Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı engellenemez.
Bu haydutluk her şeyden önce 2 milyar Müslüman’ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. İslam dünyasının buna en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifesidir.
Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir.
Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın içinde bulunduğu Harem-i Şerif, 144 dönüm alanıyla sadece Müslümanlara aittir ve bir bütündür.
Bunu kimsenin zedelemesine izin vermeyiz.
Mescid-i Aksa bizim kırmızı çizgimizdir, ebediyete kadar da inşallah böyle kalacaktır.
İsrail, Harem-i Şerif’in kutsiyetini ve bütünlüğünü tehdit eden taciz, baskın ve provokasyonlarına derhâl son vermelidir.
Türkiye olarak coğrafyamızdaki hiçbir şımarıklığa, zulme, hiçbir hukuk ve kural tanımazlığa sessiz kalmadık, bundan sonra da sessiz kalmayacağız.
İSKİ skandalından tam 32 yıl sonra, tek parti faşizminden ise 80 yıl sonra bu millete yeniden bir dejavu yaşattılar.
Tek parti döneminde sandığın neye hizmet ettiğini, güya seçim denilerek yıllarca nasıl bir tiyatro oynandığını dün bizzat görmüş olduk.
CHP’nin demokrasi anlayışının açık oy, gizli sayım komedisinin bir adım ötesine geçemediği tekrar ispatlanmıştır.
Aradan geçen 80 yıla rağmen zerre kadar değişmediklerini 85 milyona tekrar hatırlatan CHP’nin kendi çalıp kendi oynadığı oyunu tebessümle izlemeye devam edeceğiz.
Son 5 gündür tanık olduklarımız şu gerçeği bir kez daha göstermiştir:
Türkiye gibi büyük bir ülkenin basiret, vizyon, kalite açısından çok küçük, çok iptidai, çok çapsız bir ana muhalefet partisi vardır.
Bunlara belediye büfesi bile teslim edilmeyeceği tekrar ortaya çıkmıştır.
CHP’ye çökmüş bir avuç paragözün asırlık partiyi parmağında oynatması, “Gazi’nin emaneti” diyerek CHP’ye oy veren insanlarımızı da üzüyor.
Emin olun, samimi CHP’li vatandaşlarımız da İSKİ skandalından 32 yıl sonra aynı rezilliklere tekrar şahit olmayı içlerine sindiremiyor.
Yahya Sinvar siyonist katillerce şehit edildi.
Yatağında ölmekten korkanlara şehadet ölümsüzlüğü…
Ne büyük baht…
Mekanın cennet, makamın âli olsun.
Yüce Mevla rahmet eyleye🇹🇷 🇵🇸
Sevgili arkadaşlar, ufak bir hasbihal edip biraz başınızı ağrıtacağım. Vaktinizi ayırıp okursanız memnun olurum.
Efendim, bazı genç kardeşler beni tiyatrocu, senarist falan olarak tanıyor. Bilenler bilir 80'li yılların efsane mizah dergisi Gırgır ve daha sonra Hıbır'da yirmi yılı aşkın karikatüristlik yaptım. Daha sonra Ulvi Alacakaptan, Şafak Tavkul, Ragıp Derin, Mehmet Şevket Eygi, Nabi Avcı, Fatih Kaçan, Selim Sener, Sadık Pala, Mümin Durmaz, İbrahim Sadri, Alper Ocak, Alpay Ocak, Cem Uygun gibi kıymetli isimlerin desteği ile, kendi değerleri ile kavgalı, argo, küfür ve erkek cinselliğine boğulmuş mizah dergilerine alternatif olarak USTURA mizah dergisini çıkardık. Zor şartlarda, yazan ve çizen sanatçı dostların engin anlayışı ile tam 168 hafta yayınlandık. Ustura, bize muhalif olanların da hakkını verdiği gibi, o zamana kadar muhafazakar camiada çıkan en kaliteli mizah dergisi oldu. Tabii burada, ekonomik şartlar yüzünden tam kapanacakken Yeni Şafak camiasının desteğini zikretmek gerek. Onlara teşekkür borçluyuz.
Ustura dergisi 168 hafta dayandı, sonra yayın hayatına "elveda" dedi.
Hasılı;
Şu sıralar gene bir maceraya atıldık. Usta çizerler ve genç arkadaşlarla @CukkMizah adıyla bu toprağın kültürü ile yoğrulmuş, küfür, hakaret ve aşağılama olmadan da eleştiri yapılabileceğini göstermeye gayret eden, bu milletin yüzlerce yıllık seyirlik köy oyunlarını, Saya geleneğini, Nasreddin Hoca'larını, Karagöz gösterilerini, İncili Çavuş'larını, Bekri Mustafa'larını, Keloğlan'larını, Evliya Çelebi'lerini asli kaynak olarak alıp ondan beslenen bir mizah portalı yapmaya başladık.
Üstelik mizah dergisi gibi mangırla satılmıyor. Beleşe. 😊
Dileğimiz, bundan yıllar önce Ustura macerasında olduğu gibi, uzun haftalar boyunca beraber olmak, kaliteli mizahı paylaşmaktır.
Hoş kalınız, hoşça kalınız.
(Bu yazının altına üşüşecek olan kımıl zararlılarını kaale almayınız. Lüzumsuzlara etkileşim vermeyiniz.)
Bugün 7 Ekim... Tam 365 gün önce hayatta olan, çoğu çocuk ve kadın 50 bin kardeşimiz vahşice katledildi. Gazze'deki hastaneler, farklı inançlara ait ibadethaneler, okullar artık ayakta değil. Pek çok gazeteci, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, barış elçisi artık aramızda değil.
Gazze'de, Filistin'de, bugünlerde Lübnan'da ölen sadece kadınlar, çocuklar, bebekler, masum siviller değil; aynı zamanda insanlıktır, insanlığa hizmet etmesi beklenen kurumlardır, uluslararası sistemdir...
Tam 1 yıldır dünyanın gözü önünde, canlı yayında katledilen aslında tüm insanlıktır, insanlığın geleceğe dair tüm umutlarıdır.
Katil İsrail hükûmetinin 7 Ekim'den bu yana katlettiği on binlerce insanı bugün hüzünle yâd ediyor; eşlerini, çocuklarını, ailelerini kaybeden yüreği yaralı Gazzeli, Filistinli, Lübnanlı kardeşlerime en kalbî taziyelerimi iletiyorum.
İsrail'in uzun yıllardır süren soykırım, işgal ve istila politikası artık bir son bulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki İsrail 1 yıldır uyguladığı, hâlen de devam etmekte olduğu bu soykırımın bedelini er ya da geç ödeyecektir.
Hitler nasıl insanlığın ortak ittifakıyla durdurulduysa Netanyahu ve cinayet şebekesi de aynı şekilde durdurulacaktır.
Gazze soykırımının hesabının sorulmadığı bir dünya huzura kavuşamayacaktır.
Türkiye olarak bedeli her ne olursa olsun İsrail hükûmetinin karşısında durmaya, dünyayı da bu onurlu duruşa çağırmaya devam edeceğiz.
Uluslararası İlişkiler Dinamiği ve Türkiye
Gelişmeler dikkate alındığında, büyük kapışmaların olacağını söylemek mümkün. Bu kapışmalardan sağlıklı çıkmanın yolu ise kapasite, kaynak, vizyon ve iradenin doğru tanımılanması. @kritik_bakis için yazdım…
https://t.co/hnYOrs1QzN
Küresel güçler, FETÖ’cüler ve Türkiye muhalefeti, çok doğrudan bir politika belirleyerek, Erdoğan’ın nüfuzunu yok edersek Türkiye’yi tekrar teslim alabiliriz düşüncesiyle, Erdoğan hakkında akla hayale gelmeyen iftiralar, hakaretler ve karalamalar yapıyor; insanların muhakeme yapmadan Erdoğan düşmanı olmalarını sağlıyorlar. Bütün politikalarını ve beceriksizliklerini bunun üzerine bina ettiler.
AK Partililer ise, nasıl başardılarsa, dünyada mazlum milletler ve ülkemiz adına bir özgüven devrimi oluşturan Erdoğan’ın arkasında giderken, onu taklit etmek yerine ezik, tedirgin sözler söylemekten çekinen, ontolojik olarak yenilgiyi kabul etmiş ve Hristiyanlıktaki ilk günahı işlemiş gibi doğuştan suçlu psikolojisiyle davranıyorlar. Türkiye’de CHP’liler, laikler, masonlar ve birçok solcu kendilerini kazananlardan yana Batı medeniyetinin temsilcisi gördükleri için, kendilerinin dışında herkesi aşağılayıp ötekileştiriyorlar. Erdoğan, 100 yıllık ötekileşmeye meydan okuyarak bir özgüven devrimi inşa etti; fakat Erdoğan’ın özgüveni ne kadar yüksekse, onu temsil edenler yenilgi psikolojisi içerisindeler.
https://t.co/DZ7IL07cWM
Genel Başkan Yardımcımız, Ar-Ge ve Eğitim Başkanımız Sayın @mustafasenbd, partimizin 23'üncü kuruluş yıl dönümü sebebiyle canlı yayın programlarına konuk olacaktır.
📡 13.00 Bengü Türk
📡 13.15 Akit TV
📡 13.40 A Haber
Mısır’da, El Ariş Limanı’nda ve Refah Sınır Kapısı’nda yürütülen çalışmaları Mısırlı yetkililerle birlikte inceledim.
Türkiye, Gazze’ye en fazla insani yardım yapan ülke konumundadır. Fakat burada bulunma amacımız, Türkiye’nin yardımlarını konuşmak değil, Gazze’de yaşanan soykırımı dünya kamuoyunun dikkatine getirmektir.
İsrail’in sınır kapısını kapatması, yardım konvoylarını hedef alması, insani yardım çalışanlarını katletmesi, hasta ve sivil tahliyelerini engellemesi, binlerce kamyon yardım malzemesinin çürümesine sebep olması insanlığa karşı bir suçtur ve sınırın öbür tarafında yürüttüğü soykırımının ilk aşamasıdır.
İsrail yönetiminin bu zulmüne dünya sessiz kalmayı bırakmalı, yardımların Gazze’ye engelsiz ve kesintisiz ulaştırılması için daha fazla çaba göstermelidir.
Devletiyle, vatandaşıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla Türkiye olarak sonuna kadar Filistinli kardeşlerimizin yanında duracak, ahlaki ve insani vazifemizi hakkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz.
YA GAVURA TESLİM OLACAĞIZ; YA DA BÜYÜK BİR İMPARATORLUK KURACAĞIZ
Uzun zamandır kafamı meşgul eden bir konu vardı: İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım karşısında İslam ülkelerinin duyarsızlığı. Bu konu, daha bir önemli hale geldi. Arap-İsrail savaşlarından sonra uzun yıllar Arap devletleri, meşruiyetlerini ABD’den aldıkları korumanın dışında Filistin davasına verdikleri destekle sağlıyordu.
Hangi devlet başkanı Filistin’e ne kadar yardım etti, kim Filistinlilere ev sahipliği yaptı, kim Arafat’a diplomatik alan açtı; bütün bunlar Arap devletlerinin halklar nezdinde meşruiyetini sağlıyordu.
Diğer taraftan, bütün dünyada sağ-sol çatışmalarında ve entelektüel ortamlarda taraf olmanın anlamı; sol Filistin’den yana, sağ ya da ABD’nin safında olanlar İsrail’den yana tutum takınıyordu
ABD’nin Ortadoğu eyaleti olan İsrail, aynı zamanda kurmuş olduğu Siyonist tekelle ABD’nin de yöneticisi. Bu yaklaşımı birkaç cümleyle açmak lazım. Siyonist Yahudiler dünyada finans gücünü elinde bulunduruyor; bu tekel medya ve ticaret tekelini doğuruyor ve bu iki tekel doğrudan ABD siyasetini zapturapt altına alıyor. Bugün Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti’nin kongre üyelerinin %80’i İsrail lobi şirketleri tarafından yönetilip denetlenmektedir.
* Kongre üyesi İsrail’e karşı çıkarsa bir daha seçilemez.
* Sinema sanatçısı İsrail aleyhine bir cümle kurarsa hayatı kararır.
* Ünlü bir şarkıcı Siyonizm çıkarlarına ters gelen bir cümle kurarsa sahne alamaz.
* Bir gazete ya da gazeteci Siyonist çete hakkında bilgi veremez.
* İsmail Haniye suikastı ile ilgili BBC’de haber yoktu; düşünsenize, dünya bu haberle çalkalanıyor.
Ortaçağ’da Engizisyon ve Papalığın kontrol altına almış olduğu Hristiyan kitleler bugün Yahudilerin boyunduruğu altında hiçbir konuda hak sahibi değiller.
Müslüman ülkelerin diktatörler eliyle yönetilmesi ve sürekli işgale uğramalarından dolayı ABD ve İsrail sistematik bir şekilde işgali derinleştirirken, özellikle Suudi Arabistan, BAE, Ürdün bu savaşta İsrail’in safına geçmiş durumda ve kendi halklarının ne dü��ündüğü hiçbirisinin umurunda değil.
Osmanlı Devleti bir yıkım ihtimali ile karşı karşıya gelince, devleti var etmek için yeni fikir akımları oluşturmuş; Yusuf Akçura’nın tasnif ettiği üç tarzı siyaset bütün yönleriyle tartışılmış ve taraftar bulmuştur. İslamcılık, milliyetçilik ve batıcılık bugün Türkiye Cumhuriyeti siyaseti içerisinde canlı bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Zaman zaman birisi, zaman zaman öteki, zaman zaman üçü birlikte siyasetimizde etkili olmaktadır.
Bugün geldiğimiz noktada iki konuyu tartışabiliriz. İnsanlığın geleceği için bir kurtuluş ideolojisi ortaya atacak olsak, Türkiye’nin nüfuzunun genişlemesiyle birlikte bir imparatorluk mu yoksa ittihad-ı İslam mı?
İbn-i Haldun’un bir cümlesini çok tekrarlarım: “Su nasıl suya benzerse, milletlerin geleceği geçmişine benzer.”
Dünyada kurulmuş bütün imparatorlukların yarıdan fazlasını kurmuş ve son imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu’nu medeniyete dönüştürmüş bir milletiz.
ABD Kongresi’nde 40.000 sivili katleden, katliamcı, soykırımcı, içine Hitler’in ruhu kaçmış bir adamı kongre üyelerinin ayakta alkışlaması insanlığın en kara günüdür. İnsanlık namına sessiz kalabilirsiniz, korkarsınız, elinizden bir şey gelmez. Fakat Hitler’i ayakta alkışlamak insanlığın sonunu getirir.
Tarih boyunca bu millet kurmuş olduğu imparatorluklarda adaleti, merhameti, hakkaniyeti gözetmiş ve “adalet devleti” olarak nam salmıştır. İslam’ın vahye dayalı ölümsüz ilkelerinden beslenen bu medeniyet, aynı zamanda Türklerin binlerce yıllık adet, gelenek ve hakkaniyetli yönetim ülküsünü benimsemiştir.
Batılıların 300 yıldır başardığı bir şey var; kendilerini işgal, kan ve sömürgeye dayalı zihniyetlerini Tanrı buyruğu kadar kutsal hale getirirken, karşılarındaki bütün dinleri, bütün medeniyetleri aşağılamayı, yok saymayı ve o medeniyete dayalı bütün değerleri unutturmayı başarmışlardır.
Batı dünyası hiç adaletli olmadı fakat zalimliklerini örtmeyi başardılar. Son dönemlerde ne işgallerine ne zalimliklerine ne soykırımlarına kılıf dahi bulamıyorlar.
Dünya çok kutuplu bir sürece evrilecek; bırakın başkalarına hükmetmeyi, bu dünyada Türklerin, Müslümanların ve mazlum milletlerin hakkını, hukukunu koruyacak bir imparatorluk büyüklüğünde bir güce ihtiyaç var.
Hristiyanlık hukuku olmayan bir dindir; onun için Yahudiliğin boyunduruğu altındadır. Yahudilik din olmaktan ziyade Siyonist sapkınlığın adresi olmuştur. Düşünsenize, İslam dünyasının tamamının CIA’nın ürettiği DEAŞ gibi bir örgüte dönüştüğünü; bugün Yahudilik doğrudan DEAŞ kafasına teslim olmuştur.
İslam bir din olarak kıyamete kadar var olacağına göre, bizim insanlığa ilham verecek tarihi, kültürel ve inançtan dolayı sağlam kodlarımız var. İnsanlığın selameti için bir imparatorluk rüyasının peşine düşmeliyiz ve ütopya adalet devleti olmalıdır.
Bu maddi medeniyet son bulacak; maddeye ve servete dayalı medeniyetin son fotoğrafı, eşcinselleri ve sapkınları Hz. İsa’nın sofrasına oturtmak oldu.
Duymaz olmuşsa kulaklarımız göklerin muştu sesini; elbet kıracağız bir gün bu ihanet kelepçesini. Görelim Mevla neyler.
https://t.co/bLALxVG8gg