las escuelas, lo que garantizó que miles de adolescentes lo leyeran con más atención de lo habitual.
Lo que Satrapi entendió que la mayoría de los artistas políticos no entienden: que la intimidad es más subversiva que el manifiesto. Que una niña mirando al lector con el velo puesto y cara de no estar de acuerdo llega más lejos que cualquier discurso.
En 2022, cuando el régimen iraní asesinó a Mahsa Amini, coordinó Femme, Vie, Liberté, un libro colectivo de diecisiete historietistas de todo el mundo. Publicó la versión en persa de forma gratuita en internet para que llegara a Irán.
En 2024 recibió el Premio Princesa de Asturias. Ese mismo año fue elegida miembro de la Academia de Bellas Artes de Francia.
En abril de 2025 murió su marido. En junio de 2026 murió ella.
Persépolis sigue en las librerías. El régimen que dibujó sigue en pie. Y las mujeres iraníes siguen en la calle.
Ella les dio un lenguaje.
Bayramınızı neşelendirmek için seçtim bu fotoğrafı. Yaren Leylek’in bu yıl beş yavrusu var ve hepsi de nur topu gibi maşallah. Yağışlı bir bahar sezonu yavrularına da yansıdı. Hem çoklar hem neşeliler. Tüyü kadar ömrü olsun hepsinin.
Vesileyle Mutlu Bayramlar olsun herkese
Düşününce hep şaşırdığım bir şey, 35 yaşında generaldi, 38 yaşında isyancıydı, 42 yaşında bir cumhuriyet kurdu. 57 yaşında öldü. Ebeveyn kaybı, savaş, göç, yokluk, hastalık… Travmalarla yoğrulmuş, taşınması güç bir ömür…
Atatürk’ün ‘insan’ yanını görmek, benim için Atatürkçülüğün başlangıç noktasıdır. Onu bir insanüstü kahraman değil, acıyı, kaybı ve sorumluluğu omuzlayıp yine de ileriye bakan bir insan olarak görünce, mirasını daha derinden hissederim 🌱
Un Poeta/Bir Şair öyle güzel ki. Oscar Restrepo'nun bir evlat ve baba olarak portresini çizerken aynı zamanda tüm ilişkilerinin yıkılmasına yol açan alkol bağımlılığının temelini oluşturan derin değersizlik hissini ve başarısızlığa dair sert gerçekleri zarafetle anlatıyor. Bir zamanlar potansiyeli olan, hayatta yerini inşa edebileceğini düşünen ve düşündüren genç bir adamken şimdi eski şiirleriyle ve ezberlediği söylemlerle ayakta kalmaya çalışan, öleceğinden çok korktuğu annesinin arabasını kaçırıp ergence isyan eden bir yetişkin Oscar. Kızıyla nasıl konuşacağını, onun sevgisini nasıl kazanacağını bilemiyor çünkü istikrarsız ve kopuk ilişkilenmelerine kendini senelerdir hiç değiştirmemesi sebep olmuş. Evlatlar, bir yaşa kadar ebeveynlerinin karanlıklarına ne kadar açık haldeler, bunu da özenle anlatıyor film. Yurlady karakteri de muhteşem. Henüz kim olduğunu bilmese de yetenekleri olan, hayatı öğrenirken saldırgan ve korkak davranmak yerine dürüst ve cesur olmayı seçmeye çabalayan, kalabalık ailesini seven ve batık bir ekonomide, ırkçı ve cinsiyetçi bir düzende yerini ararken mor simli ojesini unutmayan müthiş bir genç kız Yurlady. Bir şair o, ancak büyük bir şair olmak falan umrunda değil. Oscar ise Yurlady üzerinden kendi tamamlanmamış hayallerini kovalıyor bir süre. Şiir komünitesinin ne kadar varışsız olduğunu da izliyoruz bu kovalamaca boyunca. Sonra her şey iç içe geçiyor, kaos doğuyor çünkü Oscar nereye gitse acıyı ve karmaşayı da götürüyor. Bir şairin tam böyle olması gerektiğine inandığı için mi; şiirin acıdan ve melankoliden beslenerek doğması gerekli diye mi; yoksa hayat, gülümsemeye çalışan bir şiir olduğundan mı? Babamı ve kendimi gördüm filmde. İnsanın sevdiği birini affetmesinin ve yoluna devam etmesinin ne kadar karmaşık olabildiğini, bu sevdiği birinin bizzat kendisi olabileceğini de gördüm. Babamdan bana kalan şiirlere ve zeybek ruhundaki şaire sarıldım. Tavsiyemdir <3
1 Mayıs bu ülke için resmi olarak emek veren tüm emekçiler kadar, tek fotoğrafı, işe girmek için çektirilmiş ve dosya aralarında kalmış bir vesikalık olan isimsizlerin, oyunda okulda yaşında olması gerekirken çalışan çocuk ve gençlerin de bayramı. Dilerim güzel ülkemin güzel çocukları ve yarınları için çalışan uğraşan herkes güzel günler görsün.
Kayıp aşıklar ülkesinin bana bıraktıgı hislerden yola çıkarak derste biseyler karalamıstım her sarkıya yer bulmaya calıstım. kalbimde hepsinin yeri bambaska bana cok baska seyler hissettirdi. Hayalimdeki dünyayı bir de kalbenin şevkat dolu sesinden dinledim sanki 🤍 @kalbenben