Zorunlu Açıklama
Tunç Soyer, Türkiye’de yargı eliyle yaratılmış en ağır mağduriyetlerden birini yaşamaktadır. Suçsuzluğunun dosyadaki bütün belgelerle bu kadar açık biçimde ortaya çıkmış olmasına rağmen 1 yılı aşkın süredir tutuklu şekilde iddianame beklemektedir.
İlk dosyadan 5 Ocak 2026 tarihinde tahliye edilmiştir. Ancak 17 Temmuz 2025’te ilk dosyadan ayrılan, o zamandan beri açık olan, kooperatiflerin iç işleyişine ilişkin soruşturma sebebiyle tahliyesinden birkaç gün önce tekrar tutuklanmıştır. İkinci tutukluluğun üzerinden 7 ay geçmesine rağmen hala iddianame yazılmamıştır. Aynı konu farklı suç tanımlamalarıyla tekrar tekrar sorgulanmıştır. Kooperatifler için ayrı ayrı dosyalar açılarak yedeğin yedeği tutuklamalar yapılmıştır.
Tunç Soyer hakkında varsayım düzeyinde dahi somutlaştırılabilmiş bir suçlama yoktur. Hangi eylemi ile sorgulandığı, neden ve nasıl dosyaya dahil edildiği anlaşılamamaktadır. Zaten Savcılığın da kabul ettiği üzere alınan raporlara göre “sorumluluğu olmadığı anlaşılmıştır.” Her ay yapılan tutukluluk incelemelerinde Tunç Soyer neyle suçlandığını sormakta, suçunu bilirse ona göre savunma yapacağını beyan etmektedir. Bu sorusuna hiçbir sulh ceza hakimi cevap verememekte ancak hepsi tutukluluk halinin devamına karar vermektedir. İtirazlarımız gerçek anlamda değerlendirilmemekte, isnat edilen somut bir eylemi gösterilmemekte, kararlarda bir gerekçe yazılmamaktadır.
Tunç Soyer hiçbir kooperatifin üyesi, yöneticisi veya denetçisi değildir. Kooperatiflerin paraları ve kararları üzerinde hiçbir yetkisi yoktur. Kooperatiflerin yüklenici firmalarını da tanımamaktadır. Dosyada imzaladığı bir belge, elde ettiği bir menfaat, kurduğu bir para ilişkisi veya şüpheli bir mali işlemi bulunmamaktadır. Nisan ayında gelen MASAK raporu da bunu tekrar kanıtlamıştır.
Aylardır birçok bilirkişi raporu alınmış, teknik takipler yapılmış, onlarca kişinin ifadesine başvurulmuş, mali incelemeler titizlikle sürdürülmüş, ek fezlekeler hazırlanmıştır ve sonuçta dosyadaki tüm deliller toplanmış durumdadır, her biri Tunç Soyer lehinedir ve kendisinin suçsuzluğunu yeniden yeniden kanıtlamaktadır.
Buna rağmen 1 yılı aşkın süredir iddianamenin yazılmaması, 3 kez Savcı değişmesi hukuki süreci sürüncemede bırakmış, “makul” süre aşılmıştır. Bu durum tüm yargı sisteminin yara almasına, adalete olan inancın zayıflamasına sebep olmaktadır.
Müvekkilimiz Tunç Soyer sürecin başından bu yana hukuka, yargıya saygı ve güveni yansıtan bir duruş sergilemiştir. Ancak gelinen noktada kişisel tahammül, hukuki teamül sınırlarını çokça aşan mağduriyet nedeniyle durumun kamuoyuyla paylaşılması zorunluluğu doğmuştur.
Olmayan bir suç var edilemez. Biz Tunç Soyer’in vekilleri olarak sadece hukuk ve adalet talep ediyoruz.
Tunç Soyer derhal serbest bırakılmalıdır.
Tunç Soyer’in Avukatları
Av. İsmet Köymen – Dr. Av. Murat Aydın – Av. Defne Soyer
Umut, işlerin iyi sonuçlanacağına dair bir inanç değil, sonuç ne olursa olsun bir şeyin anlamlı olduğuna dair kesinliktir.
Umut, naif iyimserliğin bir türü değil, tam tersidir: İyimserlik, dünyanın sizin istediğiniz yönde gittiğine dair kanıta ihtiyaç duyar; oysa umut kanıtlar tam tersini gösterdiğinde bile —hatta tam da o anda— harekete devam etmenizi sağlayan şeydir; bu, ahl��kın vazgeçilmez tamamlayıcısıdır, geleceğe dair bir bahis değil.
Ve hiçbirimiz bunu tek başımıza sürdüremeyeceğimiz için, umut ancak kolektif ve politik bir pratik olarak ayakta kalabilir: Anlamlı bir dünya için başkalarıyla yürütülen eşgüdümlü bir eylem olarak. *
* Birikim Dergisi / Lea Ypi ile Tanıl Bora, Emre Bayın söyleşisinden
Değerli Dostlar;
İnsanları kavgacı ve acımasız yapan korkunun zulmünden kurtulmak mümkündür. Dünyadaki konumunu olduğu gibi görme yürekliliğini gösteremeyen kimse korkudan kurtulamaz. O konumu görmek, hayatın anlamını anlamakla mümkündür. Anlamanın yolu ise mutlaka kalpten, yürekten geçer.
Batı dillerinde cesaret anlamına gelen “courage” sözcüğü Latince “kalp” demek olan “cor” sözcüğünden geliyor.
Korkuyu bitiren cesaret, sadece tehlike karşısında sarsılmadan durmak becerisi değil, aynı zamanda acıya soğukkanlılıkla katlanma sabrı ve umutlu olabilme gücüdür. Bu güç yoksa insan, hayatı da anlamını da konumunu da ıskalıyor. O güç ise yürekte saklı.
Kalbinize kulak vermeniz dileğiyle,
Sağlıcakla kalın.
17 Temmuz 2026
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63, Buca – Kırklar
Değerli Dostlar,
Şükrü Erbaş, Sitem Taşları kitabında diyor ki;
“Beklenti iyi bir şey değil. Çünkü beklemek, başlanabilecek bir eylem değil. Başlanmayan bir şeyden bitişe yönelik bir dilek ummak ise ham hayal…”
Ne yazık ki insan o ham hayalin tuzağına defalarca düşüp, hüsrana uğrayabiliyor.
O nedenle F1 tipi cezaevi asla bir cennet değil. Ancak Hallac-ı Mansur “cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir” diyor. Çok şükür bugüne dek yazdığınız yüzlerce mektup sesimi duyduğunuzu gösterdiği için burası asla bir cehennem de olmadı.
Yalnızlık; derinliği, sessizliği, uzakları, hayal kurmayı, umut etmeyi öğreten bir yaşama mucizesi. Yazmak ve okumaksa yalnızlığın can bulması. Bunun en güzel sonucu da anlamaya başlamak oluyor galiba. Anlamak iyileştiriyor. Geriye birbirimizin kulağına ulaşacak, kalbine dokunacak sözleri bulmak kalıyor.
Bugün Aşık Veysel’in bir sözünü sizlere ulaştırmak istiyorum. Dilerim kalbinize dokunur.
“Güzel sev..!” diyor Veysel.
Kendinden önceki bin yılı, yaşadığı yüzyıla taşıyan, yaşadığı yüzyılı, gelecek bin yılların ruhuna üfleyen Veysel’in dediği aklınıza yatıyorsa, gidip güzel mi seversiniz yoksa sevdiğinizi güzel mi seversiniz, size kalmış. Yine sık sık kısa da olsa aforizmalar, güzel sözler paylaşmaya devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın.
14 Temmuz 2026
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63, Buca – Kırklar
Tuzağa düşmüş bir ceylanın
bakışındaki hüzün değildir umut
Kınalı keklik gibi ürkek
bir kuş da değildir
Ne yalvar yakar olmuştur
zulmün pençesinde
ne de düşürmüştür
kırların ve türkülerin
onurunu yere.
Baharda bir tomurcuk
gibi patlayan öfkedir umut
barajını yıkan bir ırmaktır
açılır, serpilir
ve büyür kıyısında sevda
Emzirir aşkı
emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan
Ferhat'ın direncini
Bin yılların sabır taşını çatlatır
açar bin yılların kapısını.
Ahmet Telli
Değerli Dostlar,
4 Temmuz 2025 gecesi Buca Kırıklar F Tipi cezaevindeki koğuşuma getirildim.
1 yıl içinde memlekette çok şey değişti. Bense 1 yıldır 16 m2 kapalı, 40 m2 açık alanda tutsak kaldım. Bedenim içerideydi ama ruhum, zihnim zinde ve özgürdü. Çünkü haklı ve masum olmanın hakikatini, tel örgüler de demir parmaklıklar da hapsedemiyor, bozamıyor.
1 yıl öncesine göre daha fazla enerji doluyum. Tefekküre zaman bularak, geçmişimle daha objektif hesaplaşarak ve gelecek vizyonumu tazeleyerek daha da güçlendim.
Dostu düşmandan ayırmakta ustalaştım.
1 yıldır piştim, yandım, oldum.
Hayatım boyunca dürüst, namuslu, temiz siyaset yapmanın gururuyla yaşadım. Şimdi artık bunu kanıtlayan, 41 yıl öncesinden başlayarak tüm hayatımı aklayan bir de Masak Raporum var. Bu raporu evlatlarıma bırakacağım. Çünkü bir babanın bırakabileceği en büyük miras temiz bir isimdir herhalde.
Hücremi ve avlumu bir okul gibi gördüm. Çıktığım zaman, inandığım değerler doğrultusunda daha güçlü bir mücadele verebilmek için bir dakikamı boş geçirmedim. Heyecanımı, umutlarımı biriktirip büyüttüm.
Biliyorum, az kaldı, kavuşacağız, kaldığımız yerden aşkla yolumuza devam edeceğiz. Bu yolda “dinlenmeye” değil “dinlemeye” ihtiyacımız olacak. Siyasi iklime bakıp asla enseyi karartmayın. Hep birlikte hayal ettiğimiz o güzel memleketi mutlaka kuracağız. Çünkü toplum da doğadaki gibi Denizler gibi enerji biriktirir ve ortaya çıkartacağı anı bekler. Bilirsiniz tohum bile toprak altında çürüdüğü için yeşerir.
Hepinizi çok özledim, sevgiyle, saygıyla, hasretle kucaklıyorum.
Sağlıcakla kalın.
4 Temmuz 2026
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca - Kırklar
365 GÜN
Geçen yıl 1 Temmuzda gözaltına alınıp tutuklandım.
Tam 1 yıldır tutsağım.
Bu süre içerisinde Dünya Güneşin etrafında dönüşünü tamamladı. Biliyorum Dünyayı, Güneşi yine hep birlikte kucaklamamıza az kaldı… Kavuşacağız.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla, hasretle selamlıyorum. Sağlıcakla kalın.
arkadaş’
ını gömdükten sonra
bir avuç toprak da
kendi üstüne atarsın
son kez arkana bakarsın
sen miydin bıraktığın
uğurladığın o muydu
dudağında uçuk
ve bu soruyla yaşarsın
Özkan Yücel. Güzel kardeşim.
Avukatım, dostum, yoldaşım…
O İzmir Barosu Başkanı, ben İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanıyken tanıştık Özkan Yücel ile. Birlikte çalışma fırsatı buldukça sevgim, hayranlığım her gün çoğaldı.
Nihayet bir senedir süren tutukluluğumda yaptığı gönüllü avukatlık her duruşmada genç avukatlara bir ders oldu. Onunla hep gurur duydum, iftihar ettim.
Yaşam hakkının, mazlumların, doğanın, toplumsal mücadelenin yılmaz savunucusu, eğilmez bayrak direği…
İzmir, Türkiye mükemmel bir hukukçuyu, mükemmel bir insanı kaybetti.
Çok ama çok üzgünüm.
Ondan ilham alan dostları, yoldaşları bizler asla unutmayacağız; bıraktığı izlerin takipçisi olup, mutlaka yaşatacağız.
Sayını Başkan Sayın Heyet,
Geçen yıl 1 Temmuzda gözaltına alınmıştım. Yaklaşık 1 yıldır tutukluyum. İnfaz kanunu uyarınca, bir yıl F tipi tek kişilik hücrede yatmak için ne kadar ceza almam gerekirdi bilmiyorum ama o cezayı hakkedecek hiçbir şey yapmadığımı biliyorum. Tamamen haksız bir şekilde hapiste tutuluyorum. O nedenle bir yıl değil, bir ay değil, bir gün bile çok uzun bir süre. Çünkü geçen her saniye sizi hayattan koparıyor, hayatınızdan çalıyor.
Gerçi heyetiniz sizin karşı oyunuza rağmen, 6 ayın sonunda, dosyanın içeriği, toplanan delillerin ortaya koyduğu gerçekler nedeniyle tahliyeme karar vermişti. Ancak ondan 5 gün önce hala iddianameleri yazılmayan iki ayrı soruşturma nedeniyle 2 kez daha tutuklandım. 6 aydır tutukluluğum devam ediyor. Dosya karmaşık oluğundan ya da eksik belgeler tamamlanmadığından falan değil, tamamen keyfi, tamamen gerekçesiz olarak iddianame yazılmıyor. Üstelik; hiçbir somut suç isnadına bağlanmayan bilirkişi raporu ve tertemiz olduğumu belgeleyen Masak Raporu aylar önce dosyaya girmiş olmasına rağmen.
Her ay tutukluluk gözden geçirmesi nedeniyle oynanan oyundan kısacık bir sahneyi aktaracağım size. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimi, Segbis ekranından “Buyurun” diyor. Ben “Siz buyurun” diyorum. Hakim “Savunmanızı yapın, ne söylemek istiyorsunuz?” diye soruyor. Ben de; “İsnat edilen suçlamayla ilgili bir belge ya da bir eylemimi söylerseniz ona dair savunma yapayım. Çünkü bana herhangi bir evrak ya da bir fiil yönetilmedi, neyle suçlandığımı bilmiyorum” diyorum. Hakim duruyor, ne başka bir soru soruyor ne herhangi bir gerekçe açıklıyor. “Tutukluluğun devamına karar verdim” diyor. Tutukluluğum 6 aydır her ay toplam 2 dk içinde böyle değerlendiriliyor.
Kişisel olarak yaşadığım mağduriyetten değil hukukun içine düştüğü durumu, hukuk varmış gibi göstermek için oynanan bu oyunu bütün çıplaklığıyla görmekten, yaşamaktan utanıyorum.
Sayın Başkan,
1 yıldır devam eden davanın serencamında göz ardı edilen birkaç noktayı takdirinize sunmak istiyorum. Önce bir gazete haberi okuyacağım.
Tarih: 22 Aralık 2021
Yer: Örnekköy Kentsel Dönüşüm Projesi Tanıtım toplantısı
- Açılış konuşması yapan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener: bugünün özel ve güzel bir gün olduğunu belirterek kooperatifleşme konusunda verdiği destek için Başkan Tunç Soyer’e teşekkür etti. Özgener: “Kooperatifçilik yoluyla kentin en büyük sorunlarından biri olan kentsel dönüşümde çok daha iyi işlerin yapılmasına vesile olacak bu projenin hayata geçmesinde emeği olan herkese teşekkür ederim” dedi.
- Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay ise: “Örnekköy’de başından beri yüzde yüz uzlaşı ile Büyükşehir Belediyesi himayesinde çok başarılı bir kentsel dönüşüm projesi uygulanıyor. Başkan Tunç Soyer sayesinde buradaki süreç daha da hızlandı. Bu projeye bir kooperatif oluşumu üzerinden İzmir iş dünyasının katkı verdiğini görmek bizim için büyük mutluluk” dedi.
Sayın Başkan haberi okumamın sebebi, o günleri hatırlatmak.
O günlerde; deprem korkusuyla yaşayan insanlar var, defalarca yaptığımız kentsel dönüşüm ihalelerine girmeyen müteahhitler var, yıllardır evlerini bekleyen hak sahipleri var ve kamu görevi yapan insanların inisiyatif alma cesareti var.
Bu fikir, İzmir İş Dünyası temsilcilerinden, İzmir Ticaret Odası kooperatifçilik komisyonu meclis üyelerinden, kentsel dönüşüme destek olmak isteyen insanların girişimleriyle doğdu.
Biz de belediye olarak öneriyi değerlendirdik, hukukçularımızla, uzmanlarımızla çalıştık. Zaten kooperatifçiliğe yatkındık ve Türkiye’de ilk kez uygulanacak model işte böyle hayata geçti.
İnşaatlarda gecikmeler olduğu vakadır ama durdurulup mühürlenmeleri çok büyük bir kötülük olmuştur. Bu kötülüğe meşruiyet kazandırmak için yapılan iç denetimler, hazırlanan raporlar, kamuoyunda yürütülen algı operasyonları, ihbarlar, suç duyuruları büyük iyi niyetle başlattığımız yolcuğu buralara taşımıştır.
Gelelim suç meselesine;
Öncelikle söyleyeyim, bugün geriye dönüp baktığımda aynı koşullar altında yine aynı kararı verirdim. Asla pişman değilim, son derece doğru bir model ortaya koymuştuk. İsnat edilen suçların hiçbirine bulaşmadım.
Dolandırıcılık suçu için haksız bir menfaat elde edilmesi ve bunun kamunun zarara uğratılması suretiyle yapılmış olması gerekiyor. İddianame daha ilk günden kişisel menfaat elde etmediğimizi tespit etmiş. Belediye kamu zararı doğmadığını belgelemiş, emekli bir Sayıştay denetçisi huzurunuzda kamu zararının neden olmadığını anlatmış ama en önemlisi Sayıştay yaptığı denetimde suç duyurusunda bulunmamıştı.
Sayıştay’ın bu iradesinin ne anlama geldiğini, somut bir örnekle mahkemenize arz ettik. Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığı verdiği kararda, Sayıştay tarafından suç duyurusunda bulunulmamasını, şüphelilere atılı suçların soyut beyan kapsamında kaldığını ortaya koyduğunu söylemişti.
Sayın Başkan, bir yıldır bir menfaat ilişkisi gösterilmedi, bir suç kastı ortaya konulmadı, bir kamu zararı yaratılamadı. Olmayan bir suçu aramaktan, yeni bilirkişiler bulmaya çalışmaktan vazgeçin.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Ben suçsuzum. Süreci ucundan kıyısından takip eden herkes bu gerçeği biliyor. Ancak bu durum, “memleketin içinde bulunduğu şartlarla” izah edilmeye çalışılıyor. Oysa hakikat çok basit ve yalın: Masum bir insana çektirilen bunca eziyet asla memleketin içinde bulunduğu şartları iyileştirmez. Tersine sadece bugünü değil, ülkenin geleceğini de karartır.
Kişisel olarak bir hakaret olarak algıladığım dolandırıcılık, zimmet vb. iddiaların hiçbiri üzerime yapışmayacak ve elbette aklanacağım. Maalesef hukuku eğip bükerek masum bir insana bunları yaşatmaya çalışanların gayretleri benim değil adalet sisteminin sicilini bozacak.
Bana zarar vermenin keyfiyle ellerini ovuşturanlar, bu ülkede hukuka ve adalete duyulan güveni sarstıklarını, bunun ise ne kadar ağır sonuçları olduğunu anlamıyorlar. İnce bir mühendislik yaptıklarını zannederlerken aslında bu devletin taşıyıcı kolonunu nasıl tahrip ettiklerinin farkında değiller.
Sayın Başkan;
Tayininiz çıkmış, İstanbul’a gidecekmişsiniz. Hayırlı olsun, başarılar ve kolaylıklar diliyorum. “Mahkeme kadıya mülk değildir” derler. Ama Adalet Mülkün temelidir. O nedenle derhal beraatime karar vermenizi talep ediyorum. Siz bu kararı vermeyecekseniz; sizin yerinize her kim bu dosyada karar verecekse, adaletli olmasını ve bir an evvel beraatime karar vermesini talep ediyorum.
Aliağa Şakran Cezaevi Duruşma Salonu
17 Haziran 2026 - 6. celse
Değerli Dostlar,
Dün yaşananları cezaevi hücremde tek başıma izlerken gözyaşlarıma hakim olamadım, kahroldum. Söz bitti. Geride sadece derin bir utanç ve acı kaldı. Muhtemelen cezaevinde geçirdiğim en zor günümdü.
Yarından itibaren mutlaka yeni bir solukla, yeni sözler kuracağız biliyorum. Çünkü umut mücadeleye dairdir. Ve mutlaka hakikati daha iyi anlayıp, yeni umut ve çarelerle yeniden buluşacağız. Biliyorum ki, memleket sevdamız için birleşerek, çoğalarak mücadeleye devam edeceğiz.
Görkemli Çınarımız çok fırtınalar gördü ve elbet bu badireyi de atlatacaktır.
Ailenizle, sevdiklerinizle sağlıklı, mutlu nice bayramlar diliyorum.
Dilerim bu bayram; bizi birbirimizden ayıran değil birleştiren sebeplerin daha çok ve daha güçlü olduğunu idrak etmemize vesile olur.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca - Kırklar
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.!
Değerli Dostlar,
Kahramanlık cinsiyet ile ilgili olmamasına rağmen toplumsal hafızada genellikle erkeklik üzerinden anlatılır. Ulusal kurtuluş günlerinde kalın ve yüksek sesli erkek türküleri, şiirleri dinlememiz tesadüf değildir. 12 Eylül Darbesini bile Hasan Mutlucan’ın bas türküleri ile idrak etmiş bir toplumuz.
Kahramanlık bir organla ilişkilendirilecekse, bunlar yürek ve beyin olabilir. Yani kahramanlık akıl ve yürekle varlık kazanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu kadınlarında gördüğü kahramanlık bugün hala bu memleketi ayakta tutuyor.
Uzağa gitmeyeceğim. Eşim, iki kızım ve annemden kısaca bahsedeceğim. Algı ve baskı operasyonlarına rağmen her an her yerde suçsuzluğumu haykırdılar. Koşulların ağırlığını hafifletmek için güler yüzlerini, morallerini korudular, en azından bana böyle gösterdiler. Uğruna mücadele ettiğim hiçbir şeyi değersizleştirmediler, bir an bile; “Nereden girdin bu siyasete” demediler. Direncime direnç, umuduma umut kattılar. Mücadeleden asla vazgeçmiyorlar.
Anladım ki, kahramanlık; cesaret, sabır, vefa, fedakarlık, diğerkamlık, vicdan ve ahlak gibi erdemler sayesinde var olabiliyor. Çevrenize bakın, erkeklerden çok daha kahraman nice kadın göreceksiniz yakınınızda. Naçizane önerim onları asla ıskalamayın.
Bu vesileyle: “Ben babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim” diyen büyük şair Nazım Hikmet’i kendi hayatımda da doğrulayan kızlarımla iftihar ediyor, gözlerinden öpüyorum.
Değerli dostlar,
Bu güzel ülkenin kurtuluşuna, emeklerini, canlarını vermiş kahramanları saygıyla anıyorum. Bu 19 Mayıs’ta güzel bir kadın sesinden güzel bir türkü dinleyerek başta Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimizi, aziz atalarımızı, aziz ninelerimizi anmanızı dileyerek, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.!
Sağlıcakla kalın.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca - Kırklar
Aşk olsun..!
“Tutsaklık – aynı hamilelik gibi- hastalık değil.”
Selçuk Kozağaçlı (ÇHD Onursal Başkanı) 21 Aralık 2025’te Birgün Gazetesindeki etkileyici yazısında böyle diyor.
Maalesef 9 ay 10 günü tamamladım neredeyse 1 yıl olacak ama hala içerideyim. 1 Temmuz’da düşmüştüm içeriye. F tipi hücrem, gerçekten ikinci ana rahmi oldu bana. Derler ya; insanın genetik kodları, hatta karakterinin önemli bölümü ana rahminde şekillenirmiş. Benim için de öyle oldu. Hiç kuşkusuz, suçsuz, günahsız yıllardır hapis yatan nice erdemli insan için de öyledir.
Çok ders çıkardım.
Hem tefekkürle geçmişi daha iyi anlamaya başladım hem de gelecek vizyonumu güncelledim.
Dostu düşmandan ayırmayı ve özlemlerin ağırlığını hafifletmeyi başararak umudu diri tutmayı öğrendim.
Benim gibi başka bir örnek var mı bilmiyorum ama ben hem içeriden hem dışarıdan saldırılara karşı çift taraflı mücadele ederek bilendim.
Memleket ve doğa sevgisini, tek bir nefesin ve özgürlüklerin kıymetini, dayanışmanın önemini daha çok idrak ettim.
Sabrımı ve cesaretimi tazeledim, şükür ve tevekkülün sır kapısını araladım.
Aileme, dostlarıma ve hayata aşkımı büyüttüm. Erdemleri demlendirdim.
Hep doğmak için sabırsızlanarak, her gün çıkışa çok yaklaştığımı düşünerek ve fakat hep hüsrana uğrayarak, ha bugün ha yarın çıkacağım diyerek ama neyse ki belirsizlik ve çaresizliğin girdaplarında boğulmadan bugünü buldum.
Artık yeniden dünyaya gözlerimi açmanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.
Her geçen gün geç idi ama geçti, gelecek olsun! Sağlıkla ve bir avazda geleceğim.
Muhtemelen sadece 2kg eksildim :)
Az kaldı..!
Biliyorum ki gözlerimi yeniden açacağım bu dünya ilkine göre çok daha karanlık. Yakılıp yıkılan ülkeler, yaşanan büyük acılar, yoksulluk, sefalet, soykırım ve bunlara sebep olanlar; her şey çok korkunç görünüyor.
Ancak her doğum bir mucizedir yepyeni umutlar müjdeler. Hayaller demiyorum, onlar tesadüftür ama umutlar mücadeleye dairdir ve baktığını görmekle başlar.
Aynı doğadaki gibi toplumlar da enerji biriktirir. Büyük sarsıntı yaşatan bir depremin tam olarak ne zaman olacağını tahmin edemeyebiliriz. Ama doğanın döngüsünün o enerjiyi mutlaka açığa çıkartacağını biliriz. Biliriz ki; tohum toprağın altında yeterince çürürse, yeşerip filizlenir. Toplumlar da biriktirdikleri enerjiyi günü geldiğinde ortaya çıkartırlar. Tarih boyunca böyle olmuştur. Doğa da toplumlar da o anın yaklaştığını gösteren ipuçları sunar; Baktığını görene.
Sayın Kozağaçlı 21 Aralık yazısına Anne Sexton’dan bir alıntıyla başlamış:
"Yalnızca bir kez olsun insan mahkûm olmalı, yalnızca bir kez olsun duymak için kilidin dönüşünü kendi dayanıklılığının içinde
Tüm bunlardan sonra özgürdür insan, sımsıkı tutmaya, ağaçları, taşları
gökyüzünü, havadan net bir şey anlayan kuşları"
ve şöyle bitiriyor;
“Birlikte mücadele edersek, teslim olmaz, bencillik etmez, aşkla direnirsek gerçekten kazanır mıyız?
Aşk olsun..! Güvenin sözünüze. Biz kazanacağız.”
Aynen katılıyorum.
Benciller, kötüler, kötülükten beslenenler kaybedecek, barış kazanacak, özgürlük kazanacak, adalet kazanacak.
Az daha sabır, biraz daha gayret ve dayanışma.
Ölüme inat hayata inandığımız için aşkla mücadeleye devam edeceğiz.
Az kaldı
özlemle kucaklaşıp buluşana dek,
Sağlıcakla kalın.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırklar
17.05.2026
Kum Saati
Geçen gece İzdoğa geçmiş dönem yönetim kurulu başkanı Güven Eken ve İzbeton geçmiş dönem genel müdürü Heval Savaş Kaya ile genel müdür yardımcısı Hüseyin Şimşek iki farklı dosyadan “güveni kötüye kullanmak” suçlamasıyla tutuklandılar. Tutuklanmalarının sebebi, Sayın Cemil Tugay’ın hazırlattığı iç denetim raporlarıydı.
Türkiye ve CHP tarihinde eşi benzeri görülmemiş bu muhbirlik hikayesinin sadece geçen akşamki bölümünü sizlerle paylaşacağım. Ailemle, dostlarımla birlikte 316 gündür yaşadıklarımızı (şimdilik) bir kenara bırakıyorum.
2019-2024 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediyesinin alametifarikalarından biri de “fabrikalar” olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” özdeyişinden ilham alarak İzmir’de 5 fabrika kurduk.
1- Bayındır Süt Fabrikası
2- Şaşal Su Fabrikası
3- Atık Dönüşüm Tesisi (İzDönüşüm)
4- Ödemiş Et-Entegre Tesisi
5- İzbeton- Kent Mobilyaları Fabrikası
Sayın Tugay göreve gelir gelmez bu kaleleri içeriden yıkmaya çalıştı. Eksik evraklarla, eksik beyanlarla, Sayıştay’da bir tespit olmasa dahi hazırlattığı iç denetim raporlarını İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına göndererek haksız soruşturmaların başlamasına sebep oldu.
1) Şaşal Su Fabrikası: Şaşal; İzmir’in en köklü, en kıymetli markalarından biriydi. 50 yılı aşkın süredir şişelenmiyordu. Su boşa akıyor, İzmirliler markanın nostaljisiyle avunuyordu. Çok uzun mücadeleler ve 8 ay gece gündüz demeden 24 saat çalışma esasıyla 100’e yakın kişinin açılması için emek verdiği Fabrika ile üretimi yeniden başlattık; Şaşal Suyu İzmirliyle buluşturduk. Sayın Tugay tesis kuruluş aşamasında getirilmesi geciken bir makinenin yerine, 2. elinin ikame olarak monte edilmesinin, kabulü dahi yapılmamasına rağmen yolsuzluk olduğu iddiasıyla hazırlattığı raporu eksik belgelerle savcılığa göndermiş. Dosyanın ayrıntısına girecek değilim ama hiçbir usulsüzlük, yolsuzluk olmadığı elbette anlaşılacak. Geçen ay kalbine stent takılan Güven Eken mutlaka aklanacak, en kısa sürede tahliye olacaktır. Canla başla çalışmanın karşılığı husumetten kaynaklanacak bir ceza olamaz.
2) Bayındır Süt Fabrikası: Günde 100 ton süt işleme kapasitesine sahiptir. Sadece bulunduğu ilçede değil, tüm havzada küçük üreticinin sütünü değerlendirip peynir, tereyağı, dondurma gibi katma değerli ürünlere dönüştüren bir fabrikadır. Aşırı kar hırsı olmayan, kamu menfaatini koruyan bir temele oturtulmuştur. Her gün kan kaybeden hayvancılıkta küçük üreticiye can suyu veren bir tesis olmuştur. 320 milyon liraya mal olan, bugünkü değeri yaklaşık 1 milyar lira fabrikanın yine kurulum aşamasında, Sayıştay aksini söylemesine rağmen, yolsuzluk olduğu iddiasıyla iç denetim raporu hazırlanmış, savcılığa teslim edilmiştir. Bir yıl çalıştırılmayan tesis, üreticinin yoğun talepleri sonucunda yeniden açılmış ancak maalesef her gün kamu zararı doğurarak, bugün sadece %10 kapasiteyle çalıştırılmaktadır. Hiçbir yolsuzluğu bulunmayan kurucu genel müdür Murat Onkardeşler 69 gün tutukluluğun ardından tahliye edilmiştir.
3) Sayın Tugay’ın bir başka şikayeti de kendi adaylığı açıklanmadan önce İzbeton tarafından yaptırılan memnuniyet anketi ile ilgili. Bu ankette vatandaşa İzbeton, İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmetleri ile bağlantılı olarak “2024 yerel seçimlerinde kimi aday görmek istersiniz?” sorusu da sorulmuş, çeşitli partilerden 10 isim arasında Cemil Tugay ismi son sırada çıkmış ve sadece %1,9 ( yazıyla: bir virgül dokuz) oy alabilmiş. Muhtemelen bu sonuca çok bozulduğu için bu anket nedeniyle de bir rapor hazırlatmış ve savcılığa göndermiş. Hiç kuşkusuz, dün gece tekrar tutuklanan Heval Savaş Kaya ve Hüseyin Şimşek aklanacak.
Kentsel dönüşümde kooperatifçilik dahil İzbeton, İztarım, İzdoğa şirketleriyle ilgili Sayın Tugay’ın açtırdığı tüm soruşturmalardan aklanacağız.
Bizi cezalandırmak amacıyla ve isimlerimizi lekeleyip unutturmak için sürdürdüğü düşmanlıkla asla bir yere varamayacak. Çünkü biz Türkiye’nin en temiz, en başarılı belediyelerinden biri olduk. Adalet sistemi de elbet sonunda bu gerçeği teyit edecektir.
O fabrikalar çalıştıkça, İzmirli engellemek isteyeni değil zorlu koşullarda üretimi başlatanları hayırla yad etmeye devam edecektir. O nedenle İzmirlinin oturttuğu “Gönül Makamı” asla yıkılmayacaktır.
Aklanıp çıkacağız ve pandemiye, depreme rağmen başardıklarımızın izleri ve gururuyla yine halkımızla kucaklaşacağız.
Geçmiş dönemi karalamakla, Kordon’a duvar örmekle, deniz taksi beklemekle, “olmadı bisiklet taksi verelim” demekle o makama oturulmuyor. Üstelik 2 yıl geçti bile ve malum kum saati akmaya devam ediyor.
Dilerim, bu şehre ve memlekete daha büyük zararlar verilmeden, CHP Genel Başkanımız, Partimiz, Adalet sistemimiz bu kontrolsüz ve dengesiz gücü dizginleyebilirler.
Bu durumu tarihe havale etmiyorum. Hepimizin üzerine düşen görevler var, biliyorum. Ben nerede olursam olayım görevimi yapmaya devam edeceğim.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırklar
12.05.2026