❝Geleceğin Mührü❞
Geleceği inşa etmek, bugünün bilgisiyle başlar.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, milletimizden aldığımız ilham ve güçle Türkiye’nin mührünü bu asra vuruyoruz.
Eğitimden teknolojiye, savunmadan diplomasiye uzanan her alanda tam bağımsızlık idealinden taviz vermeden, güçlü Türkiye hedefiyle emin adımlarla ilerliyoruz.
Bilgi, önce dinlemeyi; hikmet, önce anlamayı öğretir. Aynı çatının altında bizleri bir arada tutan şey; nezaket, saygı ve ortak değerlerdir.
Kalemlerimizin sözden, sözlerimizin irfandan beslendiği bereketli bir hafta olması dileğiyle...
İyi dersler İSTANBUL!
İstanbul Erkek Lisesi’nin 1960-61 mezuniyet yıllığına, okulun felsefe öğretmeni merhum Nurettin Topçu'nun yazdığı muhteşem not:
“Bizim işimiz sizin yalnız zekâlarınızı işlemekten ibaret değildir. Aynı zamanda kalplerinizi yoğurmaktır.
Biz sizin birtakım dersleri öğrenen zekâ makineleri olduğunuzu hiç düşünmedik.
Şahsiyet ve hâlleriniz, bizim hünerimizin gerçek eseridir.
Yükseltilen bir ruh, bir deha eserinden daha fazla bir şeydir…”
Birlikte güçlüyüz; eğitimle değerlerimizden beslenen, irfanla derinleşen ve ortak idealde buluşan bir kararlılıkla yarınlara yürüyoruz.
#EğitimleTekYürek
Hepimizi üzüntüye boğan elim hadiselerin ardından haftanın ilk gününde okullarımızdayız.
Eğitim ailesi olarak şimdi bize düşen, toprağa umudun tohumlarını yeniden ekmektir. Evlatlarımızın huzurunu sükûnetle inşa etmek, çocuklarımızın gözlerinde parıldayan o ışığı korumak Bakanlık olarak sorumluluğumuzdur. Bilinmelidir ki evlatlarımızın güvenliği konusunda en küçük bir tavize izin vermeyeceğiz. Çocuklarımızın insani değerlerini, devletimizle ve bu aziz milletle olan güçlü bağlarını kaybetmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu inanç ve gayretle, Türkiye’nin millî birliğinin ve beraberliğinin her daim korunması için el birliğiyle, dayanışma içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Eğitimin yükünü omuzlayan, şefkati ve özverisiyle yarınlarımız için yorulmak nedir bilmeden çalışan kıymetli öğretmenlerimizin emeği ülkemizin geleceğidir. Bu sabah ellerinde ay-yıldızlı bayraklarımızla okullarımızı bir kenetlenme alanına çeviren meslektaşlarımıza, velilerimize ve sendikalara şükranlarımı sunuyorum. Şanlı bayrağımızın gölgesi; birliğimizin, beraberliğimizin ve evlatlarımıza hep birlikte sahip çıkma kararlılığımızın en büyük nişanesidir.
Hepimizi derinden üzen bu elim hadiselerde kaybettiğimiz canlarımıza yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyor; hadiselerden etkilenen değerli vatandaşlarımıza, tüm ailelerimize, bilhassa sevgili yavrularımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Her şeyin en iyisine layık olan evlatlarımıza ve onlara rehberlik eden öğretmenlerimize hayırlı haftalar diliyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“İçim kan ağlayarak soruyorum; İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerde dökülenlerden ne farkı var?
Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var?
İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Hiçbir ilke, değer gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?”
https://t.co/WL2WeeoH97
Güngören Müftümüz Kıymetli İlim İnsanı Sayın Abdulkerim Tohumcu Hocamıza ve Şube Müdürü Kıymetli kardeşim Osman Aykan'a; çok önemli destekleri için en kalbi duygularımla teşekkür ederim.
#güngörenmüftülüğü#haykırıyorumöyleysei̇nsanım#Hakikat#insan
https://t.co/BF0HQx809M
Ramazan; kalbin inceldiği, paylaşımın çoğaldığı, iyiliğin şehir şehir yayıldığı mübarek bir iklimdir.
İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü hizmet binamız bu Ramazan da ışıl ışıl...
Hoş geldin yâ şehr-i Ramazan!
🌙 Maarifin Kalbinde Ramazan ✨
Rahmet, bereket ve hikmet ikliminin açıldığı bu mübarek ayda; sevgiyle çarpan yürekler, paylaşt��kça bereketlenen sofralar ve dualarla huzur bulan gönüllerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Birliğimizi güçlendiren, kardeşliğimizi pekiştiren, kalplerimize umut ve merhamet dokuyan bir Ramazan diliyoruz.
@tcmeb @Yusuf__Tekin @MucahitYentur
Eğitim yolculuğumuzda her emeğin görülmesi, her gayretin takdir edilmesi; kurum kültürümüzü g��çlendiren en kıymetli değerlerdendir.
Okullarımızda küçük bir teşekkürün dahi büyük bir motivasyona dönüştüğünü, iyiliğin takdir edildikçe çoğaldığını biliyoruz.
Öğrencilerimizden öğretmenlerimize, velilerimizden tüm eğitim paydaşlarımıza kadar emeği fark eden, kıymet bilen ve iyiliği çoğaltan bir eğitim iklimini birlikte büyütmeye kararlılıkla devam edeceğiz. #istanbuldanezaket
Kendine helal gördüğünü, kardeşine haram görüyorsan; kendine hak gördüğünü, kardeşine yasak ediyorsan, kusura bakma sen henüz insan da, Müslüman da olamamışsın.
#Irkçılıkşeytandandır#Adaletİnsanİçindir#Önceİnsan
— Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’ne yakışan, Suriye’deki Kürt Kardeşlerini Amerika’nın, İsrail’in veya bazı terör örgütlerinin merhametine terk etmemesidir.
— Türkiye’deki bütün Kürtleri PKK ile özdeşleştirmek nasıl ki, doğru değilse, insanî, vicdanî ve hakkaniyete uygun değilse; Suriye’deki bütün Kürtleri de PKK, PKK’nın uzantıları veya sempatizanı olan yapılarla özdeşleştirip onları düşman ilan etmek de o derece insanî, vicdanî ve hakkaniyete uygun değildir.
— “Terörist”likten Suriye Cumhurbaşkanlığı’na terfi ettirilen Ahmet eş’Şara’yı ve ekibini muhatap alıp, Suriyeli Kürtlerin ileri gelenleri ile hiçbir diyalog kurmamak hangi diplomatik zihniyetin eseridir?
— Arakan’daki, Myanmar’daki, Somali’deki, Filistin’deki, özetle dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların derdi ile dertlenen, Gagauz yerindeki Hristiyan Türklere “soydaş” diye kucak açan Türkiye Cumhuriyeti ve onun muhafazakâr hükümeti, on yıllarca Baas Rejimi altında inim inim inletilen, en temel insanî haklarından mahrum bırakılan Suriye Kürtlerini hangi insaf, hangi vicdan, hangi akıl ile, sahiplenmek bir yana, nasıl düşman ilan eder?
— Üstelik Suriye Kürtlerinin milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürdün akrabası olduğunu bile bile…
— Bu insanlarla onların duygudaşlığını bile bile….
— Daha da ötesi, Millî Savunma Bakanlığı’mız, Suriye Hükümeti’nin istemesi halinde, Halep’teki çatışmalarla ilgili olarak onlara destek verebileceğini ilan ediyor.
— Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden ve Türk Milleti’nden beklenen ve yakışacak olan şey, Suriye’deki çatışan gruplar arasında arabuluculuk yapmak ve hakem rolü üstlenmektir.
— Ne var ki, bir tarafa ilan-ı aşk ederek bir tarafa ise aleni düşmanlık yaparak hakemlik yapılamaz, yapmak isteseniz de sizi kimse ciddiye almaz.
— Kuzey Irak’taki Kürtlere de yıllar yılı düşmanlık edildi ama günün sonunda Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti son derece iyi komşuluk ve dostluk münasebetleri içindedir.
— Japon atasözü der ki, “arkandan kapattığın kapıyı sert çarpma ola ki geri dönme ihtimalin olur.”
— Suriye Kürtleri ’ne yönelik bugünkü yaklaşım ve politikalarla “Terörsüz Türkiye” süreci, hayal gemisiyle rüya avcılığı yapmaktan öteye geçmez.
Benden söylemesi…
Gazze ve Kerbela
Kerbela Vakası, insanlık tarihinin en sarsıcı trajedisidir. Bilenler, hissedenler bunun bir abartı olmadığını da bilir. Bu anın hesabı verilmedikçe üstümüzdeki lanet asla kalkmayacaktır. Gazze’nin kaderi de Hüseyin’in kaderi gibidir. Bu bizde hiç değişmez. Bu topraklar sürekli yeni Kerbelalar üretir. Bu coğrafyaya Kerbela’dan bu yana hainliğin, alçaklığın ve zilletin damgası vurulmuştur. Bu topraklar Yezid’in saltanatıyla kirlenmiştir. Öyle bir kir ki, Hz. Zeyneb’in söylediği gibi hiçbir suyla temizlenmez.
Hüseyin, neyi var neyi yok hepsini alıp Kerbela’ya doğru yola çıktığında başına ne geleceğini bilmektedir.
Sa’lebbiye'ye geldiğinde çevresinde toplananlara şunları söyler:
“Ben batıp yok olmak üzere, belâ diyarına girdim. Canını seven kişi, girdaba benzeyen çevremde dolaşmasın. Sonsuzluk âlemini yurt edindim ben. Mülkünü, köşkünü, eyvanını seven yanımda durmasın.”
Çoğunluk ayrılır. Kim onlar?
Kerbela’ya geldiğinde yanında 72 kişiden başka kimse yoktur. Karşısında binlerce kişilik ordu. Başlarında Ömer b. Sad: Kadisiye fatihi Sad b. Ebi Vakkas’ın oğlu. Neden oradadır? Hüseyin’in kanına karşılık Yezid’den Rey Valiliğini almıştır. Ya Hz. Hüseyin’in başını kesen Şimr bin zi’l Cevşen? O kimdir? Hz. Ali’nin yarenlerinden biri. Sıffin’de Hz. Ali’nin yanında kılıç sallamış, sonra bu kılıcıyla Hüseyin’in başını kesmiştir.
Referansları görüyor musunuz? Biri Sad’ın oğlu diğeri Ali’nin komutanı. Bu toprakların bir kaderi de budur: “Allah” adıyla kandırmak bir kuraldır bu coğrafyada. Kerbela’da döktükleri kanı Allah’ın diniyle örttüler. Her ne zaman büyük zulümler işleseler bilin ki büyük camiler yapacaklardır, büyük fetihler yapacaklardır; Kur’an’ı daha yüksek okuyacaklar, daha uzun sakal bırakıp, daha uzun sarık saracaklardır.
Hüseyin bunu bilir. O hiçbir şeye şaşırmaz. Sa’lebiyye'de olanı da olacağı da söylemiştir. Biz de işler böyle ilerler. Saltanat her şeyden önemlidir bizde. İktidar için her şeye kıyılır bizde. Bazıları sanır ki, kardeş katlinin mucidi bizim padişahlarımızdır. Hayır, bunun cevazı Kerbela’da verilmiştir. Hüseyin’e kıyan kime kıymaz ki? Zeyneb’i zincirleyen kimi hapsetmez ki?
Zulmün çitası Kerbela’da öyle bir yere konulmuştur ki, hiçbir zulüm artık ona erişemez. Kerbela’da öyle bir kişinin başı kesilmiştir ki, ihanet kılıcının kesmeyeceği bir şey bulunamaz. Yezid’in sarayında öyle bir zulme fetva verilmiştir ki, meşrulaştırılmayacak hiçbir zulüm bulunamaz.
Bizde her facianın “bayram” gibi kutlanmasının tarihi de Kerbela’da yazılmıştır. O yüzden Hüseyin’in başının kesildiği gün tatlılar dağıtılır. Zilletin “izzet” gibi, hezimetin “zafer” gibi sunulması o günlerden kalmadır. O yüzden Gazze’yi ABD’ye teslim edenler, bunu bir “zafer” gibi anlatır.
*
Hz. Zeyneb’in Kufe’deki feryadı bizim kaderimizi çizmiştir. Kufe bir şehir değildir; onursuzluğun, alçaklığın ve hainliğin simgesidir. Ne demişti İmam Zeynelabidin: "Kufe bir şehir adı değil, sessizliktir! Nerede bir zulüm var ve ahali sessiz ise, orası Kufe'dir."
Eğer “ça��lar üstü” bir şey aranıyorsa bu, Zeyneb’in konuşmasından başka bir şey değildir:
“Küfe halkı! Ey hileci ve hiyanetkâr halk! Sizi gidi günahkârlar... Şimdi ağlıyorsunuz ha? Allah gözyaşlarınızı asla dindirmesin! Gözlerinizden yaş hiç eksik olmasın! Hiçbir zaman sinelerinizin feryatları dinmesin! Kalpleriniz acı ve keder içinde yansın.
Ne sizin anlaşmanıza bir değer verilir ve ne de sözünüze itibar edilir. Laftan, öğünmekten, gösterişten, cariyeler gibi dalkavukluk yapmaktan ve düşmanla gizli işbirliği yapmaktan başka neyiniz var sizin. Bilin ki siz şirretsiniz...
Şimdi kardeşim ve bizler için mi ağlıyorsunuz? Onun için mi hazin ve acıklı çığlıklarınız göğe yükseliyor... Evet vallahi ağlayın da ağlayın! Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız!”
*
Hüseyin’in suçu Yezid’e biat etmemesidir. Yezid her şeyi yapmış ama Hüseyin’in biatını alamamıştır. Hz. Hüseyin “Heyhat Minnez Zille!” şiarını bütün bir insanlığa miras bırakmıştır. Zaten bu mirası bırakmak için Kerbela’ya gelmiştir. Yezid’in ordusunun karşısına çıktığı gün de insanı hayretler için de bırakan bir konuşma yapar:
“Eğer sizi bugün yenersek bilin ki, siz önceden yeniksiniz. Eğer yenilir isek bilin ki, biz yenilmiş değiliz. Eğer ölürsek zafer bizimdir, öldürülürsek de yine bizimdir.”
Yezid’in ordusu Kerbela’dan önce de yeniktir sonra da. Kerbela bize yenilmemenin denklemini vermiştir. İnsanlık bu çizgiden asla mahrum kalmayacaktır. Hüseyin’in mirası Ebu Ubeyde’nin dilindedir. Gazze’yi ABD’ye teslim edenler yeniktir. Onların kaderinde ağlamaktan başka bir şey yoktur. Bugün gülseler de bu böyledir. Hz. Zeyneb son sözü söylemiştir:
“Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız!”
Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin: "Cumhuriyet’in ikinci asrına tekabül eden bu yeni dönemde eğitim vizyonumuz “Köklerden Geleceğe” çizgisinde; öğretmenin rehberliğini merkeze alan, aile-okul iş birliğini güçlendiren, fırsat eşitliğini teminat altına alan, müfredatta canlılık ve krizler karşısında sürekli çözüm üreten bir bütünlükle ilerliyor."