@PersonaPskAnkr 1 Mayıs'ta -muhterem cumhurbaşkanımızın da yüksek müsadesiyle- Kadıköy rıhtımındayız o zaman kardeşim. Yaşasın emekçi devrimci mücadelemiz! Yaşasın DİSK!
Normal olmak hiç bu kadar anormal karşılanmamıştır muhtemelen. Bu ülke harbiden bana göre değil, burada kalma deliliğime bir an önce son vermem gerekiyor.
Etnikçiyim neoliberalim ama türkiyede garanti iş maaş istiyorum.
Pkk lı sol liberal aklı buna da çözüm buldu.
Kemalist görünüp atatürkçü oyları ile belediyelerde sirkede kurt yaşar gibi yaşayalım.
Bugün bir arkadaşa, "Yahu bunlar çocuklarının yüzüne nasıl bakıyorlar?" diye saf saf sordum. Bana dedi ki "Onların çocuklarının nasıl insanlar olduğunu düşünüyorsun?" Haklı...
PKK ve APO’cu DEM, AKP ve MHP'lilerin dikkatine!…
Bahçeli! Özellikle de senin dikkatine!
“Yıl 1987 Gatadan 1987/5 siciliyle mezun oldum. Tayin yerimizi kura ile çektik, elime tüküreyim, bi çektim Erzincan. "aileme çok uzak" diye haritaya bakıp bakıp höykürerek ağlıyorum. Bi baktım Nevin yanımda, o da ağlıyor. Nevin de Erzincan’ı çekmiş. Neyse ki en samimi arkadaşımla gidiyorum diye hafiften teselli buldum.
Biz Nevin’le el ele tutuşup gittik. İkimiz de yeni nişanlanmıştık. Nevinin nişanlısı Mehmet, öğretmen ve Ankara’da, benim nişanlım Murat üsteğmen, o da Ankara’da. Yolda plan yapıyoruz; Erzincan Asker Hastanesine katılış yaparız, en fazla 15 gün sonra dönüp düğün yapar Eş tayininde en fazla 1 ay içinde Ankara’ya döneriz.
Erzincan Asker Hastanesi 200 yataklı ufak, iş de azdır, en azından GATA gibi olmaz diyoruz.
Erzincan’a indik herkes bize yeni gelen hemşireler filan diyor valizi taşıyor, çok mutlular...
Neyse, başta bizi inanılmaz coşkuyla karşıladılar. Biz de nasıl seviniyoruz herkes çok cana yakın diye.
Meğer hastanede 6 hemşire varmış bizimle birlikte 8 olmuşuz. Ee olsun iş çok az ki bu kadar hemşire var diye iyimser olmaya çalışıyoruz.
Baş tabip bize "hastanenin üst katında hemşireler kalır, mutfak var istediğinizi pişirebilirsiniz ama çarşıya giderken benden izin alacaksınız, size araç tahsis edeceğim" dedi . Amanın biz bi sevindik özel araçla filan gezecegiz diye. Ertesi gün mesai bitince gidip alış veriş yapmamız lazım. Bizim ‘özel araç’ geldi. Arkası branda askerî jeep. Arkada iki koruma ellerinde G3, Nevin’le öne bindik hoplaya zıplaya alış veriş yapıp döndük. Yine iyimseriz, yine gülüyoruz filan. Akşam yatma vakti kıdemli hemşire abla bize dedi ki" üniformalarınızı yatağın ayak ucunda giymeye hazır bulundurun.
Acil durumda hızla giyinip acile ve ameliyathaneye gitmek gerekebilir". Ne sıklıkta acil durum olabilirdi ki?
Uykuya geçtik geçmedik kapı gümbür gümbür vuruldu. Nöbetçi subay bağırmaya başladı.
"Pülümür Karakolu vuruldu"
Fırlayıp giyindik, asansör filan beklemeden koşarak indik. Ambulanslar gelmeye başladı. Biz yaralıları indirdirip müdahale edeceğiz.
Bir yüzbaşı jeepten atlayıp kucağıma bir şey tutuşturdu; “şunu tut ve sahibini bul" diye verdigi şeye önce dört elle sarıldım. O kadar panik içindeyim ki algılayamadım önce, bana ne verdi, sahibi kim? Galiba aşırı terliyorum, tüm göğsüm ıslandı diye düşündüm.
Tuttuğum şeye baktım. Kalçaya yakın hizadan kopmuş bir bacak.
Sonrasını hatırlamıyorum kısa süreliğine bayılmışım.
Kendime geldiğimde yerdeyim ve hala kopmuş bacaga sıkı sıkıya sarılmışım. Göğsüm ter degil kan içindeydi.
O gece biz 30 şehit verdik!Ambulansta gelen Mehmetciklerden sadece bir yaralı çıktı. Diğerleri zaten olay anında şehit olmuşlardı.
2 gün sonra, gece 4 gibi bağırışlar,
"Alp karakolu basıldı"
Ve bu böyle devam etti. Biz aylarca bırakın gidip düğün yapmayı çarşıya yiyecek bile almaya gidemedik.
Ben ve benim tüm meslektaşlarımın böyle binlerce, anı diyemeyeceğim çünkü anılar güzeldir, travması var.
Yıllarca böyle çalıştık, sonra sanki normal insanlarmış gibi akşamları evimize gidip yemek pişirdik çocuklarımıza anne babalık yapmaya çalıştık. Benim çocuklarım ne zaman düşüp bir yerini incitse normal bir anne gibi üzülemedim. Çünkü biz başka annelerin öpmeye kıyamadığı evlatlarının kollarını bacaklarını topladık. Unutamıyorum. Bazılarının üzerinden kanlı aile fotoğrafları çıkardı. Bugün bile ben o fotoğrafları hatırlıyorum.
Bazen o kadar çok ağlardık ki bizim göz yaşlarımız Onların kanıyla karışırdı. Yıllarca eşim beni uykumdan uyandırırdı. “Zeyno uyan kabus görüyorsun sürekli çığlık atıyorsun ne gördün?" diye sorardı. Hep kopmuş kollar, parçalanmış kafalar, üzerime bulaşan beyin parçaları"
Ben bana bu dünyada cehennemi yaşatan hic kimseyi affetmiyorum. Kimseyle de barışmıyorum.”
Zeynep Uğur Cincioğlu.
Ne desek,ne figan etsek boş:Çoğunluk ne soyulduğunu anlıyor,ne çocuklarının geleceğinin çalındığını anlıyor,ne çürüme umrunda,ne demokrasi biliyor,ne hukuk.Korkunç bir boşvermişlik ve algılamamazlık hali.Zaten bu yüzden bu kadar arsızlaşabildiler; yolsuzluk da değil yağmalıyorlar
⚠️ “Bir çocuğun hayatı 20 ay taksitle ödenir mi?”
Konya’da MESEM kapsamında çalıştırıldığı iş yerinde hayatını kaybeden 15 yaşındaki Muhammed Salih Gövdetaşan’ın ölümünde asli kusurlu bulunan Hasan Büyükaşcı’ya 76 bin TL para cezası verildi; ceza 20 takside bölündü.
Dava istinafa taşındı, baba Gövdetaşan karara isyan etti:
• Bizim tek isteğimiz kamera kayıtlarını versinler, kavga mı ettiler, yanlışlıkla mı oldu görelim. Biz tazminat talep etmiyoruz, gerçeğin ortaya çıkmasını istiyoruz.
• Biz 15 yaşında bir evlat kaybettik. Bir çocuğun yaşamı 20 ay taksitle ödenir mi? (Birgün - Ebru Çelik)
@mhahaber_ Şimdi bu kararı alan hakim benim adıma karar aldığını mı iddia ediyor? Ben Türk milletinin bir ferdi olarak bu hakimin kararını tanımam tanıyanı da tanımam hatta.
Adama gözümle gördüm diyorum yalandır bir çalıştayda bana danışılarak alınan bir karara göre kesinlikle olamaz öyle diyor. Anayasayı, kanunu tanımıyorlar o kararı mı tanıyacaklardı zaten diyorum. Konuyu değiştiriyorsun bu da benim haklılığımı gösterir diyor. Yazık, inandırmışlar.
@UcankuslarXD Tutturdunuz mezuniyet diye, ben de akıl yaşta değil baştadır deyince o atasözü yüzünden Türkiye'den bilim insanı çıkmıyor dediniz. Aziz Sancar'a imkanları veren kendi ülkesi olsaydı burada başarabileceğinden şüpheniz var sanırım.
@UcankuslarXD Devletin durumu ile de devlet dediğimiz kurumun artık bir kontrol mekanizması olmaması ile de hayatın her alanında yaşanan rezilliklerin alakası var. Anayasayı bile yok sayanlar sizinle çalıştay yapıp kararlar aldı diye orada alınan kararları kesin uygulanır sanıyorsunuz. Komik.