Bugün İzmir Menderes’te başkanlık seçimi vardı, takip etmişsinizdir.
AK Parti adayı Asuman Şen, Yeni Parti ve CHP adayları arasından sıyrılarak seçimi kazandı.
AK Partili Şen 13 oyla kazanırken, Yeni Partili Barış Gürsoy 10 oyda kaldı.
5 oy alan CHP’li aday Ali Akar, Yeni Parti adayına destek verseydi sonuç farklı olurdu.
Yeni Partililer tepkili.
Fakat.
Özgür Özel ve arkadaşları tepki göstermeden önce bir iç muhasebe yapsalar, daha iyi olmaz mıydı?
CHP’deyken ve ayrılırken “butlancı” diyerek aşağıladığınız, her türlü hakareti yaptığınız, ağzınıza geleni söylediğiniz eski arkadaşlarınız size neden oy versin?
Tüm gönül bağlarını koparmış, köprüleri yıkmış, araya dağlar koymuş, hısımlarınızı hasım yapmışsınız.
Yakarken, yıkarken düşünecektiniz.
Geçmiş olsun.
Bu faslı burada kapatalım.
Maksat hasıl oldu.
Tezgah bozuldu.
Tekraren şunu ifade edelim:
Sadece FETÖ karşıtı olmak önemli ama yeterli değildir.
Her türlü darbeye, darbe girişimine, muhtıraya, vesayete karşı olacaksın.
Tavır koyacaksın.
Zoru görüp kaçmayacaksın.
Bir de…
FETÖ karşıtlığına sahte “Reis Maskesi” takıp film fırıldak çevirmeyecek, sahilleri talan etmeyeceksin.
Ticari işbirliğine girdiğin işadamlarına güvenip posta koymayacak, trollerine dağıttığın üç beş kuruşla meşruiyet sağlayacağına inanmayacaksın.
Bil ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Kuriş Operasyonu, Milli Güvenlik Kurulu’nun son toplantısında ele alınmış, düğmeye basılması için Alihan Kuriş’in yurda dönmesi beklenmiş.
Başka bir ifadeyle, sıradan bir adli dosya değil, bu bir devlet operasyonu.
Kuriş’in kurmakla suçlandığı “suç örgütü” hakkında çok kapsamlı bir dosya var.
FETÖ ve gizli servislerle girdiği tehlikeli ilişkilere dair çok önemli bulgular söz konusu.
“Glopper” isimli gizli haberleşme sistemi de MGK’da değerlendirilmiş.
Hindistan menşeli bu haberleşme ağına özel izinle ve üç aşamalı doğrulama koduyla giriliyormuş.
Bu sistemi kullanan yaklaşık 3 bin kişilik bir liste var.
Sistem deşifre ediliyor.
Konunun “milli güvenlik sorunu” olarak ele alınması, örgüt tehdidinin boyutunu gösteriyor.
Yakında gündemi sarsacak çok önemli bilgilere ulaşılması an meselesi.
Takipteyiz.
Sabah Yazarı Muharrem Sarıkaya 27 Nisan 2008 günü başlayan “27 Nisan’da ne oldu?” başlıklı dizi yazısında ilginç bir anektod aktardı.
27 Nisan Muhtırasının üzerinden 1 yıl geçmiş, Gül cumhurbaşkanı seçilmiş, hayat kısmen normalleşmiş.
ANAP Şanlıurfa eski Milletvekili Turan Tüysüz, o günlerde Mumcu’yla beraberken, TV ekranını gösteriyor:
“Bakın efendim. Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaret ediyor. Biz 27 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimi oylamasına niye katılmadık da bugünlere geldik?”
Mumcu’nun cevabı:
“Turan eğer oylamaya katılsaydık askerin zorunlu ikamet için götüreceği yer de götüreceği isimler de o günden belliydi. Gidecek kişilerin arasında sen de ben de vardık.”
Bana ekran daveti yaparken edepsizce “yiyor mu?” diyen vesayetçi artığı Mumcu’nun meğer 27 Nisan’da ödü mokuna karışmış.
Herhalde 15 Temmuz’da da FETÖ’nün hain darbe girişimi başarılı olsun diye dua ediyordu.
Şimdi ucuz kahramanlık yapıyor.
Yazılacak çok şey var ama burada keselim, fazla da anlam affetmeyelim.
Zaten çukurunda hezeyanlarıyla yaşıyor.
Hakaret etmeden, tahkir edici ifade kullanmadan, isminin önüne arkasına rencide edici sıfat takmadan sadece o dönem şahit olduklarımı anlattım.
Naçizane tavsiyem, kafa ayık değilken klavyeden uzak dur.
Zor olduğunun farkındayım, biraz terbiyeli ol.
Tezgahını bozdum, kızgınsın.
Bil ki senin gibi vesayetçi artıklarının dönemi geride kaldı.
Dün kaybettin.
Bugün de.
Seni çukurunda hezeyanlarınla baş başa bırakıyorum.
Şamil efendi!
Öyle uzaktan sallayıp kaçamazsın.
Ben her sözümün ve kararımın arkasındayım.
Sen ve yaranmaya çalıştıkların gibi fırıldak değilim.
Hangi kanalda istersen canlı yayında sen bildiklerini ( bilmeden salladıklarını da) söyle, ben belgeleri ve tanıkları ile gerçeği göstereceğim.
2004 ten beri üstü katman katman örtülen gerçekleri duymak yarandıklarının işine gelmeyecek ama,en azından sen ve senin gibi yaranmacı borazanın ipliğini pazara çıkarmış oluruz.
Var mısın?
Yiyor mu?
Erkan Mumcu’nun 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden Abdullah Gül ve Bülent Arınç’a yönelik ağır sözleri, AK Parti’ye destek veren hesaplarda ciddi karşılık buluyor.
Bunda Gül ve Arınç’ın son dönem eleştirilerine öfkenin payı yadsınamaz.
Özetle.
Mumcu, Gül ve Arınç’ın 2007’de FETÖ’yle işbirliği yaparak Erdoğan’a kumpas kurduğunu, askerle mutabakatı bozduğunu söylüyor.
Öncelikle belirteyim.
Gül de Arınç da geçmişteki ağır eleştirilerim nedeniyle benden pek haz etmezler.
Hele Arınç, beni gördüğü yerde yolunu değiştirir.
Hal böyle olmasına rağmen bir hakkı teslim etmem lazım.
2007’de eşinin başı açık diye Vecdi Gönül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Yaşar Büyükanıt komutasındaki ordunun Erdoğan üzerinde yoğun baskısı vardı.
Büyükanıt’ın çevresi, 23 Nisan 2007 akşamı resepsiyonda Gönül ismini “hükümet ve asker uzlaştı” iddiasıyla Habertürk’ten Taki Doğan’a sızdırdı.
Habertürk gece boyunca “AK Parti’nin adayı Vecdi Gönül” yayını yaptı.
Oysa Erdoğan karar vermemişti.
Gül, Arınç ve Şener tavır koyarak bu ihtimalin önüne set çekti, Erdoğan’ın elini güçlendirdi.
Erdoğan kendi adaylığını erken buldu, Gül’e karar verdi.
Bu kararıyla kendi yolunu da açtı.
Çünkü, ilk defa eşinin başı kapalı biri cumhurbaşkanı oluyordu, tüm tabular yıkıldı.
Erkan Mumcu ise 20 milletvekiline sahip ANAP’ın Genel Başkanı olarak oylamayı boykot etti.
Oysa daha önce pozitifti. Parti kararının alınacağı ANAP MKYK toplantısında gelen bir telefon sonrası tavrını değiştirdi.
O tarihte Hüseyin Kocabıyık toplantıdaydı, sorulabilir.
Mumcu boykot etmeseydi 367 garabeti olmayacak, ilk turda 351 oy alan Gül seçilmiş olacaktı.
AK Parti seçimi 3 ay öne alarak krizi sandıkta aşmaya çalıştı.
Seçim öncesi mecliste olmayan MHP bu kez barajı aştı, Bahçeli, Gül’e destek vereceğini söyleyerek Erdoğan’ın kararında etkili oldu.
Mumcu ise siyaseti bıraktı.
Eğer, Mumcu’nun önerdiği gibi askeri vesayetle uzlaşılsaydı Gül cumhurbaşkanı olmazdı ama Erdoğan’ın adaylığı riske girer, AK Parti bu günleri görmeyebilirdi.
Açık söyleyim.
Eğer seçimden sonra Bahçeli’nin açık tavrı olmasaydı, Gül yeniden AK Parti’nin adayı olmayabilirdi.
Gül’ün seçim öncesi ilk adaylığında Arınç’ın rolü büyük, seçim sonrası ikinci kez aday gösterilmesinde aslan payı Bahçeli’nindir.
Ne hazindir, o tarihte askeri vesayetle işbirliği yaparak AK Parti’nin cumhurbaşkanlığı seçimine takoz koyan Mumcu, sırf Gül ve Arınç antipatisi yüzünden bugün sempati topluyor.
Akıl alır gibi değil.
Umarım, Bahçeli’ye de FETÖ’cü demez.
Kuriş operasyonu derinleştikçe her zuladan milyarlar fışkırıyor.
Hilmi Tuna Kuriş’le ilgili aramada 206 adet külçe altın bulunmuş.
Piyasa değeri 1 milyar 381 milyon.
Diğer dövizlerle birlikte bu miktar 1 milyar 404 milyar liraya yaklaşıyor.
Ayrıca kurban için paralar toplanmış ama binlerce kurban kesilmemiş.
Ve devam eden başka iddialar.
Yeri geldiğinde asr-ı saadet döneminden dem vurursunuz, peygamber hayatından söz edersiniz ama hayır paralarıyla zulaları doldurmaktan, saltanat sürmekten geri kalmazsınız.
Hiç mi Allah korkusundan nasiplenmediniz?
Yazıklar olsun
Aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu 38 şüpheliden 32’si tutuklanmış.
Kuriş, gözaltında karşılaştığı Başaran Aksu’ya AK Parti karşıtı olduğu için bu operasyonun yapıldığını söylemiş.
Bir de şöyle bakalım.
Alihan Kuriş, 15 Temmuz sonrası 8 Eylül 2016 günü Ahmet Arif Denizolgun’un şüpheli ölümü sonrası Süleymanlıların başına geçti.
Cemaat içi darbeyle yönetimi ele geçirdiği iddiası yaygındır.
Nitekim, Kuriş’le birlikte rota değişti.
15 Temmuz hain darbe girişiminin planlayıcısı FETÖ’yle kolkola girildi.
Bu ilişkiden sonra grubun para hareketliliği daha da arttı, uluslararası ilişkileri güçlendi.
Köln’de 70 milyon dolarlık devasa karargah kurmaya başladılar, Köln Belediyesi de gizli servis de destek oldu.
FETÖ elebaşının ölümü sonrası hatim indiren Kuriş ve ekibi, Cumhurbaşkanımız için FETÖ gibi beddua zinciri oluşturdu.
FETÖ ve gizli servislerle Türkiye karşıtı koalisyona giren Alihan Kuriş, hem ülkeye hem yönettiği Süleymanlılar cemaatine büyük zarar verdi.
Kimse kusura bakmasın.
Bu ülkeye posta koyan ve gizli servislerle i�� tutan hiçbir örgütün yaptıkları yanına kalmaz.
Geç olur ama olur.
Kuriş Operasyonu.
Cemaat hukukunu koruyarak suç ve suçluların üzerine gitmek, ince bir işçilik gerektiriyor.
Operasyonun tüm detaylarına bakıldığında özenli bir yaklaşımı gözlemliyoruz.
Suç örgütü kurup yönetmekle suçlanan Alihan Kuriş ve ekibinin sadece mali işlemleri mercek altına alınırken, kendilerini “Süleymanlılar” olarak tarif eden kitleye yönelik soruşturma yok.
Başka bir ifadeyle, ibadet kesimi, suç örgütü kapsamında görülmüyor.
Bakınız.
MASAK’ın 168 sayfalık raporunda oldukça fazla şüpheli işlem var.
Özellikle 2022’den itibaren işlem hacminde anormal artış söz konusu.
Bankacılık işlemleri 66 milyar lirayı, nakit yatırma işlemleri 26 milyar lirayı aşıyor.
Sadece bir şirketten yurtdışına 8 milyar lira aktarılıyor.
Daha MASAK’ın ek raporları henüz savcılığa ulaşmadı.
Alihan Kuriş, kardeşi, annesi ve babası üzerine kayıtlı 191 gayrimenkulü de bir kenara not edin.
Burada herkese düşen sorumluluk, suç ve suçluların tespitine dair soruşturmayı gölgelemek değil yardımcı olmaktır.
Ankara’da.
Bir hasta ziyareti için bir miktar baklava ve su böreği almak üzere Konya Yolu üzerindeki o bildik mekana uğradım.
Tezgahtaki usta tanıyınca “sizi görmek bizi çok mutlu etti” deyip meramını anlatmaya başladı:
“Emekliyim, çalışmaya devam ediyorum. Yapılan güzel işleri de görüyorum, İHA’ları, SİHA’ları, cumhurbaşkanımızı da çok seviyorum fakat 23 bin 500 lira maaş kime yeter vekilim? Allah rızası için yakında bir müjde yok mu?”
AK Parti seçmeniydi ama sitemkardı.
“Bazı hazırlıklar var ama kısa vadede yeni bir düzenleme muhtemelen olmaz” dedim.
İtiraz etti: “Seçime doğru yapılırsa o da çok geç olur.”
“Geç olur ama iyi olur İnşallah. Biraz da imkan meselesi” diye devam ettim.
Bombayı patlattı: “Gabar’da 2 milyar dolarlık petrol çıkarılmış, birazını emekliye verseler.”
Maşallah gündemi iyi takip ediyorlar.
Bu tür serzenişlerle sıkça karşılaştığım için şaşırmadım ama şunu söyleyebilirim:
Emekliler öfkesini en diri tutan kesim, haberiniz olsun.
Bir an için her şeyi bir kenara bırakalım.
Şirketlere ait milyarlara da göz yumalım.
Basit bir hesap yapalım.
Alihan Kuriş’in 14,
Hilmi Tuna Kuriş’in 13,
Ayşe Gülderen Kuriş’in 138,
Baba Mahmut Sabri Kuriş’in 26 adet olmak üzere toplam 191 âdet gayrimenkulü var.
Kusura bakmasınlar, bu paraları nasıl kazandılar?
Hayırseverlerin parası ise neden kendi üzerlerine geçirdiler?
Bunlara gönül verenlere de sormak isterim;
Allah’ın rızası için yaptığınız hayırları istismar eden, kendi imparatorluklarını kuran ve suç makinesine dönüşenleri nedeni sorgulamıyorsunuz?
Sorgulamazsanız istismarcılar çoğalır, daha kötüsü dine zarar verirsiniz.
Bu da en büyük kötülük olsa gerek.
Arjantin’den getirilen Serkan Kurtuluş’u biraz hatırlayalım.
Hakkında suç örgütü kurma, kasten adam öldürme, silahlı yağma gibi bir dizi suçlama var.
Adli kontrol altındaki iş insanı Ahmet Kurtuluş’un öldürülmesini azmettirmek de suçları arasında.
Ahmet Kurtuluş kim?
AK Parti İzmir eski İl Başkan Yardımcısıydı.
“FETÖ Borsası” kurmak iddiasıyla İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyordu.
Arjantin’den getirilen Serkan Kurtuluş da bu davadaki 69 sanık arasında yer alıyordu.
Ahmet Kurtuluş ev hapsindeyken polis kılığındaki biri tarafından öldürülmüştü, Serkan Kurtuluş’un susturmak için bu cinayeti planladığı iddia edilmişti.
Firari sanık konuşursa İzmir’deki FETÖ Borsası aydınlatılabilir.
İçinde hangi hakim, savcı, avukat, güvenlik görevlisi veya sürpriz isim var, ortaya çıkarılır umarım.
Bizlere bugünleri gösteren, bu güzelliği bizlere yaşatan Cenab-ı Allah’a sonsuz hamdüsenalar ediyorum. 25’inci yaş günümüz, 25’inci doğum günümüz kutlu olsun. @Akparti#MilletimizleÇeyrekAsır