Azerbaycan'a bakalım mı biraz?
Baştan belirteyim, gerçekler acıdır.
Yakın tarihin en trajik olayı:
Aliyev'in Karabağ savaşından önce yıllarca Erdoğan ve Türk ordusuna methiyeler dizmesi,
Bu süreçte Ermenistan ile Türkiye arasındaki her gerilimde Türkiye'yi körüklemeye çalışması,
Nihai,
Türkiye'nin yıllar süren ordu eğitimi, teknolojik desteği ve dünya tarihine geçen eşsiz savaş doktrini sayesinde (EVET SAYESİNDE) Karabağ'ın alınması sonrası;
Erdoğan'ın 2024 yılında Gazze soykırımı sebebiyle İsrail'e yönelik;
'Karabağ'a nasıl girdiysek, Libya'ya nasıl girdiysek, aynısını yaparız' açıklamasının hemen ardından;
Aliyev başta olmak üzere Azerbaycan siyasi elitlerinin anında (ve 180 derece) tavır değiştirmesi olmuştur.
O gün bugündür Türkiye ile Azerbaycan arasında örtülü ancak derin bir gerilim/çatlak oluşmuştur -ki- bu bugün dahi hala devam etmektedir.
Bunun tek sebebi ise,
Erdoğan'ın İsrail'i hedef aldığı cümlede Karabağ'ı örnek vermiş olması ve Aliyev'in bu konuyu -nedense(!)- gereğinden fazla büyüterek adeta gurur meselesi haline getirmesidir.
Bugün pek hatırlanmasa da,
Erdoğan'ın bu söyleminden sadece 4 gün sonra Azerbaycan günlük resmi gazetesinde Türkiye'ye karşı adeta bir ultimatom metni yayınlanmış;
Türk ordusunun Karabağ savaşındaki katkısı net olarak yok sayılırken,
İHA'ların parasının her bir kuruşunun verildiği ısrarla söylenmiş ve
Karabağ zaferinin sadece Aliyev'e ait olduğu sert bir şekilde ifade edilmişti.
Zaten devamında da Aliyev Erdoğan ile aylarca resmi olarak görüşmemişti.
Dolayısıyla Aliyev'in İsrail ve çıkarları söz konusu olduğunda kendini kaybedecek derecede fevrileşen tavrı yeni değildir.
Bugüne gelirsek:
İsrail ile masaya oturursun, tamam.
Ulusal çıkarındır ya da idelojik olarak yakınsındır, peki.
Ancak eğer İsrail'in Sünni eksenine karşı tanıttığı Altıgen İttifakı'nın (adı şimdilik söylenmeyen) Kafkas ayağı/ülkesi olarak kendini kodlatmaya müsade edersen,
Finalde bunun bedeli çok çok ağır olur.
İsrail'in küresel sistemde ipi zaten çekilmiş, sadece henüz ilan edilmemişken,
İradeni bu denli Siyonizme -bile isteye- teslim edersen,
Giderken seni de yanında sürüklemeyi çok iyi bilir.
Özellikle son 40 yıldır Sünni İslam eksenini parçalamak için İsrail/ABD'nin taşeronluk verdiği İran,
Bugün -görevi bittiği için- nasıl hedefe konuldu ise,
Yarın bir benzerinin başına gelmeyeceğinin garantisi -Türkiye dışında- olmayacaktır.
Türk Devletinin aklı, sabrı, anlayışı, dostluğu ve himayesi oldukça geniş ve değerlidir.
Ancak asla sınırsız, tavizkar, ya da kendi güvenliğini hiçe sayacak/macera arayacak ölçüde de değildir.
Birkaç nahoş örnek üzerinden kimse büyük AK Parti ailesini, hele hele bizim ortak değerlerimizi kötüleme çabası içine girmesin.
Dün de ifade ettim: Biz başkalarına benzemeyiz.
Onlar baklava kutularında rüşvet alanlara sahip çıktılar, belediyeleri arpalığa çevirenlere sahip çıktılar.
Yolsuzluğu, arsızlığı, iltiması, irtikâbı, her türlü kirli, pespaye ilişkisi ortaya saçılanlara sahip çıktılar.
İstanbul’u soyanlara sahip çıktılar. Hırsıza, yolsuza, dolandırıcıya, şantajcıya sahip çıktılar.
Daha bizim söylemeye edebimizin el vermediği türlü kepazelikleri, türlü rezillikleri yapanlara yüzleri kızarmadan sahip çıktılar.
Şimdi çıkmış, kendi kapkara sicillerine bakmadan bir de bize ahlak dersi, siyasi etik dersi vermeye kalkıyorlar.
Onlara diyorum ki hadi oradan.
Siz bu milleti kendiniz gibi balık hafızalı mı sandınız?
Siz önce bir aynaya bakın, arının, içinizdeki çürükleri bir ayıklayın; şayet etrafınızda hâlâ birileri kalırsa sonra çıkıp bize akıl vermeye cüret edin.
Bu hareketin kendisiyle kaim olduğuna inanan varsa büyük bir yanılgı içindedir.
“Ben olmazsam bu hareket olmaz” diyen, böyle düşünen varsa çok büyük bir gaflet içindedir.
Yaptığı hatanın sadece kendisiyle sınırlı kaldığına, sadece kendi şahsını bağladığına inanan varsa aynı şekilde büyük bir yanlışın içindedir.
Biz bu yola kimsesizlerin kimsesi olmak için çıktık.
Biz bu partiyi şehrin kenar mahallelerinde onuruyla hayata tutunmaya çalışan, helalinden kazanıp helalinden harcayan, eski sistemin dişlileri arasında ezilen o gariplerin, o yoksulların hakkını, hukukunu, namusunu savunmak için, onların başını daima dik tutmak için kurduk.
AK Parti, 14 Ağustos 2001’de yoksulların, mağdurların, mazlumların, yolda kalmışların, itilmişlerin, ötelenmişlerin, unutulmuşların partisi olarak yola revan olmuştur; AK Parti’nin misyonu çeyrek asır boyunca zerre kadar değişmemiştir, inşallah hiçbir zaman da değişmeyecektir.
Biz evelallah buna müsaade etmeyeceğiz.
Millete, ümmete ve insanlığa hizmet davamızla aramıza kimse giremez, giremedi, bundan sonra da giremeyecek.
Bugün bir kez daha söylüyorum:
Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören; insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız.
Ne yaparlarsa yapsınlar geri adım atmayacağız.
Günde uyuduğu 3 saatlik uykuyla Memleketi için Dünya ile savaşan bu Adama Hainlik yapan kim var ise Allah Belasını versin.!!
@RTErdogan
Seninleyiz Reis☝🏻
SORGULAMAK LAZIM.
100 yıllık bir ülkede;
📌İlk nükleer santrali
📌İlk arabayı
📌İlk uçağı
📌İlk helikopteri
📌İlk gazı
📌İlk uçak gemisini
📌İlk füzeyi
📌İlk İHA - SİHA'yı
📌İlk hızlı treni
📌İlk hava savunma sistemini
100 yılın sonunda biri çıkıp yapıyorsa, daha önce ekonomi nerelere harcandı sorgulamak lâzım. ❗
📌Çinli Profesör Jiang'dan Türkiye hakkında çarpıcı analiz:
💢Türkiye: Kimsenin Dikkatini Çekmeyen Gerçek Krallık Yapıcı
💢Hiçbir taraf Türkiye'yi düşman edinmeyi göze alamıyor.
💢Türkiye'nin coğrafyası, belki de şu anda dünyadaki herhangi bir ulusun en olağanüstü stratejik varlığı.
💢Türkiye, her taraf için o kadar vazgeçilmez hale gelecek ki, bu savaş sonunda müzakere yoluyla çözüme ulaştığında tüm yollar Ankara'dan geçecek.
💢İletişim kanalları Türk olacak.
Yer işaretlerine ekleyelim
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, yeni atanan Emniyet Genel Müdür Yardımcıları ve İl Emniyet Müdürleri ile bir araya geldi.
Bakan Çiftçi, emniyet müdürlerine 10 talimat verdi:
1. İlk otuz gün içinde şehrin huzur ve risk haritasını çıkararak personeli, devriyeleri ve operasyonları bu tabloya göre planlayacaksınız.
2. Yeni nesil suç örgütlerine ve uyuşturucuya karşı, arz zincirini ve arkasındaki yapıyı kaynağında kurutarak tavizsiz müdahale edeceksiniz.
3. Sokaktaki suçun dijital izini ve dijital tehdidin sokaktaki karşılığını takip etmek için sokağı ve dijital dünyayı birlikte yöneteceksiniz.
4. Okul güvenliği başta olmak üzere riskli mahalleleri, çarşıyı ve sokakları yakından takip ederek sürekli sahada ve vatandaşla temas halinde olacaksınız.
5. Mağdurun yanında devletin gücünü ve şefkatini hissettirerek kadına, aileye, çocuklara karşı suçlarda ve kayıp vakalarında hiçbir ihmale müsaade etmeyeceksiniz.
6. Suçla mücadelede şartlar ne olursa olsun bütün gücü hukuktan alacak; ölçüsüz güce, kötü muameleye ve keyfiliğe asla yer vermeyeceksiniz.
7. Personelinize sahip çıkacak, çalışma şartlarını ve sorunlarını takip edecek, usulsüzlüğe ve disiplinsizliğe asla izin vermeyeceksiniz.
8. Valiler ve kaymakamlar koordinesinde; emniyet, jandarma, adli ve diğer kurumlarla kesintisiz bir ortak güvenlik aklı ve koordinasyon kuracaksınız.
9. Başarıyı sadece operasyon sayısıyla değil; suçun azalması ve vatandaşın kendisini güvende hissetmesiyle ölçeceksiniz.
10. Güvenlik iletişimini etkin yöneterek bilgi boşluğunu söylentiye, manipülasyona ve dezenformasyona bırakmayacaksınız.
🚨Malezya başbakanı, Erdoğan ve Türkiye hakkında konuştu.
Bakın elin oğlu taa ordan Erdoğan'ın ne kadar büyük bir vizyona sahip olduğunu anlatıyor.
İyi dinleyin ve anlamaya çalışın
🔹️Yer işaretlerine ekleyelim mümkünse ve Paylaşalım.
Eğer Birleşmiş Milletlere olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir:
Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. #UNGA81
Lübnan’da çocuklar, gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak.
Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek.
Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak.
Birleşmiş Milletlere güven, ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.
190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir.
Güvenlik Konseyi, dünya 5’ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin:
(Öğretmenlere önlük düzenlemesi)
Veliler "Okula gidiyoruz, öğretmenle öğrenciyi kıyafetinden ayırt edemiyoruz, çok farklı kıyafetle bizi karşılayan öğretmenler var" diyor.
Bir başka ülkenin bayrağını taşıyan tişörtle derse giren, farklı dillerde yazılar olan, farklı siyasi ya da toplumsal sembollere atıfta bulunan mesajlar veren kıyafetler...
Bunların hepsi öğretmen itibarını zedeleyen şeyler.
RUSLAR: "TÜRKLERDE S-400'ÜN VİDASINI DAHİ ÜRETECEK TEKNOLOJİ YOK!"
Türkiye, zamanında S-400 hava savunma sistemlerini satın alma sürecindeyken Rusya’ya "Bu sistemi birlikte üretelim, teknoloji transferi yapalım" teklifinde bulunmuştu. O dönem Rus yetkililer bu teklifi adeta alayla karşılamış, "Sizde bu füzelerin vidasını dahi üretecek teknoloji yok" diyerek kapıyı yüzümüze kapatmışlardı.
Buna rağmen o dönem bu sistemleri aldık. Sırf bu hamle yüzünden, havacılık tarihinin en büyük ortak projelerinden biri olan F-35 programından çıkarıldık. Sadece ortaklıktan atılmakla kalmadık, parasını ödemek istediğimiz F-35 uçaklarını dahi bize satmadılar.
Lakin bugün kartlar tamamen yeniden dağıtıldı ve durum bambaşka bir hal aldı!
Bugün Ruslar da dahil tüm dünya, bizim yerli ve milli olarak ortaya koyduğumuz S-300V4 hava savunma sistemimize büyük bir hayranlıkla bakıyor.
Bizim bu yerli S-300V4 sistemimiz 600 km menzile sahip. S-400'ler ancak 26-30 km yüksekliğe çıkabilirken, bizim sistemimiz 50 km irtifaya kadar ulaşıyor ve gözüne kestirdiği avını doğrudan stratosferde avlıyor!
Üstelik sistemimizde aynı anda çalışan 3 farklı radar var ki bu dünyada tektir:
Birinci Radar: Yaklaşan balistik füzeleri ve seyir füzelerini tarayıp arıyor.
İkinci Radar: Uçak, helikopter gibi hava araçlarını anlık olarak takip ediyor.
Üçüncü Radar: Füze bataryadan çıktığı an, adeta bir av köpeği gibi anbean hedefe kilitleniyor. Yön değiştiren, numara yapan veya manevra çeken 8 Mach hızındaki hipersonik füzeleri dahi şaşırtarak stratosferin tepesinde avlıyor.
Dün "vidasını bile üretemezler" diyenler, bugün bizim bu yerli S-300V4 sistemimizin tek bir çipinin, tek bir yazılımının muadilini bile yapacak teknolojiye sahip değiller. Bu sistem dünyada şu an bizden başka kimsede yok!
Profesör, şimdi tam sizin istediğiniz gibi taşlar yerine oturdu.
"Sizi gözü gibi koruyan, sizin için tüm gücünü kullanan büyük bir devletiniz var.
Biz; hangi görüşe, kökene, gelir grubuna ait olursa olsun, hiçbir evladımızı sokakta bulmadık, sokakların insafına da terk etmeyiz.”
@RTErdogan
12 Eylül Askerî Darbesi’nin 46’ncı yılında, o meşum günlerde mağdur edilen, eziyet gören, haksız yere idamla yargılanan vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları hâlen yüreğimizde hissediyoruz.
Ülkemizin geleceğine kurulan bir tuzak olan 12 Eylül’ün insanımıza yaşattıklarını asla unutmayacağız.
Kalkınma yolculuklarımızın darbelerle sekteye uğratılmasına bir daha izin vermeyeceğiz.
Ülkemizde sadece iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin en bariz örneği, şehir hastanelerimizdir.
Milletimizin “yapandan Allah razı olsun” dediği bu hastaneler, maalesef ilk günden itibaren muhalefetin eleştiri oklarının hedefi oldu.
“İsraf” dediler, “bu hastanelere ne gerek var” dediler, “sağlık sistemine hançer vuruyorlar” dediler…
Hiçbir şey bulamadıklarında ise hastanelerimizi “büyük” diye eleştirdiler.
“Ne gerek var” dedikleri şehir hastaneleri, bilhassa yüzyılın sağlık krizi olan koronavirüs salgınıyla mücadelemizde çok önemli misyonlar üstlendi.
Yetersiz sağlık hizmeti sebebiyle insanların göz göre göre can verdiği sahnelerin hiçbiri hamdolsun ülkemizde yaşanmadı.
O zor günleri sağlık çalışanlarımızın da olağanüstü fedakârlıklarıyla en rahat yöneten ülkelerden biri olduk.
Şehir hastanelerimizin ne kadar vizyoner, ne kadar isabetli, ne kadar stratejik bir yatırım olduğu herkes tarafından anlaşıldı.
Bugün şöyle geriye doğru baktığımızda “iyi ki bu hastaneleri milletimizin hizmetine sunmuşuz” diyoruz.
“Hizmet ve eser karşıtlarının eleştirilerine iyi ki kulak asmamışız” diyoruz.
MİLLÎ İRADE, VESAYETE ASLA BOYUN EĞMEYECEKTİR
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi; millet iradesinin hiçe sayıldığı, hukukun ve siyasetin vesayet altına alınmak istendiği, Türkiye’nin demokrasi tarihine sürülmüş kara bir lekedir.
Milletimizin seçme ve seçilme hakkını gasbeden, siyaseti susturan; cezaevlerinde reva görülen insanlık dışı zulümlerle, vicdanları kanatan işkencelerle ve haksız yere darağacına gönderilen canlarla toplumun hafızasında derin yaralar açan bu vesayetçi anlayışı, aradan geçen 46 yıla rağmen unutmadık, unutmayacağız.
Türkiye artık iradesine ipotek konulan, geleceği kapalı kapılar ardında şekillendirilen bir ülke değildir. Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde, millet iradesini hedef alan hiçbir vesayet girişimine dün olduğu gibi bugün de geçit vermeyeceğiz.
15 Temmuz FETÖ darbe girişiminde de aziz milletimiz, o karanlık gecede darbeci zihniyetin karşısına cesaretiyle, ferasetiyle ve sarsılmaz iradesiyle dikilmiş; Türkiye’de darbeler döneminin kapandığını bütün dünyaya göstermiştir.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi başta olmak üzere, millî iradeyi hedef alan tüm darbeci zihniyeti ve vesayet heveslerini bir kez daha şiddetle kınıyoruz.
Millet iradesini hedef alan hiçbir güç, hangi kılığa bürünürse bürünsün, Türkiye’nin istikametini tayin edemeyecektir.
Bu ülkenin geleceğine yalnızca milletimiz karar verecektir.
#12Eylül1980
Merkezinde insan olmayan, dürüstlük olmayan, eser ve hizmet üretme kaygısı olmayan bir siyasetten ne ülkeye ne de millete hayır gelir.
Siyaseti kariyer kapısı, rant kapısı, şahsi ikbal kapısı olarak görenlerin de Türkiye’ye hiçbir faydası dokunmaz.
Son dönemde belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlık skandalları bunu çok net biçimde göstermiştir.
Kimin milleti ve memleketi düşündüğü, kimin de sadece kesesini, sadece kariyerini, heva ve hevesini düşündüğü ortaya çıkmıştır.
Türkiye’nin artık böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur.
Türkiye’yi istismar siyasetinden olduğu gibi salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinden de kurtarmak zorundayız.
Tabii ki birbirimize eleştirilerimiz olabilir.
Doğru bulmadığımız, eksik gördüğümüz, yanlış dediğimiz konular olabilir.
Ama bunların hiçbiri mesele Türkiye olduğunda, mesele demokrasimiz olduğunda, Türk milletinin ezelî ve ebedî kardeşliği olduğunda bir araya gelmemize engel teşkil etmemelidir.
Bizim bir süredir dile getirdiğimiz “Ankara merkezli siyaset” çağrımızın arka planında işte bu tasavvur vardır.
“Büyük Türkiye mutabakatı” derken de kastımız budur; 86 milyonun birliği, beraberliği, kader ortaklığıdır; aynı idealler etrafında kenetlenmesidir.
Bir dönem milletimizin kökleriyle bağını kesmek isteyenlerin kitaplarımızı ve kütüphanelerimizi hedef alması boşuna değildir.
Bu ülke, kâğıt hamur yapılmak amacıyla en kıymetli belgelerinin okkası üç kuruşa hurda niyetine yabancılara satıldığı günler görmüştür.
En utanç verici kitap katliamları ise millî iradenin ve demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerinde yaşanmıştır.
En son 28 Şubat döneminde, 500’ü Sultan 2’nciAbdülhamid Han’ın şahsi kitaplığına ait 4 bin 500 eser, devrin vesayetçi yöneticileri tarafından İstanbul Üniversitesi kütüphanesinden çöpe atılmıştır.
Bugün maalesef bazı alanlarda etkisini hissettiğimiz kültürel çölleşmenin arka planında bir dönem yapılan işte bu yanlışların büyük payı vardır.
İSAR Vakfımızın tarihimize, kültürümüze, medeniyet müktesebatımıza ve bizi köklerimize bağlayan eserlere sahip çıkmasını bu bakımdan ayrıca önemli görüyorum.