30 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla, Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresi iptal edilmiştir. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olması, yapılacak düzenlemenin sorumluluğunu yasama organının önüne koymaktadır.
Bu süreçte temel kaygımız, yapılacak düzenlemenin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen kadınların yaşam güvencesini zayıflatmasıdır. Nafaka meselesi, kadın-erkek eşitliği ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin gündelik yaşamda nasıl karşılık bulduğuyla doğrudan ilgilidir.
Kararın gerekçesinde, somut olayın koşullarının değerlendirilmesi ve süresiz nafakayı gerektiren hallerin açık ölçütlerle düzenlenmesi gerekliliğine işaret edilmektedir. Bu nedenle karar, nafakanın “beş yıl” veya “evlilik süresinin yarısı” gibi katı formüllerle sınırlandırılmasının gerekçesi yapılamaz.
Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü nedeniyle yıllarca çocukların bakımını ve ev içi emeği üstlenen, eğitiminden, mesleğinden veya çalışma hayatından uzaklaşan kadınların ekonomik kaybı yalnızca evliliğin süresi üzerinden hesaplanamaz. Karşılıksız bakım emeği ve ev içi emek gerçek bir emektir; boşanmayla birlikte ekonomik sonuçları ortadan kalkmaz.
Yapılacak düzenleme, kadının yaşını, sağlık durumunu, bakım sorumluluklarını, çalışma yaşamından uzak kaldığı süreyi ve gerçek istihdam olanaklarını dikkate almalı; yoksulluğun devam ettiği koşullarda nafaka hakkını güvence altına almalıdır. Çünkü eşitlik, herkese aynı süreyi uygulamak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı farklı koşulları gözetmektir.
Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren sosyal politikalar, erişilebilir kreşler, kamusal bakım hizmetleri ve güvenceli istihdam olanakları sağlanmadan nafaka hakkının daraltılması, eşitsizliğin ekonomik sonuçlarını bir kez daha kadınlara yükleyecektir.
Yasama organını, kadınların karşılıksız bakım emeğini, evlilik içindeki eşitsiz iş bölümünü ve boşanma sonrasında karşılaştıkları ekonomik gerçekleri gözeten, somut olayın bütün koşullarını esas alan bir düzenleme yapmaya çağırıyoruz.
Çünkü eşitlik, eşitsiz koşulları aynı kabul etmek değil, o eşitsizliği ortadan kaldıracak güvenceleri yaratmaktır.
Deniz Göktaş’ın duruşmasını takip etmek üzere @avkemalbinici ile birlikte bugün Çağlayan Adliyesi’ndeydik.
Deniz, akıl ve hiciv dolu, kendine hayran bırakan savunmasıyla aslında çok basit bir gerçeği yeniden hatırlattı. Mizahın ve haliyle sanatın doğasında abartı, eleştiri, ironi ve rahatsız etmek vardır. Bunları ceza hukukunun konusu haline getirmek, ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltmaktır.
Deniz’in özgürlüğüne kavuşması elbette sevindirici. Ancak bir komedyenin sahnede kurduğu cümleler nedeniyle aylarca tutuklu kalmasının ardından hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olması, ifade özgürlüğü açısından ciddi bir endişe kaynağıdır.
Deniz’in özgürlüğüne kavuşmasına seviniyoruz.
Şimdi olması gereken, ifade özgürlüğünün de özgür kalmasıdır.
Tüm meslektaşlarımızı, 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek olan Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu'nda, Demokratik Sol Avukatlar Grubu çatısı altında buluşmaya davet ediyoruz.
#RengimizMavi@ankara06_dsa
Tüm meslektaşlarımızı, 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek olan Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu'nda, Demokratik Sol Avukatlar Grubu çatısı altında buluşmaya davet ediyoruz.
#RengimizMavi@ankara06_dsa
Manisa’da yaşanan vahşet, münferit bir vaka değildir. Çocukların silaha erişebildiği, şiddetin giderek sıradanlaştığı, öfkenin kavgaya dönüştüğü bir toplumsal iklimde, sonuçlardan önce nedenleri konuşmak zorundayız.
Çocukları korumak, onları yalnızca sözde bir güven sarmalının içinde tutmaya çalışmakla mümkün değil. Asıl mesele, çocukların kendilerini yaşamın her alanında güvende hissedebilecekleri bir toplum inşa edebilmekte.
Üzgünüz.
Tüm meslektaşlarımızı, 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu’nda, Demokratik Sol Avukatlar Grubu çatısı altında buluşmaya davet ediyoruz.
@ankara06_dsa#RengimizMavi
Demokratik Sol Avukatlar, kuşaktan kuşağa aktarılan bir birikimin, her yeni yol arkadaşıyla büyüyen bir ailenin adıdır.
D��n bu sofrayı kuranlarla bugün etrafında buluşanlar, yarın bu sofraya oturacak olanlarla aynı hikayenin parçalarıyız.
Demokratik sol listelerinde bugüne kadar yer almış tüm meslektaşlarımıza şükranlarımızla..
@ankara06_dsa
#rengimizmavi
Göçmen bir ailenin çocuğu Elif Eralp. Bugün Berlin eyalet seçimlerinde Sol Parti’yi birinci sıraya taşıdı.
Kadınların ve azınlıkların siyasetteki varlığı, eşit yurttaşlık ve çoğulcu demokrasi adına mükemmel bir hikâye.
Üstelik “nefrete karşı sevgi ve adalet” diyerek kazandı seçimi…
Gurur duydum 👏🏻
Tebrikler @ElifEralpBerlin
Baromuzun gücünün, her bir meslektaşımızın birikiminden ve katkısından beslendiğine inanıyoruz. Birbirimizi dinleyerek, birlikte düşünerek ve birlikte üreterek bu gücü büyüteceğiz.
Ankara Barosu’nu birlikte yönetmeye geliyoruz. 🩵
#RengimizMavi
Hukuk çınarımız Ankara Barosu’nun 69. Olağan Genel Kurulu 10–11 Ekim 2026 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının ve savunma hakkının her geçen gün daha fazla örselendiği bir dönemdeyiz. Güçlü bir baroya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Bu sorumluluğu üstlenen, adalet duygusuna inandığım dostlarıma, hukukçuluklarına kefil olduğum meslektaşlarıma ve kendilerinden feyz aldığım üstatlarıma emekleri için teşekkür ediyorum.
Bu ekip, listede isimleri görünenlerden çok daha büyük. Arkasında aynı değerlere inanan, emeğini ve fikrini ortaya koyan kocaman bir dayanışma var.
Demokratik Sol Avukatlar Grubu listesini gururla paylaşıyor; Genel Kurulda tüm meslektaşlarımızla bir arada olmayı diliyorum.
Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Uluslararası Af Örgütü ve Adalet İçin Hukukçuların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütü ve oluşumun sosyal medya hesabına erişimin engellenmesi, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı bakımından ciddi bir müdahale oluşturmaktadır.
Anayasayla güvence altına alınmış temel hakların korunması, demokratik toplumun ve hukuk devletinin vazgeçilmez unsurudur. Bu özgürlüklere yönelik her müdahale, kanunilik, zorunluluk ve ölçülülük denetimine tabi olmak zorundadır.
Eleştirel sözün, hak savunuculuğunun ve sivil toplum faaliyetlerinin erişim engelleriyle görünmez kılınması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz. İfade özgürlüğü yalnızca iktidarın uygun bulduğu düşünceleri değil, farklı, eleştirel ve rahatsız edici düşünceleri de korur.
Hak ve özgürlükleri sınırlamak istisna, özgürlük ise esastır. Hukuk, sözü susturmanın değil, özgürlüğü güvence altına almanın aracıdır.
Değerli meslektaşlarım,
Bugün sizlerle bir aday listesinden fazlasını; ortak aklın, dayanışmanın ve birlikte mücadele etme iradesinin temsilcilerini paylaşıyoruz.
Demokratik Sol Avukatlar Grubu olarak gücümüzü yarım asırlık
geçmişimizden, cesaretimizi birbirimizden, umudumuzu ise değiştirme kararlılığımızdan alıyoruz.
Bu listede mesleğin farklı alanlarından, farklı kuşaklardan gelen; aynı adalet duygusunda, aynı sorumlulukta buluşan yol arkadaşlarımız var.
Birbirinin sözünü duyan, emeğine kıymet veren, bilgisini ve deneyimini ortaklaştıran kocaman bir biz var.
Avukatın yalnızlaşmadığı, emeğinin değersizleştirilmediği, meslektaşının sesinin baroda karşılık bulduğu; Cumhuriyetin, laikliğin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının tereddütsüz savunulduğu bir Ankara Barosu için yan yanayız.
Çünkü biliyoruz, bir baroyu güçlü kılan makamlar değil, birbirine güvenen insanlar ve birlikte mücadele etme iradesidir.
Geçmişimizin birikimi, bugünün sorumluluğu ve geleceğe duyduğumuz inançla şimdi sözümüzü de emeğimizi de çoğaltma zamanı.
Ankara Barosu 69.Olağan Genel Kurulu'na hazırız.
Yolumuz açık, sözümüz ortak, rengimiz mavi!
Saygılarımızla,
Av. Elçin Özge ŞİMŞEK ÇAĞLAYAN
Demokratik Sol Avukatlar Grubu Başkan Adayı
Demokratik haklarını kullanmak isteyenlerin önüne giderek daha sert bir set çekiliyor. Ne yazık ki ceza hukuku, hakları koruyan değil, hak mücadelesini bastıran bir araca dönüşmüş durumda.
Dün işçiye, emekçiye, öğrenciye, emeğinin karşılığını arayan öğretmene, demokratik haklarını kullanan gazilere kolluk eliyle yönelen bu baskı, bugün Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanmasıyla devam ediyor.
Örgütlenmek, dayanışmak ve hak aramak suç değildir. Tutuklama, demokratik hakları kullananları sindirmenin aracı olamaz.
#MadenciMutlakaKazanacak
AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala hakkında özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma, ifade ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiğine, yargısal sürecin siyasi saik taşıdığına hükmetti.
Mahkeme ayrıca, hiçbir koşullu salıverilme veya gözden geçirme imkanı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını, işkence ve insanlık dışı muamele yasağına aykırı buldu.
Karar açık.
Osman Kavala mümkün olan en erken tarihte serbest bırakılmalı, mahkumiyetinin bütün sonuçları ortadan kaldırılmalıdır.
AİHM kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca taraf devletler bakımından bağlayıcıdır. Her seferinde yineliyoruz, bağlayıcı yargı kararlarını uygulamak bir tercih değil, hukuk devletinin gereğidir.
Madenciler aylar önce büyük bir umutla sonlandırdıkları direnişe, verilmeyen hakları için yeniden başladılar. Yalnızca emeklerinin karşılığını talep ediyor, en meşru ve anayasal haklarını savunuyorlar. Buna rağmen neredeyse her gün polis müdahalesi ve gözaltılarla karşı karşıyalar.
Emeğin ve adaletin var olduğu sömürüsüz bir düzen umudumuz baki..
Madencilerin haklı direnişi kazanacak!
İşçiler kazanacak!
Okul yıllarından beri tanıdığım; adalet duygusuna, insanlığına ve vicdanına sonsuz güvendiğim sevgili dostum Av. Fırat Durak, yaklaşık iki aydır çok ağır koşullar altında, tek kişilik bir hücrede tutuklu.
Bugün BirGün’de, ranzadan duvara yalnızca iki adımlık hücresinden kaleme aldığı yazıda, içinde bulunduğu ağır koşulları, yaşadığı hukuksuzluğu ve çocuklarından, ailesinden, hayatından koparılmanın tarifsiz ağırlığını anlatıyor.
Kızının kendisini “askerde” sandığı, iki yaşındaki oğlunun ise o içerideyken konuşmayı öğrendiği bir zamandan sesleniyor bize..
Fırat’ın sesine kulak vermek, cübbesi askıda kalan, adaletten ve hukukun üstünlüğünden vazgeçmeyen tüm meslektaşlarımız için bugün her zamankinden daha hayati.
Yanındayım sevgili dostum. Hakikatin ve adaletin er ya da geç kazanacağına inancımız tam..
@durakfirat
https://t.co/Qhx7mnZoDt
Sevgili meslektaşımız Mehmet, 14 aydır bir hücrede. Cübbesini omuzlarına alamamasının nedeni ise mesleki faaliyeti..
Bir avukat cübbesi, ancak savunma görevini özgürce yerine getiren bir avukatın omuzlarında anlamını bulur.
Yeni adli yıl yaklaşırken, Mehmet ve onun gibi tutsak edilen tüm meslektaşlarımız için dayanışmayı büyütmek zorundayız.
“Ben de avukatları çağırıyorum!”
Bu hafta cezaevinde ziyaret ettiğim Mehmet’in cüppesi 14 aydır askıda. Onun şahsında, mesleki faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılan bütün meslektaşlarımızın cüppeleri de bizim omuzlarımızdadır.
Tutuklama, savunmayı susturmanın ve avukatı mesleğini yaptığı için cezalandırmanın aracına dönüştürülemez.
Mehmet’in çağrısını büyütmek zorundayız.
Türkiye’nin bütün barolarını; tutsak meslektaşlarımız için yan yana gelmeye, ortak söz söylemeye ve savunmanın özgürlüğü için birlikte harekete geçmeye çağırıyorum.
Çünkü bir avukat yalnızca kendi müvekkilinin değil, savunma hakkının taşıyıcısıdır.
Birimizin cüppesi askıdaysa, hiçbirimizin cüppesi tamam değildir.