Nasuh Mahruki neden 1 gün bile gündem olmadı?
Adam Türk Bayrağı’nı Everest’in tepesine diken tek insan! Yalova depremlerinde AKUT olarak binlerce insanı kurtaran bir kahraman!
Sadece düşüncelerini yazdığı bir tweet yüzünden tutuklanmasını içinize sindirebiliyor musunuz? Şimdi de Oğuzhan Uğur tutuklansın yazıyorlar.
Gelin hepimizi idam edin, siz de kurtulun biz de kurtulalım.
Yeter artık!
Nasuh Mahruki’ye özgürlük!
Herkes “Deniz Göktaş tutuklandı” yazdı geçti. Ama kimse ifadede Deniz’e neler sorulduğunu, Deniz’in ne cevaplar verdiğini söylemedi. İşin trajikomik tarafı tam da burada!
📍Özellikle ifadede olan çok komik 2 soruyu sizler için özetledim:
1– “S*ktiğimin dalgıçları” diyerek haşema giyen kadınları mı aşağıladın?
Cevap: Söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum!
'S*ktiğimin dalgıçları' diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor.
Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum!
2– “Canlı bombalardan korkuyorum ama en çok da oruç tutanlarından” söylemi ile ne kastettiniz?
Cevap: Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır.
Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım.”
— Düşünebiliyor musunuz bir komedyen, “neden şaka yaptın” diye suçlanarak şaka yaptığı için tutuklanarak cezaevine gönderildi!
Şaka yahu şaka!
Deniz Göktaş tutuklandı. Ama bu kadına soruşturma bile açmadılar..
Bu kişini adı: Amal Zaamta. Aslen Suriyeli. İstanbul'da yaşıyor. Kendi sayfasındaki beyanına göre TRT World ve El Cezire kanalında çalışıyor. Bir video konuşmasını yayımladı ve videoda şöyle dedi:
"Aleviler tüm dünyada katledilmelidir."
Gözaltına alınmadı, soruşturma açılmadı!
Düşünüyorum öyleyse…
1- Deniz Göktaş’ın YouTube’daki videosunu indirdim.
2- Videoya erişim engeli, yasağı gelirse, (reklama kapalı olarak) paylaşacağım.
3- Videoyu, tedbir olarak, yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce kişinin indireceğini düşünüyorum.
4- Deniz Göktaş’ın videosuna yasak gelirse, bir saat içinde, yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce kişinin videoyu aynı anda YouTube tekrar yükleyeceğini düşünüyorum.
5- Binlerce, yüzbinlerce videoya yasak getiremeyeceklerini düşünüyorum.
6- Bunu sadece Deniz Göktaş’ı sevenlerin,
düşüncelerini benimseyenlerin değil,
anayasal düşünce ve ifade hakkına sahip çıkan,
ideal hukuka inan,
bütün demokratların yapacağını düşünüyorum.
Düşünüyorum öyleyse var mısınız?
Koskoca yargının uğraştığı şeye bak; komedyen şakası. Aynı yargı daha geçen gün 6 yaşındaki kızını evlendiren tarikatçıyı serbest bıraktı, kahraman gibi karşılandı herif. Milleti dinden soğutan kim acaba? Yine aynı yargı bir gecede 50 bin mahkumu şak diye dışarı saldı. Aynı yargı Kemalistler P..tir diyen ucubeye dokunmadı bile.
Şakadan alınan incinen varsa eleştirirsin kınarsın, gitmezsin, bilet almazsın, gülmezsin. Çocuk zaten her gösteriden sonra geri bildirim kutusu açıyor sosyal medyasında, neyi sevmediniz diyor. Eleştirin beni diyor. Şak diye tatilden dönüp geliyor ifade vermeye. Hemen kodese tıkmak neyin kafası yahu ne yaşıyorsunuz siz? Bu günler için mi saldınız onbinlerce mahkumu bir gecede? Komedyene, gazeteciye, seçilmişlere, muhaliflere yer açmak için mi?
Gırgır, Leman , Fırt mizah dergilerinin kapak karikatürlerine güldüğümüz, Nokta ve Tempo dergilerinin kapak fotoğraflarını ve haberlerini tartıştığımız günlerden , Olacak O Kadar’a , Başbayan’a güldüğümüz zamanlardan nerelere geldik. Türkiye bir hukuk devletidir !
Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
Irmak öğretmenimizi tokatlayarak ölümüme sebep olan bu diplomasız ahlaksız kadın tutuklanana kadar paylaşmaya devam edeceğim
ASİL TÜRK MİLLETİ
UNUTMA
UNUTTURMA
Hak ettiğin cezayı alana kadar unutturmayacağız..
#melahati̇leritutuklansın#irmaköğretmeniçinadalet
Milyonluk eşeklerin 30 kelime ile Türkçe konuştuğu yerde İlkin Aydın şakır şakır İngilizce röportaj veriyor. Diğer kızlar da farklı değil. Kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Futbolcular da biraz para kazanınca kendini bir halt sanıyor! Gelişim sıfır!
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2026 tarihli kararı ile Türk Medeni Kanunu'ndaki "süresiz nafaka" dönemi resmen iptal edildi.
Sayın Anayasa Mahkemesi' nden, milletvekillerine ödenen ömür boyu aylık maaşları da iptal etmesini istiyor ve bekliyorum.
Vekilken maaşını alır, vekillik bitince işine döner. Milletvekilinin emeklisi olmaz.
@aymconstcourt@TBMMresmi
Ahmet Türk şöyle diyor:
“Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim!”
Bak Ahmet Türk…
9 köyün ağasısın, milyonlarca paran var, yüzlerce mülkiyetin ve toprağın var, 21 yıl bu ülkede milletvekilliği yaptın, her ay 100 binlerce lira maaş alıyorsun, misafirin gelince 600 kişilik yemek hazırlıyor, 42 oğlak kesiyorsun, bir şehrin belediye başkanlığını yaptın, tutuklandın, yargı kararı olmadan birinin söylemesiyle cezaevinden çıktın, Kürt’üm diyorsun, istediğin yerde Kürtçe konuşuyorsun, bu ülkenin gariban çocuklarının görmediği sahillerde çocukların torunların görüyor, son model arabalara biniyorsun, …
İşte Kürt sorunu sensin Ahmet Türk!
📍AKP’li kayyum Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği büyük yalanı ifşa ediyorum:
Az önce ne dedi? “— Grup toplantımız ile kurultay sürecini başlatacağız!”
Bunun tek bir amacı var: Yarın grup toplantısında konuşmak ve parti içi direnişi kırmak.
Çünkü başlatacağım dediği “kurultay süreci” en az 2 yıl sürecek bir süreç!
Mahalle delegelerinden başlayarak tüm delegeleri değiştirip ondan sonra kurultaya gidecek.
Ki zaten o zamana kadar çoktan genel seçim yapılmış, atı alan Üsküdar’dan geçmiş olacak!
Kayyum Kemal’e inanmıyoruz! 45 gün içinde kurultay istiyoruz!
Deniz Zeyrek'ten Mehmet Şimşek'e:
"Onu izlerken öfkemden çıldırdım."
"Yabancılara, 'Türkiye'ye gelin, 20 sene vergisiz para kazanın' diyor."
"20 sene ne demek ya?"
"Sen burada 3 sene varsın, yoksun..."
"2028'deki seçimi kazanamazsan gideceksin."
"İngiliz vatandaşısın, İngiltere'de yaşamaya devam edeceksin."
"Benim adıma yabancılara 20 yıl vergisiz para kazanma hakkını sana kim veriyor?"
Rahmi Koç hakkında suç duyurusunda bulunmak ve sayın Bakanın “Adalet statüye,zenginliğe bakmaz” açıklaması tutarlı da;
Rümeysa Eker “Atatürk ve kemalistlere hakaret edince bakanlığın sessizliği neden (biz anlıyoruz da)?
Halka da anlatsa sayın bakan aydınlansak!
Bir kadın sorar:
— Yumurtalarınızı kaça satıyorsunuz?
Yaşlı satıcı cevap verir:
— Bir yumurta 10 TL, hanımefendi.
Kadın der ki:
— 6 yumurtayı 50 TL'ye alırım, yoksa giderim.
Yaşlı satıcı cevaplar:
— Hanımefendi, istediğiniz fiyata alın. Bugün henüz bir tane bile yumurta satamadım ve geçinebilmem için buna ihtiyacım var. Bu benim için iyi bir başlangıç olur.
Kadın yumurtaları pazarlıkla aldığı fiyattan satın alır ve kazandığını düşünerek oradan ayrılır. Şık arabasına biner ve arkadaşıyla birlikte lüks bir restorana gider.
Kadın ve arkadaşı istediklerini sipariş ederler. Azıcık yerler, ancak birçok şeyi yarım bırakırlar.
Hesap geldiğinde toplam 3800 TL tutmuştur. Kadınlar 4000 TL verir ve restoran sahibine üstü kalsın, bahşiş olsun derler.
Bu hikâye lüks bir restoranın sahibi açısından gayet normal görünebilir. Ama yumurta satan yaşlı adam için oldukça adaletsizdir…
Ortaya çıkan soru şudur:
Neden ihtiyacı olanlardan bir şey alırken gücümüzü göstermeye ihtiyaç duyarız?
Ve neden asıl ihtiyacı olmayanlara karşı cömert oluruz?
Bir keresinde bir yerde şöyle bir şey okumuştum:
“Babam, yoksullardan ihtiyaç duymasa bile bazı eşyaları yüksek fiyatlara satın alırdı.
Bazen normalinden daha fazla para verirdi.
Buna çok şaşırırdım. Bir gün ona sordum: ‘Neden böyle yapıyorsun baba?’
Babam şöyle dedi:
‘Bu, onura sarılı bir hayırdır, oğlum.’”
Biliyorum ki çoğunuz bu mesajı paylaşmayacak.
Ama buraya kadar okuyacak kadar zaman ayırdıysanız…
Belki siz de o onurlu hayırseverlerden birisinizdir.
CHP delegelerinin birinci derece yakınları da dâhil tüm hesapları incelenirken, Reza Zarrab'ın; 45-50 milyon Euro, 7 milyon dolar ve 2,4 milyon TL rüşvet verdim dediği Zafer Çağlayan'ın hesaplarına da göz atılacak mı?
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.