Haklı olan kim bu kargaşada?
Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
Ortasında nasıl barışılabilir?
Anlamak isterim, hangi yasa
Bir beşikle bir darağacını
Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?
Emeğimiz, ekmeğimiz, haklarımız ve adalet için Şırnak’ta Adalet Nöbeti’ni başlatıyor; hukuksuzluğa karşı dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
@sesgenelmerkezi@KESK_73@sirnakegitimsen
Emeğimiz ve Ekmeğimiz İçin Adalet Nöbetindeyiz
Bizler Şırnak’ta KESK’e bağlı kamu emekçileri olarak;
istismara ve tacize karşı her zaman ilkeli bir duruş sergiledik. Çocukların özgürce çıkarması gereken ses olduk.
Doğa talan edilirken, yaşam alanları yok edilirken; ekolojik yaşamı ve özgür doğayı savunduk. Geleceğimiz için ses olduk.
Eğitim alanında yaşanan okul ihtiyacı, servis sorunu, öğretmen açığı başta olmak üzere; eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin taleplerini her türlü baskı ve mobbinge rağmen dile getirdik. Ses olduk.
Sağlık alanında piyasalaştırma ve ticarileştirme politikalarına karşı; halkın ulaşılabilir, kamusal ve nitelikli sağlık hakkını savunduk. Sağlık emekçilerinin hakları için tüm baskılara rağmen mücadele ettik. Ses olduk.
Bizler Şırnak’ta yaşanan sorunların çözümü için mücadele eden kamu emekçileriyiz.
Sendikal mücadelemiz; emekçilerin özlük, ekonomik, sosyal ve demokratik haklarının mücadelesidir.
Sendikal mücadelemiz; emek, barış, demokrasi, özgürlük ve adalet mücadelesidir.
Yürüttüğümüz mücadelede her zaman liyakati, hakkaniyeti ve kamusal sorumluluğu savunduk.
Ancak bugün; emekçileri emeği ve ekmeğiyle terbiye etmeyi hedefleyen anlayış, kamu emekçilerini ödüllendirmek yerine soruşturmalarla baskı altına almaktadır.
Bizler haklıyız.
Bizler suçlu değiliz.
Hukuksuz soruşturmalarla sendikal mücadeleyi baskı altına almaya çalışanlar sorumludur.
Bu nedenle;
emeğimiz, ekmeğimiz, haklarımız ve adalet için Şırnak'ta ADALET NÖBETİNE Başlıyoruz.
@egitimsen@KESK1995@KESK_73@zulkufgunesh@SirnakSes@egitimsencizre
AYM'nin 10 Ekim Ankara Katliamı'nda "devletin sorumluluğu yok" kararına tepki gösteren 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, "Karar bizim için yok hükmündedir. Devletin sorumluluğunu istihbarat belgeleri ortaya koyuyor" dedi.
https://t.co/F7fa8WG0Y4
Ankara madencisiyle beraber!
Enerji Bakanlığı'na yürüyüşümüz engellenirken Ankara halkı bizimle beraber. Taleplerimiz net:
1. Aylarca ödenmeyen ücret alacaklarının ödenmesi,
2. TMSF öncesi ve sonrasında haksızca çıkış alan tüm işçilere tazminat haklarının ödenmesi,
3. Halihazırda çalışan işçilere rızası olmadan dayatılan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması,
4. İSİG kurallarına uygun güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması,
5. Sendikamız üyesi olup mücadelede öncülük ettikleri için işten çıkarılan işçilerin işe iadesi,
6. Madenin kamulaştırılmasını, iş güvencesinin teminat altına alınması.
#HakkımıVerDorukMadencilik
Bağımsız Maden İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu:
"Arkadaşlar biz yürüyeceğiz, sizi şahitlik etmek için çağırdık."
"Lütfen siz başka bir tavır tutumda bulunmayın."
"Lütfen bize güvenin."
Maden işçileri “açız” diyerek açlık grevine değil, çaresizliğin en sert ifadesi olan çıplak eyleme başvuruyor.
Bu görüntü bir protestodan öte, görmezden gelinen bir çığlığın sonucudur.
Milli Eğitim Bakanlığı önünde başlattığımız #YaşamNöbeti devam ediyor.
İllerden gelen üyelerimizi ve eğitim emekçilerini selamlayan Genel Başkanımız Kemal Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i sorumluluk alarak görevinden istifa etmeye çağırdı.
Milli Eğitim Bakanlığı önünde başlattığımız #YaşamNöbeti an itibarıyla devam ediyor.
Eğitim ve yaşamın şiddetten arındırılması için sizleri nöbetimize destek olmaya bekliyoruz.
1991 yılında Cizre’de gözaltına alındıktan 18 yıl sonra yol yapım çalışmaları sırasında kemikleri bulunan Makbule Ökdem’i unutmadık.
1992 yılında Dersim’de gözaltına alındıktan sekiz gün sonra işkence nedeniyle tanınmaz haldeki bedeni Elazığ Karşıyaka Kartepe mevkiinde gömülü bulunan Ayten Öztürk’ü unutmadık.
1992 yılında Mardin-Derik’te iki kişiyle birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Rıdda Yavuz’u unutmadık.
1993 yılında Hizbullah tarafından Nusaybin’de başına çuval geçirilerek kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Sedika Dal’ı unutmadık.
1993 yılında Bitlis Tatvan’daki evlerinden kardeşi Ramazan ile birlikte askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hamide Şarlı’yı unutmadık.
1994 yılında Dersim-Mirik’te köye yapılan askeri operasyonun ardından kendilerinden bir daha haber alınamayan Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin ve üç yaşındaki kızı Dilek Serin’i unutmadık.
1994 yılında İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Lütfiye Kaçar’ı unutmadık.
1994 yılında Muş Ortaç Köyü’nde hayvanlarını sağmak için gittikleri yaylada askeri operasyonun ortasında kalan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan Gülnaz Tatu ve Kadriye Tatu’yu unutmadık.
1995 yılında Ankara’da gözaltına alınan, işkence görmüş bedeni 76 gün sonra Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’nda “kimliği meçhul kişi” olarak gömülü bulunan Ayşenur Şimşek’i unutmadık.
1995 yılında Diyarbakır-Bismil’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hatice Şimşek’i unutmadık.
1996 yılında Diyarbakır-Bağlar’daki ev baskınında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Şükran Daş’ı unutmadık.
1996 yılında Diyarbakır’da eşi Mahmut ile birlikte gözaltına alınan, iki yıl sonra Cizre Asri Mezarlığı’na “kimliği meçhul kişi” olarak gömüldüğü anlaşılan ancak mezar yeri hâlâ açıklanmayan Fahriye Mordeniz’i unutmadık.
1997 yılında Diyarbakır-Kulp yolunda otomobilleri durdurulduktan sonra eşi Orhan ile birlikte beyaz Toros’la kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Zozan Eren’i unutmadık.
1998 yılında İzmir-Çeşme’de üç arkadaşıyla birlikte gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Neslihan Uslu’yu unutmadık.
1998 yılında Hizbullah tarafından Mersin’de kaçırılan ve 18 ay sonra işkence görmüş bedeni Konya-Meram’daki bir villanın bodrumunda gömülü bulunan Konca Kuriş’i unutmadık.
#CumartesiAnneleri1093Hafta
Basına ve Kamuoyuna
Cumartesi Anneleri olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda dinlendik. Yıllardır Galatasaray Meydanı’nda taşıdığımız acıyı, hakikatimizi ve adalet taleplerimizi bu kez Meclis kürsüsünde dile getirdik. Kayıplarımızın isimlerini, hikâyelerini ve geride bırakılan hayatları anlattık.
Ancak büyük bir hayal kırıklığıyla gördük ki Komisyon’un hazırladığı raporda ne hakikatimize ne de dile getirdiğimiz taleplere yer verilmiş. Demokratikleşme ve toplumsal barış iddiasıyla hazırlanan bir raporda, zorla kaybetmeler gibi ağır, sistematik ve süreklilik arz eden insan hakları ihlallerinin yok sayılması; bu iddianın kendisiyle açık bir çelişki içindedir.
Kayıp yakınlarının beyan ve taleplerini resmi kayıtlardan dışlamak; acıyı derinleştiren, yas hakkını gasp eden ve adalet talebini bastıran anlayışın sürdürülmesidir. Bu tutum, kayıplarımızın akıbetini karanlıkta bırakan şiddetin yalnızca geçmişte kalmadığını; inkâr ve yok sayma yoluyla bugün de devam ettiğini göstermektedir. Görünmez kılınan her söz, uzatılan her sessizlik, cezasızlığı büyütmektedir.
Biz biliyoruz:
Toplumsal barış inkârla değil, hakikatin kabulüyle mümkündür.
Dayanışma mağdurların sesini kısmakla değil, onların adalet talebini sahiplenmekle güçlenir.
Demokrasi ise eleştirel hafızayı dışlamakla değil, geçmişle cesurca yüzleşmekle kök salar.
Sözlerimizin ve taleplerimizin resmi bir raporda yer bulmaması, yalnızca bize değil; adalet arayan, hakikat talep eden tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır.
Komisyon raporunda yer verilmemiş olabilir. Ancak mücadelemiz resmi metinlere, resmi onaylara ihtiyaç duymayacak kadar meşru ve güçlüdür.
30 yılı aşan ısrarımızla s��ylüyoruz: Biz buradayız. Kendi tarihimizi, kendi hafızamızı ve kendi hakikatimizi yazmaya devam edeceğiz. Kayıplarımızı unutturmayacağız.
Bir kez daha taleplerimizi kamuoyunun önünde yineliyoruz:
• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları eksiksiz uygulansın.
• Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklamalar son bulsun.
• TBMM bünyesinde, gözaltında kayıpları araştırmak üzere bağımsız ve etkili bir Hakikat Komisyonu kurulsun.
• Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin.
• Gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın; ailelerine teslim edilsin.
• Fail ve sorumluları koruyan cezasızlık uygulamalarına son verilsin; etkin ve tarafsız soruşturmalar yürütülerek adalet sağlansın.
• Gözaltında kaybetme fiili insanlığa karşı suç olarak düzenlensin; zamanaşımı cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın ve bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin.
• Türkiye, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme’yi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.
Cumartesi Anneleri
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon
6 Şubat Depreminin 3. Yılında Süren Bir Felaket: Cezasızlık, Rant ve Yıkım Hak İhlalleri ve Mağduriyetler Sürüyor
Önceliği insan ve doğa değil rant olan politikaların nasıl büyük bir insani felakete yol açabileceğini, 6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Maraş merkezli depremlerde hep birlikte yaşadık.
Denetimsizlik ve alınmayan önlemler nedeniyle, resmi verilere göre 50 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 100 bini aşkın kişi yaralandı. Hâlâ yakınlarından haber alamayanlar var. Yıkılan ve oturulamaz hâle gelen binalar nedeniyle 2 milyonu aşkın insan barınma sorunu yaşadı. Yıkılan yalnızca binalar olmadı; kentlerin tarihi ve kültürü de büyük bir yıkıma uğradı.
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına girilirken, afet sonrası geçici olması gereken koşulların büyük ölçüde kalıcı hâle geldiği görülmektedir. İki yıl önce dile getirilen sorunların önemli bir bölümü çözülmediği gibi, bazı alanlarda hak ihlalleri daha da ağırlaşmıştır. Deprem bölgesinde yaşam hâlâ olağan koşullara dönememiş; Başta yaşam hakkı olmak üzere insan hakları ihlalleri halen devam etmektedir.
Üçüncü yılda da konteyner kentlerde yaşam sürmektedir. Konteynerler, uzun süreli yaşam için uygun olmayan, sağlıksız ve güvencesiz mekânlara dönüşmüştür. Aşırı sıcak ve soğuk, yetersiz yalıtım, altyapı eksiklikleri ve hijyen sorunları burada yaşayanlar için yaşam hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Geçiciliğin uzaması, depremzedeleri sürekli bir belirsizlik içinde tutmakta; yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma derinleşmektedir.
#6subat2023
Açıklamanın tamamı: https://t.co/XV0vn3xLuZ
Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformunun bu sabah yola çıkardığı 20 kamyonluk yardım konvoyu Suruç otoban gişelerinde durduruldu.
İnsani Koridorunun açılması talebimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Engellemenin kaldırılıp, yolun açılması için duyarlı çevreleri harekete geçmeye çağırıyoruz.
KRİMİNALİZE EDEMEZSİNİZ
SES BARIŞIN VE EMEĞİN YANINDA
SES; savaşsız ve sömürüsüz bir dünya hedefiyle, ülkemizde ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılmasına katkıda bulunmayı; her tür baskıcı yönetime karşı demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşmesini sağlamayı amaçlayan, Faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskıya karşı özgürlük; ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği için mücadele eden bir sendikadır.
SES kurulduğu yıldan beri savaşın halk sağlığı sorunu olduğunu dile getirdi. Filistin işgaliyle başlayan Gazze ablukasında, Ukrayna, Suriye savaşlarında katledilen Ezdi, Alevi, Arap, Türk, Kürt, Slav halkalarının, sesi olduk. İşid barbarlarının Türk askerlerine yaptıklarına da köle pazarlarında satılan, tacize, tecavüze uğrayan kadınların çocukların çığlıklarına da sessiz kalmadık, kalamazdık!
Pandemide iş yerlerimizde 6 Şubat depremlerinde yıkılan kentlerimizdeydik.İş kazalarına sağlıkta şiddette baskı ve mobbinge karşı meslektaşlarımızın yanındayız.
Tüm şube ve temsilciliklerimizle birlikte;trollerin ve ırkçıların, Sendikamızı ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini hedef alan saldırılarına karşı susmadık, susmayacağız!
Üyelerimizle dimdik ayakta; iş yerlerimizde, hayatın içindeyiz. Sendikamızı kriminalize etmeye çalışan gerici ve faşist kişi ya da kurumsal açıklamalara karşı; barışın, demokrasinin, emeğin ve emekçinin sesi olmaya devam edeceğiz.
Yaşasın SES!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Amed Sağlık Platformu üyesi emekçiler:
*Savaş bir halk sağlığı sorunu ve herkesi etkileyecek
*İnsani yardım koridoru oluşturulmalı ve sınır kapısı açılmalı
*”Bekle gör hali” kadınları esir alıyor, çocukları katlediyor
*Hastaneler ve sağlık çalışanları hedef alınıyor
*Savaş, yaşamı ortadan kaldırır