Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.
Kore’de güzel bir söz vardır: “Öğretmenin gölgesine bile basılmaz.” Çünkü bilirler ki kalbini çocuklara adayan bir öğretmen, en derin saygıyı hak eder. Gerçek bir öğretmen, bir çocuğun gönül bahçesini çiçeklendirir, aklının yolunu aydınlatır. Bunu idrak edemeyenler, bir öğretmenin nasıl yorulduğunu, nasıl mum gibi eriyerek ışık saçtığını fark edemezler.
Bu yolculukta kendimi çok şanslı hissediyorum; bana çocukların yanında yoldaş olmayı öğreten yüzbinlerce meslektaşım oldu. Onlarla kalpten konuşmayı öğrenme fırsatım oldu.
Evlatlarımın aynası olan kıymetli meslektaşlarım…
Adaletin, bilimin ve sevginin yolunda gösterdiğiniz çaba için; çocuklarım, milletim ve kendi adıma en içten şükranlarımı sunuyorum. Işığınız umudumu büyütüyor. Lütfen moralinizi yüksek tutun ve tahtınızda bin yıllık bir bilge gibi güneşi avuçlarınızda tutmaya devam edin.
Hepinizin Öğretmenler Günü’nü gönülden kutluyor, her birinizin kalbine sevgiyle dokunuyorum.
Şah Cihan… Dünyanın yedinci harikası olan Tac Mahal’i inşa etti. Aşkın ve hüznün görkemli anıtını gökyüzüne yükseltti. Ancak bir gün, oğlu Evrengzip darbe yaparak onu Agra Kalesi’ne hapsettirdi. Şah Cihan, hem tahtını hem de özgürlüğünü kaybettiğinde arzularının ipini büktü ve oğlundan tek bir şey istedi: Bir sınıf dolusu çocuğa öğretmenlik yapabilmek. Çünkü her çocuk onun için yeni bir Tac Mahal’di. O, gerçek ölümsüzlüğün çocukların kalbinde saklı olduğunu biliyordu.
Emeğine paha biçilemez meslektaşlarım, isminiz gibi bilirsiniz ki bir insanın gerçek mirası, yükselttiği yapılar değil; dokunduğu kalplerdir. Her öğrencimiz, hayatımıza ve göz ışığımız çocukların hayatına anlam katma fırsatımızdır. Onların gözlerindeki ışık, bizim emeğimizin ve sevgimizin en saf yansımasıdır. Eğer o ışık yoksa, emek de eksik kalmış demektir. Yorulsak da unutmayalım: Her çocuk bir Tac Mahal’dir. Bizim aklımızda şekillenen, kalbimizde yoğrulan sadece bir yapı değil, hayatın ta kendisidir.
Sizinle aynı eşsiz yolda yürüyen ve sizi tüm kalbiyle seven bir meslektaşınız olarak günümüzü kutluyorum.
Sevgiyle, saygıyla ve benzersiz bir umutla…
Tümüyle işgal edilmiş bir ülkenin çaresiz bırakılmış evlatlarına cesaret, heyecan ve ülkü aşılayıp destansı bir fedakarlıkla Cumhuriyetimizi kuran yürekli kahramanları saygıyla anıyorum. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, cansiperane mücadele veren silah arkadaşlarına ve Türk Milletinin her bir ferdine rahmet diliyorum. Cumhuriyetimizin 101. Yılı kutlu olsun. Umudumuz hiç sönmesin.
Dedem Yusuf Ziya, 1930'lu yıllarda eğitmenlik-öğretmenlik yapmış. Zaman zaman, eski bir banka ajandasına yazdığı notları bizimle paylaşırdı. Benim gibi Eğitim Fakültesi'nde öğretim üyesi olma hayali kuran bir doktora öğrencisine verdiği tavsiyeler hep aklımda kaldı:
"Çocuklara nasıl davranmasını istiyorsan, öğretmene öyle davran. Öğretmenin kalbini kırmak, çocuğun ruhunu incitmektir. Unutma, öğretmen de bir öğrenci gibidir; sevmediği kişiden öğrenmez, onun nasihatlerini ciddiye almaz. Adaletsizliğe karşı yaptığı beddua tehlikelidir, çünkü talebesinin dualarıyla birleşir. Unutma! Her bir taleben senin meslektaşındır, onlara bu bilinci aşıla ki senin izinden gitsinler. Adil ol, sevdiğin veya sevmediğin kişiler, durumlar seni doğruluktan saptırmasın. Öğretmen, bürokratik güç kullanan bir amirden veya bilgisiyle gösteriş yapan bir âlimden değil, şahsiyetiyle gönüller kuran meslektaşından etkilenir. Talebenle önce kalbinle konuş, sonra aklınla. Örnek ol ki, 'örnek olun' deme hakkın olsun. Onları eskileri tekrar ederek avutma, her an yeni bir kelamın olsun. Ufkun, geçmişten hız alıp istikbali kucaklasın. Her görevini ibadet niyetiyle yerine getir. İnsanlar senin için "Keşke benim çocuğumun öğretmeni olsa" desin. Sana emek veren öğretmenlerinin hatırını ölene dek gözet. Bahtın açık olsun, evladım."
Yapması ne zor görevler değil mi? Ama olsun, yol almak da bir yolculuktur.
Gönlü güzel öğretmenlerim, yeni eğitim yılınızı tüm kalbimle kutluyorum. Allah, yüreğinize ferahlık, aklınıza keskinlik, bedeninize sağlık versin. Çoluk çocuğunuzla neşeniz, gülümsemeniz, hanenizde bereketiniz eksik olmasın. Kalbiniz dolana kadar kendinizi alkışlayarak başlayın bu yeni döneme. Tam yol ileri! 😊
Dün sabah eski bir fotoğrafa rastladım. On yaşlarında bir kız çocuğu, omzunda boyundan uzun bir tüfekle, Kurtuluş Savaşı’nın puslu bir cephesinde, zamanın kalbini yarıp ölümsüzleşmiş. Gözleri bir fırtınanın ortasında dimdik duran bir çınar gibi. Acaba ne yaşadı? Hangi düşlerini, hangi masum anılarını, hangi çocuk oyunlarını o tüfeğin namlusuna bağlayıp sonsuzluğa fırlattı?
O evladın annesi kendi canından kopardığı bir parçayı ateşin ortasına atarken ne hissetti? O annenin kalbindeki yangınla bizim aramızda nasıl bir uçurum var? Onlar neyi konuştular, biz neyin lafını ediyoruz? Onlar neyi dert edindiler? Bizim yetiştirdiğimiz çocukların dertleri ne? Şarjı biten tabletler mi, marka kıyafetlerin eksikliği mi?
O çocuklar, aç karınlarına, susuzluktan kurumuş dudaklarıyla savaşıyordu. Bugünkü halimiz onların kan ve terle dokuduğu geleceğe ne kadar layık? Onlar hangi ateşlerde piştiler, biz hangi hazların peşindeyiz?
Fotoğrafa bakamadım, gözlerimi kaçırdım. Çünkü biliyorum ki, biz O’ndan peşin razıyız ama ya O bizden razı mı? Umudumu taze tutarken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşlarıyla ölümüne yolculuğunu sonsuz şükran duygularımla selamlıyorum. #30AgustosZaferBayramı
Yapay zeka iyi "soru" sormakla; soru kalitesiyle ve “prompt” mühendisliği ile ilgilenirken, okullar tüm dünyada hâlâ "cevap" almanın peşinde. Aralarında derin bir anlayış farkı var ve durum giderek okulların aleyhine evriliyor. Okul, internette erişilebilen bilgiyi sınıfta tekrar etmekten vazgeçip, internetten edinilemeyen deneyim, yaşantı ve tefekkürün mekânı haline gelmeli. Böyle olduğunda açık kitap sınavlar da yapılabilir, yapay zeka destekli ödevler de. Cevapları verip, "Buna uygun soru hazırlayın lütfen" demeye bugünden başlayabiliriz.
Her şeyi bir şey için öldürüyoruz. Güveni, sohbeti, merhameti, adaleti, gülümsemeyi, kuşları, arıları öldürüyoruz. Her yıl 30 bin civarında canlı türü yok oluyor. Öldürdüklerimizin çoğundan haberimiz bile olmuyor.
İnsanlık "Daha büyük felaket nasıl yapılır?" yarışmasında gibi. Kendilerinden zayıf olanları yok etmeyi düşünmek var olmanın yolu bellenmiş. Oysa hayattaki bütün hikâyeler birbirine bağlı. Var edilen, yaratılan her şeyin bir amacı var.
"Öldürelim, kurtulalım" diyenler, sanki evrende hiç var olmayan bir çözümün peşindeler. Oysa öldürüp “kurtulabilen” tek bir insan yaşamadı yeryüzünde. Şimdilerde adı “uyutma” olan öldürme fiili sokak köpekleri için kullanılıyor. Maalesef masum insanlar, çaresiz çocuklar çok zarar gördü başıboş köpeklerden. Acil önlem gerekiyor. Birçok ülkede olduğu gibi köpekleri öldürmeden de insanları korumak mümkün. Ölüm tuğlalarıyla çocuklar için gerçek bir yaşam kuramayız. Çünkü öldüren yaşamaz ve ölümün rengi er geç kendisine, evlatlarına geri döner. Ziya sen sen ol aklınla kalbinin bağını kesme. Her canlının canı var.
Öğrenciyken o zamanki adlandırmasıyla bir "akıl hastanesinde" staj yapıyordum. Orada kendi çocuğunu ve annesini öldürmüş bir hastayla karşılaşmıştım. Hastanenin bahçesinde yuvasına yiyecek götüren karıncaları ezmekten büyük zevk alıyordu bu hastalıklı zihin. Karıncaları öldürmezse kendisini yiyeceklerinden endişe ediyordu.
Benzer bir habis zihin yiyecek peşindeki insanları ve çad��rdaki çocukları katleden bugünkü İsrail yönetiminde fazlasıyla var. Çocuğunun gözünde oluşacak küçücük pırıltı için canını adamış yüzlerce anneyi, babayı katletmek için akıl hastalığından fazlası gerekir. Küçücük bir çocuğun ellerine sığacak kadar yiyecek alabilme umudunu öldürmek barbarlıktan başka bir şey değil. İnancına bağlı olmaksızın tüm insanlığın ruhunu inciten böyle bir laneti alınlarında taşıyan katillerin zulümlerinde boğulması en büyük duam.
Gideceğimiz yere yani toprağa yakın bir gün daha yaşandı. Diz çöküldü... Toprağa ve tohumlara hürmet arz edildi. Yüreği ellerinden sıcak insanlarla dokuz çeşit tohum ve fide bismillah diyerek toprağa emanet edildi, mühürlendi. Kalbine hürmeti ve nasibi olan herkesle paylaşmak için dilek dilendi.
Biraz büyüyüsün fidecikler fotoğraflarını da paylaşırım sizinle. Sizin ektikleriniz ne alemde? Balkona, bahçeye, tarlaya ve en kıymetlisi yüreklere...
Güzel bir çocuk güzel bir soru sormuştu birkaç ay önce. "Ziya Hocam hayattaki en büyük başarınız nedir?" demişti. O anda, hemencecik, duraksamadan "Annemin rızasını kazanmak" demiştim. Ve o çocuk yanındaki koltukta oturan annesine sanki bin yıl sonra kavuşmuş gibi bakmıştı, sanki annesinin içine akmıştı.
Varlığı en çok yokluğunda hissedilenmiş anne. Sesi sesime düğümlü kalanmış. Elimmiş, ayağımmış, kanatlarımın altındaki rüzgarmış.
Ama olsun, öptüğün gözlerimdeki sıcaklığın kaldı. Tenime sinmiş topraksı kokun kaldı. Arabamda asılı iğde dalından yonttuğun nazarlığım kaldı. "Ne kadar büyürsen büyü, benden küçüksün kuzum" deyişin kaldı. Senin azametin, benim kırılganlığım kaldı.
Şimdi anlıyorum ki ölen sen değilmişsin. Şimdi bildim ki akıl yeşerttiğin kalpteymiş nazarım.
#annelergünü
Yağlı boya resim: Ahmet Emin
Deprem bitmedi... Kaybettiklerimize olan hasretimizde, yaşamaya devam ederkenki suçluluğumuzda, yapabileceklerimizi tam olarak yapamamış olmanın ezikliğinde, ışıltısını yitirmiş gözlerimizde, kanayan ruhumuzda hala capcanlı devam ediyor. Hayretimiz, ahlakımız, bilimimiz yeşermedikçe de devam edecek. Kalbimize sukünet, ruhumuza dinginlik, aklımıza dirayet ver Allahım.
Annem sen gideli yedi yıl oldu. Biliyorum kalbimizde yaşayanlar ölümsüz, biliyorum görünenle görünmeyen birleştiğinde kavuşacağız. Biliyorum yıllar uzaklaştıkça sana yaklaştığımı. Evet, biliyorum bunaldığımda rüyama geldiğini, biliyorum özlem dersimin öğretmeni olmaya devam ettiğini ve her mevsim bir başka suretle göründüğünü. Ruhumu saran neşem, kalbimi ısıtan ışığım. Bilesin ki senin evladın olmak, bu hayatta aldığım en büyük şeref. Bilesin ki dizinde yatmayı çok özledim, elleri kınalı sevdiceğim.
Verdiği ilham ve özgüvenle milletine karşı vazifesini fazlasıyla yapan bilge hocamız Alev Alatlı Hanımefendi'ye Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Kavram dünyasından ziyadesiyle beslendiğim çok kıymetli büyüğümüzün ruhu şâd, mekanı cennet olsun. Aziz ruhuna hürmetle...
This tweet seems to be the starting point of one of humanity's adventures that began with good intentions but will end in cruelty and frustration. The cutting-edge technology for "hacking" people and humanity is a-comin', presumably. An experiment that holds faint hopes in health and communication, but will find its true identity as a brand new weapon and imperial tool. A milestone for those who wish to enjoy the moment of destroyed-Earth-gazing from another planet. A new version of the game of playing god of those who claim to be "nearer to him than (his) jugular vein"(Qaf:16). It is like an obstacle for the journey of science from knowing to wisdom.
Evil does not need support, as it breeds itself. But goodness demands diligence, virtue, reverence for science and devotion to what is good and favorable for human beings. In short, centering on real science and ensuring that it serves good is the only way to prevent possible evil. Anyways, see ya😊
@elonmusk
Kısa bir süreliğine en sevdiğiniz öğretmeninizi düşünün lütfen. Onun dersi diye en arkadaki kaynayan sohbete dâhil olmamayı göze alıp kalbinizi açarak dinlediğiniz öğretmeni. Yüzünüzde bir gülümseme belirdi değil mi?
Hakkı verildiğinde ne müthiş bir kıvançtır öğretmenlik. Tüm çocuklardan her gün koşulsuz sevgi alan başka bir meslek biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Her bir çocuğa dünyayı değiştirme gücü verme ihtimali olan başka bir uğraş var mı sahiden? Çocukların elini tutarak, onları bilginin, merhametin ve cesaretin yolculuğuna çıkaran adanmış öğretmenlerden bahsediyorum. Her çocuk böyle öğretmenleri hak ediyor.
Başöğretmen Atatürk’ün baktığı yerden günümüzü kutluyorum değerli meslektaşlarım. Sevgiyle kalın…
Öncü öğretmenlerimizden Nakiye Elgün 23 Nisan 1933’te Taksim Meydanında düzenlenen Çocuk Bayramında Çocuk Hakları Bildirgesi'ni okudu. Tarih boyunca olduğu gibi o gün de çocukların yanındaydık. Çünkü çocuklar bizim için “emanet”.
Şüphesiz ki her çocuk ırkı, dini, milliyeti ne olursa olsun, eşit haklara ve korunmaya layık. Ne var ki, -hala hayatta kalan varsa- Gazze’deki çocukların çığlıkları tüm dünyanın suskunluğunun yankısı olmaya devam ediyor. Hem de Dünya Çocuk Hakları Günü’nde.