72 YAŞINDA EVİNDEN ÇIKARILDI, KÖPRÜ ALTINDA YAŞAMAYA MAHKÛM EDİLDİ…
VE ORADA ÖLÜ BULUNDU!
Adana’da 72 yaşındaki Faruk Yokuş, ev sahibinin “tadilat yapacağız” gerekçesiyle kendisini evden çıkardığını belirterek bir süredir metro köprüsünün altında yaşamaya başlamıştı.
Yokuş, yaşamını sürdürdüğü metro köprüsünün altında ölü bulundu.
72 yaşındaki bir insanın evinden çıktıktan sonra gidecek bir yer bulamaması ve yaşamını köprü altında sürdürmek zorunda kalması, Türkiye’de giderek ağırlaşan barınma sorununu bir kez daha gündeme getirdi.
BU ÖLÜMÜ DE “KADER” DİYE GEÇİŞTİREMEZSİNİZ!
72 yaşında bir insanın son adresi metro köprüsünün altı olmamalıydı!
İşte yıllardır “ekonomi büyüyor”, “Türkiye güçleniyor” denilerek üzeri örtülmeye çalışılan düzenin aşağıdaki insanlara bıraktığı hayat budur.
Bir tarafta milyonluk konutları yatırım diye istifleyenler, ranttan servet büyütenler…
Diğer tarafta başını sokacak dört duvar bulamayan insanlar!
Bir insanın barınma hakkı, cebindeki paraya ve piyasanın insafına bırakılamaz.
72 yaşındaki bir insan köprü altında yaşamak zorunda kalıyorsa orada yalnızca bireysel bir dram değil, sosyal devletin sorgulanması gereken ağır bir tablosu vardır.
Sonra çıkıp yoksulluğu “kader”, evsizliği “kişisel mesele” diye anlatmayın!
İnsanı yıllarca çalıştırıp yaşlandığında açlıkla, yüksek kiralarla ve barınma korkusuyla baş başa bırakan bir düzen insanca değildir.
BARINMA HAKTIR, RANT DEĞİL!
Ve bir memlekette yaşlı insanlar köprü altında hayata tutunmaya çalışıyorsa, utanması gereken yoksullar değil; onları insanca yaşayabilecekleri bir düzenden mahrum bırakanlardır.
Hayat 7 yıl önce bugün onu daha anlamlı kılan en muhteşem hediyesini verdi. Canım kızım Vera doğdu. Bu güzel hediyeyi veren hayat, bizi hasret ile ağır bir sınava tabi tutsa da; yan yana beraber olmanın değerini de öğretti.
Sen ise bana her şeyi yeniden öğrettin, varlığınla hayatı güzelleştirdin, zor günlerimde bana güç verdin canım kızım. Beraberinde getirdiğin tüm güzellikler ve hissettirdiklerin için teşekkür ederim.
İyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun canım kızım, Verakuşum
@DemirFerit62 Tarihciymis!!!
TC dusmani bir kurtcu oldugu yazdigi kitaplardsn da anlasiliyir.
Durman olduğu devletin hastanelerinde tedavi olmuş. Keşke olseymis!.
Deniz Göktaş'ın bugün neden tutuklandığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Uzun uzun nedenleri konuşmak yerine, bu karanlık rejimden kurtulmak için hepimizin üzerine düşenlere odaklanmamız daha doğru olacak.
Deniz'in, başına gelecekleri bildiği halde mizahını yapmaktan geri durmayan cesaretini, gösterisini platformlara satıp para kazanmak yerine "herkes izleyebilsin" diye bedava yayınlayan paylaşımcılığını, kaçıp kendini kurtarmak yerine bedel ödeyecek olsa bile kalmaya hazır yurtseverliğini örnek alabiliriz, bunlarla başlayabiliriz.
En önemlisi o nasıl madencilerin, öğretmenlerin, emekçilerin, emeklilerin yanında durduysa, biz de hep birlikte Deniz’in yanında olabiliriz, olmalıyız.
Ama sadece sosyal medya aktivizmiyle değil; yan yana gelerek, örgütlenerek, sokaklarda, meydanlarda, okullarda, sahnelerde nefes alıp verdiğimiz her yerde mücadele ederek...
Birçok kişi bugün çok üzgün, biliyorum. Ama üzülmek yerine, doğru bildiği değerlerden bir adım bile geri atmayan sevgili Deniz'le anne ve babası gibi, arkadaşları gibi gurur duymak ve bugün bir adım daha ileri çıkıp onun kavgasına ortak olmak, yarın başka üzüntüler yaşamamanın, hak ettiğimiz mutluluk ve kahkahaların tek güvencesi olacak.
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
Seni nasıl anlatayım...
Nasıl tarif edeyim...
Ne yazsam, ne desem yetersiz kalacak...
Tarifi imkansız bir acı bıraktın üzerimde...
En acı olan ne biliyor musun anne?
Bir daha gülen bu yüzünü görememek...
En dayanılmaz acı bu benim için...
Sensizliğe nasıl alışacağım...
Sen ciğarasızlığa dayanmazdın...
Ben sensizliğe dayanmazdım...
88 yıllık ömründü ne büyük acılar çektin...
Hep direndin...
Her şeyin üstesinden geldin...
Ama kalbin çok yorulmuştu...
Oysa bugün sana gelecektim...
Bir daha dokunacaktım yüzüne...
Yetişemedim sana...
Sonsuz vedayı seçtin...
Doğduğun toprakları özlemiştin...
Sonsuza kadar en çok sevdiklerinin yayında olacaksın...
Seni hiç unutmayacağım...
Seni çok seviyorum Kumru'm...
Gülen gözlerinden...
Ellerinden ve ayaklarından öperim...
Mekanın cennet olsun anam...
Bir cezaevi ziyaretinin en zor kısmı ziyaretçine veda ederken sımsıkı sarıldığın andır.
Hoşçakal deme anı!
Yürekten dilerim ki, bu fotoğraf “Hoşgeldin dost / Gelmiş-Geçmiş olsun” diyeceğimiz günlerin müjdecisi olsun.🌹
Bazen insan, bir halkın vicdanını ölçmek ister. Ne kadar hatırlıyoruz birbirimizi? Ne kadar sahip çıkıyoruz birbirimizin acısına, emeğine, sesine?
Bugün içimde ağır bir sızı var. Çünkü bu satırları yazmama sebep olan şey sadece bir hastalık değil; aynı zamanda bir gecikmişlik, bir eksiklik, belki de görmezden gelinmiş bir sorumluluk duygusu. Çerkes halkının belleğinden, kimliğinden ve yüreğinden süzülerek gelen çok kıymetli bir isim, Ahmet Telli… Uzun zamandır akciğer kanseri ile mücadele ediyor. Ve biz, onun bu mücadelesinde gerçekten nerede duruyoruz, kendimize bunu sormak zorundayız.
Jineps gazetesinde yayımlanan röportajını okurken sadece bir şairin sözlerini değil, bir halkın içinden konuşan bir vicdanı hissettim. O satırlarda yalnızca hastalıkla savaşan bir insan yoktu; aynı zamanda hayata, topluma ve kimliğe dair derin bir duruş vardı. Bu duruş, bize yıllardır şiirleriyle, düşünceleriyle ve varlığıyla yol göstermiş bir insanın sessiz ama güçlü çağrısıydı.
Peki biz ne yaptık?
Türkiye diasporasında faaliyet gösteren dernekler, federasyonlar, sivil toplum kuruluşları… Sözlü ve yazılı basın… Kimliğinden, tarihinden ve etik değerlerinden söz eden herkes… Eğer hâlâ bu mücadeleye gerektiği gibi sahip çıkılmadıysa, eğer imkânlar dâhilinde bir el uzatılmadıysa, eğer bu değerli insan yalnız bırakıldıysa, bunun adı sadece ihmal değil; bu, bir halkın kendi hafızasına yabancılaşmasıdır.
Çerkes olmak sadece bir kimlik beyanı değildir. Çerkes olmak; dayanışmayı bilmektir, vefayı bilmektir, zor günde omuz vermeyi bilmektir. Bugün o sınavın tam ortasındayız. Ve ne yazık ki bu sınavdan geç kaldığımız hissi içimi kemiriyor.
Bu bir çağrıdır.
Geç kalınmış olsa bile hâlâ mümkündür. Hâlâ bir şeyler yapılabilir. Maddi, manevi, kamusal, bireysel… Hangi imkân varsa, hangi kapı çalınabiliyorsa, hangi ses duyurulabiliyorsa… Bu sadece bir insan için değil; bu, kendi değerlerimize, kendi sözümüze sahip çıkma meselesidir.
Ahmet Telli yalnız değildir demek istiyorsak, bunu sadece sözle değil, eylemle göstermek zorundayız.
Aksi hâlde bir gün dönüp kendimize baktığımızda, sadece bir şairi değil, kendi vicdanımızı da kaybettiğimizi fark edebiliriz.
Ve işte o zaman gerçekten yazık olur… Çok yazık.
2016’dan beri cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş bugün 53 yaşında.
43 yaşında özgürlüğünden mahrum bırakıldı, 10 yılı parmaklıklar ardında geçti.
Doğum günü kutlu olsun. Özgür, eşit ve adil yarınlarda kutlayacağı günlere.
değildir diyen Kaç Kişiyiz..??
Korku düzenine boyun eğmeden Sarayın Yalaka tayfasina inat Halkın Sanatçısı Levent Üzümcü'yü yalnız sanat Akp yandaşı medya ona linç girişimi başlatmıştır.
Bugün destek günü bugün birlik Günüdür
Haydi hep Birlikte Yorumlara Levent Üzümcü Yalnız değildir yazarak tepkisiz Kalmayın
Destek vakti..
#LeventÜzümcüYalnızDeğildir
Kadriye Kasapoğlu,Ekrem İmamoğlu’nun özel kalem müdürü.
Bir dairesi ve eski model bir arabası var,bir yıldır tutuklu.
Suçu ne bilmiyoruz?
Eski DHMİ Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar’ın evinden 350 milyon liralık servet çıktı!!
Tutuklandı 6 ay hapis yattı çıktı!
Günün bulmacası:
Kadriye Kasapoğlu içeride,Cemil Acar dışarıda ise ADALET nerede?