İnsan onuruna yakışır bir hayatım olmadı. ‘
İfadeler o kadar ağır ki.
Ülkede ötanazi yasal zemine oturtulsa bu ve bunun gibi milyonlarca vatandaşımızı o masalarda görmeniz an meselesi olacaktır.
Vazgeçin efendiler, olmuyor.
Değişim şart.
Sonunda ayağımızla biz de sinek yakaladık. :)
İlanen tebligatta, İLAN İLE YETİNİLMEYEREK, ilan ve tebliğ evrakının İLANDAN SONRA ayrıca yabancı memlekette bulunanın adresine iadeli taahhütlü mektupla gönderilmesi ve buna ilişkin posta makbuzunun dosya arasına konması gerekir. Tebligatların usulüne uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini kontrol etmek hiç umulmayan yerden dosyayı döndürebilmenize olanak sağlar. Çok sevindim, İNFAZ DURDURMA kararını paylaşıyorum:
Yazık.
O taşı atarken neyi başardın mesela?
Kim tebrik etti seni?
Ne geçti eline?
Eskiden bir tabir vardı, insanlar uzaya çıktı biz ne ile uğraşıyoruz’ diye.
Sahiden ne ile uğraşıyoruz?
Şu durumu açıklamak inanın izahtan varestedir.
Çok yazık.
Ekmek parası için onca yolu göze alıp gelen insanlara bunu reva görmek insanlığa sığmaz. Türk, Kürt, Alevi, Sünni… Ne olursak olalım, hepimiz aynı gökyüzünün altında yaşıyor, aynı hayatın derdini çekiyoruz. Nedir bu eski kafalar, bu ayrımcılık? İnsan insandır. Hepimiz Rabbimin kuluyuz. Kimsenin kimliği, kökeni, inancı onun insanlığından daha değerli değildir.
Birbirimizi bölmek yerine birbirimize insan gibi bakalım. Hepimiz biriz, hepimiz kardeşiz..!!
2 yıl önce bir çiçeği, pedofili bir varlık bahçesinden koparıp soldurdu.
Ailesinde acısının hala değişmediği, yokluğunun asla kapanmayacağı bir yara açıldı.
Ailesinin dağıldığı, anne Yüksel Güran’ın sanık kürsüsünde bile olmaması gerekirken bugün hüküm giydiği, iffetlerin ayaklar altına alındığı, herkesin prim uğruna üstünde tepindiği bir sosyal medya davasına dönüştü.
En önemlisi ise her gün olduğu gibi bugünde adalet çığlığı devam etmekte olduğudur, çünkü Narin’in katili kim dediğimizde dosyayı vakıf olan herkesin cevapsız bırakacağı bir soru olarak kalmış olmasıdır.
Bu soruya ne ilk derece, ne istinaf, ne de Yargıtay cevap verememiştir.
Oysa cevabı açıktır.
Yaşananları göz önüne aldığımızda ise dava sürecindeki bu hukuksuzluklar ve usüle aykırılık silsilelerine artık son verilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuksal altyapısı buna müsaittir.
Hukukun üstünlüğünün çifte standarda,kişiye ve zümreye ait olmadığı kabul edilerek hareket edilmeli ve dosya nihayete erdirilmelidir.
Bugün Diyarbakır’da olamadığımız fakat gönlümüzün,kalbimizin orada olduğunu herkesin bilmesini isterim.
Buradan tekrar ailesinin yüreğine esenlikler diliyorum.
Devletin yargı gücü sistematik bir şekilde kötüye kullanılarak sebebiyet verilen mağduriyetler karşısında, kurumsal direniş yöntemlerini belirleyecek ve bu direnişe öncülük edecek olan, Barolardır ve özellikle Türkiye Barolar Birliği’dir!
Doğru bir tanedir, şahsım adına başkana bu duruşu için minnettarım.
Bu aileye yapılan bu zulme sessize kalmayan herkes,başını yastığa rahatça koyacağı güne uyanmanın bir hayalden ibaret olmadığını görecektir.
Bu ülkenin hukuksal altyapısı buna müsaittir ve gereği yapılacaktır.
Merhabalar,
Bugün Narin'in babası Arif Güran ile görüştüm. Görüşme öncesinde, dava dosyasını hukukçu gözüyle inceledim.
Dosya kapsamındaki deliller ışığında, suçu somut delillerle ispatlanabilmiş tek isim Nevzat Bahtiyar’dır.
Yine dosya kapsamındaki deliller ışığında, Narin'in annesi Yüksel Güran’ın, Narin’in ağabeyi Enes Güran'ın ve amcası Salim Güran’ın suçlu bulunup ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları tam bir hukuk faciasıdır.
Görünen o ki, basının yönlendirmesiyle oluşan yoğun kamuoyu baskısı, mahkemenin karar sürecini gölgelemiştir. Kişisel görüşler bir kenara bırakıldığında ceza hukukunun en temel kuralı, mahkumiyetin dedikodulara veya ihtimallere değil, somut ve şüpheden uzak delillere dayanması gerekliliğidir. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, dava dosyasındaki mevcut deliller anne ve amcaya bu cezanın verilmesi için teknik olarak yetersiz kalmaktadır. Anne ve amcanın suçlu oldukları, hukukun evrensel ilkeleri gereğince şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamıştır.
Dolayısıyla İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay denetimlerinde bu cezaların kesinlikle bozulması gerekirdi. Hukuk bunu gerektirirdi çünkü yeni bir delil veya yeni itiraflar ortaya çıkmadıkça mevcut dava dosyasına göre annenin ve amcanın suçlu oldukları ispatlanamamıştır.
Sırf kamu vicdanını tatmin etmek için suçlu olduğu ispatlanmamış insanlara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermek gerçek adalet değildir, kamu vicdanını tatmin etmez. Kamu vicdanını asıl yaralayacak olan durum, belki de Narin'in gerçek katilleri dışardayken annesinin, abisinin ve amcasının cezaevinde olmalarıdır.
Başta Diyarbakır Barosu olmak üzere ilgili tüm hukuk çevrelerini bu dosyada adaletin sağlanması için çaba sarf etmeye davet ediyorum. Adalet Bakanlığının, dosyayı titizlikle inceleyerek kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a başvurmasını rica ediyorum.
Narin'in hatırası, ailesi ve kamuoyu bunu hak ediyor.
Selam, sevgilerimle…
Narin Güran dosyasını hukukçu gözüyle inceleyen Selahattin Demirtaş’ın tespitleri ve yazılı açıklaması üzerine, sürece aktif şekilde dahil olmuş Diyarbakır Barosu ve Nahit Eren’in, açık, net ve tatmin edici bir açıklama yapılması artık bir zorunluluktur. @av_nahiteren@Diyarbakirbaro
Aksi takdirde, cevaplanmamış soruların, tartışmalı noktaların ve şaibeli ilişkilerin kamuoyu önünde daha fazla gündeme gelmesi kaçınılmazdır.
#NarinİçinUmut
🕯️ SINIRLARI AŞAN ADALET ÇIĞLIĞI:
ALMANYA’DAYIZ!
Burada, Türkiye sınırları içinde hukuk kapıları birer birer yüzüne kapatılmış, adalete erişimi sistematik biçimde engellenmiş bir ailenin adalet çığlığı yankılanıyor. Bu ses yalnızca duyulmak değil, karşılık bulmak istiyor.
Narin Güran davasındaki hukuksuzluk artık sınırları aşmış; yurtdışına, sokaklara ve meydanlara taşmıştır.
Bizim talebimiz nettir:
Adalet.
Hukuk temelinde, adil bir yargılama.
Bu çağrı yalnızca Narin için değildir. Bu çağrı; hukukun üstünlüğüne, adil yargılanma hakkına ve vicdanın sesine inanan herkes içindir.
Siz de ses verin. Siz de katılın.
Hakikatin ortaya çıkması, adaletin yerini bulması ve bir ailenin yıllardır süren adalet arayışının karşılık bulması için ortak vicdan etrafında tek ses olalım.
ALMANYA’DAYIZ!
NARİN GÜRAN İÇİN ADALET İSTİYORUZ!
📅 Tarih: 27.06.2026
🕒 Saat: 14:30 – 15:30
📍 Yer: Duisburg Hauptbahnhof (Ön Meydan)
NARİN GÜRAN VE AİLESİ İÇİN ADALET PLATFORMU
#naringüran #narinveailesiiçinadalet
—————————————————-
Der Fall Narin Güran und die damit verbundenen Vorwürfe von Rechtswidrigkeiten haben inzwischen die Grenzen des Landes überschritten. Das Thema ist überall – auf den Straßen, Plätzen und auch im Ausland.
Unsere Forderung ist klar: Gerechtigkeit. Ein gerechtes Verfahren, das sich an Recht und Gesetz orientiert.
Dieser Aufruf gilt nicht nur für Narin, sondern für alle, die an die Rechtsstaatlichkeit, das Recht auf ein faires Verfahren und die Stimme des Gewissens glauben.
Machen Sie mit und geben Sie Ihre Stimme ab! Mach mit! Wir sollten gemeinsam für Aufklärung und Gerechtigkeit einstehen und uns unter dem gemeinsamen Gewissen vereinen.
📅 Tarih: 27.06.2026
🕒 Saat: 14:30 – 15:30
📍 Yer: Duisburg Hauptbahnhof (Vorplatz)
DEUTSCHLAND, WIR SIND DA!
GERECHTIGKEIT FÜR NARIN GÜRAN!
Plattform für Gerechtigkeit für Narin und ihre Familie
İZMİR BAROSUNUN YANINDAYIZ!
@izmir_barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturma, yalnızca İzmir Barosuna değil; savunma mesleğine, baroların bağımsızlığına ve hukukun üstünlüğüne yönelmiştir.
Baroların cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini raporlaması, işkence ve kötü muamele iddialarını kamuoyuna duyurması, temel hak ve özgürlükleri savunması ve toplumsal olaylara ilişkin hak temelli görüş açıklaması suç değil, Avukatlık Kanunu’ndan kaynaklanan görev ve sorumluluğudur.
İzmir Barosu, 118 yıllık tarihi boyunca hukukun, insan haklarının ve demokratik değerlerin yanında durmuş; baskılara karşı geri adım atmamıştır. Bugün de aynı nedenle hedef alınmaktadır.
İzmir Barosu yalnız değildir. Savunma makamı birdir; dayanışması da mücadelesi de ortaktır. Çünkü mesele tek bir baro değildir. Mesele, baroların bağımsızlığına, savunmanın kamusal rolüne, insan haklarına ve hukuk devletine sahip çıkmaktır. Bir baroya yönelen müdahale, tüm barolara yönelmiştir.
İstanbul Barosuna yönelik müdahaleler karşısında nasıl geri adım atmadıysak, bugün de İzmir Barosunun yanında aynı kararlılıkla duruyoruz. Savunmayı soruşturmalarla baskı altına alma ve baroları görevlerini yerine getirmekten alıkoyma girişimleri dün sonuç vermedi, bugün de vermeyecektir.
Fikir, dayanışma ve eylem birliği ile İzmir Barosunun yanındayız.
Narin dosyasında uzun süredir onlarca kişi, kesin hükümler kurdu.
Bugün dönüp baktığımda, kimin ne söylediğinden çok kimin nerede durduğuna bakıyorum.
Bu nedenle bu paylaşımı görünce şaşırmadım. Hatta ilk anda aklımdan geçen şey şu oldu:
“Demek ki doğru yerde duruyoruz.”
Çünkü bugüne kadar hukukun değil otoritenin, şüphenin değil kesin hükmün, sorgulamanın değil peşin kabulün yanında konumlananların önemli bir kısmını aynı safta gördük.
Bir mahkeme kararını savunmak başka şeydir. Henüz AYM ve AİHM süreçleri dahi bitmemiş veya bitse dahi bir çok soru işareti barındıran bir dosyada, eleştirilecek hiçbir yön bulunmadığını ilan etmek başka şey.
Kaldı ki henüz yeni yeni bilgi edindiği bir dosya hakkında bu kadar kesin hükümlerle konuşmak sözün sahibine yakışırdı.
Dolayısıyla her açıdan yanlış olan bu paylaşım, kanaatimi değiştirmek bir yana, ilk günden beri sahip olduğum görüşün gerçeğe sandığımdan da daha yakın olduğu hissini güçlendirdi.
Bir sabah, bir adam için cezaevinin demir kapısı kapandı.
Suçu neydi?
Aslında hiçbir şey. Çünkü o adam yıllar önce zaten beraat etmişti.
...
Geriye saralım.
İddia: 2013 yılında sahte belge düzenlemek.
Dava açıldı, yıllarca sürdü. İlk derece mahkemesi; tanıkları, belgeleri, isnâdı tarttı ve kararını verdi: BERAAT.
...
Vergi dairesi dosyayı istinafa taşıdı.
Hukukun ilk yarası burada açıldı.
Bölge adliye mahkemesi beraat kararını bozup dosyayı mahkemeye iade etti. Oysa istinaf mahkemesi bunu yapamazdı.
İstinaf mahkemesi, çok istisnai haller dışında, bir temyiz mercii gibi kararı bozup geri gönderemez. Duruşmayı kendisi açar, hata varsa kendisi düzeltir, kararını kendisi verir. Kanun bunu açıkça söylüyordu.
Ama olan oldu.
...
Geri dönen dosyada beraat kararı mahkûmiyete dönüştü.
Dahası, bu mahkûmiyet "kesin" damgasını da yedi. Yâni Yargıtay yolu kapalıydı, son söz söylenmişti.
Demir kapı kapandı. İnfaz başladı.
Beraat eden müvekkilimin cezaevi günleri başladı.
...
Ama ben o "kesin" damgasına inanmadım.
Kapalı denilen yolu yine de zorladım, temyiz dilekçesi verdim.
İstinaf dairesi karar kesin olduğundan dilekçeyi kabul etmedi, bu kez de temyiz talebimin reddi kararını temyiz ettim. Daire mecburen dosyayı Yargıtay'a gönderdi.
...
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Ceza Genel Kurulu'nun 30 Nisan 2025 tarihli kararına dayanarak en baştaki yarayı, yâni dosyanın bozulup mahkemeye iade edilmesini işâret etti.
Sınırı aşan istinaf bozması geçersizdi. Üstelik ilk derecenin buna direnme hakkı da yoktu. Görevsiz bir mahkemenin yaptığı tüm işlemler, verdiği tüm kararlar hükümsüzdü.
Yâni o mahkûmiyetin de, o "kesin" damgasının da, o cezaevi günlerinin de, hukuken hiç var olmaması gerekiyordu.
...
Yargıtay bozmasıyla müvekkilim cezaevinden tahliye oldu.
Peki adalet yerini buldu mu?
Hayır.
Dosya başa dönerken takvim işlemeye devâm ediyordu. Suç tarihi 2013 olduğundan 12 yıllık zamanaşımı 31 Aralık 2025'te doldu.
Ve kamu davası DÜŞTÜ.
M��vekkilim ne mahkûm kaldı, ne de hak ettiği o tertemiz beraate yeniden kavuştu.
Çünkü sistem onu o kadar uzun süre oradan oraya sürükledi ki, dava zamana yenildi.
...
Şimdi soruyorum.
İstinaf mahkemeleri niçin kuruldu? Yargılamayı hızlandırmak, hatayı yerinde düzeltmek, Yargıtay'ın yükünü azaltmak için mi?
Burada ne oldu? Kendi rolünü yanlış yorumlayan bir mahkeme beraati mahkûmiyete çevirdi, bir insanı haksız yere cezaevine gönderdi ve sonunda dosyayı zamanaşımına teslim etti.
Reformun vaadi tam tersine döndü.
...
Bu adli hata, belki bir cümlede geçecek, sonra kolayca unutulacak.
Ama cezaevinde geçen günler, bir insanın hayatından koparıldı ve hiçbir bozma kararı onu geri getiremeyecek.
Usûlü hafife alan bir yargı yalnızca zamanı tüketmiyor, bâzen bir insanın özgürlüğünü de çalıyor.
Müvekkilimin aklanma hakkı olduğu ve beraat kararı verilebileceği yerde düşme kararı verilemeyeceği gerekçesiyle düşme kararını da temyiz edeceğim. Bakalım Yargıtay ne diyecek?
O kararı da buradan paylaşacağım.
#VUK359 #Zamanaşımı #İstinaf #Temyiz #Beraat