Kızım Çanakkale 18 Mart Üniversitesi/ Biga yerleşkesinde okuyor. 4 gün önce kötü bir şekil de hastalanmış, beni aradı "anne çok kötüyüm" dedi ki gerçekten sesi kötü geliyordu. Devlet hastanesine randevu baktık bulamadik! Hemen en yakında ki sağlık ocağına git öğrenci olduğunu SGK'nın olduğunu misafir sayilacagin için kesinlikle bakarlar dedim. Kızım arkadaşının yardımı ile sağlık ocağına gidiyor ama bilin bakalım ne oluyor ? Geri çeviriyorlar biz bakamayiz diye. Belli ki çocuğum üşütmüş alt tarafı bir muayene edip bir ilaç yazacaksınız. Gurbet eller de bir çocuğu kapi dışarı etmek.? Sığınmacılara ücretsiz bakılan ülkem de benim çocuğumun muayene edilmeden kapı dışarı edilmesi hangi insanlığa sığar!??
SORUYORUM SİZE ? @saglikbakanligi@sagliklicozum
"İSPİRLİ İSMAİL"...
"Gel bakalım delikanlı
Karadeniz'in uşağı
Erzurum'un toy dadaşı"...
Ne zaman Volkan Konak'ın bu unutulmaz ezgisini dinlesem nedense aklıma İsmail Saymaz gelir.
İsmail Erzurumludur... ama Erzurumlu olduğu kadar Karadenizlidir. İspirlidir ama İspirli olduğu kadar Rizelidir. Bizim uşağımızdır İsmail...
İspir, öyle sıradan bir coğrafya değildir. Karadeniz’in hırçın dağlarıyla Erzurum’un sert yaylalarının birbirine kavuştuğu yerdir. Dağları aşarsınız, iklim değişir. Bir vadiden ötekine geçersiniz, bitki örtüsü değişir. Bir yanda Karadeniz’in yeşili, öte yanda Erzurum’un çetin tabiatı karşılar sizi.
İnsanı da biraz bu coğrafyaya benzer.
İsmail de tam öyledir işte.
Karadeniz gibi coşkulu, inatçı, heyecanlıdır. Erzurumlu gibi sert, mert, delikanlıdır. İki coğrafyanın da karakterini içinde taşır.
İsmail’le aynı kültürel köklerden geliyoruz. Yaşlarımız birbirine yakın. Aynı üniversitede okuduk. O benden hem okulda hem meslekte bir kaç dönem alttadır ama ben dahil birçoğumuzu başarılarıyla geride bırakmıştır.
Benim İsmail’i anlatırken özellikle altını çizmek istediğim başka bir şey var.
İsmail Saymaz, gazeteciliğe ekrandan başlamadı. Sokaktan geldi.
Yıllarca muhabirlik yaptı. Hem de öyle masa başında değil, sahada, insanların arasında, hayatın tam içinde…
Bugün bütün Türkiye’nin tanıdığı İsmail’i, henüz kimsenin tanımadığı yıllarda biz gazeteciler çok iyi tanırdık.
Çünkü hakkını arayanların, sesini duyuramayanların, bir haksızlığa uğrayıp derdini anlatacak kimse bulamayanların ilk başvurduğu muhabirlerden biriydi.
Bir parkta, bir fabrika kapısında, bir adliye koridorunda, bir mahallenin unutulmuş sokağında karşınıza çıkardı.
Kimsenin gitmediği yere gider, kimsenin dinlemediği insanları dinler, kimsenin ulaşamadığı insanlara ulaşırdı. Ötekilerin sesi olmak için çabalardı...
Radikal gazetesinde yıllarca bu anlayışla çalıştı. Ötekilerin, görmezden gelinenlerin, sesi kısılanların haberini yaptı.
Gazeteciliğin hakkını verirdi.
Sonra kitaplar yazdı. Önemli haberlere, araştırmalara imza attı. Ardından televizyon ekranlarına çıktı.
O kendine özgü coşkulu, şiirsel, zaman zaman hırçın ama daima etkileyici hitabetiyle bu kez bütün Türkiye tanıdı İsmail’i.
Ekranda gördüğünüz o heyecan, sonradan edinilmiş bir televizyon alışkanlığı değildi.... İsmail’in kendisiydi...Geldiği coğrafyanın, yetiştiği kültürün, yıllarca sokakta yaptığı gazeteciliğin sesine, sözüne yansımasıydı...
İsmail delikanlı adamdır.
Esprilidir, güler yüzlüdür. Vatanperverdir. Yüreği soldan yana atar. Ama onun gazeteciliğini yalnızca siyasi görüşüyle tarif edemezsiniz. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı ses çıkarmayı mesleğinin bir gereği sayar.
Ve en önemlisi, işini iyi yapar.
Bugün İsmail’in evinde, ayağında elektronik kelepçeyle çekilmiş fotoğrafına bakıyorum.
İçim burkuluyor.
Yıllarca sokak sokak dolaşmış, haberin peşinden koşmuş, insanların kapısını çalmış, haksızlığa uğrayanların sesini duyurmak için şehir şehir gezmiş bir gazeteci…
Şimdi kendi evinin sınırları içinde, ayağında elektronik bir cihazla yaşıyor.
O fotoğraf, yalnızca İsmail Saymaz’ın değil, Türkiye’de gazeteciliğin yaşadığı bir dönemin fotoğrafıdır.
Bir gün bu günler de geride kalacak.
Bugünün siyasi tartışmaları unutulacak. İktidarlar, makamlar, unvanlar değişecek. Ama o fotoğraf kalacak.
Ve inanıyorum ki İsmail, bugün ayağında taşımak zorunda bırakıldığı o cihazı, yarın gazetecilik hayatının en onurlu madalyalarından biri olarak hatırlayacak.
Volkan Konak’ın sesinden hafızalarımıza kazınan “Karadeniz’in uşağı, Erzurum’un toy dadaşı” dizeleri, Trabzonlu şair Yaşar Miraç’ın 12 Eylül cuntacıları tarafından yasaklanan Trabzon’dan Çıktım Yola adlı şiir kitabından alıntıydı…
Ne şiiri yasaklayanlar kaldı ne de o yasakları koyanların hükmü…
Yaşar Miraç’ın dizeleri kaldı, Volkan Konak’ın sesi kaldı.
İsmail Saymaz'ın gazeteciliği de daima kalacak...
Ekteki fotoğrafı 2014 yılında Berkin Elvan’ın cenazesinde çekmiştim.
Binlerce insanın arasında, o daracık duvarın üzerine ilişmiş, elinde telefonuyla haberini yazıyordu İsmail. Etrafında büyük bir kalabalık,sloganlar… O ise işine odaklanmıştı.
Bugünkü yazısını “Ellerim serbest” diyerek bitirmiş.
O cümleyi okuyunca aklıma bu fotoğraf geldi.
O gün, o halde elleri serbestti, bugün de elleri serbest.
İsmail Saymaz gazetecidir. Ve o eller, bütün gerçek gazeteciler gibi sadece haber yazar...
Ömer Çelik'in makam şöförü 20 yıl önce Şırnak Silopide verem savaş da memur
Sonra Ankara'da numunede görev yapmış
2021 den buyana 33030 lira asgari ücretli Sgk lı
Adam 20 milyon lira dolandırdı uçtu gitti
Lösemi nüks ederek beni yenebileceğini zannediyor ama bilmediği bir şey var.
Ben her düştüğümde yine yeniden umutla ayağa kalkmayı bilirim.
Vazgeçmem çünkü hiçbir zorluk örgütlü iyiliğe galip gelemez ✌️
Güzel dilekleriniz ve güvendiğim dualarınız için hepinize sonsuz teşekkürler 🙏
İyi ki @losev1998 yanımda.
TERA’yı en başta denetlemesi gereken kurum SPK’ydi. Bu kurumun başında, TERA’da alengirli işler olurken İbrahim Ömer Gönül vardı. Gönül’ün görev süresi doldu. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) Başkanlığı’na getirildi. Yani TERA gibi fonları denetleyecekleri denetleyecek kurumun başına.
https://t.co/1Ep4uxYHi5
HIRSIZI BIRAK
GAZETECİLERİ İÇERİ TIK
Böyle mi temizlenecek bu ülke?
Böyle mi "kim yanlış yapmışsa cezasını bulacak" sözünüze inandıracaksınız bizi?
Böyle mi?
Tayyip bey ilk defa haftalardır üzerine yıkılmış olan bir gündemi değiştiremiyor.
Ne yaparsa yapsın Türkiye Yüzyılı Vurgunu halkın ve siyasetin gündeminden düşmek bilmiyor.
Öyle büyük bir tezgah kurmuşlar ki Tera Yatırım 2025'te yönetim kurulu üyelerine aylık net 1 milyona kadar huzur hakkı ödemiş.
Şimdi iktidar 1 milyona kadar ara ödeme yaparak sus payı dağıtmanın peşinde.
İsmail Saymaz: Ellerim şimdilik serbest🔥
*Türkiye’de iki kez ev hapsine alınan tek gazeteci benim
*Birincisi 56 gün tutmuştu. Bakalım, ikincisi ne kadar sürecek?
*Günlerdir kılı kırk yarıyorum
*Türkiye, Pusula Portföy’ün patronu Muhammed Yarız’ın Yunanistan’a kaçtığını 12 Eylül’de benden öğrendi
*Yarız’ın üç yatını Rodos’a kaçırdığını yazdım
*Ekonomi eski Bakanı Nihat Zeybekci’nin parasının fonda kaldığını, kendisiyle görüşme yaparak, aktardım
*Cumhurbaşkanı eski danışmanı Ertan Aydın’ın soruşturmada şüpheli olduğunu, ona söz hakkı vererek, duyurdum
*Osman Arıkan Nacar’ın sigorta kaydında makam şoförü ve asgari ücretli göründüğünü açıkladım
*Ne yazdıysam taraflara sordum ve öyle yazdım. Doğrulatamadıklarımdan söz etmedim bile. Verdiğim hiçbir bilgi yalanlanmadı
*Ne bir suçum, ne de habercilik kusurum var
*Ellerim şimdilik serbest. Yurt dışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza vermek şartıyla hakimliğe sevk edildik
*Sevinç ve Balcı’nın tutuklandığını öğrenince serbest kaldığıma sevinemedim. İki arkadaşımla kucaklaştım
*Sizi ziyarete geleceğim dedim veda ederken. Nereden bilebilirdim
*Sabah telefonla uyandım. Gece itiraz edilmiş, hakkımızda ev hapsi kararı verilmiş
*Belki uzun süre evden çıkamayacağım. Kafeste kuş misali balkondan sokağı seyredebileceğim
*Yazımı bitirmek üzereyken, Denetimli Serbestlik Bürosu’ndan geldiler, ayağıma kelepçeyi taktılar
*Ellerim şimdilik serbest…