“İnsan inandığında, insan hayal ettiğinde ne olur?”
Tek bir hayalle başlayan yolculuğun; gayret, azim ve ortak bir inançla nasıl somut bir başarıya dönüştüğünü AK Parti MKYK Üyesi Sayın Mahir Ünal beyfendi özetliyor.
İnanmış bir yüreğin heyecanının dalga dalga yayıldığı o anlamlı anlar…
@mahirunal
#MahirÜnal #SiyeriNebiKülliyesi
Meslek hayatım boyunca edindiğim tecrübeye bağlı olarak, bir insanın ruhsal bakımından sağlıklı olup olmadığını gösteren iki ölçüt olduğu sonucuna vardım. Onları değişik platformlarda dile getirmeye çalıştım, aşağıdaki makalede yazdım.
https://t.co/fKeqjSd69k
Bugün, İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi, AK Parti TBMM Grup Başkanımız Sayın Abdullah Güler ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Bilal Erdoğan ile birlikte, Sivas’ta Peygamber Efendimizin (S.A.V) hayatını gelecek nesillere aktaracak, Siyer-i Nebî Külliyesi’nin temel atma törenindeydik.
Bu kıymetli hayali gerçeğe dönüştürmek için yıllarını vakfeden Ömer Faruk Müderrisoğlu Hocamızı gönülden tebrik ediyor; emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Rabbim bu güzel eseri hayırlısıyla tamamlamayı, ilimle, hikmetle ve güzel ahlakla nesiller yetiştiren bereketli bir merkez haline getirmeyi nasip eylesin.
Bir kutlu işin haberi. Sivas'ta Ömer Faruk Müderrisoğlu Hocamızın hayali Siyer-i Nebi Külliyesi'nin temeli atılıyor bugün. Başta Bilal Erdoğan ve @mahirunal olmak üzere bu hayırlı girişime başından beri destek veren hemen herkes burada. Ümmete hayırlı olsun. Bereketli olsun.
FIVB Voleybol Milletler Ligi’nde ikinci kez şampiyon olan Kadın Milli Voleybol Takımımızı yürekten kutluyorum.
Gurur duyduk, tebrikler #FileninSultanları 🏆
24.07.2020
AYASOFYA’DA İLK CUMA
Coşkun Yılmaz
24 Temmuz 2020. Ayasofya’dayım, Ayasofya Camii’nde. 86 yıl aradan sonra kılınacak ilk Cuma namazı için. Namaza 2,5-3 saat var. Gülhane Parkı’ndan camiye doğru yol alırken, tramvay yolunun iki yanına yığılmış, Ayasofya’ya birkaç cm daha yakın olmak için ilerlemeye çalışan on binlere şahit oldum bu küresel salgın (covid 2019) ortamında.
Camiye girenlerde ise ayrı bir duygu, ayrı bir heyecan, ayrı bir his. “Evet, Ayasofya’dayım ve burası gerçekten cami” diyebilmenin mutluluğu ve şahitliği var simalarda. Biraz da gerçeklik merakı, “olabiliyormuş”, “yapılabiliyormuş” güveni… Yıllardır müze olarak ziyaret ettiğim, bir vakit namaz kılmak için içimin eridiği bu mekanda Cuma namazını bekliyorum.
Bazı dostlarım 2003’te rahmetli Haluk Dursun’un, iftar davetlilerine imkan sağladığı yatsı ve teravih namazının hikayesini büyük bir heyecanla anlatırlardı da onları anlamaya çalışırdım. Hatta O gecenin gündüzünde telefonlaştığımız M. Akif Aydın Hoca. “Ben dün gece öyle bir yerde namaz kıldım ki Kabe’de kılsam bu kadar mutlu olurdum ancak” demişti. Belli ki, daha ötesini söylemeye dili varmamıştı. Oranın neresi olduğu duyulursa kıyamet kopar endişesiyle, ısrarlı sorularıma “Ayasofya” diye fısıldamıştı. Fakir o gece namazı Mekke-i mükerreme’de, Harem-i şerifte eda etmişti. Bu konuşmayı da Kabe-i muazzamaya bakarak yapıyordum. Yine de yüreğim burkulmuştu orada olamadığım için. Böyle bir özlemdi Ayasofya da gizli bile olsa namaz kılmak.
Yıllarca, 3 Mart 2017’de İl Müdürü olarak tayin edildiğim İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bağlı bir birim olmasına rağmen de niyet etmemiştim, edememiştim namaz kılmaya. Hep bir burukluktu gönlümdeki ama vuslatı yaşayamamıştım 3,5 sene boyunca. Ayasofya’da ilk namazım 29 Mayıs 2020 Cuma günü akşam namazıydı. Fetih kutlaması hazırlıkları yapılıyordu. İçeride Fetih Suresi okunacak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy canlı bağlantı kuracaktı. Program televizyonlarda canlı yayınlanacaktı. Müthiş bir heyecandı Ayasofya’da Fetih Suresi’nin okunmasını beklemek. Ayasofya’nın kubbelerinde duvarlarında o sesin çınlamasını, yankılanmasını işitmek. Ne kadar da hasretmişiz böyle bir sese. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Hazırlıklar devam ederken akşam ezanı okundu. Beş altı arkadaş baktık birbirimize, “Namazı nerede kılacağız?” “Burada kılalım, kimse yok, zaten görevliyiz. Ancak kimse fotoğraf paylaşmasın”. “Doğru”, “program için buradayız, namaz vakti geldi biz de kıldık deriz. Ama duyulmasın sakın” denildi. Ayasofya’da namaz kılıyordum, akşam namazını: 29 Mayıs 2020. Ve o namazın fotoğrafını hala saklıyorum o günkü endişe ve heyecanımla birlikte…
Ne kadar yavaş, ne kadar hızlı aktı zaman. Televizyonlar, gazeteler, radyolar, iletişim mecraları hep Ayasofya’yı konuştu o günden bugüne. Kaç televizyon programına katıldığımı bile hatırlamıyorum Ayasofya’yı anlatmak için. Kaç gazeteye, dergiye demeç verdiğimi... Hep bir ümit, büyük bir heyecan ve biraz da endişe ile anlattım Ayasofya’yı televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, sosyal iletişim mecralarında. Hep bir beklenti ile. “Bu sefer tamam mı” sorusuna “galiba, evet” diye başlayıp “ama” ile devam eden cümlelerde emin olamamanın ıstırabını yaşayarak…
10 Temmuz 2020 Danıştay’ın kararını açıklaması ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Cumuhurbaşkanlığımızın 20.53 konuşması…
Ve gerçek oldu hayaller. Tarih mi bugüne dönüşmüştü, bugün mü tarihe… 86 yıllık bir hasret sona ermiş, Ayasofya tarihi kimliğine yeniden adım atmıştı… Yeniden… Her şey yeniden başladı sanki… Her anın bir hatır��, bir de hatırası vardır. Her mekanın da. Fakat, Ayasofya’nınki başka. Ayasofya ile hatıralarım bir başka tecelli etti bu tarihten sonra. 24 Temmuz yolculuğuna her kademede şahit olmak gibi bir kaderdi benimkisi. Bir tarihçi olarak da bir başka yaşadım Ayasofya’da 86 yıl sonra kılınacak Cuma namazına doğru akan zamanı. Ne kadar not birikti bugüne dair geleceğe taşınacak. Ne büyük bir titizlikle, hassasiyetle, uzmanlık ve istişare ile ilerledi süreç. Herkeste bir merak, herkeste bir tedirginlik. 86 yılık vuslat coşkusu yerine, milletimizin aksine tedirginlik soruları dolaşıyordu basının koridorlarında. Sanki ilk defa cami olacaktı Ayasofya. Sanki ilk defa namaz kılınacaktı burada... Ne kadar hüzün vericiydi bu tür sorulara cevap yetiştirmek, ne kadar acıydı bu tarz sorulara muhatap olmak. “Ayasofya 1453’ten beri bizim ve cami. 86 yıllık bir aradan sonra tekrar eski kimliğine kavuşuyor. Tarihten bu kadar mı koptuk ki bu sorular en önemli gündem maddemizi oluşturuyor? Ayasofya’ya tarihinde en büyük hizmeti yapan milletiz. Onun dini, kültürel, tarihi değerini koruyan, geliştiren ve geleceğe taşıyan da bu millettir. Burası Osmanlı devletinin protokol camisidir ve Osmanlı sultanları buraya hizmet için yarışmışlardır, Ayasofya’ya yepyeni bir kimlik kazandırmışlar ve dört başı mamur bir Osmanlı külliyesine dönüştürmüşlerdir” “Bize ne kadar uzak, ne kadar yakınsın Ayasofya” diye sormadan edemiyordum çoğu zaman. Ama yaklaşıyordu 24 Temmuz. Nasıl bir koşuşturma, nasıl bir heyecan, nasıl bir telaş. İki defa geldi Cumhurbaşkanımız hazırlıkları yerinde incelemek için. 19 ve 23 Temmuz’da. 86 yıllık özleme son veren, gelmez zannedilen tarihi anın inşacısının ziyaretiydi bu. Ve şahitliğim tarihin inşasına, bu inşanın satır aralarına ve satırbaşlarına dairdi.
Ne kadar çok şey yaşadık 14 günde bu namazın edası için. Her bir anı “geçmiş zaman olur ki..” tadında. Düşünüyorum da saatlerce anlatılsa yeter mi zaman, yorulur mu insan dinlemekten. “Acaba” diyorum, “acaba ben mi tarihte yaşıyorum, tarih mi bu anda canlanıyor?” 567 yıl önce kılınmıştı ilk Cuma Namazı Ayasofya’da, Haziran 1453’te. Ve 481 sene devam etmişti kesintisiz… 29 Mayıs günü şehre giren ve Ayasofya’da ilk ezanı okuyan Fatih’in, fethin ilk gününde ortaya koyduğu tavır insanlık tarihinin bir ibret levhası gibi okutulmalı aslında. 21 yaşındaki Sultan’ın secdesini, başından aşağıya saçtığı toprağı, canları ve malları ağzından çıkacak bir kelimeye bağlı İstanbul halkına müsamahasını, Ayasofya’yı seyretmesini canlandırdım gözümde. Ayasofya’nın ilk namaza hazırlanışı için koşuşturmaları, Akşemseddin’in o ilk tekbiri alışını, İstanbul’da ilk cumayı için fatihlerin akın akın Ayasofya’ya gelişini tasavvur ediyorum. Bir tayyi mekan hayali gibi bizimkisi. Ayasofya’da müezzinlik de yapan Evliya Çelebi’nin o günü, ilk cumayı anlatan sesi yankılanıyor kulaklarımda: “Bütün Müslüman gaziler hazır olup, salalar okunup, müezzinler “Şüphesiz Allah ve melekleri” âyetini okuyunca Akşemseddin ve Kara Şemseddin hazretleri kalkıp Sultan Mehmed’in koltuğuna girdi. Akşemseddin imamesini Fatih’in başına giydirip, imamesi üzerine bir ablak turna teli sokup ve eline bir kılıç verdi. Sağ tarafında Akşemseddin, sol tarafında Kara Şemseddin olduğu halde tazimle Mehmed Han’ı minbere çıkarıp, padişah davudî bir sesle ‘Elhamdü lillâhi Rabbi’lâlemîn’ deyince bütün Müslüman gaziler feryat ettiler. Sultan, âdet olduğu gibi hutbeyi eda ettikten sonra teberrüken Akşemseddin hazretleri Sultan Mehmed Han’dan izin alıp imamlık yaptı”.
“Neler yaşanmıştı 1 Haziran 1453’te?... Keşke, o anı yaşayan birisi yazsaydı sayfalarca ve ayrıntılı bir şekilde olayları, konuşmaları, tavırları ve hisleri. Ve şimdi okusaydım ben onları, belki daha iyi idrak ederdik bugünleri ve o anı”. Söylemesi kolay ama yazılması öyle değilmiş. “Yazmalısın ey tarihçi” diyorum “yazmalısın ki unutulmasın bu anlar ve bu zamana gelişler. Yaşayamadığının eksikliğini yaşatma zamanına tanık olmak isteyenleri…” Ezanlar okunmaya başladı dört ayrı minareden birbiriyle münavebeli. Ve Sultanahmet Camii ile karşılıklı. 86 yıl sonra Ayasofya’da kılınacak ilk Cuma namazı için... Ve ben hala anlamaya çalışıyorum hangi zaman karesinde yer aldığımı? Neredesiniz ey kelimeler, ey kağıt, ey kalem? Neredesiniz ve neden bu kadar acizsiniz?...” Evet, 86 sene sonra, Ayasofya’nın, 29 Mayıs 1453’tekine benzer şekilde, tarihe büyük bir not düşülerek bir Cuma namazıyla birlikte kapıları cami olarak yeniden açıldı, Bu sadece tarihi bir hadise değil, tarihe hürmetin bir ifadesi ve tarihi bir iddiadır. Kolay bir iş değildi. Fakat tarihe ve Türkiye’ye yaraşır bir üslup, ihtimam, vakar ve ihtişamla açıldı. 100 yıllık bir hikayenin finali Ayasofya’ya, Fatih’e, fethe ve milletimize yaraşır sahneydi.
ÜSKÜDAR DERGİSİ, 2020/1
FIVB Milletler Ligi yarı finalinde ev sahibi Çin'i 3-0 yenerek finale yükselen A Milli Kadın Voleybol Takımımızı kutluyorum.
Şampiyonluğa son adım!
Tebrikler #FileninSultanları 🏆
Bir milletin hafızası ne kadar güçlü olursa, istikameti de o kadar sağlam olur. Halil İnalcık, ömrünü bu hafızayı diri tutmaya adadı. Geride çok kıymetli kitaplar, bir düşünme usulü ve bir medeniyet şuuru bıraktı.
Vefatının 10. yıldönümünde, “Tarihçilerin Kutbu” Prof. Dr. Halil İnalcık hocayı rahmet, hürmet ve minnetle yâd ediyorum.
Farkındaysanız muhalefette Erdoğan karşıtlığı ile Erdoğan’ın siyasal kapasitesine duyulan örtük hayranlık, uzun zamandır aynı anda yol yürüyor.
Bu yüzden son yirmi yıldır muhalefetin aday arayışı, “kendi Erdoğan’ını” bulma hikayesine dönüştü. Bir dönem İmamoğlu’nda, bir dönem Yavaş’ta, bugün ise Özgür Özel’de görmek istedikleri şey aslında yeni ve özgün bir siyasal model değil; Erdoğan’ın milletle kurduğu ilişkinin, liderlik biçiminin ve seçim kazanma kapasitesinin başka bir versiyonu.
Erdoğan’sız hikaye yazamamak size hem ders hem dert olsun :)
Geçmiş Dönem Kültür ve Turizm Bakanımız Mahir Ünal ile Kültür ve Sanat Komisyonumuzun koordinasyonunda, edebiyatımızın önemli isimlerinden Rasim Özdenören’i vefatının 4. yıl dönümünde kabri başında dualarla andık.
Merhuma Allah’tan rahmet diliyor; edebiyatımıza kazandırdığı kıymetli eserleri ve fikir dünyamıza bıraktığı izleri saygıyla yâd ediyoruz.
@mahirunal@abdullahozdemir@Muhmmtvanlioglu
Bugün, İletişim Başkanlığı tarafından Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde düzenlenen “Fetihin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” paneline katıldık. Kıymetli hocalarımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Dr. Zeynep Zelan ile birlikte Ayasofya’yı konuştuk.
Ayasofya yalnızca zamanın içinden geçmiş bir mabet değil, zamanın anlamını taşıyan bir medeniyet hafızasıdır. Yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca büyük dönüşümlere şahitlik etmiş; her çağda, ona bakanların dünyaya hangi pencereden baktığını da görünür kılmıştır.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda ise Ayasofya devralınmış bir emanet, kurulmuş bir aidiyet ve tarih önünde üstlenilmiş bir sorumluluktur.
Ayasofya’nın ibadete açılışının altıncı yıldönümünde bu anlamlı programa vesile olan İletişim Başkanlığımıza ve ev sahipliğini üstlenen Rektör Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamıza teşekkür ediyorum.
@burhanduran@DIBMehmetGormez
Rasim Özdenören, bu toprakların hafızasını kelimelerle yeniden kuran, düşünceyle edebiyat arasında incelikli bir köprü inşa eden mütefekkirlerimizdendi. Onun metinlerinde insan, medeniyet ve hakikat birbirinden ayrılmazdı.
Bir ömür boyunca bize, kelimelerin yalnızca bir anlatma biçimi değil, aynı zamanda bir varoluş biçimi olduğunu hatırlattı. Edebiyatı hayattan, hayatı hakikat arayışından hiç ayırmadı.
Geride bir bakış, bir idrak ve bir istikamet bıraktı.
Bugün, vefatının dördüncü yıl dönümünde, gönül ve fikir dünyamızın müstesna ismi Rasim Özdenören’i kabri başında rahmet ve minnetle andık.
Mekanı cennet, makamı âli olsun.
Siyasi partiler yalnızca örgütsel yapılar değildir, aynı zamanda “kimlik üretim merkezleridir”. Bu yüzden yeni bir parti kurmanın en zor tarafı tabela asmak değil, yeni bir siyasi hikaye inşa etmektir.
Bir partinin başarılı olabilmesi için seçmene “neden var olduğu” sorusuna ikna edici bir cevap vermesi gerekir.
Özgür Özel’in önünde bu konuda cevaplanacak sorular var. Aksi halde “CHP’nin başka bir binaya taşınmış hali” olarak kalacak ve zaman içerisinde iki benzer parti ortaya çıkmış olacak. Türkiye’de siyasi tarih, birbirine benzeyen iki partiden genellikle birinin zamanla eridiğini gösteriyor.
"Bizim en büyük gücümüz Allah'a olan imanımız ve milletimizle olan gönül bağımızdır."
Asırlık Gece, bu akşam saat 20.00’de, ilk üç bölümüyle TRT 1’de ve tabii’de sizlerle.