I am beyond excited to finally share the birth of the Albanian Heritage Project! 🇦🇱
I am so proud to be a part of this movement that will introduce the heritage and culture of our people, with a special focus on the Albanian diaspora in Turkey.
Stay tuned!
#AlbanianHeritage
Albanian Heritage Project & Arnavut Mirası Projesi 🦅
Arnavut Mirası Projesi'nin doğuşunu sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyoruz! 🇦🇱
Türkiye’de yaşayan tüm Arnavutlara ve onların kadim kültürlerine g��nül veren herkese hitap etmek için hazırladığımız "Arnavut Mirası" platformumuzla yayın hayatımıza ve içerik üretimine resmen başlıyoruz!
Bugün pek çoğumuz kökenlerimiz, atalarımızın tarihi ve asıl kimliğimiz hakkında ya çok az şey biliyor ya da kulaktan dolma, eksik ve yanlış bilgilerle yetinmek zorunda kalıyoruz. Bu platformun temel amacı; bu bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak ve köklerimize inen sisli yolu aydınlatmaktır.
"Arnavut gerçekte kimdir?", "Kökenlerimiz kime dayanır?", "Arnavutça nasıl bir dildir ve neden eşsizdir?" gibi en temelden en derine uzanan soruları; salt romantik anlatılarla değil; tarihi, filolojik, arkeolojik ve en güncel arkeogenetik (DNA) verilerinin ışığında yanıtlamak için yola çıkıyoruz.
Önümüzdeki dönemde sayfamızda:
🧬 Antik Balkan kökenlerimize ve güncel Arnavut Y-DNA/Otozomal genetik araştırmalarına ait sonuçlarını,
⛰️ Binlerce yıl asimile olmadan hayatta kalmamızı sağlayan kimliğimizi ve kültürümüzü,
⚔️ Roma'dan Osmanlı'ya kadar imparatorlukların askeri ve idari belkemiğini oluşturan atalarımızın gerçek rolünü,
🤝 Arnavut kimliğinin nasıl inşa edildiğini,
🚂 Ve elbette Balkanlardan Türkiye’ye uzanan acı ve direniş dolu göç hikayelerimizi...
...ezber bozan bilimsel veriler eşliğinde duyacaksınız. Doğru bilinen yanlışları akademik referanslarla, anlaşılır bir dille masaya yatıracağız. Sık dillendirilen mitleri de bu objektif ve bilimsel süzgeçten geçireceğimizi ilan ederiz.
"Arnavut Mirası Projesi", şahsi bir hesaptan ziyade, bu alanda derinlemesine araştırmalar yapan ve doğru bilgiyi sizlere ulaştırmayı dert edinen bir ekibin ortak çalışmasının ürünüdür. Ciddiyetten ve bilimsellikten taviz vermeden, akademik bulguları herkesin keyifle okuyabileceği samimi ve akıcı bir dille sizlere sunmaya gayret edeceğiz!
Eğer siz de Türkiye'de yaşayan ve köklerini arayan bir Arnavutsanız veya kendiniz Arnavut olmasanız dahi Balkanların bu en kadim, en orijinal halkına ilgi duyuyorsanız bizi mutlaka takip edin!
| Adminler: @Atalaj34, @Arbanesh, @TurkiyeArnavutu
Bravo au peuple albanais 🏴☠️
Incroyable mobilisation victorieuse contre le projet immobilier de luxe de la famille Trump sur l’île de Sazan, en pleine zone marine protégée.
L’Albanie n’est pas à vendre !
Shqipëria shqiptarëve
Vdekje tradhtarëve
Qëndron ai në zemrat e
mendjet e muhaxherëve!
Arnavutluk'taki protestolar biz Türkiye Arnavutları ve dünya Arnavutları için ne ifade ediyor, bunu yazdık. Okuyunuz:
FLAMİNGO DEVRİMİ
Avlonya’nın ufkunda güneş her akşam aynı yerden batar. Adriyatik’in suları aynı kıyıları yıkar. Fakat bazı kıyılar vardır ki yalnızca coğrafyanın değil, tarihin de parçasıdır. Avlonya böyledir.
Bir milletin hafızası bazen bir dağın zirvesinde, bazen bir nehrin kıyısında, bazen de bir bayrağın ilk kez göndere çekildiği şehirde yaşar. Avlonya, Arnavutlar için işte böyle bir yerdir. Çünkü burada yalnızca deniz yoktur; burada bağımsızlığın hatırası vardır. Burada İsmail Kemal’in sesi vardır. Burada bir milletin yeniden ayağa kalkışının hikâyesi vardır.
Fakat bugün aynı ufukta başka bir tartışma yükselmektedir.
Sazan Adası ve Avlonya kıyılarında yaşananlar, birçok kişinin iddia ettiği gibi yalnızca bir yatırım veya yalnızca bir çevre meselesi değildir. Çünkü bazı topraklar vardır ki onlar hakkında konuşulduğunda aslında yalnızca bugünden değil, geçmişten ve gelecekten de bahsedilmiş olur.
Bugün Arnavutluk’un en kıymetli kıyılarının ve adalarının geleceği hakkında kararlar alınırken, birçok Arnavut şu soruyu sormaktadır:
Bu toprakların gerçek sahibi kimdir?
Bu soru tesadüfen ortaya çıkmış değildir.
Arnavutların bu topraklarla ilişkisi, herhangi bir yatırım projesinden çok daha eskiye dayanır.
1878 yılında Niş’ten, Toplica’dan, Leskovac’tan ve çevredeki Arnavut yurtlarından yüz binlerce insan katlediginde yalnızca insanlar yok edilmedi. Bir millet hafızasının bir parçasını da geride bırakmak zorunda kaldı. Yakılan köyler, dağılan aileler ve muhacir yollarına düşen insanlar Balkan tarihinin unutulmayan yaralarından biri hâline geldi.
1912 ve sonrasında Balkan Savaşları’nın karanlığı çöktüğünde yine binlerce Arnavut kadın, çocuk ve yaşlı hayatını kaybetti. Karadağ orduları, Sırp orduları , Yunan orduları ve çeşitli milliyetçi projelerin arasında kalan Arnavut halkı, yalnızca hayatta kalabilmek için bile ağır bedeller ödedi.
Yüzyıl sona ererken Kosova yeniden ateşe verildi.
1998 ve 1999 yıllarında köyler boşaltıldı. İnsanlar sürgün edildi. Katliamlar yaşandı. Avrupa’nın ortasında bir halk yeniden evsiz bırakıldı. Aynı halk dili ve kimliği için Üsküp de , Tetova da , Kumanova da , Gostivar da henüz dün sayılabilecek bir tarih de genç yaşlı kadın erkek demeden büyük bedeller ödedi.
İşte bu yüzden Arnavutlar için toprak yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir.
Toprak, dedelerin mezarıdır.
Toprak, sürgün yollarında kaybedilen çocukların hatırasıdır.
Toprak, uğruna mücadele edilmiş bir emanettir.
Bugün Avlonya’da yükselen itirazın kaynağı da budur.
Elbette flamingolar önemlidir.
Elbette Akdeniz fokları önemlidir.
Elbette Sazan’ın eşsiz doğası korunmalıdır.
Bir millet kendi tabiatını koruyamıyorsa geleceğini de koruyamaz.
Fakat Flamingo Devrimi’nin arkasındaki ruh yalnızca çevrecilik değildir.
Bu hareket aynı zamanda tarihî hafızanın, egemenlik kaygısının ve ortak mirasa sahip çıkma iradesinin ifadesidir.
Birçok Arnavut, ülkenin en kıymetli bölgelerinin uluslararası sermaye projelerinin merkezine dönüşmesinden rahatsızlık duymaktadır. Jared Kushner gibi parayı put edinmiş siyonist isimlerin bu projeler etrafında sıkça anılması da bu rahatsızlığı büyütmektedir.
Çünkü insanlar bazen bir projeye değil, temsil ettiği anlama itiraz ederler.
Birçok millet tarih boyunca büyük güçlerin planlarının ortasında kaldı ve pek çoğu yok oldu. Arnavutlar da yüzyıllar boyunca sürgünler, işgaller, savaşlar ve parçalanmalar gördü. Fakat her seferinde yeniden ayağa kalkmayı başardı. Avrupa'nın en kadim halklarından biri olarak dilini, kimliğini ve hafızasını korumayı başardı
Bu yüzden bugün birçok Arnavut, karşılaştığı her yeni gelişmeye yalnızca bugünün penceresinden bakmamaktadır. Geçmişin tecrübeleri, geleceğe dair kaygıları da beraberinde getirmektedir.
Bu noktada yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı doğrudan Edi Rama’nın yönetimine yönelmektedir.
Onun destekçileri yapılanları kalkınma ve yatırım olarak görebilir.
Fakat eleştirenler farklı bir soru sormaktadır:
Bir hükümet, uluslararası yatırımcıların beklentilerine gösterdiği hassasiyeti kendi halkının tarihî hassasiyetlerine de gösteriyor mu?
Mesele yalnızca ekonomi değildir.
Mesele yalnızca turizm değildir.
Mesele yalnızca yeni oteller de değildir.
Mesele, karar verme hakkının kime ait olduğudur.
Çünkü Arnavutluk yalnızca bugün Tiran’da yaşayanların değildir.
Yalnızca Avlonya’da yaşayanların da değildir.
Arnavutluk; İşkodra’nın, Kosova’nın, Presheva’nın, Sancak’ın , Prevezenin , Yanya’nın Makedonya’daki Arnavut köylerinin, Karadağ’daki Arnavut mahallelerinin ve bir asır önce Balkanlar’dan Anadolu’ya , Avrupa’ya , Amerika’ya , Arap ülkelerine göç etmek zorunda kalmış milyonlarca Arnavut’un ortak hafızasının bir parçasıdır.
Bugün Türkiye’de yaşayan Arnavutlar da dedelerinin çıktığı yolları unutmuş değildir. Aradan bir asır geçmiş olabilir. Sınırlar değişmiş olabilir. Fakat tarih değişmemiştir.
Avlonya’nın kıyıları da, Sazan’ın kayalıkları da, Arnavutluk’un her karı��ı da yalnızca bugünün değil, bütün Arnavut nesillerinin emanetidir.
Bir millet, uğruna yüzyıllarca mücadele ettiği topraklara yalnızca ekonomik değer biçebilir mi?
Yoksa bazı yerler vardır ki fiyatları vardır ama değeri yoktur?
Belki de Flamingo Devrimi’nin gerçek anlamı budur.
Bir kuşun hikâyesi değildir bu.
Bir adanın hikâyesi de değildir.
Bu; Niş’in sürgün yollarında yitip gidenlerin, İşkodra önlerinde can verenlerin, Kosova’nın yanmış köylerinden yükselen dumanların, Adriyatik kıyılarında bağımsızlık bayrağını kaldıranların hikâyesidir.
Bu; geçmişin hatırasıyla geleceğin sorumluluğunun aynı anda omuzlarda taşındığı bir milletin hikâyesidir.
Çünkü Avlonya’nın rüzgârı yalnızca denizden esmez.
O rüzgâr bazen Niş’ten gelir.
Bazen Kosova’dan gelir.
Bazen Çameria’nın dağlarından gelir.
Bazen de bir asır önce Balkanlar’dan ayrılmak zorunda kalmış muhacirlerin torunlarının kalbinden eser.
Ve o rüzgâr her defasında aynı hakikati fısıldar:
Arnavutluk bir yatırım dosyası değildir.
Bir pazarlık masası değildir.
Bir milletin kanıyla, gözyaşıyla ve hatıralarıyla yoğrulmuş emanettir.
Emanet ise satılmaz.
Emanet korunur.
@rodophaydutu@Turcomania25542@LeonisTheWhite@PCkopats_ Şu medieval baya güzel özetlemiş. Bu arada ben de bu ikisi ile kendimi modelledim, Ottoman daha fazla veriyor bana mesela o kadar Slav mirasım olmadığı için. Yanıltıcı yani...
@rodophaydutu@Turcomania25542@LeonisTheWhite@PCkopats_ Çapalıbağ Roma Anadolusu ve Bizans'tan kalan, hatta belki Trak mirasından kalan ANF ile bile overlap yapıyor. Bir de overlap olan yerde iki tane proxy ile modelleme yapılmaz.
Tarihsel olarak oradaki popülasyonları kullanmanız ve Türki olanı ayırmanız da lazım.
@Turcomania25542@LeonisTheWhite@PCkopats_ dostum küfür etmek yerine overfit ne demek öğrensen daha iyi olur sanırım. bulgarların da %25 osmanlı türkmeni olduğunu düşünüyor musun?
Geldik "Arnavutlar Kim Değildir?" serisinin son kısmına. Türkiye Arnavutları arasında çokça bahsi geçen o meşhur mite...
Öncelikle daha başlamadan şunu belirtmek istiyorum: Burada bahsedeceğimiz "Türklük", bir etnisite olan, kökeni Orta Asya'ya bağlanan ve bir soy ilişkisini belirten Türkî kavim anlamındaki Türklüktür. Onun haricinde, Türkiye'de yaşayıp Türk vatandaşı olan her Arnavut, Anayasa'nın 66. maddesine göre kanunen Türktür.
Ne diyor anayasa?
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."
Bu bir sivil nasyonalite tanımıdır. Sivil nasyonalite, bir ulusa aidiyetin etnik köken, soy, dil veya ırktan ziyade ortak vatandaşlık, hukuk, anayasa ve siyasi bağlılık üzerinden tanımlanmasıdır.
Gördüğünüz gibi anayasanın güncel hâline göre Türk vatandaşı Arnavutlar kanunen Türktür; tıpkı Türk vatandaşı olan bir Afrikalının, bir Eskimonun veya bir Japonun da kanunen Türk olması gibi. Bu bir etnisite değil, nasyonalite tanımıdır. Bizim bahis konumuz da bu nasyonalite olan Türklük tanımı değildir. Bizim üzerine konuşacağımız Türklük şudur: Arnavutlar etnik olarak Türk mü, Türkî mi? Arnavutlar köken olarak Anadolu Türklerine ve doğal olarak Orta Asya'ya mı dayanır? Arnavutlar, Osmanlı döneminde Anadolu'dan gidip Osmanlı dağılınca geri gelen Türk soylular mıdır?
Hiç uzatmadan cevabı baştan vereyim: Bu sorunun cevabı tabii ki hayırdır.
Elbette Osmanlı döneminde Anadolu'dan Balkanlar'a Yörük ve Türkmen iskânları olmuştur. Fakat bu Türkmenler büyük ölçüde Doğu Rumeli'ye, yani bugünkü Bulgaristan'a (Razgrad, Şumnu, Kırcaali vb.), Romanya'nın güneyine, Yunanistan'a (Selanik, Batı Trakya vb.) ve Kuzey Makedonya'nın doğu kesimlerine (Ustrumca, Radoviş vb.) iskân edilmiştir.
Bu iskânların tamamı kayıtlıdır. Nereye, kaç hane ve ne zaman iskân yapıldığı belgelerle bilinmektedir. Zaten bugün de DNA sonuçları üzerinden Doğu Rumeli Türklerinin çoğunda az veya çok bu iskanların izini görebiliyoruz. Bu durum, söz konusu bölgelere gerçekten de Türkmen iskânlarının yapıldığını göstermektedir. Buraya kadar hiçbir sorun yoktur; tarihî iskân anlatısı gerçeklerle tutarlıdır.
Fakat Doğu Rumeli'nin aksine Batı Balkanlar'a bu şekilde aşiretler ve obalar hâlinde kalabalık bir Yörük-Türkmen iskânı yaşanmamıştır. Osmanlı'nın Batı Balkanlar'daki politikası, iskândan ziyade "istimâlet" politikasıdır.
İstimâlet, Arapça kökenli bir kelime olup "gönlünü kazanma, meylettirme" anlamına gelir.
Osmanlı, Batı Balkanlar'ı büyük ölçüde yerel beyler, nüfuzlu aileler ve bazı bölgelerde aşiret liderleriyle iş birliği yaparak yönetmiştir. Bu yerel güç odaklarının bir kısmı Müslüman olmuş, bir kısmı ise Hristiyan kalmıştır. Osmanlı, onlara çeşitli imtiyazlar, yerel nüfuzlarını koruma imkânı ve idarî görevler tanımış; karşılığında ise sadakatlerini, vergi yükümlülüklerini ve askerî hizmetlerini talep etmiştir.
Dolayısıyla Osmanlı, Batı Balkanlar'da hâkimiyet kurabilmek için Türkmen iskânına ihtiyaç duymamıştır. Zaten birçok Osmanlı tarihçisinin belirttiğine göre o dönemde Osmanlı'nın Anadolu'dan "kolonizatör" olarak iskân ettirebileceği büyük bir nüfus fazlası da kalmamıştı. Bu nedenle yerel Balkan elitleriyle iş birliği yapmak bir zaruriyetti.
İşte bu istimâlet sistemi neticesinde özellikle Boşnakların ve Arnavutların ciddi bir kısmı Müslüman olmuş; hem Balkanlar'da hem de imparatorluğun çeşitli bölgelerinde imtiyazlı konumlar elde ederek yönetici sınıflar içerisinde yer almışlardır.
Arnavutlar, Osmanlı tarihinde nüfuslarına oranla en fazla sadrazam, paşa ve üst düzey devlet adamı yetiştiren topluluklardan biri, muhtemelen de en önde gelenidir.
Bu durumun neticesinde, yaklaşık 450 yıl boyunca özellikle Müslüman Arnavutlar Osmanlı Devleti ile çok derin gönül bağları geliştirmiş, kendilerini devletin asli unsurlarından biri olarak görmüş ve güçlü bir aidiyet hissi geliştirmişlerdir.
Bu aidiyet hissiyatı sebebiyle 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekilişiyle birlikte pek çok Müslüman Arnavut, Sırp ve Yunan devletlerinin hâkimiyetinde, yani "Dârü'l-Harp"ta yaşamamak adına binlerce yıllık vatanlarını terk edip kendi devletleri olarak aidiyet hissettikleri, "Dârü'l-İslâm" olarak gördükleri Osmanlı Anadolu'suna ve daha sonra onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etmiştir.
Bu göçler bazen gönüllü, bazen zorunlu olmuştur; ancak istikamet bellidir.
Toparlayacak olursak; Türkiye'ye göç etmiş Arnavutlar, Osmanlı döneminde Balkanlar'a Anadolu'dan, Konya-Karaman bölgesinden iskân ettirilmiş ve daha sonra geri dönmüş Türkmenler değildir.
Doğu Rumeli Türkleri için geçerli olan bu anlatı, özellikle son yıllarda Türkiye'deki Arnavutlar ve hatta Boşnak, Pomak ve Torbeş gibi diğer etnik Türk olmayan Balkan göçmenleri arasında aşırı derecede yayılmış, adeta dillere pelesenk olmuş ve bilinçsizce tekrar edilerek giderek yaygınlaşmıştır.
Bu durum da ister istemez bazı Arnavutlarda atalarını inkâr etme ve kendi soylarını başka topluluklara nispet etme eğilimine sebep olmaktadır.
Arnavutlar bir Hint-Avrupa halkıdır. Arnavutça bir Hint-Avrupa dilidir. Arnavutlar Balkanlar'ın en kadim halklarından biridir. Bu durum hem tarihsel, hem filolojik, hem arkeolojik hem de genetik verilerle açıkça ortadadır.
Arnavutlar etnik olarak Türk değildir. Arnavutlar; Yörük, Avşar, Manav veya Çepni gibi Türk etnisitesinin alt kollarından biri değildir.
Arnavutlar, Osmanlı döneminde önemli bir kısmı Müslüman olmuş, devlete entegre olmuş ve Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekilişiyle birlikte çeşitli sebeplerle aidiyet hissettikleri Türkiye'ye göç etmiş; Türklerle soy bağı olmayan fakat gönül bağı olan kadim bir Balkan halkıdır.
Anakronik düşünen bazı kişiler mutlaka "O zaman neden Türkiye'ye göç ettiler?" diye soracaktır.
Dönemin şartları bunu gerektirmiştir. Bugün olsa, muhtemelen hem değişen Türkiye, hem değişen Arnavutlar hem de değişen kavramlar (din, milliyet vb.) sebebiyle bu göçlerin önemli bir kısmı yaşanmayabilirdi. Ancak bunu bugünden bakarak söylüyoruz. O günün şartları, zihniyetleri ve kavramları bugünkünden çok farklıydı.
Geçmişe anakronik bakmamalı ve o dönemin insanını kendi şartları içerisinde değerlendirmeliyiz.
Arnavutlar Kim Değildir? serisinin sonuna geldik.
Bundan sonra "Arnavutlar Kimdir?" serisine geçeceğiz.
Takipte kalın.
I am happy to anounce that we published the 3rd part of our series "Who are not the Albanians?". After answering if Albanians were Yugoslavs or Macedonians, we continue with the question: "Are Albanians Turks?
Enjoy the read!
Geldik "Arnavutlar Kim Değildir?" serisinin son kısmına. Türkiye Arnavutları arasında çokça bahsi geçen o meşhur mite...
Öncelikle daha başlamadan şunu belirtmek istiyorum: Burada bahsedeceğimiz "Türklük", bir etnisite olan, kökeni Orta Asya'ya bağlanan ve bir soy ilişkisini belirten Türkî kavim anlamındaki Türklüktür. Onun haricinde, Türkiye'de yaşayıp Türk vatandaşı olan her Arnavut, Anayasa'nın 66. maddesine göre kanunen Türktür.
Ne diyor anayasa?
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."
Bu bir sivil nasyonalite tanımıdır. Sivil nasyonalite, bir ulusa aidiyetin etnik köken, soy, dil veya ırktan ziyade ortak vatandaşlık, hukuk, anayasa ve siyasi bağlılık üzerinden tanımlanmasıdır.
Gördüğünüz gibi anayasanın güncel hâline göre Türk vatandaşı Arnavutlar kanunen Türktür; tıpkı Türk vatandaşı olan bir Afrikalının, bir Eskimonun veya bir Japonun da kanunen Türk olması gibi. Bu bir etnisite değil, nasyonalite tanımıdır. Bizim bahis konumuz da bu nasyonalite olan Türklük tanımı değildir. Bizim üzerine konuşacağımız Türklük şudur: Arnavutlar etnik olarak Türk mü, Türkî mi? Arnavutlar köken olarak Anadolu Türklerine ve doğal olarak Orta Asya'ya mı dayanır? Arnavutlar, Osmanlı döneminde Anadolu'dan gidip Osmanlı dağılınca geri gelen Türk soylular mıdır?
Hiç uzatmadan cevabı baştan vereyim: Bu sorunun cevabı tabii ki hayırdır.
Elbette Osmanlı döneminde Anadolu'dan Balkanlar'a Yörük ve Türkmen iskânları olmuştur. Fakat bu Türkmenler büyük ölçüde Doğu Rumeli'ye, yani bugünkü Bulgaristan'a (Razgrad, Şumnu, Kırcaali vb.), Romanya'nın güneyine, Yunanistan'a (Selanik, Batı Trakya vb.) ve Kuzey Makedonya'nın doğu kesimlerine (Ustrumca, Radoviş vb.) iskân edilmiştir.
Bu iskânların tamamı kayıtlıdır. Nereye, kaç hane ve ne zaman iskân yapıldığı belgelerle bilinmektedir. Zaten bugün de DNA sonuçları üzerinden Doğu Rumeli Türklerinin çoğunda az veya çok bu iskanların izini görebiliyoruz. Bu durum, söz konusu bölgelere gerçekten de Türkmen iskânlarının yapıldığını göstermektedir. Buraya kadar hiçbir sorun yoktur; tarihî iskân anlatısı gerçeklerle tutarlıdır.
Fakat Doğu Rumeli'nin aksine Batı Balkanlar'a bu şekilde aşiretler ve obalar hâlinde kalabalık bir Yörük-Türkmen iskânı yaşanmamıştır. Osmanlı'nın Batı Balkanlar'daki politikası, iskândan ziyade "istimâlet" politikasıdır.
İstimâlet, Arapça kökenli bir kelime olup "gönlünü kazanma, meylettirme" anlamına gelir.
Osmanlı, Batı Balkanlar'ı büyük ölçüde yerel beyler, nüfuzlu aileler ve bazı bölgelerde aşiret liderleriyle iş birliği yaparak yönetmiştir. Bu yerel güç odaklarının bir kısmı Müslüman olmuş, bir kısmı ise Hristiyan kalmıştır. Osmanlı, onlara çeşitli imtiyazlar, yerel nüfuzlarını koruma imkânı ve idarî görevler tanımış; karşılığında ise sadakatlerini, vergi yükümlülüklerini ve askerî hizmetlerini talep etmiştir.
Dolayısıyla Osmanlı, Batı Balkanlar'da hâkimiyet kurabilmek için Türkmen iskânına ihtiyaç duymamıştır. Zaten birçok Osmanlı tarihçisinin belirttiğine göre o dönemde Osmanlı'nın Anadolu'dan "kolonizatör" olarak iskân ettirebileceği büyük bir nüfus fazlası da kalmamıştı. Bu nedenle yerel Balkan elitleriyle iş birliği yapmak bir zaruriyetti.
İşte bu istimâlet sistemi neticesinde özellikle Boşnakların ve Arnavutların ciddi bir kısmı Müslüman olmuş; hem Balkanlar'da hem de imparatorluğun çeşitli bölgelerinde imtiyazlı konumlar elde ederek yönetici sınıflar içerisinde yer almışlardır.
Arnavutlar, Osmanlı tarihinde nüfuslarına oranla en fazla sadrazam, paşa ve üst düzey devlet adamı yetiştiren topluluklardan biri, muhtemelen de en önde gelenidir.
Bu durumun neticesinde, yaklaşık 450 yıl boyunca özellikle Müslüman Arnavutlar Osmanlı Devleti ile çok derin gönül bağları geliştirmiş, kendilerini devletin asli unsurlarından biri olarak görmüş ve güçlü bir aidiyet hissi geliştirmişlerdir.
Bu aidiyet hissiyatı sebebiyle 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekilişiyle birlikte pek çok Müslüman Arnavut, Sırp ve Yunan devletlerinin hâkimiyetinde, yani "Dârü'l-Harp"ta yaşamamak adına binlerce yıllık vatanlarını terk edip kendi devletleri olarak aidiyet hissettikleri, "Dârü'l-İslâm" olarak gördükleri Osmanlı Anadolu'suna ve daha sonra onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etmiştir.
Bu göçler bazen gönüllü, bazen zorunlu olmuştur; ancak istikamet bellidir.
Toparlayacak olursak; Türkiye'ye göç etmiş Arnavutlar, Osmanlı döneminde Balkanlar'a Anadolu'dan, Konya-Karaman bölgesinden iskân ettirilmiş ve daha sonra geri dönmüş Türkmenler değildir.
Doğu Rumeli Türkleri için geçerli olan bu anlatı, özellikle son yıllarda Türkiye'deki Arnavutlar ve hatta Boşnak, Pomak ve Torbeş gibi diğer etnik Türk olmayan Balkan göçmenleri arasında aşırı derecede yayılmış, adeta dillere pelesenk olmuş ve bilinçsizce tekrar edilerek giderek yaygınlaşmıştır.
Bu durum da ister istemez bazı Arnavutlarda atalarını inkâr etme ve kendi soylarını başka topluluklara nispet etme eğilimine sebep olmaktadır.
Arnavutlar bir Hint-Avrupa halkıdır. Arnavutça bir Hint-Avrupa dilidir. Arnavutlar Balkanlar'ın en kadim halklarından biridir. Bu durum hem tarihsel, hem filolojik, hem arkeolojik hem de genetik verilerle açıkça ortadadır.
Arnavutlar etnik olarak Türk değildir. Arnavutlar; Yörük, Avşar, Manav veya Çepni gibi Türk etnisitesinin alt kollarından biri değildir.
Arnavutlar, Osmanlı döneminde önemli bir kısmı Müslüman olmuş, devlete entegre olmuş ve Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekilişiyle birlikte çeşitli sebeplerle aidiyet hissettikleri Türkiye'ye göç etmiş; Türklerle soy bağı olmayan fakat gönül bağı olan kadim bir Balkan halkıdır.
Anakronik düşünen bazı kişiler mutlaka "O zaman neden Türkiye'ye göç ettiler?" diye soracaktır.
Dönemin şartları bunu gerektirmiştir. Bugün olsa, muhtemelen hem değişen Türkiye, hem değişen Arnavutlar hem de değişen kavramlar (din, milliyet vb.) sebebiyle bu göçlerin önemli bir kısmı yaşanmayabilirdi. Ancak bunu bugünden bakarak söylüyoruz. O günün şartları, zihniyetleri ve kavramları bugünkünden çok farklıydı.
Geçmişe anakronik bakmamalı ve o dönemin insanını kendi şartları içerisinde değerlendirmeliyiz.
Arnavutlar Kim Değildir? serisinin sonuna geldik.
Bundan sonra "Arnavutlar Kimdir?" serisine geçeceğiz.
Takipte kalın.
@illyriusx@knightwolf2377 Platonism considers universals as independent of objects, while the peripatetic philosophy argues that they are in things (universalia in rebus).
Conceptualism though rejects any real ontological status for universals but consider them as mental constants rather than mere names.
@illyriusx@knightwolf2377 Early mutakallimin (theologians) were nominalists, later ones have become conceptualists after clashing with the Avicennean peripateticism.
The difference is universals have a true epistemological bound with being, rather than being mere names. As you said, a true similarity.
@illyriusx@knightwolf2377 I am not nominalist, but more like I am shuttling between moderate realism and conceptualism.
I'd like to hear your arguments against nominalists though.
@illyriusx@knightwolf2377 I don't think God is being itself, as I consider pure being as an only conceptual object.
Your position is based on the realism (or at least moderate realism), especially Avicenna's version. It leads to monism too. I'd rather recognize the distance and hierarchy.
@illyriusx@knightwolf2377 1, 3 & 4 are absent in Islam.
Passing 2, I feel a must to say creatio ex nihilo is necessary for everything that is subject to change. As a being after nothing, the grace of the Absolute ultimately saves...
I'd like to hear your arguments about the problems in detail. Thanks.
@illyriusx@knightwolf2377 I remember reading your confirmation of the pagan impact on Christianity. Given that, the only problem with Christianity remains philosophical right?