Japon bir atasözü var: 'İster şarkı söyleyin, ister ağlayın. Yaşayacağınız hayatın süresi değişmeyecek.' Öyleyse şarkıyı yüksek sesle söyleyelim ki yaşadığımıza değecek bir hayat olsun.
İnsan bazen en çok kendi içinde kaybolur; kimseye anlatamadığı, anlatsa bile anlaşılmayacağını düşündüğü o derin duyguların arasında sıkışıp kalır. Dışarıdan bakıldığında gülümseyen, güçlü duran biri gibi görünür ama aslında içinde biriken kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve yarım kalmış umutlar geceleri sessizce çoğalır; zihnini susturmasına izin vermez, kalbinde tarif edemediği bir boşluk bırakır. Ve en acısı da şudur ki; herkes seni 'iyisin' diye bilir, kimse gerçekten nasıl olduğunu sormaz. Sorsa bile cevabını duymaya hazır değildir. Bu yüzden insan bir süre sonra susmayı öğrenir, anlatmamayı, içinde büyüyen o fırtınayı kimseye göstermemeyi seçer. Çünkü bazı hisler vardır ki ne kadar anlatırsan anlat eksik kalır, ne kadar saklarsan sakla yine de içini acıtmaya devam eder.
Çoğu ilişkide kırılma noktası hayatınızdaki kişiye en çok ihtiyaç duyduğunuz zamanda yanınızda olmadığında yaşanır.
Güvenli bir ilişki için eşler gerektiğinde birbirleri için dünyalarını durdurmasını bilmeli.