Bu tablo, stratejik bir makro planlama eksikliğinin net bir sonucu. Zamanında Osmangazi Köprüsü inşa edilirken demiryolu geçişinin projeye dahil edilmemiş olması bugün bizi karayoluna mahkum ediyor ve verimsiz bir demiryolu yatırımıyla baş başa bırakıyor.
Resmi projeye göre Söğütlüçeşme-Bursa arasındaki hat uzunluğu 296 kilometreyi buluyor. Kağıt üzerinde vaat edilen 2 saat 15 dakikalık seyahat süresi, İstanbul-Gebze kentsel hat darboğazı ve diğer muhtemel hız kısıtlamaları hesaba katıldığında gerçekçi olarak 3 saate dayanacaktır.
Osmangazi Köprüsü üzerinden özel araçla 1,5 saat, otobüsle ise yaklaşık 2 saat süren bir yolculukta, 3 saat süren bir tren yolculuğunun karayoluyla rekabet etmesi imkansız. “Yaptık” demek için yapılan “ustalık” eserlerinden bir tanesi daha olmaya mahkum.
37 insanımızın hayatıyla ödediği Pamukova felaketinin faturası birkaç makiniste kesilip konu kapatılmak istendi; ancak sistemik ihmallerin üstü hiçbir zaman örtülemedi. Kazanın ardından kâğıt üstünde radikal kararlar alındı, reform vaatleri verildi ama canla ödenen bu bedellere rağmen alınan önlemler zamanla uygulamada yine akamete uğradı. Bu yazıda, algıları ve mazeretleri bir kenara bırakarak felaketin arkasındaki teknik gerçekleri ortaya koymak adına mühendislik metodolojisine dayalı kapsamlı bir kök neden analizi yapıyoruz.
Bu tarihi hattın canlandırılmasının ülkemiz için faydaları iki ana eksende şekillenmekte: Makroekonomik açıdan Türkiye, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden Avrupa raylı sistemine entegre ettiği bu hatla, Avrupa ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasındaki ticaret hacminden aslan payını alacak. Aynı zamanda, yeniden imar sürecine giren Suriye pazarında Türk iş dünyasının ticari penetrasyonu en üst seviyeye çıkacak. Öte yandan demiryolunun Halep-Şam aksında yaratacağı geniş çaplı istihdam, lojistik merkezler ve yan sanayi kolları, Levant bölgesine ekonomik bir can suyu verecektir. Bölgede sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ve güvenlik ekosisteminin tesis edilmesi, ilerleyen dönemde Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü için sosyo-ekonomik zemini geliştirecektir
Yaklaşık 5.5 milyar dolarlık bir bütçeyle projelendirilen bu mega plan; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan hattı boyunca uzanan 1.700 kilometrelik kesintisiz bir demiryolu koridorunun modernize edilmesini kapsıyor. Geleneksel rotada Körfez Bölgesi ile Avrupa arasındaki deniz taşımacılığı ortalama 28 günü bulurken, modernize edilen Hicaz Demiryolu bu süreyi 6 ila 8 güne indirerek dramatik bir zaman ve maliyet avantajı sunacak. Bu hız ve güvenlik çarpanı, koridoru özellikle zaman hassasiyetli ve yüksek katma değerli konteyner taşımacılığı yapan elektronik, otomotiv ve ilaç gibi stratejik sektörlerin birincil tercihi haline getirecektir. Hat aynı zamanda, bozulabilir gıda ve hassas kimyasal ürünlerin ihtiyaç duyduğu kesintisiz soğuk zincir lojistiğini güvence altına alırken, deniz yolu risklerinin tavan yaptığı kriz dönemlerinde olası petrol ve rafine petrol türevleri sevkiyatı için de esnek bir enerji bypass koridoru işlevi görecektir.
Sene başında çıkan İran-ABD savaşı ve beraberinde getirdiği Hürmüz Boğazı’nın ablukası, bölgenin ve dünyanın deniz ticareti mimarisini kökünden sarstı. Tedarik zincirlerinde esnekliğin önemi hiç olmadığı kadar ortaya çıktı. Deniz taşımacılığındaki savaş riski sigorta primlerinin sürdürülemeyecek seviyelere fırlaması, küresel tedarik zincirlerinde açık deniz hatlarına mutlak bağımlılığın ne denli büyük bir kırılganlık yarattığını kanıtladı. Bu kriz 20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgesel entegrasyon projesi olan Hicaz Demiryolu’nu 21. yüzyılda tedarik zinciri omurgasını çeşitlendirmek için yeniden masaya getirdi.
Avrupa’da tek bilet fiyatları yaklaşık: İstanbul 1,20€, Roma 1,50€, Paris 2,55€, Barcelona 2,90€, Berlin ise 4€. Büyük ihtimal en uygun fiyatlı toplu taşımaya sahip metropol ünvanıyla yakında vedalaşacağız.
Ayrıca iade noktaları arttırılıyor. Büyük ihtimal halka yansıtmadan sessizce yeni aktarmalar hayata geçirilecek ve daha da zamlanacak. İstanbul'da yaşamanın en güzel yanı toplu taşıma ile bir yerlere gidebilenler için uygun fiyatlı olanak sağlaması idi.
https://t.co/vdUZASU7Lu
15 Temmuz 2016’da Fethullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişiminde şehit edilen vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz.
Fethullahçı Terör Örgütü tarafından yapılan 15 temmuz darbe girişiminin detayları ve arka planı, iktidardaki koalisyonun istek ve kastıyla tam olarak aydınlatılmamış ve üstü örtülmüştür.
Bu darbe girişimi, uzun yıllar boyunca sürdürülen yanlış devlet politikalarının bir sonucuydu. Devlet aygıtı içerisinde bir cemaatin örgütlenmesine yalnız göz yumulmadı aynı zamanda bu yapılanmanın önünün açılması için siyasi iktidar eliyle imkân ve ayrıcalıklar sağlandı.
Aradan geçen yıllara rağmen hatalardan ders çıkarılmış değildir. Bugün farklı cemaat ve tarikatların, özellikle güvenlik bürokrasisi ve devletin kritik kurumları içerisinde kadrolaşmasına yeniden alan açılmaktadır.
Devlet, hiçbir dinî grubun nüfuz ve paylaşım sahası olamaz. Kamu kurumlarının tarikat ve cemaat yapılanmalarından bütünüyle arındırılması, laikliğin gereği olduğu kadar Türkiye’nin millî güvenliğinin sağlanması için de zorunluluktur.
Hürriyet Partisi olarak devlet yönetiminde liyakati, hukuku ve Cumhuriyet esaslarını savunuyor; tarikat ve cemaatlerin kamu kurumlarında yapılanmasına müsaade edilmesine kesin olarak karşı çıkıyoruz.
Hürriyet Partisi, insanın doğuştan sahip olduğu hürriyetin korunması anlamına gelen hürriyetçiliği temel ve vazgeçilmez ilke olarak benimser.
Bize göre insan hür doğmuştur. Hür doğan insan, elbette hür yaşamalıdır. Bireyler hür olarak aldıkları kararlardan sorumlu ve hür iradeleri vasıtasıyla hak sahibidir.
İnsanlar toplum içerisinde yaşadıklarından, hürriyetlerinin belirli ölçülerde sınırlandırılması zorunluluğu doğmuştur.
Bu bağlamda her türlü hürriyetin varlığı esas, sınırlanması istisnadır. Hürriyetler ancak zorunlu olduklarında, ölçülü olacak şekilde, toplumun rızasına dayanarak ve kanunla sınırlandırılabilir.
Somut dünyada doğrudan bir değişiklik meydana getirmeyen düşünce açıklamaları veya tepki niteliğindeki ifadeler ise hiçbir koşulda sınırlanamaz. Bu bağlamda ifade hürriyetinin korunması Hürriyet Partisinin önem verdiği hususların başında gelir.
Hürriyet Partisinin benimsediği diğer tüm ilke ve değerler, bireyleri ve toplumu hür kılma amacına yönelmiştir.
Diğer ilke ve değerlerimiz hakkında detaylı bilgi edinmek için serinin devamını bekleyebilir veya internet sitemizdeki “İlkeler ve Değerler” kısmını ve parti programımızı inceleyebilirsiniz.
Yusuf Tekin ve diğer bürokratlar tarafından kız çocuklarının eğitim hakkı bahane edilerek açıkladıkları laikliğe saldıran söylemleri, anayasal düzene aykırı bir şekilde yapılan şeriat güzellemeleridir.
Anayasa ile güvence altına alınan laiklik ilkesini esnetmeye çalışmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini ve kurucu iradesini hedef almaktır. Eğitim tarikatların ya da şahsi ideolojilerin deneme tahtası değil, laik geleceğimizin teminatıdır.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in laik ve bilimsel eğitim sistemi hedef alan söylemleri, Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak geçip Türk ulusunun toplumsal hafızasında, Utanç Müzesi'nde yerini almıştır.
Kapasite artışının ardından kısa vadede ortaya çıkan bu yapay rahatlama, "Üçlü Yakınsama" (Triple Convergence) mekanizmasını devreye sokar. Yolun rahatladığını gören sürücüler üç ana eksende davranış değişikliğine gider:
* Mekansal (Rota): Diğer alternatif yolları kullanan araçlar bu yeni/geniş artere kayar.
* Zamana Bağlı: Trafikten kaçınmak için zirve saatler dışında seyahat edenler tekrar yoğun saatlere döner.
* Modal (Tür): Daha önce toplu taşımayı tercih eden bir kısım yolcu, konfor gerekçesiyle özel araç kullanımına yönelir.
Uzun vadede ise uyarılmış talep, makro düzeyde arazi kullanımı dinamiklerini değiştirir. Yeni açılan akslar ve köprü çevreleri hızla yapılaşmaya açılır, yeni banliyöler ve lojistik merkezler doğar. Şehrin çeperlere doğru yayılması, otomobil bağımlılığını kalıcı olarak sisteme kilitler. Birkaç yılın ardından, yeni yapılan 3. ve 4. şeritler de eski sıkışıklık seviyesine geri döner.
19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Gezi Parkı Eylemleri sırasında 3 Haziran 2013 gecesi esnaf ve polis tarafından ara sokakta darp edilmiş ve 38 gün komada kalmasının ardından, 10 Temmuz 2013'te hayatını kaybetmişti.
Ali İsmail Korkmaz davasında yargılanan polis memurları ve sivil sanıklara "kasten yaralama sonucu ölüme neden olma" suçundan hapis cezaları verildi. Ancak verilen cezalar, kamuoyunun ve Korkmaz ailesinin adalet beklentisini tam olarak karşılamadı ve uzun yıllar boyunca hukuki mücadele üst mahkemelerde devam etti.
Ali İsmail, 2011 yılında henüz 17 yaşındayken "Toplum İçin Gençlik" adlı bir hareket başlatmış ve arkadaşlarını da bir araya getirerek toplumsal fayda sağlayan birçok etkinliğe öncülük etmişti. Ailesi, onun bıraktığı bu mirasa sahip çıkarak kurdukları Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) aracılığıyla adını ve hayallerini yaşatmaya devam ediyor.
İlk bölümde Metrobüsün neden inşa edildiğini konuştuk. Peki bugünkü hat neden tam olarak bu güzergâhtan geçiyor ve İstanbul'un büyümeye devam ettiği bir dönemde bu sistem nasıl gelişmeli?
Metrobüs, yüksek yolcu talebi ve ulaşım entegrasyonu üzerine kurulmuş bir toplu taşıma koridorudur. Bu yüzden duraklar rastgele seçilmez. Yoğun yerleşim alanları, iş merkezleri ve diğer ulaşım sistemleriyle aktarma yapılabilen noktalar öncelik taşır.
Ancak İstanbul artık 2007'nin İstanbul'u değil. Şehir kuzeye doğru büyüyor, yeni yaşam alanları oluşuyor ve ulaşım alışkanlıkları değişiyor.
Bu nedenle gelecekte Metrobüsün görevi yeni doğu-batı hatları açmak değil, mevcut omurgayı daha güçlü hâle getirmek olmalı. Metro ana taşıyıcı sistem olurken, Metrobüs yüksek talebin olduğu koridorlarda onu desteklemeli. Zincirlikuyu, Altunizade ve Söğütlüçeşme gibi noktalar ise yalnızca durak değil; metro, Marmaray, otobüs, bisiklet ve diğer ulaşım seçeneklerinin buluştuğu gerçek mobilite merkezlerine dönüşmeli.
İstanbul'un geleceği daha fazla ulaşım aracı inşa etmekten değil, mevcut sistemleri akıllıca birbirine bağlamaktan geçiyor.
3 yıl önce bugün, 7 Temmuz 2023’de AKP’li Bayrampaşa Belediyesi’nin vergi borçlarına karşılık, belediyeye ait olan ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre cami olarak kullanılan 2 taşınmazın Hazine’ye devredileceği öğrenildi.
Bu camilerin satışı için getirilen teklif, AKP’li meclis üyelerinin oy çokluğuyla Belediye Meclisi’nde kabul edildi.
Buna benzer bir olay yine 3 yıl önce temmuz ayı meclis toplantısında AKP’li Sancaktepe Belediyesi’nde gerçekleşmişti. Belediyenin vergi ve SGK prim borçlarına karşılık eğitim tesisine ayrılmış olan 4 arazinin satışa çıkarılması gündeme gelmişti.
2024 yılında CHP’nin kazandığı Bayrampaşa’da 16 Eylül 2025 tarihinde Belediye Başkanı Hasan Mutlu tutuklandı, ikinci kez yapılan başkan vekilliği seçimiyle belediye AKP’ye geçti.
Kendi yarattığı borçları halkın kullandığı cami ve eğitim arazilerini satarak ödemeye çalışanlarla belediyeleri kaybettiğinde halkın iradesini hiçe sayarak belediye başkanlarını tutuklayanların aynı taraf olduğu bir kez daha gözler önüne serildi.
Utanç Müzesi olarak Türk ulusuna yapılanları kamuya sunarak toplumsal hafızayı güçlendirmeye devam edeceğiz.
Haziran 2021'de Hatay'da konuşan Erdoğan, "Türkiye ile AK Parti'nin kaderi adeta bütünleşmiştir" sözleriyle millî üniter Türkiye Cumhuriyeti'ni bir parti devletine dönüştürdüğünü kendi ağzıyla ilan etti. Devleti partisiyle özdeşleştiren bu söylem, kendisine yöneltilen her eleştiriyi ülkeye yönelik bir saldırıymış gibi göstermenin de zeminini hazırladı.
AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü bu parti-devlet anlayışı, Türk demokrasisine ve Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine karşı işlenmiş ağır bir ihanettir. Bu antidemokratik tablo, Utanç Müzesi'nde sonsuza dek yerini koruyacaktır.
#akp #erdoğan
55 yaş üstünün bile %60’ı yaşlı erkeklerin siyasetin önünü tıkadığını düşünüyor. Biz4 yıl önce Genç Türklerle kuşak siyasetini inşa etmek için yola çıktık, geçtiğimiz yıl Hürriyet Partisi’ni kurduk. Kuşaklar arası adaletsizliği ve dengesizliği siyaset sahnesine taşıyacağız.
Birçokları bunu yeni idrak ediyorlar. İdrak ettikleri ilk alan elbetteki siyaset ve siyasette koltuk işgali. Fakat bu konu bunlarla sınırlı değil ki. Benzer bir sorunun ticarette, iş hayatında, sanat dünyasında, akademide olmadığını mı zannediyorsunuz?
Nato ülkeleri şu an kendi ülkelerinin güvenliğini tartışadursun, bizim ülkemizin güvenlik altyapısında önemli açıklar mevcut. Türkiye’de kent güvenliği MOBESE/KGYS altyapısına dayanıyor. Binlerce IP kamera gerçek zamanlı izleme + plaka tanıma yapıyor. Peki bu kameraların veri güvenliği ne durumda? Pazarın lideri Çin menşeli Hikvision ve Dahua.
Hürriyet Partisi, Türkiye’nin sorunlarının, bu sorunların pek çoğunu bizzat yaratmış olan siyasi elite mensup yaşlı ve yozlaşmış aktörlerin öncülüğünde çözülemeyeceğini anlayarak vazifeye atılmış gençler tarafından kurulmuştur.
Türk gençliğinin kendi kaderini eline alarak hür ve müreffeh bir vatan için vazifeye atılma arzusundan doğmuş olan partimiz, istibdat rejimine karşı her daim mücadeleye devam edecektir.
Bize emanet edilmiş olan biricik Cumhuriyet’imizi savunmak için yanıp tutuşan gençlere, Hürriyet Partisinin kapıları sonuna kadar açıktır.
Aramıza katılmak için profilimizdeki bağlantılardan ulaşabileceğiniz başvuru formunu doldurarak üyelik başvurunuzu gerçekleştirebilirsiniz.
Şehrin çeperlerinde kök salan işçi sınıfı mahallelerini raylı sistemlerle metropolitan merkezlere bağlamak, konforlu alanlarından çıkmak istemeyen çevrelerde her zaman tanıdık bir kent güvenliği ve toplumsal bütünlük evhamını tetikler. Ancak sosyoloji ve kriminoloji bilimlerinin ampirik metotları ve çalışmalarına zıt olan bu iddia sınıf bilincinden yoksun, mekansal ayrışma arzusu refleksiyle hareket eden kişiler tarafından ortaya atılıyor. Bu yorumları yapanlar, suçu ve yoksulluğu çözülmesi gereken yapısal problemler olarak görmekten ziyade, kendi konfor alanlarının dışında izole edilmesini istiyor.