Artık Twitter'den günlük paylaşım yapmıyorum. Bunları Substack (https://t.co/AO8YhpjmZG), Telegram (https://t.co/h5PDuycm8J) veya daha az işlevsel olan Bluesky'dan (https://t.co/d8PJukv5qM) takip edebilirsiniz.
İsmail Arı’yı tutukladılar. Memleket için mücadele eden gazetecileri yutan devasa bir karanlığın içindeyiz. Ülkeyi gömdükleri adaletsizlikte gazetecileri susturmak için anayasayı, yasaları çiğniyorlar.
1- Almanya’dan gelip Murat hakkında şikâyetçi olan karaparacı Sinan Çampınar adlı kişinin dediklerine “kesin doğru” muamelesi yapan bir yargı sistemi var. Yetmiyor, aynı yargı sistemi Murat’ın karşı hiçbir delilini dikkate almıyor. Bitmiyor, bir karaparacının şikâyetiyle Murat önce“karapara” sonra “örgüte yardım” ile soruşturuluyor. Sonunda da bir gazeteci delilsiz, olgusuz, ispatsız bir şekilde cezaevine gönderiliyor. Sahi, bu Sinan Çampınar’ı kim size muteber gösterdi? O muteber şikâyetçinizin suçlarını ve kim olduğunu soruşturmak neden aklınıza gelmiyor?
2- Acaba Sinan Çampınar, bir iktidar milletvekili ile ailesinden şikâyetçi olsaydı ve yine Murat’a haber yaptırmak isteseydi... Murat yine “Neden bu haberi hemen yapmadın, neden belgeleri kontrol ettin, neden şüphelendin” diye tutuklanır mıydı?
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/lbAmoGbLpS
Murat Ağırel’in gözaltı gerekçesi olduğu söylenen olaya dair haber hazırlama sürecine şahidiz. Sinan Çampınar isimli kişi Murat Ağırel’e ulaştı. Sarıgül Ailesi hakkında iddialarda bulundu. Murat da bu konuda haber araştırması yaptı, belgeler istedi. Her gazetecinin yapması gerektiği gibi; Sinan Çampınar’ın iddialarına karşı Sarıgül Ailesi’nin avukatıyla da görüştü. İki taraf da birbirleri hakkında dolandırıcılık iddialarında bulundu. Murat elindeki belgeleri yeterli bulmadığı için bir süre haberi beklemeye almıştı. Bir gazeteci sadece haber hazırlamak istediği için iftiralara maruz kalabiliyor. Maalesef bunu daha önce de yaşadık.
Dostumuz Murat Ağırel’in suçsuzluğuna şahidiz.
Bugünkü Cumhuriyet yazımdan:
(…) Nâzım’ın dizelerinde yazdığı gibi; bu zulümdeki cüreti de bu satırları okuyan sizden alıyorlar; ondandır ki “kabahatin çoğu senin, canım kardeşim”!
Öyle ya, bu gazeteyi okuyan siz, o televizyon kanalını izleyen siz, gözaltına alınan yazarı takip eden siz, sizin için bedel ödeyen gazeteciler için, yani haber alma hakkınız için gerçekten mücadele ediyor musunuz? Evet, suç değil hak bu.
İşte bu yüzden sorun lütfen kendinize: Kaç kez adliyede yanlarında durdunuz, kaç kez işsiz bir gazetecinin YouTube kanalına bağış yaptınız, kaç kez yasaklanmak istenen bir haberi daha fazla insana anlattınız?
Ve evet, biliyorum. Duyarsızlığa karşı halkı uyandırmayan, korku yerine cesareti bulaştırmayan, ağzını siyah bantla kapayarak eylem ortaya koyduğunu düşünen muhalefet partilerinin de meslek örgütlerinin de sivil toplum kuruluşlarının da günah�� çok bu karanlıkta.
Hamaset yapmak istemedim. Gerçek sert ama bu. En ünlüsünden sıradan vatandaşına, yaşatılan kötülükler herkesi ilgilendiriyor. Kimse sanmasın ki hep tanımadığı insanlar bu çığlıkları atacak.
Uğur Mumcu, 25 Ağustos 1975 günü gazetemizde haklı olarak hatırlatmıştı: “Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!”
"5 Kalem ve 577 Milyar Dolar"
#Ekremİmamoğlu:
"Kendi işledikleri her suçu benim üzerime yıktılar.
Benim üzerinden pazarlayıp yazmaya çalıştılar.
Fonu onların düzeni kurdu, milleti onlar soydu.
Beni yolsuzluk fonu kurmakla suçladılar.
Milleti soymak için örgüt kurdular.
Beni örgüt kurmakla suçladılar.
Diplomasız olan da onlardı, diplomayı da suçladılar.
Aynaya baktılar, gördüklerini benim adıma iddianameye yazdılar.
Bana operasyon yapılırken, TBMM'ye operasyon yapılırken, Türkiye'nin ana muhalefetine operasyon yapılırken, tüm endeksler çökerken, Tera veya diğerleri hayatın olağan akışına aykırı hisse alımları yaparak operasyonların finansal krizine karşılık ceplerini doldururken önemli bir soru soruyorum:
Bu asrın soygunu, fon vurgununda milli iradeye darbe yapan 19 Mart ve 21 Mayıs operasyoncularının ve bu süreci yazdıranların ve yazanların siyasi ayaklarının ve içindeki herkesin katkısı var mıdır, yokmudur?
Bunun cevabını verin.
Asrın soygunu, fon vurgunun siyasi ayağı, siyasetin yakınları, akrabaları, bürokrat ortakları, yakınları, gizli ortakları kimdir?
Bunların cevabını bu millete verin.
Millet bu sorunun cevabını bekliyor.
90 milyar dolara ulaşan borsa değer kaybıyla birlikte toplam maliyetin hesabını halkımızın günü geldiğinde soracağından kimsenin şüphesi olmasın.
5 Kalem ve 577 Milyar Dolar
Sadece 5 kalemden milletin cebinden çıkan 577 milyar 160 milyon dolar.
Mayıs seçim iptali, 19 Mart vurgunu, 22 Mayıs butlan vurgunu ve fon vurgununun, şimdi bakın şimdi...
Sonra neden emekliniz niye aç sefil?
İşçiniz niye aç sefil?
Asgari ücretlimiz açlık sınırının altında?
Bu milletin, insanların, evlatların geleceğinden şüphe eden Türkiye'nin sadece 5 kalemle cebinden alınan, çalınan para budur.
Neymiş?
İBB operasyonu!
Hadi oradan!
Siyasi Operasyonun Bedeli
Bu tablo çok önemlidir,
Çünkü buradaki kararların tamamı; koltuklarını kaybetme korkusuyla hareket eden liyakatsiz, kifayetsiz muhterislerin ortaklaşa yürüttüğü siyasi operasyonun son bedelidir.
Bakınız, bu düzenin bir formülü var: Siyaset, Sermaye, Suç.
Sermayenin bir kısmı vurgunu kurguluyor.
Siyaset vurguncuyu koruyor.
Suç da ortadan kayboluyor ve kaybeden her seferinde devlet ve millet oluyor.
İki Türkiye Gerçeği
Bir tarafta birkaç ayda servetine servet katanlar, özel jetler alanlar, sıradan bir insanın ömrü boyunca yaklaşamayacağı paralar; öbür tarafta ise bu ülkenin büyük çoğunluğunun hayatı var.
Kirayı ödedikten sonra ayın kalanını hesaplayanlar, kasabın önünden geçerken fiyata bakmaya çekinenler.
Pazarın dağılmasını bekleyip kalan sebzeyi ucuza almaya çalışan emekliler.
İki vasıta parası vermemek için kilometrelerce yürüyen işçiler.
Üniversiteyi kazandığı halde parasını alamadığı için okuyamayan gençler.
Asgari ücretin bütün bir ailenin geçimine dön��ştüğü evler.
İşte Ekrem İmamoğlu ve İstanbul modeli, onun için İstanbul'da sosyal destek bütçesini tam 5 katına çıkarmak zorunda kaldı; 5 katına (2019-2026 arasında 5 katı). Kirayı ödedikten sonra ev barınma sorunu ve yaşadığı bütün sorunları üst üste koyduğunuzda aslında gerçekten memleketin gerçek sorunlarından milleti kaçırmak, işte bu sabah önümüze hakikat operasyonunu koymuşuz.
Bu ülkenin gençleri, okuyan, çalışan, iki dil bilen, dünyayı tanıyan kuşak ve bunlar başka ülkelere gidiyor, kaçıyor.
Doktorlarımız gidiyor, mühendislerimiz gidiyor, burada emeklerinin karşılığını alamayacaklarını düşünüyorlar.
Bu ülkenin en büyük serveti, gitmek isteyen gençletir, insan kaynağıdır.
Bu ülkenin kadınları, bu toplumun bütün kesimleri ve bu ülkenin hafızasından silinmeyen hikayeler:
Çocuklarını ısıtacak yatağı olmadığı için onları saç kurutma makinesiyle ısıtmaya çalışan anne.
Çocuğuna okulun istediği pantolonu alamadığı için çaresizliğin dibine dü��en bir baba.
Torununa harçlık veremeyen bir dede.
Bunların hiçbirinin birbiriyle bağımsız hikayeler değil; hepsi bize aynı soruyu soruyor: Bu ülkenin ürettiği zenginlik kimler arasında, nasıl paylaşılıyor?
...
OSMAN GÖKÇEK!
Ailece akşam yatıyorsunuz beni düşünüyorsunuz, sabah kalkıyorsunuz beni düşünüyorsunuz. Zordur kuyruk acısı!
Tutuklatmayı başaramadınız, şimdi de itibar suikastına devam mı ediyorsunuz?
Vız gelir, tırıs gidersiniz!
CEVABIMI SANA TELEFONDA VERDİM, PAZARTESİ GÜNÜ TELEVİZYON YAYININDA DA KAMUOYUNA AÇIKLADIM!
Kaç defa cevap verince anlayacaksın?
Sakine Hanım’ı tanıyorum. Hayatım boyunca yalnızca iki kez gördüm. Çok iyi bir avukattır. Kimin avukatlığını yapıyor bilmiyorum,ilgilenmiyorum.Kendisine vekâlet vermedim. Aramızda sözleşme veya mali ilişki yok.
BÜYÜK İFŞANIZ BU MU?
HODRİ MEYDAN!
Sakine Hanım’la avukat-müvekkil, danışman-danışan veya mali ilişkim olduğunu tek bir belgeyle ispatla, gazeteciliği bırakacağım!
İSPATLAYAMAZSAN MİLLETVEKİLLİĞİNDEN İSTİFA EDECEK MİSİN?
Üstelik Almanya’da görüştüğüm herkesi, Sakine Hanım da dâhil olmak üzere, eksiksiz biçimde başsavcı vekiline anlattım!
Gelelim bahsettiğin ses kaydına!
Siz iyi bilirsiniz usulsüz dinlemeyi, ses kaydı almayı!
HAMAG dosyasını araştırırken, müvekkiliyle ilgili beni arayan Ali Rıza Töngür’ün avukatı, konuşmamızı izinsiz kaydetmiş .
Edindiğim bilgiye göre kayıt, Derya üzerinden Gökçek’e ulaşıyor.
Hülya ve Ahmet Gökçek’e yapılan alışveriş merkezi satışına aracılık eden Derya Sinem isimli kişi Gökçeklerin baskısı ile Avukat hanımı ‘’kaynak sensin ‘’diye tehdit ediyor, işleri iptal ediliyor ve baskı görüyor. Bu konuyla ilgili yazışmalar da mevcut!
İZİNSİZ ALINAN SES KAYDI SENİN ELİNDE NE ARIYOR?
Kimlere haber kaynaklarımı öğrenmek için baskı yapıldı? Kimler tehdit edildi?
SAYIN BAŞSAVCI, BU İDDİALAR ARAŞTIRILMALIDIR! Soruşturmada tanıklık yapacak kişiler baskı altına alınmış. @ankaracbs@adalet_bakanlik
Asıl meseleye gelelim!
Araştırmamda, Velbert’teki alışveriş merkezinin satışına aracılık eden Derya Sinem’in, Gökçek ailesi dışında Mustafa İlbak ve Çeçen ailelerinden kişilere de Almanya’da gayrimenkuller sattığına ilişkin bilgiler bulunuyor.
Başka kimlere, hangi taşınmazlar satıldı? Alıcılar arasında Türkiye’den firar edenler var mı? Paralar nereden geldi? Gerçek faydalanıcılar kimler?
BUNLARI ARAŞTIRMAMDAN MI KORKUYORSUNUZ?
Ve son teklifim!
Benim ve ailemin, senin ve ailenin son 15 yıllık mal varlıkları, banka hesapları, fon ve kripto yatırımları, tüm para hareketleri, HTS ve baz istasyonu kayıtları incelensin!
YARIN BİRLİKTE SAVCILIĞA DİLEKÇE VERELİM!
VAR MISIN OSMAN GÖKÇEK?
Murat Ağırel: “Bugün benim kelepçem umurumda değil. Cezaevinde arkadaşlarımız varken ben bundan mı şikayet edeceğim?”
“Cezaevinde olsam cezaevinde yapmaya devam edeceğim. Kalemi bu sefer duvara sürteceğim, daha çok keskinleştirerek yapacağım.”
“Gerekiyorsa sokakta duvarlara yazacağız, dumanla yapacağız ama yine yapacağız biz.”
@Musaozsoy Zaten halk makarna yiye yiye beyni sulanıp düşünemez olmuş. Doğru karar almaktan, tepki vermekten aciz. Balık yemezse düşünme yetisini de kaybedecek. 😄