Sanıyorsunuz ki sadece sizin vaktiniz kıymetli sizin sorumluluklarınız var. Ben bin tane derdin ortasında bile sevdiklerime yanında olduğumu belli ediyorum. İkili ilişkilerin hepsi fedakarlık ister arkadaşlar kimse bize çoluk çocuk bahanesi sıralamasın biz oraları çoktan geçtik..
@DerwallEkolu Düzenli yap aksatma. 12 eğim 4.5-5 hız da 10 dakika yürü. sonra eğimi 0'a indir 9-10 hız da 5 dakika koş. Sonra tekrar eğimi 12 hızı 4.5-5 bandına getir 10 dakika yürü. en son 5 dakika da kan basıncını düzeltmek için yürü 30 dakikaya tamamla ve bitir. sonra teşekkür edersin
Sn.Dursun Özbek bugünkü açıklamasında 2017’de kurulan takımı hatırlatmış.
“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözüne referans göstermiştir.
Aslında hikayeye bir sezon öncesinden başlasaydı çok daha iyi olurdu. Bütün transfer kararlarını kardeşi Mehmet Özbek ve Cenk Ergün ile birlikte verdikleri, Cavanda, Nigel De Jong, Josue gibi son derece yanlış oyunculara EVET, Moussa Dembele, Ferlan Mendy ve Thomas Delaney gibi oyunculara da HAYIR dedikleri, alt yapı hocası Riekerink’i Galatasaray Teknik Direktörü olarak sezona başlattıklarını da anlatsaydı.
Berbat bir sezonun ardından artık camiada hiç kredisi kalmayan Sn.Dursun Özbek bu sefer kararların bir sezon öncesinin “kahramanları”tarafından değil, Tudor’un yardımcısı Ayhan Akman ve Scout ekibinin başındaki Emre Utkucan tarafından verilmesine karar vermiştir.
2017 takımı kurulurken Igor Tudor transferde sadece Badou N’Diaye konusunda talepte bulunmuş geri kalan hamlelere hiç karışmamıştır.
Bütün planlama ve transferler Ayhan Akman ve Emre Utkucan tarafından kararlaştırılmıştır.
Gomis, Belhanda, Mariano, Fernando, Badou gibi oyuncularla Galatasaray tekrar ayağa kalkmış, Tudor da Dursun Başkan da koltuklarını kaybettikleri halde şampiyonluğu kaybetmemiştir.
2022-23 sezonuna başlarken yeniden seçilen Dursun Başkan bu ekibin kurduğu takımın kendisi gittikten sonra bile başarılı olduğu gerçeğini unutmamış ve yeni dönemde takımın başına getirdiği Okan Buruk ile planlama ve transfer konularındaki çalışma yöntemini yine aynı kişilerle olacak şekilde belirlemiştir.
Futbol planlaması yine Ayhan Akman ve Emre Utkucan tarafından Okan Buruk’la beraber yapılmıştır. Transferleri gerçekleştirme görevi de Sn. Erden Timur’a verilmiştir.
İlk iki sezon kazanılan şampiyonluklardan sonra “geçmiş zaman kahramanlarını” Galatasaray’da alınan kararlardan uzak tutan Erden Timur tutunacağı dal kalmayacak hale getirilmiş ve ayrılmış, bu noktada yaşanan değişiklik futbol planlaması ve transferlerde teknik direktör Okan Buruk’un daha çok söz sahibi olmayı talep ettiği bir dönemi de beraberinde getirmiştir.
İlk iki sezon kazanılan şampiyonluklarda kulüpteki futbol yapılanmasındaki profesyoneller ve Okan Buruk aralarında fikir ayrılıkları olsa bile gayet yakın çalışmışlar, gece gündüz beraberce mesai yaparak doğrusuyla yanlışıyla verilen kararların bir çoğunda ortak akılla hareket etmişlerdir.
Üçüncü sezonun devre arasında Başkanın sezon başında dizayn ettiği şube yapısı tamamen değişmiş, şubenin başına Abdullah Kavukçu gelmiş ve bugünkü basın açıklamasında Başkanın referans gösterdiği kadroyu kuran, bu yeni dönemin ilk iki yılındaki kadroları da Okan Hoca ile beraber kuran profesyoneller devreden çıkartılmış, scout ekibinin çalışmaları neredeyse hiç başvurulmayacak noktaya gelmiştir ve neticesinde geçen sezon Ayhan Akman görevinden ayrılmıştır.
“Geçmişin kahramanları” yine seslerini duyurmaya başlamışsa da takımı dört sene üst üste şampiyon yapan Okan Hoca’nın tercihi olan Abdullah Bey ve ilk zamanlar Gardi sonrasında da günümüze kadar Ali Bilecan ve Ali Dursun gibi önemli menajerler Galatasaray’ın futbol planlamasının ve transfer kararlarının ana aktörleri olmuştur.
Bugün gelinen noktada ve geçen dört senelik süreçte yaşananlar Galatasaray taraftarında büyük tepkiye sebep olmuş ve Başkan “soru almadan” yaptığı basın toplantısında camiaya seslenmiştir.
Keşke açıklamasında “geçmişin kahramanları” ile Galatasaray’ın planlamasının menajerlerle yapılacağına inananlar arasındaki bu mücadeleden de bahsetseydi de Galatasaray taraftarı her transfer döneminde yaşanan Galatasaray’a zarar veren hadiselerin sebeplerini daha iyi anlasaydı.
Soru sorulmasına bile fırsat verilmediği için zaten lafa bakamayacaktık ama en azından “ayineyi” görmüş olurduk.
Sayın Dursun Aydın Özbek Başkanımıza ve Yönetim Kuruluna;
4 sezonu üstüste şampiyon tamamlayan takımımız sezonu açıyor.
Mevcut teknik heyetimiz ve kadromuz geride bıraktığımız 4 sezonda büyük ve önemli başarılara imza attı.
Özellikle 5 sene üst üste şampiyonluk ve Avrupa’daki hedefimiz için mevcut iskeleti korumak kadar değişim, yenilenme ve güçlendirme de yaz transfer sezonlarının olmazsa olmazıdır.
23 Mayıs'ta dördüncü kez Başkan seçilen Sayın Dursun Aydın Özbek ve yönetim kurulunun bugüne kadar transferde herhangi bir somut adım atmaması her transfer dönemi olduğu gibi bu transfer döneminde de bir stratejinin değil belirsizliğin olduğu izlenimini veriyor.
Tüm bunların yanında futbolun yönetiminde yetki karmaşası ve savaş�� yaşanıyor haberlerinin yaptırılması da bu belirsizliği destekliyor.
Gerçek şu ki; yabancı kuralı varken yerli alternatifler tükeniyor. Bir gün çok pahalı, diğer gün kiralık oyuncu isimleri verilerek taraftarın kafası karıştırılıyor ve sezon başlamadan taraftarın motivasyonu yıpratılıyor. Her gün sosyal medya üstünden algı savaşları yürütülüyor.
5 sene üstüste şampiyon olmamamız için herşeyin yapılacağı bir ligde ve Avrupa'da son 16'dan daha yukarı hedefe yürümek için yarın çok geç olabilir.
Geçen kış transfer dönemi yaz dönemine bütçe ayırmak için para harcanmadı haberleri ortadayken, takım daha sahada şampiyonluk turu atarken "Bizim bu sene 500 milyon euro bütçemiz olacak" röportajı verilirken, takımdan kiralık oyuncularımız ayrılmışken, as takımın ve yedek kulübesinin bariz ihtiyaçları ortadayken Temmuz ayına kadar en ufak bir aksiyon alınmaması geçtiğimiz transfer dönemlerinde yaşatılan sancılı ayları hatırlatıyor.
Yüzde 50si bana ait olan yurtdışına gönderdiğim altyapı oyuncumu ligdeki ilk 6 ekibe veriyorum geldiği yere de yine altyapı oyuncumu göndereceğim backup olarak. Bir de bu kulübün eski hissedarını transfer komiteme aldım üstüne de bu kulübün yeni hissedarı Galatasaray”ın bağımsız yönetim kurulu üyesi.
Harika hikayeler yazmaya devam ediyorsunuz Başkan. Size her topcusuna ütopik rakamlar çeken fenerin arka bahçesi adama futbolcular hediye etmeye de devam edin böyle.
Samsun senden utanmadan oyuncu hala alabiliyor alacaktır da.
Kasımpaşa Rize senden utanmadan oyuncu alabiliyor alacaktır da.
Senin altyapındaki çocuklar senden nefret ediyor daha da edeceklerdir de.
Hoca olmasa sizi destekleyen 1 kişi dahi bulamazsınız. İşler iyi gittiği için adadaki maması kesilmesin isteyenler bugün seni savunup hocayı yiyor spacelerde. Ama sen sadece Sadrazamsın başkanım. O Paşalar bir gün seni de yiyecek.
Piyasada hali hazırda yerli oyuncu kıtlığı mevcutken, Okan Buruk'un yaptığı genç ve yerli oyuncular önceliğim açıklamasının üstünden 1 hafta dahi geçmemişken yönetim her yerli oyuncuyu rakiplere peşkeş çekerek ihanet ediyor. Yarın Tagın kralı geliyor amna koyayım hazırlanın lan
En yüksek kombineyi sat, en yüksek formayı sat, en yüksek ürünü ve bileti sat sonra Aslantepe projesi de. Kimse aslantepe projesi için forma ve kombine almıyor herkes futbol takımı için gidip forma ve kombine alıyor
Son 4 sezonun şampiyonu olan, her yıl Avrupa’dan ciddi gelir elde eden, mağazacılıkta rekor kıran, kombineler ve localardan önemli kazanç sağlayan bir kulübün, son iki transfer dönemini bonservis ödemekten kaçınıp kiralık oyuncularla kapatması akıl kârı değil.
Başkan Dursun Özbek, Galatasaray’ın sahip olduğu güçlü ekonomik kaynağın Şampiyonlar Ligi’nde ve ligde sürdürülebilir başarı için neden kullanılmadığını taraftara şeffaf bir şekilde açıklamalıdır.
Galatasaray taraftarı Avrupa’da başarı, Ligde ise hedef 27 için gerekli ihtiyaçların cimrilik yapılmadan giderilmesini istiyor.
🗣️ TFF Başkanlığı’na aday olduğunu açıklayan Uğur Meleke’nin bazı vaatleri;
• Yabancı sınırını tarihe gömmek: 20 yılda 14 kez değiştiği için artık hiçbir ciddiyeti kalmamış, bence Türk futbolunda cehaletin simgesi olan yabancı sınırını tarihe gömmek. Onun yerine “yabancı vizesi uygulaması” getirmek. Bir yabancı futbolcunun Süper Lig vizesi alabilmesi belli bir puan toplaması koşulu oluşturmak. Sporcunun yaşı, ülkesinin FIFA sıralaması, geldiği ligin kategorisi, üst ya da alt grup millilik, geçtiğimiz sezon oynadığı müsabaka sayısı gibi kriterlere puanlar atamak. Ve totalde belli bir puana ulaşan sporcuya vize vermek.
• Ligi 16 takıma düşürmek: 16 takımlık-30 haftalık Süper Lig, 5 Avrupa bileti ve 4 küme düşeniyle son maça kadar herkesi yarışta tutacak. 240’ta 240 kaliteli müsabaka olacak hedef. Üst üste iki hafta içi Avrupa maçı olduğunda hafta sonuna lig koymama özgürlüğü getirecek. İki “kupa hafta sonu” takvimiyle, Türkiye Kupası’na olan ilgi de artabilir bu sayede.
• Lig fikstürünü serbest bırakmak: Milli maç öncesine derbi koymama saçmalığını tarihe gömmek. Tümüyle önceden atanmış derbi haftalarından vazgeçmek ve bütün takımları eşit koşullarla kuraya sokmak.
• Havuz dağılımına tribün kriteri: Halen yayın havuzunun yüzde 48’i tüm takımlara eşit, yüzde 46’sı puan primi, yüzde 6’sı da sıralama primi olarak dağıtılıyor. Benim amacım, bu üç kriterin yanına “tribün kriteri”ni de eklemek. Stadına daha fazla seyirci çeken kulüp, havuzdan da daha fazla pay almalı.
• Kulüplere teknik adam sınırı: Nasıl bir teknik direktörün bir sezonda maksimum iki takımla sözleşme yapma sınırı varsa, aynı koşulu kulüplere de getirmek. Herhangi bir sebeple bir yılda ikinci teknik adamıyla da yolları ayıran kulübe altyapı sorumlusuyla sezonu tamamlama zorunluluğu.
• Takım elbiseli holiganizme son: Ben Türk futbolunda bir “hakem sorunu”ndan çok “yönetici sorunu” olduğunu düşünenlerdenim. 6222 sayılı sporda şiddet yasasının da, futbol disiplin talimatının da yeniden yazılması, ne işe yaradığı bilinmeyen 45 günlük hak mahrumiyeti gibi komikliklerin yerini caydırıcı cezaların alması, ‘takım elbiseli holiganizm’in son bulması gerek.
• Boğaziçili/ODTÜ’li hakem kadrosu: Türk futbolunda Boğaziçili, ODTÜ’lü hakemlerin sayısını artırmak, hakemliği beşinci sanayi devrimine hazırlamak. Zaten birkaç sene içinde tüm saha çizgileri şahin gözü teknolojisiyle donatılacak. Futbol toplarında ve kramponlardaki küçük çipler sayesinde aut-korner taç-ofsayt gibi dertler kalmayacak. Temasların şiddeti hakemin saatine gelecek. Hakemlik hususunda mafyatik jargondan çıkıp, inovasyon ve bilime yönelmeliyiz hızla.
• Mill Takım primlerini kaldırmak: Milli takımın potansiyelini tam anlamıyla ortaya çıkarabilmek için de ciddi bir reforma ihtiyaç var. İlk iş olarak A milli takım primlerinin kaldırılarak yatırımın alt yaş gruplarına kanalize edilmesi gerek. Ulusal takımı şehir şehir dolaştırmak yerine bir ‘milli takım stadı’ ve ‘milli takım taraftarı’ kültürü de yaratılmalı.
• TFF bütçesini altyapıya yönlendirmek: TFF’nin 8 buçuk milyar liralık (yani yaklaşık 180 milyon dolarlık) giderinin dağılımını değiştirmek. Mesela 2025-26 faaliyet raporunda görünen 171 milyon liralık teşkilat gideri makul müdür? Engelli futbolu giderleri 9 milyon iken teşkilatın gideri neden 171 milyon liradır? Bu tarz gider kalemlerinin kısılması, altyapılara, sokaktaki çocuğa aktarılması gerekmez mi?
• TFF’nin personel sayısını azlatmak: TFF’nin 440 personeline mesleki yeterlik testi yapılarak sayının makul bir seviyeye çekilmesi.
🗣️ TFF Başkanlığı’na aday olduğunu açıklayan Uğur Meleke’nin bazı vaatleri;
• Yabancı sınırını tarihe gömmek: 20 yılda 14 kez değiştiği için artık hiçbir ciddiyeti kalmamış, bence Türk futbolunda cehaletin simgesi olan yabancı sınırını tarihe gömmek. Onun yerine “yabancı vizesi uygulaması” getirmek. Bir yabancı futbolcunun Süper Lig vizesi alabilmesi belli bir puan toplaması koşulu oluşturmak. Sporcunun yaşı, ülkesinin FIFA sıralaması, geldiği ligin kategorisi, üst ya da alt grup millilik, geçtiğimiz sezon oynadığı müsabaka sayısı gibi kriterlere puanlar atamak. Ve totalde belli bir puana ulaşan sporcuya vize vermek.
• Ligi 16 takıma düşürmek: 16 takımlık-30 haftalık Süper Lig, 5 Avrupa bileti ve 4 küme düşeniyle son maça kadar herkesi yarışta tutacak. 240’ta 240 kaliteli müsabaka olacak hedef. Üst üste iki hafta içi Avrupa maçı olduğunda hafta sonuna lig koymama özgürlüğü getirecek. İki “kupa hafta sonu” takvimiyle, Türkiye Kupası’na olan ilgi de artabilir bu sayede.
• Lig fikstürünü serbest bırakmak: Milli maç öncesine derbi koymama saçmalığını tarihe gömmek. Tümüyle önceden atanmış derbi haftalarından vazgeçmek ve bütün takımları eşit koşullarla kuraya sokmak.
• Havuz dağılımına tribün kriteri: Halen yayın havuzunun yüzde 48’i tüm takımlara eşit, yüzde 46’sı puan primi, yüzde 6’sı da sıralama primi olarak dağıtılıyor. Benim amacım, bu üç kriterin yanına “tribün kriteri��ni de eklemek. Stadına daha fazla seyirci çeken kulüp, havuzdan da daha fazla pay almalı.
• Kulüplere teknik adam sınırı: Nasıl bir teknik direktörün bir sezonda maksimum iki takımla sözleşme yapma sınırı varsa, aynı koşulu kulüplere de getirmek. Herhangi bir sebeple bir yılda ikinci teknik adamıyla da yolları ayıran kulübe altyapı sorumlusuyla sezonu tamamlama zorunluluğu.
• Takım elbiseli holiganizme son: Ben Türk futbolunda bir “hakem sorunu”ndan çok “yönetici sorunu” olduğunu düşünenlerdenim. 6222 sayılı sporda şiddet yasasının da, futbol disiplin talimatının da yeniden yazılması, ne işe yaradığı bilinmeyen 45 günlük hak mahrumiyeti gibi komikliklerin yerini caydırıcı cezaların alması, ‘takım elbiseli holiganizm’in son bulması gerek.
• Boğaziçili/ODTÜ’li hakem kadrosu: Türk futbolunda Boğaziçili, ODTÜ’lü hakemlerin sayısını artırmak, hakemliği beşinci sanayi devrimine hazırlamak. Zaten birkaç sene içinde tüm saha çizgileri şahin gözü teknolojisiyle donatılacak. Futbol toplarında ve kramponlardaki küçük çipler sayesinde aut-korner taç-ofsayt gibi dertler kalmayacak. Temasların şiddeti hakemin saatine gelecek. Hakemlik hususunda mafyatik jargondan çıkıp, inovasyon ve bilime yönelmeliyiz hızla.
• Mill Takım primlerini kaldırmak: Milli takımın potansiyelini tam anlamıyla ortaya çıkarabilmek için de ciddi bir reforma ihtiyaç var. İlk iş olarak A milli takım primlerinin kaldırılarak yatırımın alt yaş gruplarına kanalize edilmesi gerek. Ulusal takımı şehir şehir dolaştırmak yerine bir ‘milli takım stadı’ ve ‘milli takım taraftarı’ kültürü de yaratılmalı.
• TFF bütçesini altyapıya yönlendirmek: TFF’nin 8 buçuk milyar liralık (yani yaklaşık 180 milyon dolarlık) giderinin dağılımını değiştirmek. Mesela 2025-26 faaliyet raporunda görünen 171 milyon liralık teşkilat gideri makul müdür? Engelli futbolu giderleri 9 milyon iken teşkilatın gideri neden 171 milyon liradır? Bu tarz gider kalemlerinin kısılması, altyapılara, sokaktaki çocuğa aktarılması gerekmez mi?
• TFF’nin personel sayısını azlatmak: TFF’nin 440 personeline mesleki yeterlik testi yapılarak sayının makul bir seviyeye çekilmesi.