@aDilipak Rönesans böyle işleri sever. Sadece Türkiye‘de de degil. Zamaninda dönemin Moskova belediye baskaninin karisiyla da gizli ortakliklari vardi Rusya‘daki projelerde. Ortaklik yaklasimini Türkiye‘ye de tasimistir. Ya tayyip ya yakinlarindaki birisi ilicak‘in ortagidir. Şaşmaz.
@misvakcaps Sizin kutsaliniz tayyip. Mesele Islam olsa makaraci Egemen’e tepki gösterirdiniz. Oysa ne ona ne de onu büyükelcilikle ödüllendiren taptiginiz tayyibe tepki gösterdiniz.
@varank Ayni tepkiyi makaraci Egemen’e de gösterseydin. Büyükelcilikle ödüllendiren diktatör bozuntusuna da… dininiz imaniniz para… Islamin sizin korumaniza ihtiyaci yok
Komedyen Deniz Göktaş hakkında, sahne gösterisi gerekçe gösterilerek soruşturma açılması; üstelik kendi iradesiyle yurda dönen bir kişinin havalimanında gözaltına alınıp savcılık açıklamasında “yakalandı” diye sunulması, üstüne de ters kelepçe takılarak görsellerinin servis edilmesi ülkenin ve yargının hali pür melali olmuş.
Kendini hukukun üstünde gören haşmetliler en küçük itirazı, ufak bir mizahı ya da eleştiriyi bile ezilmesi gereken bir böcek gibi görüyor adeta. Cezalandırmak istedikleri insanı önce suçlu ilan ediyor, sonra da hangi maddelerden gözaltına alacaklarına karar veriyorlar.
İsnat edilen suçlar bakımından hukuki çerçeve son derece açıktır. Türk Ceza Kanunu’nun 216/3. maddesinde öngörülen ceza altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Suç için öngörülen cezanın üst sınırı bir yıl olduğundan, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/4. maddesi uyarınca bu suç bakımından tutuklama yasağı söz konusudur; hakim en fazla adli kontrol tedbirine hükmedebilir. Başka bir ifadeyle, yasa koyucunun açıkça “bu fiil nedeniyle tutuklama olmaz” dediği bir suç isnadı, gözaltı tedbiri üzerinden bir gözdağı mekanizmasına dönüştürülmekte.
Üstelik TCK 216/3 bakımından cezalandırılabilirlik için, fiilin “kamu barışını bozmaya elverişli” olması gerekir. Bu unsur, maddenin uygulanabilmesi bakımından asli bir şarttır. Bir sözün, bir esprinin ya da bir gösterinin bazı kişileri incitmesi başka şeydir; bunun kamu barışını bozmaya elverişli olması ise bambaşka bir şey. İncinmek meşrudur; tepki göstermek, eleştirmek, izlememek, boykot etmek de meşrudur. Ancak incinmiş olmak, ceza hukukunu harekete geçiren bir hak ya da cezalandırmanın otomatik gerekçesi haline getirilemez.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından ise AİHM, AYM ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ortada. “Siyasiler, üst düzey kamu görevlileri ve kamuya mal olmuş kişiler, demokratik toplumlarda diğer bireylere nazaran daha ağır eleştirileri tolere etmek zorundadır.”
Dolayısıyla Göktaş’ın şovundaki ifadeleri hiçbir şekilde Cumhurbaşkanına hakaret suçu kapsamında değerlendirilemez.
İfade özgürlüğünün gerçek anlamı da tam burada ortaya çıkar. Özgürlük, yalnızca hoşumuza giden, bizi onaylayan ya da rahatsız etmeyen sözler için değil; rahatsız eden, sarsan, hatta öfkelendiren düşünceler için de vardır. Kimseyi rahatsız etmeyen bir ifadenin zaten korumaya ihtiyacı yoktur. Asıl mesele, toplumun bir kesiminin hoşuna gitmeyen, yerleşik kanaatleri zorlayan ya da sınayan sözlerin de hukuk güvencesi altında olup olmadığıdır.
Bu nedenle, ifade özgürlüğü kapsamında suç oluşturmayacak ifadeler nedeniyle gözaltı tedbirine başvurulması ve kendi iradesiyle ülkeye dönen bir kişi için “yakalandı” dilinin tercih edilmesi, sahneye çıkacak, yazı yazacak, konuşacak, eleştirecek herkese yöneltilmiş açık bir mesajdır: Sus. Bedelini ise yalnızca hakkında işlem yapılan kişiler değil, düşünce ve mizah alanı her geçen gün biraz daha daraltılan toplumun tamamı öder. En ağır bedeli de, nefes alacak bir kamusal alan arayan gençler öder.
Bugün ülkesinden umudunu kesen, valizini toplayıp gitmeyi düşünen gençlerin önemli bir kısmı yalnızca ekonomik sebeplerle değil; baskıdan, keyfilikten ve sürekli daraltılan özgürlük alanlarından bunaldığı için gitmek istiyorlar. Çünkü insanlar yalnızca geçim değil, aynı zamanda haysiyetli bir hayat yaşayabilecekleri, nefes alabilecekleri ve söz söyleyebilecekleri bir memleket arıyorlar.
Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
I have been a journalist for 32 years and spent many of those years as a diplomatic correspondent. I have covered numerous NATO meetings and summits, including those held in Washington and Brussels.
Unfortunately, due to NATO’s accreditation restrictions, I will not be able to cover the NATO Summit taking place in my own city, Ankara.
This shame is yours Allison Hart @NATOpress .
@trxhaber Ne terbiyesiz ne haysiyetsiz haber kanalısınız ya! TRX !!! Kadın 2-3 gün nezarette bekletildikten sonra cezaevine gönderilmeden önce diye açıkladı hala algı yapıyorsunuz! Bu haklarla ölmekten de mi korkmuyorsunuz? Nasıl hesap vereceksiniz?