Öyle bir dönem ki…
Bazen X’te okuyorum, TV’de izliyorum.
Kül yalan…
Cevap versen… Muhatap almış oluyorsun.
Cevap vermesen… İçine sığdıramıyorsun.
Susarsan… Kötülük güçleniyor.
Doğrusunu söylersen… Yalan daha çok yayılıyor.
Sonumuz hayrolsun…
Bizim bu kareyi unutmamız imkansız.
Burası CHP Genel Başkanı’nın makam katı.
Buna sebep olan kimse bu partinin örgütü, tabanı, seçmeni veya aklı başında hiç bir yurttaş ona gün yüzü göstermez.
Alem kör, millet sersem değil.
Artık haberler ertesi gün okunmuyor.
Herkes herkesin fikrinden aynı anda yararlanıyor.
Ahaliyi aptal yerine koyup, kimseyi kandırmazsınız. Aksine sinirlendirirsiniz.
“Butlani hareketinin” bunu anlaması lazım.
Veya…
Boşverin, anlamasa da olur…
CHP Malatya İl Başkanlığı’na dün gece hırsız girdi.
Hırsızlar giriştikleri soygunda CHP üyelerinin, delegelerinin, seçmenlerinin iradesini çalmak istedi.
Hırsızlar yakalandı.
Girdikleri binanın dört duvarı arasında hapsolan hırsızlar günü başkancılık oynayarak geçirecek.
Yürüyelim arkadaşlar…
Atatürk Samsun’a çıkmıştır ancak Samsun İngiliz kaynamaktadır. Havzaya geçmeye karar verir. Çok eski Benz marka bir araba bulurlar. Yola koyulurlar.
Bir süre sonra araç bozulur.
Şof��r Mustafa Kemal’den biraz beklemesini ister.
Mustafa Kemal bir an duraksar.
Ancak beklemek onun tabiatında yoktur.
Karşıdan Havza’nın ışıkları gözükmektedir.
Mustafa Kemal yürümeye başlar.
Çünkü onun tabiatında durmak, beklemek yoktur.
Hem yürür hem de genç yaşlarında öğrendiği o marş mırıldanmaya başlar.
Dağ başını duman almış
Gümüşdere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar
Beklemenin zamanı değil.
Yürüyelim arkadaşlar…
Kimse
CHP örgütünü,
tabanımızı,
seçmenimizi ve yurttaşlarımızı hafife almasın.
Herkesin aklı fikri var.
Kızdığını değil baraj, %1’in altında bile bırakır.
Kimi gün geldi bugün adı DEM olan harekete katkı verdi, kim gün MHP’ye barajı geçirtti, gün geldi İYİ Parti’ye can suyu oldu.
Bu seçmene ne yapar acaba diye bakılmaz. Kızarsa çarpar, severse baş üstünde taşır.
Toplumsal muhalefeti ayakta tutan ciddi, bilinçli, anlayan ve gereğini yapan bir seçmen var.
Müsterih olalım.
Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek:
"Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu cezaevinde. Cezaevinde olan bir insan orada bırakılır mı hiç? Biz Çanakkale'deki arkadaşlarımızla İmamoğlu ve Özel ile birlikte yürüyeceğiz.
Şu anda tek amacımız olağanüstü kurultayımızın toplanması. Bu mümkün olmazsa halkla birlikte yeni bir yol açacağız."
(Boğaz Medya)
📌Eğitim emekçilerimizin yaşadığı güvencesiz çalışma sorunu devam etmektedir.
📌Özel okul öğretmenleri yıllardır düşük ücretle, uzun mesaiyle, baskı, mobbing ve belirsizlikle çalışmaktadır. Öğretmenlik gibi kutsal bir meslek piyasanın insafına terk edilmiş durumdadır.
📌Özel okul öğretmenleri için taban maaş uygulaması kaldırıldı, öğretmenler patronlar karşısında yalnız bırakıldı.
📌Aynı diplomaya sahip, aynı emeği veren öğretmenler arasında ekonomik ve sosyal uçurum yaratıldı.
Bu, yalnızca öğretmenlerin değil eğitim sisteminin sorunudur, çocukların, geleceğin sorunudur.
📌Siyasi iktidarın eğitim emekçilerinin hakkını teslim etmediği, liyakati değil kayırmacılığı meşrulaştıran bu sistem adaletsizdir.
📌Bu adaletsizliğe ses yükselten, hak arayışında olan öğretmenlere kolluk kuvvetleri Meclis önünde müdahale etti ve gözaltına aldı.
📌Türkiye'nin ihtiyacı baskı, korku, yoksulluk ve keyfî yönetim değildir.
📌Türkiye'nin ihtiyacı adalet, refah, liyakat, özgürlük ve hukukun üstünlüğüdür.
2020 senesinde bu kurultayda
Parti Meclisi Üyesi oldum.
Küçük oğlum 1 yaşındaydı.
Bugün ilkokul 2’de
Bir nesil yetişmiş yahu.
Bize dediler ki haydi dönün göreve…
Olacak şey mi?
Anayasa mahkemesi kararı var.
Kurultaysız CHP’yi seçime sokarlar mı?
Olacak iş mi?
Haymana Belediye Başkanı profesyonel bir yalancıymış. Bugün anladım.
Neden?
Aday olmak isterken bana geldi.
Hocam, partiyi büyüyecekse sizlerle büyür. Biz sağdan gelmiş, soldan gelmiş bakmayız. Kazandıktan sonra rozeti çıkartmak yok değil mi dedim.
Transferi kastetmemiştim.
Rozetimi çıkarttım, kamu hizmetindeyim, CHP’li değilim falan olmasın dedim.
Yeminler, sözler, büyük büyük laflar…
Sonuç.
El öpmeler, yan çizmeler.
Kendisi için miting yaptığımız zaman başkanın performansına bakacağım başarılı çalışmalar yaparsa gelip teşekkür edeceğim başarısız olursa sizden destek istediğim için özür dileyeceğim demiştim.
Şimdi HAYMANA’ya gidip Haymanalılar’dan Levent Koç için destek istemem nedeniyle özür dileyeceğim.
Genel Başkanımız Özgür Özel ve Merkez Yönetim Kurulu’nun aldığı her karara saygılıyım.
Uğradığımız haksızlık nedeniyle içimizde fırtınalar kopsada parti disiplini içerisinde seçimle göreve gelen kurulumuzun kararlarına uyacak, her şeyin zamanını bekleyeceğiz.
Evet,
Kılıçdaroğlu yerine kayyım isterdim.
Neden?
1️⃣ Kurultayı 45 gün içinde yapmak zorunda olduğunu bilirdi.
2️⃣ CHP içinde bölünme algısı yaratılamaz, bu işin iktidarla CHP arasında olduğu daha da net gözükürdü.
3️⃣ Kayyımlığını bilir görevden alma gibi saçma sapan işlere karışmazdı.
4️⃣ MYK’cılık oynayıp komik duruma düşmezdi.
5️⃣ Genel Merkez personelini işte atmazdı.
6️⃣ Bizim tarihimizde eski genel başkanlara saygı göstermek vardır, Kemal Bey saygınlığını bu kadar kaybetmezdi.
Biz Kemal Bey’den korkuyormuşuz da o yüzden kayyım istiyormuşuz.
Hey Allah’ım…
Biz partiye kıyamıyoruz, partinin örfüne kıyamıyoruz, her şeye rağmen sen bu hallere düşme istiyoruz da ondan kayyım istiyoruz.
Ama işte, gel de anlat…
Bir de not: Kayyım kaymakam falan olmazdı. Burası belediye değil. Davayı açan tarafın talep edeceği bir parti üyesi olması zorunludur. Bu bilgiyi Kemal Bey’e 6 kere tekrarlatan danışmanların da aklına ayrıca şaşarım.
Kimse ipe un sermesin.
Mevcut delege ile olağanüstü kurultay istemiyor musunuz?
Salı günü takvimi sunarsınız.
70 gün sonra kurultayı toplarsınız.
Eylül başında güle oynaya olağan kongre bile toplanır.
Heyet kurulmuş da, takvim çıkacakmış da…
Oyalama hamleleri…
CHP’yi bölüp parçalamaya, örgüt iradesini yok saymaya ve partimizi seçimlerden uzaklaştırmaya çalışan mutlak butlancılar, Genel Merkezimizde olduğu gibi, bugün de İzmir İl Başkanlığımızın kapısını kırarak, ardından polislerle birlikte binaya girdiler.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin gücü binalardan, makamlardan ya da koltuklardan değil; örgütünden, üyelerinden ve halktan gelir.
Binalarla değil, halkla kucaklaşanlar bu yolda başarılı olacaklar. Biz de milletimizle birlikte iktidardan ve butlancılardan kurtulmak için sokakta, meydanlarda, mahallelerde kurtuluş yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Bugün Ankara’da pazardaydık; esnafımızla selamlaştık, yurttaşlarımızla sohbet ettik, pazar alışverişimizi yaptık.
Gittiğimiz her yerde aynı sıcaklıkla karşılandık; her selamda, her sohbette milletimizin desteğini bir kez daha hissettik.
Halktan uzak durup karanlık odalarda hesap yapanların anlayamadığı gerçek tam da bu:
Biz gücümüzü kapalı kapılardan, masa başı planlardan değil; milletimizin sevgisinden, güveninden ve gönlünden alıyoruz!
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Bırakalım sözü halk söylesin.
Korkmayın…
CHP için söylenmedik söz mü kaldı?
Hem parti içinden hem iktidar kanadından.
Şimdi söz halkın olmalı.
Zira herkes sözünü söyledi…
Mahkeme karar verecekmiş.
Zaten mahkemede hakim kim adına konuşuyor?
Türkiye’de mahkemelerin kararları anayasal ilke gereği “Türk Milleti Adına” verilir. Bunun dayanağı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesidir:
“Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Bağımsız ve tarafsız yargı yok, o zaman sandık en doğru çare değil midir?
Hem CHP içinde, hem erken seçimde…
Bugün Babalar Günü.
Yol uzun ve zor olduğunda insan en çok kendisine yolu öğretenleri düşünür.
Dönüp baktığımızda bize her zaman doğru yerde durmayı öğütleyen babamızı görürüz.
Başta şehit babaları olmak üzere tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Evlatlarına onurlu bir gelecek bırakmak için mücadele eden tüm babalarımıza selam olsun!
Son 24 saatte X’te okuduklarıma sadece üzülüyorum.
Allah herkesin sonunu hayırlı getirsin.
Cenazelerimiz kalabalık, nasıl bilirdiniz sorusuna verilen yanıt içten olsun.
Siyaset falan bir yana, Allah insanlığımıza zeval vermesin.