@haskologlu Chp bir tabela partisidir.
Akp emperyal bir maşadır.
Zafer/Memleket gibi oluşumlar sidik yarişinda...
Oy kullanma isteğimi yitirdim artık.
Ne haliniz varsa görün..
Almanya bir kaç gündür Almanya'da yeni kurulacak DAVA partisini konuşuyor. AKP'nin uzantısı olacak DAVA partisi Almanları bir hayli rahatsız etmiş. Endişeliler.
Demokrasiyi tramvay olarak gören, Taliban ile bir anlayış farkı olmayan AKP'nin demokrasiyi nasıl tehlikeye sokacağını iyi biliyorlar.
Umarım aklı selim birileri buna izin verilmemesi ve bu partinin kurulmaması için gerekli adımları atarlar.
AKP ülkemizin başına gelmiş, Almanya'nın ise başına gelecek en büyük felakettir.
GERÇEK BİR AZMETTİRİCİ: NAZLI ILICAK
Hani denir ya “Yatacak yeri yok”, diye. Nazlı Ilıcak işte öyle biri. Hapislere girip girip çıksa da vicdan hapishanesinin daimi mahkumlarından biri o.
Ali Tatar’ın ahı var üzerinde. Ali Tatar canına kıymış, aile perişan ama o utanmadan hala köşesinde Ali Tatar hakkında uyduruk ihbar mektubuna değiniyor, derdi büyük: Ali Tatar'ın intiharı üzerinden Poyrazköy davasının itibarsızlaştırılmasından endişe ediyor.
Ya Kıbrıs Harekatı’ndaki başarılarıyla "altın madalyalı tek subay" olarak tarihe geçen, adını “Zafer Tepe”ye yazdıran Muzaffer Tekin? Senelerce hapis yatan, sonunda kansere yakalanan, aslında kahrından ölen büyük kahraman... Ilıcak onu da dolamıştı zehirli kalemine. (Sözde) Ergenekon şemasının Muzaffer Tekin’e bağlandığını yazıyordu ve Genelkurmay bunu biliyormuş demek, diyordu.
Hapishanede kanserden ölen Kuddusi Okkır'a Nazlı Ilıcak'ı sorabilsek ne derdi acaba?
Okkır'ın kanserden vefatına duyulan tepkiler için de "Ergenekon'u itibarsızlaştırma gayreti", diye yazmıştı Ilıcak. Çoktan yargısı kesinleşmişti: "Hükümeti yıkma gayretleri içinde Okkır'ın rolü olduğu inkâr edilemez."
Bir "gayret", bir "gayret daha"...
Hocaların hocası Türkan Saylan'ı ve ÇYDD’yi de o zehirli diline dolamış, "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, hem de Çağdaş Eğitim Vakfı hakkında "misyonerlik" iddiaları mevcut”, “Her tutuklananın arkasından "hukuk darbesi” diye feryat etmeyin", demişti.
Korkunç planın korkunç aparatı bununla da yetinmedi, o uyduruk iddianamelerde bile olmayan aşağılık bir iddia ileri sürdü:
“Kadıköy Şubesi'nde ele geçen belgeler, bu derneğin askerlerle ilişki kurarak, belli bir amaç doğrultusunda faaliyet yürüttüğünü göstermekteydi. ÇYDD'li kızlar, denizci talebelerle tanıştırılıyor ve bu suretle gençler yakından izleniyordu”, diye yazdı.
Devamı da vardı: “Öğrencilerle tanıştırılan kızların, öğrencilerle olan irtibatının aksatılmaması, bu öğrencilerin morallerinin düzeltilmesi için tanıdık gazeteci, bürokrat ve akademisyenlerle görüştürülmesi" tavsiye ediliyor. Kızların, teğmenlerin evlerine sık sık giderek onları kontrol altında tutması isteniyor. "
FETÖ’nün medya ombudsmanlarından biri olan Nazlı Ilıcak daha neler yazdı, neler!
Fenerbahçe şike davasında Aziz Yıldırım’a da ayar verdi. "Cemaat'i karalamakta beis görmüyor", diye başlamıştı "bir çift sözü"ne. Bunu yaparken Gülen’e duyduğu büyük aşkı ve güveni de açıkça ilan etmekten geri durmadı:
"Gülen'i ne sanıyor acaba? Güç kazanmak adına, başkasının canını yakacak tıynetsiz biri mi? "Kişi herkesi kendisi gibi bilebilir" mi desem acaba. Mağduriyetini kanıtlamak için bir zalim arıyorsa, o sıfat Gülen Hocaefendi'ye inanın hiç yakışmaz.”
Belki eline silah almadı. Belki birine domuz bağı geçirmedi. Ama birilerinin ölümüne, en iyi (!) olasılıkla hapishane köşelerinde senelerce çürümesine neden oldu arkadaşlarıyla birlikte. Elindeki gücü tam kapasite bunun için kullandı.
Ergenekon’da yitirdiğimiz ya da çalınmış bütün hayatların üzerinde onun ve arkasındaki yapının karanlığı var, elleri var.
İnsanlar böyle ölüme giderken Bodrum'daki yazlığında bulunan Fethullah Gülen’in 7 kitabını çoktan bitirdiği aşikar.
O nedenle Zekeriya Öz ile kartopu oynayabildi. Ne de olsa bir zamanlar "çocuklar gibi şendi".
#unutturmayacağız #nazlıılıcak
Dinciler yine şaşırtmıyor. İsrail, Filistin’de savaş suçu işliyor diyor, çözüm olarak laik Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin değişmesini istiyorlar. Savaşın başladığı ilk gün söylemiştim;islamcılar Filistinli bebekleri önemsemiyor,o bebeklerin ölüsü üzerinden Türk devletine karşı kin kusuyor.
Eskiden Türkiye çok fakirdi arkadaşlar.
Tek maaşlı öğretmen babam, misafir gelince kasaptan 3 kg pirzola alır misafire çıkarırdı.
Tek maaşla para biriktirip kendine iyi bir ev alabilmişti.
3 kardeştik hepimizi okutabilmiş üstüne de evlendirmişti.
Emekli ikramiyesi de "sadece" iyi bir ev alacak kadardı.
Yaa öyle yoksuldu bu ülke. AKP'nin değerini bilelim.
Türkiye 20 seneden fazla süredir içinde bulunduğu, yatırım yaptığı F-35 projesinden atıldı.
ABD Yönetimi, Türkiye’ye F-16 satışına onay verildiği gün Yunanistan’a da 40 adet F-35 satışını onaylandı.
Bu sizce bir zaferse diyecek bir söz yok. Bu Türkiye’yi aşağılamaktan başka bir şey değil.
Yunanistan’ın kongrede satışının onaylanması çok yüksek bir olasılık,Türkiye’nin ise belirsiz olduğu için Biden, kongreye ‘Türkiye dediğimizi yaptı, siz de onay verin’ mektubu gönderdi.
Türkiye’nin İsveç’e NATO için verdiği onayı ise ABD’ye nasıl kanıtlaması gerektiğini NTV’nin ABD muhabiri Hüseyin Günay paylaştı:
“F-16’lara ilişkin bir bilgi paylaşmak isterim. TR’nin İsveç onay evrakı Washington’a uçuş olmadığından New York’a gönderildi.
ABD dış işlerinden biri evrakı NY’tan aldı, elden Kongre’ye götürüp gösterdi. Kongre’den yeşil ışık alan dışişleri sonrasında resmi satış mektubu gönderdi.”
Bunların hiçbirini o bazı televizyon kanallarında göremeyeceksiniz, tek söyleyecekleri ‘Zafer kazandık, ABD’yi dize getirdik’ olacak ama gerçekler çok farklı.
— SON —
@AntikorJunior Yprumlardaki pavyontaparlar ile isiniz zor ! Aşağalik bir kitleyi zorla adam edemezsiniz. Ben saldım artık, bu kitleye herşey mübahtır!
He Ankara bizimdir, Cumhuriyet"tir o başka..
Atatürk annesi Zübeyde Hanımın mezarı başında.
27 Ocak 1923 tarihinde gerçekleşen bu ziyarette Atatürk aşağıdaki o meşhur konuşmasını yapmıştır:
"Zavallı validem bütün millet için mefkûre olan İzmir’in mukaddes topraklarına vücudunu vermiş bulunuyor. Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en tabii bir kanunudur. Fakat böyle olmakla beraber bazen ne hazin tecelliler arz eder. Burada yatan validem, zulmün, cebrin bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir idarenin kurbanı olmuştur. Bunu izah etmek için müsaade buyurursanız ıstıraplı hayatının bariz birkaç noktasını arz edeyim. Abdülhamit devrinde idi. 320 (1905) tarihinde mektepten henüz Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana tesadüf etti.
Hakikaten bir gün beni aldılar ve despot idarenin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. Validem bundan ancak hapishaneden çıktıktan sonra haberdar olabildi ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç-beş gün görüşmek nasip oldu. Çünkü tekrar despot idarenin hafiyeleri, casusları, cellatları ikametgahımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi. Validem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. Beni sürgün yerime götürecek olan vapura bindirirlerken benimle görüşmekten men edilmiş olan validem, gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında elemler ve kederler içinde terk edilmiş bulunuyordu. Sürgün yerinde geçirdiğim mücadeleler onun hayatını ıstıraplar ve gözyaşlar�� içinde geçirtmiştir.
Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğim vakit, validemi mustarip bir halde İstanbul’da terke mecbur olmuştum. Yanımda kendisinin refakatime verdiği bir adamım vardı. Bunu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman validem, bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu dakikada, benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının infaz edildiğini zanneylemiş ve bu zan kendisini felce uğratmıştı. Ondan sonra bütün mücadele seneleri onun hayatını elem, ıstırap içinde geçirtmişti. Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların daima baskı ve işkencesi altında kalmıştı. İkametgahı bin türlü sebep ve vesilelerle basılır ve aranır, kendisi rahatsız edilirdi. Validem üç buçuk senelik bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.”
Atatürk, cefakar annesini böyle anlatıyor ve devam ediyordu:
"Validemin kaybından şüphesiz çok üzgünüm. Fakat bu üzüntümü gideren ve beni teselli eden bir husus vardır ki, o da anamız vatanı mahv ve haraplığa götüren idarenin artık bir daha dönmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir. Validem bu toprağın altında, fakat milli hâkimiyet ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur. Evet, milli hâkimiyet ilelebet devam edecektir.
Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna ahdetmiş olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. Validemin kabri önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve sağlamlaştırdığı hâkimiyetin muhafazası ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun."
Antalya'da geçen yaz 6 gecesi 35 bin TL olan her şey dahil tatil için bu yıl aynı dönem ve aynı koşullar için istenen fiyat 111 bin lira. Enflasyon % 65 ise bu greedflasyon. Yok eğer enflasyon % 300 ise enflasyon diye açıklanan ne?
🪂 Türkiye nereye gidiyor? Zımnî (Örtük) kur çıpası ile imalat sanayi çökertiliyor.
📦 Geçen gün Amazon'dan sipariş verilerek İspanya'dan getirilen zeytinyağının Türkiye'den daha ucuz olduğuna dair örneği vermiştim.
🚢 İthalat ayağa düştü. BİM'in iştiraki File'de Polonya'dan ithal edilen Berliner satılıyor.
🥐 Bitmedi. Kruvasanlar Belçika'dan ithal. Donuk olarak ithal edilip burada ısıtılarak satışa sunuluyor.
⚙️ Suni döviz kurları yüzünden ithal ürünlerin fiyatı ucuz kalıp rağbet görürken, yerli imalatçı ya küçülüyor ya da kepenk indiriyor.