Lube Ayarın şu kumpasta Fenerbahçe için verdiği mücadelenin heykelini dikseler beton yetmez . Bi hanım olarak yediği hakaretler linçler tehditler şantajlar işsiz bırakılmalar saymakla bitmez . Hakkın ödenmez Lube Ayar💙💛
Galatasaray evinde Fenerbahçe’ye karşı son kırmızı kartını 2017 yılında görürken, Fenerbahçe Toki Arena’da son 5 maçta 4 kez kırmızı kart görmüştür. Tesadüftür ne yapısı…
Bahçeli ile Öcalan kol kola girerken Erdoğan, AK Parti, MHP, DEM birlikte yol yürüyeceğiz derken Türk milliyetçileri bireysel veya partizan egolarla hesap yaparlarsa tarih ve millet önünde suçlu duruma düşerler.
Eğer samimi isek vatan ve millet sevgimizde gün küçük hesapların günü değildir. Gün iş birliğinin, cumhuriyet için iş birliğinin, gün dayanışmanın, İstiklal Harbi'nin değerlerini yaşatmak için dayanışmanın, ortak akıl ile tahrip edilmeye çalışılan cumhuriyeti yeniden inşa edecek gücü oluşturmanın günüdür.
Zafer Partisi bu iş birliğini TBMM'de temsil edilmek için değil, Türkiye'yi yönetecek iktidar kadrosunu oluşturmak için istemektedir.
Ve biz Zafer Partisi olarak Türkiye'nin geleceğinden haklı olarak endişe duyan bütün seçmenlere söz veriyoruz.
Üstten bakmayacağız, muhataplarımızı küçümsemeyeceğiz, rencide etmeyeceğiz. Eski defterleri açmayacağız.
Zafer Partisi, Atatürk Türkiye'sinin savunulması ve yeniden inşasını sağlayacak bir seçim ittifakının oluşması için üzerine düşen milli sorumluluğu hakkıyla yerine getirecektir.
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı ıssızlıktır
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
Cigara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenleri
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da şimdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.
E. Cansever
Murat Ağırel’den mesaj var
“Yaptığım haber nedeniyle gözaltına alınmaya alıştım ancak yapmadığım haber nedeniyle gözaltına alınmak
ilk defa nasip oldu.
Hamdolsun! “
Bugünkü Cumhuriyet yazımdan:
(…) Nâzım’ın dizelerinde yazdığı gibi; bu zulümdeki cüreti de bu satırları okuyan sizden alıyorlar; ondandır ki “kabahatin çoğu senin, canım kardeşim”!
Öyle ya, bu gazeteyi okuyan siz, o televizyon kanalını izleyen siz, gözaltına alınan yazarı takip eden siz, sizin için bedel ödeyen gazeteciler için, yani haber alma hakkınız için gerçekten mücadele ediyor musunuz? Evet, suç değil hak bu.
İşte bu yüzden sorun lütfen kendinize: Kaç kez adliyede yanlarında durdunuz, kaç kez işsiz bir gazetecinin YouTube kanalına bağış yaptınız, kaç kez yasaklanmak istenen bir haberi daha fazla insana anlattınız?
Ve evet, biliyorum. Duyarsızlığa karşı halkı uyandırmayan, korku yerine cesareti bulaştırmayan, ağzını siyah bantla kapayarak eylem ortaya koyduğunu düşünen muhalefet partilerinin de meslek örgütlerinin de sivil toplum kuruluşlarının da günahı çok bu karanlıkta.
Hamaset yapmak istemedim. Gerçek sert ama bu. En ünlüsünden sıradan vatandaşına, yaşatılan kötülükler herkesi ilgilendiriyor. Kimse sanmasın ki hep tanımadığı insanlar bu çığlıkları atacak.
Uğur Mumcu, 25 Ağustos 1975 günü gazetemizde haklı olarak hatırlatmıştı: “Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!”