Sistemli bir sığlaşmanın ve hırpalanmanın kıskacındaki bu toplum, zihinsel ve ahlaki bir uyanışı yeniden başlatma gücünü kendinde bulabilecek mi? Yoksa değerlerini kaybeden ve gidenlerin ardından sadece boşluğa bakan sessiz bir kitleye mi dönüşeceğiz?
Son zamanlarda zihnimi en çok kurcalayan soru şu: Kolektif bir akıl tutulması yaşayan bu toplum, maruz kaldığı bu zihinsel aşınmanın ardından bir gün yeniden kendini inşa edecek gücü bulabilir mi?
Hayatta bazen her şeyin kötü gittiğini düşünür, durumlardan yakınırız. Oysa en küçük bir olumlu adım, en koyu umutsuzluğu bile dağıtmaya yeter. Dünyayı değiştiremiyorsak bile, kendi etrafımızı aydınlatacak o mumu yakmak her zaman bizim elimizdedir...