Kuran'ı, Muhammed (A.S.) yazsa idi
1- O kitapta Kendisini cennetle müjdelemez miydi?
2- O kitapla ırkını yüceltmez miydi?
3- O kitapta kendi adını sadece 4 kez mi anardı? Eşini, dostunu, arkadaşını bir kez bile anmaz mıydı? (Musa (AS) en çok adı anılan nebidir.)
4- O kitapta soyunu ,kabilesini (haşimoğullarını) yüceltmez miydi?
5- O kitapta kendisini azarlar, hatta tehdit eder miydi?
6- O kitapta açıklanması hoşuna gitmeyecek, kendisini toplumda zor duruma sokacak şeyleri açıklar mıydı ?
7- O kitapta anlamını kendisinin dahi bilmediği "mukatta harfler" (elif-lam-mim, ya-sin gibi) ayetler olur muydu?
8- O kitapta kendini Allah'ın en sevgili kulu ve Her şeyin varoluş sebebi ilan etmez miydi? (Bu iddia Kuranda yazmaz, uydurma hadislerde yer alır)
9- O kitapla kurduğu din sayesinde kendisine Saraylar, Hanlar, yaptırmaz mıydı? Sıradan hayatına devam edip, basit bir hayat yaşar mıydı ?
10- O Kitap da Ahirette Bana da Size de Ne Yapılacığını Bilmiyorum Bana Bile Torpil Yok Dermiydi. Ahkaf (9)
O Kitabı Kendi Yazmış veya Toplamışsa
Eğer Muhammed Yanımızdan Bir Söz Uydurmuş Olsa Onu Yakalar Şah Damarını Keserdik Dermiydi Hakka (44)
11- O kitap sebebiyle; herkesin en güvendiği insanken, öldürülmek istenen bir insan olmayı göze alır mıydı? Bu uğurda evinden yurdundan kovulup yine de o kitaptan şaşmaz mıydı?
12- O kitapta indirdiği dine en çok kendisi uyup, en çok kendisi ibadet eder miydi? Sadece kendisine farz olan ibadetler koyup, bu ibadetleri uydurduğu halde uygular mıydı?
CEHENNEMLİK SAHABİ
Günlerden bir gün, Allah Resûlü (s.a.v.), aralarında Ebû Hureyre’nin de bulunduğu bir grup sahabeyle otururken, dudaklarından dehşet veren şu mucizevî ifadeler döküldü:
“Aranızda öyle bir adam var ki, onun cehennemdeki azı dişi Uhud Dağı’ndan daha büyük olacaktır!”
Bu, Sâdık ve Masdûk olan Peygamber’in haberiydi. O mecliste oturanlardan biri, neûzübillâh, imandan sapacak ve ateşin en derin azabına müstahak olacaktı.
Zaman akıp geçti. O mecliste bulunanların çoğu İslâm üzere, izzetle ruhlarını teslim etti. Geriye yalnızca iki kişi kalmıştı: Ebû Hureyre ve Benî Hanîfe kabilesinden er-Reccâl bin Unfûve.
Zühdün Gölgesinde Bir Münafık Tohumu
Er-Reccâl, Peygamber Efendimiz’e bağlılığı, Kur’ân’a olan derin vukufiyeti ve bitmek bilmeyen ibadetleriyle tanınırdı. Öyle ki büyük sahâbî Râfi‘ bin Hadîc onun için:
“Reccâl’in huşûsu, Kur’ân tilavetindeki aşkı ve hayra düşkünlüğü hayret vericiydi,”
derdi.
İbn Ömer bile onu, heyetlerin en faziletlilerinden sayardı.
Ancak Ebû Hureyre’nin kalbinde, bir dağ gibi büyüyen o nebevî uyarı asla silinmedi. Reccâl’in namazını, orucunu ve zühdünü gördükçe, kendi adına dehşete kapılıyor; o korkunç haberin muhatabının kendisi olmasından endişe ediyordu.
Yalancı peygamber Müseylime, Yemâme’de nifak tohumları ekip halkı kandırmaya başlayınca, Hz. Ebû Bekir bu azgın fitneyi bastırmak ve halkı irşat etmek için Reccâl bin Unfûve’yi görevlendirdi. Reccâl, bir zamanlar dizinin dibinde oturduğu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mesajını taşıyacaktı.
Fakat Yemâme’ye vardığında, Müseylime onu altınlarla, saltanat vaatleriyle ve dünya malıyla karşıladı. Fakir bir bedevî olan Reccâl’in gözlerini dünya hırsı bürüdü; secdeyle aşınmış alnındaki nur, altının parıltısına yenik düştü.
Reccâl, yalnızca dinini satmakla kalmadı; tarihin en büyük yalanlarından birini uydurdu:
“Ben bizzat işittim; Muhammed dedi ki: Müseylime, benim peygamberlikteki ortağımdır!”
Halk, onun Peygamber sahabesi olduğunu bildiği için bu yalana kandı. Bu ihanet, M��seylime’nin ordusunu kırk bin kişiye ulaştırdı. Reccâl, fitnenin baş mimarı olmuştu.
İslâm ordusu, Hâlid bin Velîd komutasında Yemâme’ye yürüdü. Ordunun içinde bir isim daha vardı: Vahşî bin Harb. Uhud’da “Allah’ın Aslanı” Hz. Hamza’yı şehit eden, fakat sonra hidayetle şereflenen Vahşî, bu büyük günahın kefareti için yanıp tutuşuyordu.
Kendi kendine ant içmişti:
“Câhiliyede insanların en hayırlısını öldürdüm; İslâm’da da insanların en şerlisini öldüreceğim!”
Savaş meydanı kan gölüne döndü. İlk başta Müslümanlar sarsılsa da Kur’ân ehlinin haykırışlarıyla saflarını sıklaştırıp hücuma geçtiler. O dehşetli günde Vahşî, mızrağını bu kez Müseylime’ye fırlattı ve onu yere serdi.
O kargaşa içinde, bir zamanlar Kur’ân bülbülü olan, geceleri kıyamda geçiren er-Reccâl bin Unfûve de kılıç darbeleriyle, küfür üzere can verdi.
Son Söz: Ebû Hureyre’nin Secdesi
Reccâl’in mürtet olarak öldüğ�� haberi Medine’ye ulaştığında, Ebû Hureyre hıçkırıklara boğularak şükür secdesine kapandı. Artık emindi: Peygamber’in bahsettiği o talihsiz kişi kendisi değildi.
Bu kıssa, kulun kalbine saplanan bir hançer gibi uyarır:
İbadetine güvenme, ameline mağrur olma!
Zira son nefes, Levh-i Mahfûz’daki sırrın tecellisidir.
Bir zamanlar Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî, hidayet ve şehadetle yücelirken; Peygamber’in dizinin dibinde yetişen Reccâl, bir avuç dünya malı uğruna ebedî karanlığa yuvarlanmıştır.
Rabbimizden niyazımız; bizleri hidayet üzere sabit kılması ve son nefesimizi iman üzere vermeyi nasip etmesidir.
Arapçadan tercüme:
Abdülhamid Doğan
Hayatını hiçe sayarak insanların hayatını kurtarmaya çalışan kendi evladını şehit veren bir kahraman doktor olan Ebu Safiye'nin serbest bırakılması insanlık gereğidir. Dünyadaki bütün doktorlar da bu değerli meslektaşlarına sahip çıkmalı. #FreeDrHussamAbuSafiya
ISRAIL ŞOK OLDU ‼️
Bugün Hamass'ın serbest bıraktığı Israılli esir Alexander Turbanov’ın şu açıklamaları ışgalcı Israıl’de şok etkisi yaptı :
“Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, maruz kaldığınız saldırganlık ve suçlara rağmen, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanlığa ve değerlere saygının anlamını sizden öğrendim.
Siz özgür kuşatılmış olanlardınız, ben tutsaktım ve siz hayatımın koruyucularıydınız. Bana şefkatli bir babanın çocuklarına gösterdiği gibi baktınız. Sağlığımı, onurumu ve zarafetimi korudunuz ve toprakları ve gasp edilmiş hakları için savaşan adamların pençesinde olmama ve ülkemin hukumeti tarafından kuşatılmış bir halka karşı en igrenc soykırımı gerçekleştirmelerine rağmen açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.
Erkekliğin anlamını sizde gözümle görene kadar bilmiyordum ve fedakarlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölumu gülümseyerek karşılayıp, oldurme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belagatli ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlakınız karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı ifade edecek kelimeler bulamayacağım.
Dininiz size esirlere karşı hep böyle çok iyi davranmanızı mı öğretiyor ?
Bu ne büyük dindir ki, sizi bu kadar yüce bir mertebeye eriştirir ki, karşısında insan yapımı bütün insan hakları kanunları çöker, düşmanlarla mücadele protokolleri ��öker.!
En zor anlarda yalan sloganlarla değil, yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz, en karanlık koşullarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.
İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem ancak sizin saflarınızda bir mucahıt olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece bu toprağın değil, aynı zamanda ilkenin ve haklı davanın da sahipleri olduğunuzu anladım.”
#Gazze 🇵🇸‼️
Şarm El Şeyh’de yürütülen ve Türkiye olarak bizim de katkı sağladığımız Hamas-İsrail görüşmelerinin Gazze’de ateşkesle sonuçlanmasından büyük memnuniyet duyuyorum.
İsrail hükûmetinin ateşkese teşvik edilmesinde gerekli siyasi iradeyi ortaya koyan ABD Başkanı Sayın Trump başta olmak üzere, anlaşmaya varılmasında önemli destekleri olan kardeş ülkeler Katar ve Mısır’a hassaten teşekkür ediyorum.
Türkiye olarak anlaşmanın harfiyen uygulanmasının yakın takipçisi olacak ve sürece katkı sunmaya devam edeceğiz.
Aynı şekilde Filistin’de 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devleti kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bu vesileyle, 2 yıldır tarifsiz acılar çeken, gayriinsani koşullar altında hayat ve haysiyet mücadelesi veren; evladını, anasını, babasını, akrabasını, arkadaşını kaybeden, yaşadıkları tüm trajedilere rağmen izzetli duruşlarından taviz vermeyen Filistinli kardeşlerimi en kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum.
Rabb’im Filistinli kardeşlerimizin yâr ve yardımcısı olsun; Rabb’im şehitlerimizin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin.