@CryptoBlessUP@TurkPulse Kurgu olmadığını bilmediğimi mi sanıyorsun ama sen 1000 doların amerikalıların hayat standartlarını ne kadar yükselttiğini biliyor musun ? Biz de ise ₺45K ve iki aylık harçlık.
@haberintarzi Bartına özel sebeblerden birkaç kez gittim. Trde 81 ilin Antalya bodrum izmir dahil nerden bakarsan doğu anadolu harici heryere gittim. Bartın insanı kadar medeni bir toplum görmedim. Kız arkadaşım bazen geride kalsa ya da önümden yürüse kimse mal mal bakmıyor. Tryi aşmış adamlar
@SukruogluM Türk değiliz Türklerle bir sorunumuz yok. Bizimle sorunu olan herkesin kendi sorunudur. Ayrıca bizi diğerleri gibi asimile edeceğinizi sanıyorsanız zavallısınız
@furkicanV@TurkPulse $ bazında konuşuyo mal olmasan doların hemen hemen her dönemde değerinin aynı olduğunu anlarsın. Tl mi sandın ki 20 sene önce araba aldığın parayla bugün depo dolduramazsın
@benfofik@beyfendi22756 Sktğm salakkkııı sende kullan tutan mı var ? Hem özel şirketlerin derdi seni mi gerdi. Elektrik özelleşti ve türk kardeşlerimizi sömüren bu firmalardan Kürtler intikamınızı alıyor kötü mü ag maymunu
@bayrakmedya Hollandada 3Ksına aldığın arabayı bu parayla alamazsınız. Mal olmasa yazın ailesini görmeye gelir yunanistana tatile gider sonra da singapura geri döner mal işte
🗣️ Ariel Ortega, yazdığı kitabında Fenerbahçe kariyerine yer verdi:
"Fenerbahçe, bonservisim için istenilen parayı ödedi ve benim rızam alınmadan transfer gerçekleşti. Her zamanki gibi menajerim de transferden alacağı komisyonu düşünüyordu. Bana son anda haber verildi ve apar topar bir uçağa bindirilerek Türkiye'ye gönderildim.
Transferi en son öğrenen kişi bendim. Bu yüzden Türkiye'ye gitmekten başka seçeneğim yoktu. Daha ilk andan itibaren bu ülkenin bana göre olmadığını anlamıştım.
Türk yaşam tarzına uyum sağlamam mümkün değildi. Dil benim için en büyük sorunlardan biriydi ve öğrenmem de kolay görünmüyordu. Takımda İspanyolca konuşan tek bir kişi bile yoktu. Kimseyle iletişim kuramıyor, hiçbir şey paylaşamıyordum. Yanıma bir tercüman verilmişti ve bütün zamanımı onunla geçirmek zorundaydım. Adeta korumam gibiydi.
Teknik direktörün anlattıklarını ve verdiği taktikleri ne antrenmanlarda ne de maçlarda anlayabiliyordum. Saha içinde de takım arkadaşlarımla iletişim kuramıyordum. Ben her zaman büyük hedefleri olan, kazanma hırsıyla oynayan takımlarda forma giymeyi sevdim. Ama Fenerbahçe'de durum farklıydı. O sezon orta sıralar için mücadele ediyorduk.
Soyunma odasında hoşgörü yok denecek kadar azdı. Kültürel olarak biz Arjantinlilere çok uzak bir ortam vardı. Antrenman dışında birlikte vakit geçirebileceğim, bir şeyler içip yemek yiyebileceğim, yalnızlığımı paylaşabileceğim tek bir arkadaşım bile olmadı. Takım içindeki bu durum sanıldığından çok daha ciddiydi.
Çünkü takım arkadaşlarıyla bir şeyler paylaşmak futbolun en güzel yanlarından biridir ve güçlü bir takım kimyası oluşturmanın temelidir. Türkiye'de geçirdiğim dört ay benim için adeta bir işkenceydi. Fenerbahçe'nin bonservisim için ödediği 7,5 milyon dolar nedeniyle de beni serbest bırakmaları ya da ayrılmama izin vermeleri pek mümkün görünmüyordu.
Buna rağmen bu zorlu dönemde 14 maça çıktım ve 5 gol attım. Attığım gollerden biri benim için çok özeldi. Türkiye'nin en büyük derbisinde, Galatasaray'ı 6-0 yenmiştik ve ben de bir gol atmıştım. (Burada River Plate-Boca Juniors rekabetine atıfta bulunarak "Superclásico" ifadesini kullanıyor.) Bu sonuç rekabet tarihinin en farklı skorlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Taraftarlarımız adeta çılgına dönmüştü. Türk taraftarlarının ne kadar tutkulu ve fanatik olduğu zaten biliniyordu. Tribünler her zaman doluydu, insanlar galibiyetleri sokaklarda kutluyordu. Bazen sadece kamp yaptığımız yerden ya da takım otobüsünden onlara el sallayabilmemiz için saatlerce bekliyorlardı. Bu yönleriyle Arjantinli ve İtalyan taraftarlara çok benziyorlardı.
Ama benim aklımda hep aynı soru vardı: Kalan 1,5 yıllık sözleşmemi nasıl feshedecektim? Bunu yaparken menajerim, kulüp yönetimi ve benim aramda hiçbir sorun çıkmaması gerekiyordu. Oldukça hassas bir konuydu.
Ancak Türk yöneticiler hiçbir koşulda uzlaşmaya yanaşmıyor, sözleşmemi Fenerbahçe'de tamamlamamı istiyorlardı. Menajerim işini yapmış, parasını cebine koymuştu. Her zamanki gibi bedelini ise istemediği bir yere gitmek zorunda kalan ve acı çeken futbolcular ödüyordu.
Artık bu işi çözmek için başka bir yolum kalmamıştı. Kendi yöntemimle bitirmeye karar verdim. Bir sabah uyandım, eşyalarımı topladım ve Buenos Aires'e gidecek ilk uçağa binmek için havalimanına gittim. Arjantin Milli Takımı'ndan davet almıştım. Uçağa bindiğimde artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi biliyordum. Geri dönmeyecektim.
Bu düşüncemi kimseyle paylaşmadım. Bu yüzden kaçmaya karar verdiğimi kimse tahmin edemedi. Havalimanında geçen saatler bana bitmek bilmedi. Uçağa binerken büyük bir sorunu geride bırakmak üzere olduğumu hissediyordum. Türkiye'den ayrılmak ise hayatım boyunca pişmanlık duymayacağım bir karardı."
FIFA, 25 Haziran 2003 tarihinde Ortega'nın sözleşmesini haksız şekilde feshettiğine hükmederek Fenerbahçe'ye 11 milyon ABD doları tazminat ödemesine ve 30 Aralık 2003'e kadar futboldan men edilmesine karar verdi.
Daha sonra, 10 Ağustos 2004'te Newell's Old Boys, Ortega'nın yeniden Arjantin'de forma giyebilmesi için Fenerbahçe'ye 3,2 milyon ABD doları bonservis bedeli ödedi.
@arcura32@fener_insan@jurnalhabertr Bisıgtır git şuradan boş beleş insansın. Ülkenin anası ağlamış sabah akşam Kürtler de Kürtler derdiniz ag oe faşoları sizi.