bazıları için hiç olmayan, bazıları için hiç ölmeyen güzellikler
Fenerbahçe GraphicDesigner Redaction BirdWatcher EthnicFolk SymphonicRock CentralAsia Atatürk
kırmızı çizgimiz sadece FENERBAHÇE!
hiç kimsenin adı Fenerbahçe'nin önünde olamaz, önüne yazılamaz!
camiamızın onuru için
⚫️03/07/11
🎪12/05/12
🎯04/04/15
🧞♂️17/03/18
unutmayın, unutturmayın!
zamanı gelince, hesabını sorun @Fenerbahce...
HER ZAMAN, HER YERDE; EN BÜYÜK FENERBAHÇE
İşte bizim kulüp de bu ezikler hiç de haketmedikleri halde Euroleague'de yer alsın diye oy kullanıp, çaba gösteriyor!
Bunlar bırakın bir teşekkürü, Fenerbahçe şampiyonluğu kutlamasın diye kupa töreni öncesi salonun elektriğini kesiyor!
EuroLeague'e davet edilmesine çok sevinmiştik Beşiktaş'ın!
ama şu manzara çok şeyi değiştirdi; siz kim, EL'de oynamak kim!..
kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyin @Fenerbahce
Meraklısına.
25-26 sezonu fikstürü 4 Temmuz 26'da çekildi. Fikstür çekimi detayları/kısıtları 2 Temmuz'da duyurulmuştu.
26-27 sezonu fikstür çekimi tarihi ve detaylara dair bilgilendirme henüz yapılmadı. Detayları ve torbaları tahmin etmeye çalıştım. Sebepleriyle izah edeceğim.
2026-27 sezonu Avrupa'da barındırdığı takımlar açısından 2024-25 sezonu ile tamamen aynı.
Öncelikle Şampiyonlar Ligi torbası belirleyip 2 takım ekledim. (Fenerbahçe ve Galatasaray)
Not: Geçtiğimiz sezon bu torbada Beşiktaş ile beraber 3 takım bulunuyordu.
Avrupa Ligi torbası (Trabzonspor ve Beşiktaş)
3. torba aynı saha torbası (Eyüpspor ve Kasımpaşa)
Konferans Ligi torbası (Başakşehir)
5. torbaya da diğer takımları ekledim.
*TFF torba belirleme konusunda sebeplerini bize izah etmediği kendince bağımsız bambaşka bir metodoloji uygulayabilir.
Öncelikle bilmeniz gereken takımların 1'den 18'e kadar numaralar verileceği ve
"Diğer takımlar" torbasından başlamak üzere temsilcilerin sahneye davet numara seçmek üzere davet edileceği.
"Belirlenen 11 adet numaralı top" temsilcilerin seçimine göre dağıtılır.
En sona Fenerbahçe ve Galatasaray'ın olduğu torba kalır. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın seçeceği numara diğer 16 takımın seçtiği numaralara göre şekillenmez. Onlardan arta kalan numaralar çekilmez. Bu numaralar zaten fikstür çekiminin başında ilan edilir. Mesela Fenerbahçe ve Galatasaray (13-14) bu iki numaradan birine gönderilir.
Kısacası çekilen numaralar takımların sadece derbi haftalarını, iç saha deplasman dizilimlerini şekillendirir.
Her numaraya biçilen bir kader vardır. Top çekimiyle beraber kaderini kendi şekillendirdiğin algısı oluşur ancak bu top çekimi meselesi sadece TFF'nin kulüpleri sürecin içine dahil etme isteğinin sonucudur.
Geçtiğimiz sezonun kısıtlar dosyasına çalışarak bu sezonun kısıtlar dosyasını oluşturdum.
Bu sezona dair önemli başlıklar:
-6, 9(26) ve 11. haftalar Milli maç haftası öncesi haftalardır.
-Haliyle 7, 10(27) ve 12. haftalar Milli maç haftası dönüşleri olacaktır.
-1, 2, 3, 5 ve 17. haftalarda derbi oynananamaz.
Kural şayet Dünya Kupası elemeleri süreci önemi dolayısıyla geçen seneye has değilse; Milli takım teknik ekibi bu sezon da Milli maçlar öncesi derbi oynanmasını istemeyecektir diye hesapladım.
Dolayısıyla 1, 2, 3, 5, 6, 9, 11 ve 17. haftalarda derbi oynanamaz.
4, 10 ve 14. hafta derbi haftaları olacaktır.
10 veya 14. hafta çift derbi haftası olacaktır.
4. haftada Beşiktaş-Fenerbahçe maçı bekliyorum.
10. haftada Galatasaray-Fenerbahçe maçı bekliyorum.
14. haftada Fenerbahçe-Trabzonspor maçı bekliyorum.
Milli ara dönüşleri, Avrupa maçları dönüşleri belli olduğu için ve fikstür meselesi son dönemde çok fazla göze çarptığı için Fenerbahçe ve Galatasaray'ın çekeceği 2 topta da Avrupa gidişi ve dönüşlerinde olabildiğince esnek olunacaktır. Bu iki takım da ligin ilk yarısında İstanbul dışına olabildiğince az gönderilecektir.
Beşiktaş ve Trabzonspor'un olduğu torbadaki toplara biçilen iç saha deplasman dizilimleri de çok önemli.
Uruguay'da bahis soruşturması açılan Fernando Muslera, yediği bu şüpheli golden sonra oyundan çıkarıldı. Uruguaylı vatandaşların bir kısmı, olumsuz görüşlerini dile getirerek soruşturmanın derinleştirilmesini istiyor.
çok önemli bir ayrıntıdan bahsetmiş Ateş abi...
hakemlik müessesesi düdük ve kart şümulünde iki tane zahiri vasıtayla icra ediliyor gibi görünse de
esasen,
talim ve terbiyeden gelen asalet,
ferasetle beslenen azamet ve
adalete meyleden cesaret ile
tezahür etmemişse;
kadük kalır!
Hata yapan hakem elbette oldu.
Ancak oyunun kontrolunu oyunculara ve VAR a teslim eden, kulağını tutup VAR ı dinliyorum diyen hakem hiç görmedim.
Bizimkiler yoktu, belki ondandır.
TRT de Fenerbahçe karşıtlığı bitmek bilmiyor
Ekvator Almanya maçının spikeri Necati Telli Sane için Gs li oyuncu derken Valencia için Türkiye de gol kralı olmuş futbolcu diyor Fenerbahçe de gol kralı olmuş diyemiyor
Fenerbahçe ile Ne Sorununuz Var
@trtspor@necatitelli
📢Sorgulayan insanları suçlayacağınıza aşağıdaki sorulara cevap verin @TFF_Org !
1⃣ Türkiye liginde proje takımınız Galatasaray'a yapılan kıyakların sonucunu gördünüz mü?
2⃣ Sıklıkla tartışılan yerli hakemlerinizin nelere sebep olduğunu gördünüz mü?
3⃣ Neden hiç Tük hakemi Dünya kupasına gidemedi?
4⃣ Neden son 4 sezonun şampiyon takımının herhangi bir oyuncusu kupada y��ldızlaşmadı?
5⃣ Neden hak ettiği halde bir çok oyuncu Milli takıma seçilmezken, hak etmeyenler seçildi ve hiç oynamadı?
‼️Aslında tüm soruların yanıtını çok iyi biliyorsunuz! Bir takımı kayırmak uğruna bu vatanın evlatlarına ihanet ettiniz!
‼️Biz de bu vatanın evlâtları olarak, bundan sonra yapacağınız tüm ayrımcılıkları, delilleriyle beraber suratınıza vurmaya devam edeceğiz!
Tarihte Yeni Bir Çığır Açıyoruz
Fenerbahçe Armasının Tarihi
“İlk önce bayrağımızın renkleri kırmızı ile beyazı bir araya getirdim. Sonra kırmızı ��zerine bir kalp şekli çizerek bunu sarı-laciverte boyadım ve üzerine de metanet, kuvvet ve sağlamlığın ifadesi olan meşe dalını resmettim. Beyaz kısma da kulübümüzün ismini ve tesis tarihini yazdım. Rozetimizi çizerken ona şu manayı vermeye çalıştım: 'Kalpten gelen bir bağlılıkla bu kulübe hizmet etmek'.”
Fenerbahçe’nin kuruluş yıllarından bugüne, ana hatlarına dokunmadan kullandığı armasının hikayesini yaratıcısı Hikmet Topuzer böyle anlatır. İlk günden bugüne kulübün içinde birçok şey değişmesine rağmen asla dokunulmayan iki şey vardır: Çubuklu forma ve arma.
Bu çalışma, yıllardır ortalıkta dolaşan ve Fenerbahçe armalarını kronolojik bir sürece sığdırmaya çalışan mesnetsiz görsellere cevap niteliğinde oluşturulmuştur.
Yıllardır süren arşiv tarama çalışmalarımız sırasında karşımıza çıkan Fenerbahçe arma kullanımlarını bir kenara ayırarak işe başladık. Sonra bu çalışmaların benzerliklerini, kaynaklarını ve gerekçelerini araştırdık. En sonunda “Fenerbahçe Arma Tarihi” çalışması yapmak için gerekli kuralları belirledik.
Fenerbahçe arması, diğer kulüplerde gördüğümüz gibi kronolojik ve bilinçli değişimlerle güncellenmemiştir. Aksine kurumsal kimlik bilincinin zayıf olduğu ülkemizde kontrollü bir varlık bulamayan arma; matbaada ayrı, tekstilde ayrı, gazetede ayrı şekillerde kullanılmış. Fenerbahçe futbol takımının formalarında 1990 yılına kadar yer almayan arma, tarihsel sürecin takibi konusunda belirgin bir sorun yaratıyor.
Çalışmamızda öncelikli olarak kulüp kaynaklı materyallerde rastladığımız armaları listeledik. Gördüğünüz armaların altında yer alan yıllar, resmi kaynaklarda ilk görülme tarihini belirtiyor. Başta da söylediğimiz gibi kronolojik sınırlar olmadığı için bunu bir tarih aralığı olarak göstermeyi uygun görmedik, çünkü armaların son kez görülmesi, ya da bilinçli olarak iptal edilmesi, kullanımının sonlandırılması, değiştirilmesi, kulüp tarihinde kayıtlı olan hareketler değil.
İlk yıllarda, sınırlı kulüp kaynaklarının yanında güvenebileceğimiz bazı yayınları da çalışmamıza dahil ettik. Sonraki yıllarda kulüp sporcularının kıyafetleri üzerinde, kulüp tarafından yayımlanan basılı belgelerde (davetiye, makbuz, antetli kağıt), flamalarda ve kulüp binası duvarlarında iz sürdük. Bu sırada tamamen matbaa azizliğine uğradığını düşündüğümüz armaları çalışma dışı bıraktık. 1990 sonrası futbol takımının forması üzerindeki armalar, en güvenilir kaynaklarımız oldu.
Böyle bir çalışmanın tamamen sonlandırılabilmesi mümkün değil; bunu gelişime açık bir tarih projesi olarak görebiliriz. Ayrıca her bir armanın hikayesini ve nerede yakaladığımızı anlatabileceğimiz bir video projemiz de var. Böylelikle tüm detayları ilgilileriyle paylaşabiliriz.
Sonuç olarak hedefimize yaklaştığımızı düşünüyoruz ve elbette sizlerin katkılarıyla bu çalışmayı çok daha iyi yerlere getirebiliriz.
Tuncay Yavuz (@TuncayYavuz)
Bu konu da haklısın 1986 Dan evvel bilhassa 1959 öncesi Galatasaray Kulübü başkanları ya okul müdürü, ya da Beden eğitimi öğretmeniydi . O yüzden 1959 öncesi şampiyonluğunuz sadece 1 tane , bu yüzden 1959 dan önceyi yok sayıyorsunuz. Oysa Fenerbahçe’nin başkanları Meclis başkanları. Başbakanlar , İttihat ve Terakkinin önde gelenleri, şehzadeler ve dönemin ünlü iş adamlarıydı çünkü siz spor kulübü olarak yoktunuz Fenerbahçe ve Beşiktaş vardı.
Bunu kötülemek için değil , tarihinizi bilin diye yazıyorum . 1986 sonrası Ali Uras dönemi ile çıkış yaptınız ve başkanınızın söylediği gibi imek ilmek işleyerek bu hale geldiniz . Benimde anlatmak istediğim bu zaten .
“Football was popular because the poor were happy to play with a ball. When football turned into dishonest business, that is when the wealthy classes saw an opportunity in it, and since then it no longer belongs to the poor.”
— Marcelo Bielsa
ülkemizdeki Türklerin atası Sakalar, yani İskitler'dir.
onların soyu da Uygurlar ve Göktürkler'den gelir...
- - -
"Türk'üz; Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz; Türk önde, Türk ileri!"
Türkiye'de neden hiç kimse; Saka torunuyuz, Hun torunuyuz, Göktürk torunuyuz, Uygur torunuyuz demiyor da sadece Osmanlı torunuyuz diyor?
Mesele Türklük ise Sakalar/İskitler, Hunlar'dan başla saymaya...
Yok eğer mesele hükümdarlık ise Uygurlar hükümdarlığın kralını yaptı!
Herkes neden sadece Fatih'in, Selim'in torunu oluyor...??
Neden hiç kimse, Alper Tunga'nın, Tomris Hatun'un, Kabaç Hatun'un, Teoman'ın, Metehan'ın, Atilla'nın, Kürşat'ın, Kültigin'in, Bilge Kağan'ın torunuyum demiyor...
Osmanlı'dan başka devlet mi bilmiyorlar?
Gelin anlatayım...
1931'den 1980'lere kadar Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi dışında, okul kitaplarında eski Türk tarihi ya hiç yoktu ya da birkaç satırdı... 1980'lerden sonra biraz Bozkurt, Orhun Abideleri eklendi ama hâlâ Osmanlı tarihi 10 cilt, eski Türk tarihi 1-2 sayfa...
Ya diziler, filmler?
2002'den beri 150'den fazla Osmanlı dizisi yapıldı; eski Türk tarihinden neredeyse sıfır... İnsanlar bildikleri, gördükleri şeyi sahipleniyor.
"Türklük" tanımı daraldı...
1920-30'larda "Türkiye'de yaşayan herkes Türk'tür" anlayışı hâkimdi. 1950'lerden sonra ise "Türk=Müslüman Türk" algısı iyice yerleşti. Bu yüzden Türk dünyasının Budist/Manici Uygurları, Şamanist Altay-Kırgız Türkleri, Hristiyan Gagavuzlar bile "öteki" sayılmaya başlandı. İskit, Hun, Göktürk dönemi çok "eski", çok "pagan" bulunuyor.
Halbuki genetik olarak bugün Türkiye Türklerinin önemli bir kısmı gerçekten Oğuz'dan çok Kıpçak, Karluk, hatta İskit-Sarmat kökenli...
Osmanlı = Zafer ve Fetih Sembolü...
Fatih'in İstanbul'u alması, Yavuz'un hilafeti getirmesi, Kanuni'nin "Muhteşem"liği…
Bunlar hâlâ "gurur" kaynağı...
MeteHan 10 ok stratejisiyle Çin'i dize getirmiş, Atilla Roma'yı titretmiş, Bilge Kağan, "Üstte gök çökmedikçe…" demiş ama bunlar kitaplarda anca 3-5 satır...
İnsanlar "Benim Atam dünyayı titretti" diyebilmek için en bilineni seçiyor:
Fatih, Yavuz, Kanuni...
Kazakistan'da Mete Han, Tomris, Alparslan çok öğretiliyor. Özbekistan'da Timur ön planda... Kırgızistan'da Manas Destanı... Türkiye'de ise "Bütün Türk dünyasının ortak Atası" pek tabiki hâlâ Atatürk...
"Osmanlı torunuyuz" demek kolay; duygusal olarak tatmin edici...
"Mete Han'ın, Atilla'nın, Bilge Kağan'ın torunuyum" demek ise bilgi, bilinç ve biraz da cesaret istiyor... Çünkü o isimleri sahiplenmek, bugünkü dar "Türk = Müslüman + Osmanlı" algısını sorgulatıyor.
Ama inanıyorum ki, yavaş yavaş değişiyor bu iş… Tomris Hatun'un, Mete Han'ın, Bilge Kağan'ın torunu olduğunu yüksek sesle söyleyenlerin sayısı da çoğalıyor. Bir gün "Osmanlı torunuyuz" kadar doğal olacak "İskit, Hun, Göktürk torunuyuz" demek de...
🇹🇷🇹🇷🇹🇷