@ismailDavran@pinaryaziyor Bu Terör Örgütü, Kürtlere ait değildir, kurucu isimleri Türktür. Bebek katili Abdullah Öcalan kendisi “Ben Türk'üm” demiştir. Resimdeki Duran Kalkan aslen Türktür. Bunlar Kürt çocuklarını kandırarak hayatlarını karartan kontralardır. PKK, bölgedeki bir nevi Adnan Oktar vakasıdır.
PKK’nın “vergi” adı altında topladığı milyonlarca dolarını, “silah alacağım” bahanesiyle İstanbul, İzmir ve Avrupa'ya kaçırıp kişisel yatırımlara dönüştürdüğü; PKK’nın da bundan dolayı infaz ettiği Savaş Buldan’ın eniklerinin, Kürdistan Bayrağına saldırması şaşırtıcı değildir
📌 Neçirvan Barzâni’nin Dedesi Heme Ağa 📸
İngilizlerin 1918 yılında Süleymaniye’ye gelmesi sırasında şehrin önde gelen toprak sahipleri ve nüfuzlu şahsiyetlerinden biriydi.
1888 yılında Süleymaniye’de doğdu. Baban Kürt Emirliği döneminde 1820 yılında baş vezirlik (reisü’l-vüzera) yapmış olan Mahmud Ağa Mesref’in torunuydu. İngiliz seyyah ve diplomat Claudius James Rich de Kürdistan seyahatnamesinde Mahmud Ağa Mesref’in şahsiyetinden söz etmektedir.
Heme Ağa, 1918 yılında şehir meclisine üye oldu. Daha sonra 1922–1923 yıllarında kurulan ikinci kabinede Nafia ve Toplumsal İşler Bakanı olarak görev yaptı.
1924 yılında kardeşi ve bazı akrabalarıyla birlikte Süleymaniye’nin ilk mutasarrıflığı için aday oldu. Ancak İngilizler Ahmed Bey’i tercih ederek göreve getirdiler.
1937 yılında Süleymaniye livasının (sancağının) temsilcisi olarak parlamentoya üye seçildi.
1960 yılında kendisinden destek talep edildiğinde bunu reddettiği için hapse atıldı. Yaşlılığı ve sağlık sorunları nedeniyle daha sonra serbest bırakıldı. Tedavi amacıyla yurt dışına gitti ve 1962 yılında vefat etti.
Not: Heme Ağa’nın birçok oğlu ve kızı vardı. Bunlar arasında Salar, Şasivar, Serdar, Nimet Hanım ve Nazdar Hanım da bulunuyordu.
1964 yılında Heme Ağa’nın vefatından sonra Mustafa Barzani, kızı Nazdar Hanım’ı oğlu İdris Barzani ile evlendirdi. Bu evlilikten daha sonra Neçirvan Barzani dünyaya geldi.
Rojavada yaşayan bir kadın Başurdan gelen yardımlarının nasıl erep çocuklarına verildiğini buna karşı çıkan annesinin nasıl kovulduğunu anlatıyor apucular Kurdlerin evini varını yoğunu yok eden terorist bir oluşumdur
Sanatçılarımız da mağdur durumdadır. Dönüşüm; onları dışlayarak ya da linç ederek gerçekleşmez. Bugün Diyar'ın açıklamasını dinlerken, çocukken dinlediğiniz o ezgilerini düşünün. Üzgünüz… Dahası yok.
Konuya ilişkin en isabetli ve rasyonel açıklama bu olmuştur. Kaldı ki Diyar’ın omzunda bayrak dururken enstrüman icra etmesi fiziksel olarak da hareket alanını kısıtlayacağından, bayrağın muhafaza altına alınması son derece olağan ve gerekli bir uygulamadır.
Bir bayrak krizimiz eksikti :)
Bir insanın kişisel alanına (özel alandır) ve sahnesine niyet ne kadar iyi olursa olsun kendisinin rızası veya görevlilerin izni olmadan elini kolunu sallayarak girilmez.
Öte yandan herkes kendince ulu değerler affettiği sembolleri istediği şekilde taşıyabilir, vücuduna dövmesini işleyebilir, kolyesini yapıp boynuna takabilir, bir yere asabilir ama başka insanlara hele ki bir sanatçıya propaganda panomuz, kendi odamızın duvarıymış gibi muameleye tabi tutmak en basit deyimiyle saygısızlıktır.
Herkesin kendince değerli gördüğü bir sembolü başka birine izni olmadan takma hakkı tanınsa ve konserde her düşünceden dinleyici olduğu düşünülürse konser sonunda sanatçı dilek ağacı olarak salonu terkeder değil mi?
Kişilere, onu görmek istediğimiz yerde ve ona biçtiğimiz rollerle yaşamaya zorlamak yerine, kendi tercihleri ile uyumlu yaşama alanı bırakılması demokrasi de orda dursun temel insani bir gerekliliktir.
Sanatçı Diyar'ı sağduyusundan dolayı tebrik ediyorum.