Efendim merhaba…
Altı sezon boyunca hafta içi her akşam ekranda sizlerle buluşmak, memleketin ve dünyanın gündemini beraber ele almak tarifsiz bir onurdu. Ancak artık bir mola verme kararı aldım.
Sizden bir süreliğine müsaade istiyorum.
Bana her zaman destek olan, haberin mutfağındaki değerli yol arkadaşım, Genel Yayın Yönetmenimiz Doğan Şentürk başta olmak üzere tüm NOW Haber ailesine ve elbette beni her akşam evlerine konuk eden sizlere yürekten teşekkür ederim.
Yeni sezonda ekranda bayrağı çok sevdiğim, değerli meslektaşım Ozan Gündoğdu devralacak. Ozan'a ve tüm NOW Haber ekibine yeni sezonda başarılar diliyorum.
Görüşmek üzere efendim. Yeni yazılar ve müziklerle buralarda olacağım...
Bugün itibarıyla bir yayın dönemi daha bitiyor, kısa bir yaz arası başlıyor efendim. Kısa derken, gerçekten öyle. Şunun şurasında aslında kaç hafta! Bu arada Ozan Gündoğdu, Burak Birsen ve tüm kardeşlerime kolaylıklar...
🌹🌺🌻
2008 başlarında, Nobel ödüllü Joseph Stiglitz, Amartya Sen, ekonomist Jean Paul Fitoussi ve daha yirminin üzerinde uzman, Ekonomik Performans ve Sosyal İlerlemeyi Ölçme Komisyonu’nda, Fransa’da biraraya geldi. Komisyonun raporunda “Ölçüm sistemimizde vurguyu artık ekonomik üretimi ölçmekten insanların mutluluğuna kaydırmanın vakti gelmiştir” deniyordu. Sonra dünya kötüye gitti. Biz? Bizi hiç sorma!
🌺🌻🌾
“Mutluysanız, bunu asla söylemeyin! Bugünlerde mutlu olmak suç işlemek gibi. Hemen dudakların büzüldüğünü, sizi kınamaya başladıklarını görürsünüz...” Bunu diyen Albert Camus haksız mı? Ünlü romancı öldükten elli yıl sonra, mezarında bile bir mutluluk hırsızlığı girişimine maruz kalmıştı. Adamcağız 46 yaşındayken Fransa’daki Villeblevin’de bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Provence’taki Lourmarin köyünde gömüldü. 1957’de kazandığı Nobel’den gelen parayla orada, tabiatın kollarında bir ev almıştı. Oraları anavatanı Cezayir’e benzediğinden seviyordu. Şimdi vızıldayan ağustos böceklerinin arasında, bir servinin gölgesinde huzur içinde yatıyor. Pek de huzur içinde denemez ya! Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, 2009’da yazarın kemiklerini Paris’e, ülkenin büyüklerine ayrılan anıt mezar Panthéon’a taşımayı teklif ettiğinde ortalık karıştı. Camus Panthéon’u hak ediyordu etmesine de mesele teklifi yapandaydı. Sarkozy, kendini Camus ile hizalamakla, siyasi çıkarcılıkla filan suçlandı. “Yeni Albert Camus Sözlüğü”nün editörü Jeanyves Guerin “Bu bir mezar hırsızlığıdır” diyordu. Yazarın oğlu Jean Camus de karşı çıktı ve “Bu karar ‘Başkaldıran İnsan’ın yazarının yanlış yorumlanması, mirasının istismar edilmesi olur” diye kestirip attı. Fransa’da insanlar “hayır” demeyi yüzlerce yılda öğrendi. Patron sizsiniz; patronlar gerektiğinde “hayır” demeyi bilmeli... #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #yine
Ama ağlamayın! Gerçek cesareti beklenmedik yerlerde görmeyi ümit edin. Bizde cesaret kırıcı çok şey var; başında herkesin kendinden menkul alınganlığı gelir. Elbette sebepleri vardır var olmasına; da bu alınganlık iktidar tutumlarından bile cesaret kırıcıdır aslında.
🌻
Herkes her şeyi yanlış anlamaya müsait olduğundan, bizden örnek vermeyeyim. 1964’te, Amerikalı fotoğrafçı Dorothea Lange’e, 1930’larda kuraklık ve kıtlıktan kaçan Amerikalıların fotoğrafını çekerken onlar hakkında öğrendiği en önemli şeyin ne olduğu soruldu. Cevabı şöyleydi: “Pek çok kez cesarete şahit oldum, gerçek cesaret.” Bunun “en umulmadık yerlerde” sergilendiğini görmüştü. Bu cesareti başka yerlerde de aramaya çalıştı tabii: Mesela, ağırbaşlı göçmen tarım işçilerinde, yıkılmayan annelerde, sinekler ısırdıkça daha hızlı yürümeye başlayan bebeklerde, bir deri bir kemik ortakçıları konu alan siyah beyaz fotoğraf karelerinde. Bu fotoğrafçı, fotoğraflarına konu olan insanların acılara nasıl göğüs gerdiğini göstererek, Büyük Bunalım sırasında malını mülkünü kaybetmiş insanlara haysiyetini yeniden kazandırdı. Yoksulluğun da bir haysiyeti vardır.
💐
On yıllar sonra, Linda Gordon, “Dorothea Lange: Sınırların Ötesinde Bir Hayat” adlı biyografik bir eser yazdı. Lange’in çektiği fotoğrafların New Deal’ın mimarlarını etkilediğini savundu. New Deal ne? Yeni Düzen; eski ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in Büyük Bunalım döneminde yürürlüğe koyduğu reform paketi... Bu yeni yaklaşım sefaletin yaygınlaşmasının sorumlusu olarak yoksul insanları değil, kötü mali yönetimi görmüştü. Şimdi bizdekinin tersine! Roosevelt, “Ahlaki bir reforma ihtiyacı olan insanlar değil ekonominin kendisi” diyordu. Lange’in kadrajına girenler yoksuldu, fakat aynı zamanda disiplinli, çalışkan ve başı dik insanlardı. Ayrıca güzeldiler.
🌺
Ağlamak, çok düşünceli olmak işe yaramaz. Düşünmek işe yarar. Düşününce; ülkenin şu an içinde bulunduğu halin sürdürülmez olduğunu yetkililer de, aşırı yetkililer de, bir nebze yetki arayanlar da görür. Biz de görsünler diye usanmadan fotoğraf çekeriz. Görmeseler de fark etmez, yine de sürdürülemez. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #neolduşimdi Müzik: Meral Tekçi, Çûka Lı Serê Darê
Merhaba dünyalı, biz insan değiliz! On beş yıl kadar önce, gökbilimci Stephen Hawking evrende yalnız olmadığımıza inandığını söyledikten sonra bir uyarıda bulunmuştu: “Uzaylıların dünyaya yapabileceği olası bir ziyaret, Christoph Colomb’un Amerika’yı keşfine benzeyebilir. İşin sonu, Amerikan yerlileri için iyi olmamıştı.” Başımıza bu da mı gelecek demeyin! Şöyle düşünün: Küresel sistem çökmüş, ekonomiler büyük zararda. Bütün dünyaya hitap edecek bir otorite, bir nevi küresel hükümet kurmaktan başka çarşıyı pazarı toparlayacak yol kalmamış. İnsanları buna nasıl ikna ederdiniz? Merhaba dünyalı, biz insan değiliz!
😱😱😱
Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nda konuşan Kanada Başbakanı Mark Carney, Trump’ı etiketleyerek şunları demişti: “Kurallara dayalı uluslararası düzenin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. En güçlünün, işine gelmediğinde kendini kurallardan muaf tuttuğunu biliyorduk. Yine de bu kurgu işlevseldi, görmezden geldik. Ama artık işlemiyor. Yaşadığımız bir kopuş, geçiş değil.”
🌹🌾💐
Bizdeki kopuş daha da fena! Zaten insanımız dünya ortalamasından daha mahcuptur. O yüzden çoğumuz derdini anlatmakta zorlanır. Bugünkü hal mahçup insanın ıstırabını daha da artırıyor. Siyaset bizi sürekli meşgul etmesine karşın, evet ile hayır dışında kendimizi ifade hakkı tanınmıyor. Dahası, her oylama pusulada adı bile geçmeyen şeyler arası bir referanduma dönüşüyor. İktidar sanki bunu bile elimizden almaya çalışıyor. Bunca patırtıya rağmen doğru dürüst bir çözüm öneren de yok. Yani kıymetli okur, işimiz çok zor. Çıkış kolay olmayacak, ama mutlaka olacak. Önceki çağlarda olduğu gibi... Çığır açıcı yeni fikirler ve bunları en fiyakalı şekilde söyleyecek lider tipler sahneye çıkacak. Bu süreçte karasızlara pek yer yok. Giderek daha fazla insan siyasi gündemden kaçıyor ama siyaset giderek daha güçlü biçimde insanları tercih yapmaya zorlayacak. Çünkü çözüm uzaydan değil sizden gelecek.
😉💐🌹
Hiçbir acı durduk yere geçmez. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde çok güzel yazmış: Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlerini affettiren daima öbür hadiselerdir. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #değilmi
Bugünün buhranlarının en çok kaybedenleri yine olağan kaybedenler! Zaten ellerinde avuçlarında bir şeyleri olmayanlar, işçiler, köylüler. Dışarıdan yüksek faizli borçla ekonomi döndürmeye çalış, biraz parası olan insanları arada bir kredi musluklarını açarak borçlandır, enflasyonist ortamda bu borçların asıl maliyetini hiç parası olmayanların sırtına yükle ve emeklerine, hayallerine, istikballerine kadar elde kalan ne değer varsa zamanla al, her defasında toplanan parayı da en zenginler ile yabancılara bas... Hemen hiçbir değer ve demokrasi kalmayana kadar... Bu manzarada en çok sorulan soruysa şu: Tamam da o halde bu insanlar neden sorgulamıyor, demokrasi filan aramıyor, aynı insanlara oy vermeyi sürdürüyor? Şundan olabilir mi mesela: Kaybedecek fazla şeyleri olmadığı ve küresel mali sisteme zaten entegre olmadıkları için bu kesimler mali bir krizden dolayı mutat acılarından fazlasını çekmiyor. Yaşamları sıkıntı dolu olabilir. Ama acı gerçek şu ki onların hayatları hep sıkıntılıydı. Onlar adına kendilerine benzemeyenleri azarlayabilen siyasetçileri de hep sevdiler. Gerçekler genellikle eğlenceli değildir.
🧐🌻🤨🌺
Kaybedenler kulübünde orta sınıf da var tabii. Konunun uzmanlarından Joshua Kurlantzick, demokrasinin gerilemesinin failleri arasında orta sınıfı da sayıyor: “Bir zamanlar diktatörlüğe karşı duran orta sınıfın erkek ve kadınlarının çoğu, şimdi demokrasiyi tesis etmenin ne kadar güç olduğunu düşünerek otokrasi özlemiyle yanıp tutuşuyor” diyor. Neden böyle oldu? Kurlantzick’e göre çoğu örnekte bunun nedeni aynı: “Gelişmekte olan ülkelerin ve 1990’larda ortaya çıkan genç demokrasilerin ilk liderleri, güçlü kurumların ve uzlaşma kültürünün önemini anlamadı. İktidara geldiklerinde ellerindeki bütün araçları ülkelerine hâkim olmak ve iktidarın meyvelerini müttefiklerine dağıtmak için kullandılar. Demokrasinin bu dar yorumu sadece kelimenin gerçek anlamını saptırmakla kalmadı, pek çok ülkede vatandaşların demokrasiye yabancılaşmasına da neden oldu. Onlar için artık önemli olan demokrasi değil bir haftalık tatildi, evdi, arabaydı...” #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bildiğinizgibideğil Müzik: Sade, Smooth Operator
“Gel, ne olursan ol yine gel” ile olmaz kardeşim! Kaynağı belirsiz paraların sekizinci varlık barışı girişimiyle ülkeye davet edilmesi, ülke içinde yeni finansal imtiyazlar yaratılması, ekonomiyi yine zehirler. Faize ne demeli? İktidardakiler “faiz yüksek, düşsün” diyor şimdi. Kim yükseltti? Hangi hatalarla yükseldi? Kim ekonomist? Bu açıklama, seçime doğru kredi musluklarının açılacağı sinyali. Hep aynı döngü, aynı algı ekonomisi. Peki milli gelir huzuru, mutluluğu ölçer mi? Christopher Dickey’nin cevabı kısa ve net: “Milli gelir her şeyin ölçüsü olabilir, hayatı değerli kılan şeyler hariç.” 40’tan fazla ülkede araştırma ve haberler yapan, 7 kitabı yayımlanan Dickey benim çalışma hayatımda önemli bir arkadaş, çok önemli bir editördü. 2020’de Paris’te hayata veda edene kadar kafa açıcı şeyler öğrendiğim bir meslektaşımdı. Milli gelir hesaplarından da yıllar önce şüphe etmeme yol açan kişiydi.
🌺🌺🌺🌺🌺
Üretim ve tüketimin çok genel bir görünümü olan “Gayri Safi Yurtiçi Hasıla” (GSYİH, 1930’lardaki Büyük Depresyon civarında öteberi rakamların toparlanması için önemli bir hesaplama olabilir. Sorun, Nobel ödüllü Simon Kuznets’in de dediği gibi sadece piyasa faaliyetlerine odaklanan tek bir rakama, çok fazla siyasi önem atfedilmesinde. Haydi popülizme yelken açmış iktidarları ve herkesin kafasına göre hesaplarla göz boyamaya çalışmasını bir kenara bırakalım. Peki alınıp satılmayan şeylerin bu hesaba katılmamasını ne yapacağız? Örneğin ev işlerine ya da kendi çocuklarınızın bakımına bu hesaplarda yer yok. Sınırlı kaynakların tükenmesi veya çevresel hasarlar da hesaba katılmıyor. Ayrıca bu hesaplar utanç verici şekilde felaket seviyor. Doğal afetler milli geliri artırıyor gibi görünüyor çünkü yeniden yapılanma yeni harcama demek. Milli gelir hesaplarında, daha fazla hapishanesi olan ülkeler daha az olanlardan daha iyi görünüyor mesela. Bazı zenginlerin işleri iyi gidiyorsa, aslında çoğunluk için bu geçerli olmasa bile, herkes zenginleşiyormuş gibi göstermek için ortalamalar kullanılıyor. Olmuyor efendiler, olmuyor. #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #gitgide
Detoks, diyet, arınma niyetine biraz da sanattan konuşalım. Hakikat yüzünden ölmeyelim diye var sanat ya... Sanırım bu Nietzsche’nin sözüydü. Ben pek Nietzsche’ci değilim. İsmindeki sessiz harfleri aşıp felsefesine ulaşamıyorum diyeyim. Ama söz fiyakalı. Ve hakikat şu: Dünden bugüne hemen hiçbir şey değişmedi ama yine de her şey başka türlü görünüyor. Bu da Sartre’dı galiba. İşte bunun gibi tuhaf durumları en güzel sanat açıklıyor. Çağdaş sanatın da bazen böyle faydası oluyor. Zaten bütün faydasızların muhakkak bir faydası olur.
🌺🌾💐🌹🌻
Çağdaş sanatı anlamak kolay değil tabii. Mesela neyin eser neyin tuğla, çöp yahut ne bileyim köftelik kıyma olduğunu nasıl anlayacaksınız. Ki ben birkaç ay önce itiraf etmiştim hatırlarsanız. Eski bir bienalde bir eseri neredeyse yiyecektim. Anlamadım, ikram sandım, tam ısırırken görevli bir kadıncağız saçları elektrik çarpmış gibi dik koşarak geldi. “Ne yaptınız beyefendi?” Ne yaptım? “Eseri yediniz!” Tam yedim denemezdi, ama olan olmuştu... Teselli için “eser, sanatçı ve sanatsever arası etkileşim” filan diye bir fikre sarıldım, bir süre öyle zırvaladım. Üzerinden yıllar geçti, bu arada sanatla ilgili epey şey öğrendim. Ama sanatçının olayı bilmediğimiz şeyi aramak olduğu için, bir şeyler öğrenmek yetmiyor.
🌾🌺💐🌻🌹
Örneğin bir tuğla, ne zaman sanat ne zaman tuğla? Mesela yapı markette duran birkaç tuğla gerçek işlevinden farklı bir mana üretemez. Zira fayda işlevini yerine getirir. Tuğla tuğladır. Halbuki bir sanat galerisinde, bir bienalde, bir sergide tuğlanın pratik faydası inkâr edilir, normal kullanımından uzaklaştırılıp farklı bir yere konur. Orada bir metafora dönüşür. Tuğla orada tuğla değildir; dokudur, renktir, hatıradır, eleştiridir... Sanat eleştirmeni Gregory Jusdanis konuyu güzel açıklamış: Sanat değişiklik yapma zanaatıdır. Sonsuz büyüklükteki benzetme potansiyeli sayesinde olanaksız olanı, kavranamaz olanı hayal eder.
🌻🌺🌾🌹💐
İKSV çalışıp duruyor, festivaller art arda geliyor. Arter, Dolapdere’de. İstanbul Modern, Karaköy’de. Sergiler, eserler eşsiz, şuracıkta... Yakalayın sanatı! #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #banaöylegeliyorki
İlker kardeşim, “Açıklanan buğday fiyatına bakılırsa 2026’da seçim yok galiba” dedi ama; ekmeğe, una, piyasaya yansımasın diye çiftçiyi zarara itiyor da olabilirler. Böyle düşününce analiz değişebilir. Yine de sonuç değişmez. Bir çuval incir üretmek, o bir çuval inciri berbat etme hakkını insana verir mi? Hayır. Ama buna ürettiklerini bazen şuraya buraya öfkeyle döken, ekili tarlayı süren çiftçiler dahil değil. Amaçları bir şeyleri berbat etmek değil. Berbat edenlerin cezasını çekmek de görevleri değil. Pek çok çiftçi emeklerinin karşılığında zarar etmenin değil, onurlarının hırpalanmasının da acısını yaşıyor. Kimse ne zor ve önemli bir iş yaptıklarının farkında değil. Ne çok “değil” dedik. Neredeyse kimsenin tarımın “t”sinden haberi yok gibi geliyor bana, ondandır.
🌺🌺
Bu sadece çiftçinin, köylünün sorunu da değil. Maaşları, alım gücünü düşürdükçe pahalılığın da düşmesini bekliyorlar. Ekonomi, insanlar yokmuş gibi davranarak dönmez. Bunun dışında ne üretim ne yapısal değişiklik ne de doğru dürüst bir plan var gibi görünüyor.
🌾🌾
Benim anladığım, bizdeki model şöyle bir şey: Yoksullar zenginlere sürekli bedava borç veriyor. Zenginler giderek zenginleşirken yoksullar giderek yoksullaşıyor. Yoksullaştıkça daha azına daha çok çalışıyorlar. Ve bu utanç verici finansman modelinde sürdürülebilirlik de böyle bir çaresizlikle sağlanıyor. Sanki! Bir de buna “Bütün bu fiyatları makul göstermek için gerekçe üretmede başvurulan kimi finansçıların akıl almaz entelektüel çarpıtmalarını” ekleyin. Daha da utanç verici... Bunu söyleyen ben değilim, Londra’da sabit getirili menkul kıymet piyasası uzmanı George Cooper. Gidin sorun!
🌻🌻
Londra demişken... Tarihçi Barbara Tuchman, I. Dünya Savaşı öncesi dönemin sonunu Britanya Kralı 7’nci Edward’ın cenazesinden gösterişli bir sahneyle aktarır: “Dokuz hükümdar geçit resmindeydi ve görkemli tören nefesleri kesti. Fakat tören sona erdiğinde, bir İngiliz soylusu ‘Hayatta bize yol gösteren, ışık tutan tüm eski deniz fenerleri sönmüş gibi görünüyor’ dedi.” Ümitsizlik; aristokrat, günahkâr ya da aziz tanımaz. Bir gün onu büyütenleri de pençesine alabilir. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #vayarkadaş
Tane tane anlatayım. Memleketteki kargaşa malum. Olayları ayrı ayrı görenler sebebini anlayamıyor. Bütünün görülmesini, çözülmesiniyse besbelli karar vericiler pek istemiyor. İlk meselemiz bu. Demek ki başka bir gaye var. O gaye ne? İşte sorulması gereken ilk soru... Sonra o bütünün parçalarına bakalım. O parçalar; bazı yargı kararları, bunların icrası ve siyasi, iktisadi, insani sonuçları... Ve bunlara dair karar vericilerin siyasi tutumları... Uzmanların hukuki tenkitlerine bakıldığında, eleştirilerin bir noktada toplandığı görülüyor: Yasalarda ve Anayasa’da bulunmayan, onlara uymayan yetkiler ve gerekçeler... Bir ilçe tarım müdürü nikâh kıyabilir mi? Bir kaymakam bir çiftin boşanmasına karar verebilir mi? Yasalara bakarsanız, cevap kesin olarak “hayır”. Ama yaşananlar bunun gibi... Asıl mutlak butlan olayı, hukuki tarifine, hukukçuların mütalaasına bakıldığında burada olabilir. Bu da tam bir ironidir; ne kelime, görülmemiş bir trajedi.
🧐
Uzmanlar derken; kastettiğim sadece üniversitelerden ve yüksek yargıdan gelen, yaşayan hukukçular değil; Sokrates’ten Descartes’e, Montesquieu’den Ahmet Cevdet Paşa’ya, Ferrando Mantovani’den Kayıhan İçel’e... Ve dahi pek çok isme merak edenler bakabilir. Bundan öte söylenecek, tartışılabilecek bir şey yok. Ötesi hiç! Ancak sonuçlar konuşulabilir; çünkü tahribat doğrudan sizi, cebinizi, hakkınızı, huzurunuzu, istikbalinizi ilgilendirir. Bu husustaysa benim tarifime zaten ihtiyacınız yoktur herhalde, her an birebir yaşıyorsunuz.
🤨
Yine de en çok sorulan “şimdi ne olacağız”. Efendim, ben bilmem beynim bilir. Aklın yolu da bir. Ama onları kimsenin dinlemiyor; belki siz de dahil. “Predictably Irrational” kitabının yazarı Prof. Dan Ariely gibi bilim insanları kafayı beyne takmış, darboğazların beynimizdeki etkilerinin MR’ını çekmişler. Ve maalesef bilhassa finansal kararlarda insanların akılcı davrandıklarını hemen hiç görüntüleyememişler. Claremont Graduate Üniversitesi’nden Prof. Dr. Paul Zak’a göre “Bilhassa zor zamanlarda başkalarının, kalabalıkların davranışlarını takip etmeye meyilliyiz”. Hele beyne gelen bilgiler belirsizse... Ya kalabalıklar da yanlış davranıyorsa? #NOWAnaHaber 19.00’da. Etiket #bellideğil