Sinem #Dedetaş, the young mayor of #Üsküdar, did not lose at the ballot box. She won. However, today she was detained as part of the latest so-called corruption investigation, which is part of an ongoing campaign against #Turkey’s democratic opposition. In today’s Turkey, supporting Ekrem #İmamoğlu and advocating for democratic change is enough to make you a target. Elected mayors are being removed from office one after another through politically motivated investigations. When those chosen by the electorate are treated as enemies, democracy itself is under attack. Europe cannot remain silent.
"ERDOĞAN BUNUN BEDELİNİ ÖDEMELİ!"
🟥Özgür Özel'den canlı yayında Erdoğan'a çarpıcı çıkış:
"Ekrem İmamoğlu'nun aday yapılmaması için yapılan her şeyin bedelinin Tayyip Erdoğan ve AKP tarafından ödeniyor olması lazım."
"Tayyip Erdoğan rakibinden korkan, kendi diplomasını ispat edemediği halde rakibinin diplomasını iptal ettiren ve rakibi aday olmasın diye onu hapse attıran birisidir ve bunu göze almıştır. Bunun siyasi bedelini ödemelidir."
"Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin adayına karşı kendinden sonraki Cumhurbaşkanı'na darbe yapmıştır. Kendinden sonraki iktidar partisine darbe yapmıştır. Bir partinin Cumhurbaşkanı adayını, genel başkanını ve kurumsal kimliğini hedef almıştır."
İktidarın öğrenci affını ön plana çıkardığı torba yasa, akademisyenlerin atanmaları için güvenlik soruşturması ve arşiv taraması şartı getirerek bilimsel özgürlüğü baltalıyor.
Akademisyenlerin 7315 sayılı kanuna tabii kılınmasının anayasayı ihlal ettiği AYM kararıyla da tespit edilmiş olmasına rağmen, düzenlemenin kanun teklifinden çıkarılması talebimiz komisyonda reddedildi.
Eleştirel düşüncenin önünü tıkayacak olan bu düzenlemeye karşı tüm itirazlarımızı Genel Kurul’da dile getireceğiz.
CHP’li belediye kalmayana kadar operasyonlar devam edecek. CHP’li başkanlara ya AKP ya Kılıçdaroğlu ya da cezaevi deniliyor. Bu tehdide boyun eğenlerle CHP yok edilmek isteniyor. Hiçbir AKP’li belediyeye operasyon yapılmazken CHP’li belediyelerin hepsine operasyon yapılması artık tartışılmıyor bile. Meselenin yolsuzluk olmadığı halkın kendisini yönetecekleri seçme hakkının elinden alındığını herkes biliyor.
“The people understood me. And I got into trouble.”
Turkish comedian @idgoktas wrote this from prison after being arrested over his stand-up show. Erdoğan’s regime is so afraid of dissent that even a joke can become a crime. But satire exists precisely to challenge power, expose fear and defend freedom.
Freedom for Deniz Göktaş.
Freedom of expression is not a crime.
🇬🇧 Statement on the political trial of Ekrem İmamoğlu
🇪🇸 Declaración sobre el juicio político de Ekrem İmamoğlu
🇫🇷 Déclaration sur le procès politique d'Ekrem İmamoğlu
@imamoglu_int@ekrem_imamoglu
Silivri’deyiz.
İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu kürsüde konuşuyor.
“Dün bu salonda değildim. En önemli sanık durumundaki Fatih Keleş’i dinleyemedim. Hakkım ihlal edildi. Bugün de gelip gelemeyeceğimi bilmiyordum. Geldim ve ne yazık ki avukatının savunmasının kesilmesini de izledim.
Gidişata baktığımda 9 temmuzda duruşmayı bitirmeniz için bana savunma yapmak için kalan süre 6-7 saatten ibaret.
Bakın Sayın Özdağ bir hakaret sıçlaması nedeniyle bir tam gün savunma yaptı.
Sayın Demirtaş 14 gün kesintisiz savunma yaptı.
Ben bu davada 149 eylem ve yüzlerce kişinin olduğu bir dosyada yargılanıyorum, bu kadar kısa sürede savunma yapmam nasıl beklenebilir?
İmamoğlu’nun avukatları kürsüdeki kişiyi rezil ediyor şu anda.
Tora Pekin:
“Savunma yapmaktan kaçıyorsunuz dediğiniz müvekkil 9 Mart’ta ilk duruşmada buraya geldi, ifade vereyim dedi.
İlk ben konuşayım dedi. Siz kabul etmediniz. Sen son sırada konuşacaksın dediniz.
Aylar geçti şimdi son sıradayız, şimdi de aynı müvekkile ya yarım günde konuşup susacaksın ya da susma hakkını kullanmış sayarım diyorsunuz.
Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz dediniz, HAYIR DEDİ.
Şimdi ne okuyorsunuz?
Tutanağınız hakikat dışı.
İşlemleriniz hakikat dışı!”
Tam da meslektaşımın dediği gibi yaşanan her şey gerçek bir kepazelik!
Heyet geldi sözde duruşma tekrar başladı.
Kürsüdeki kişi İmamoğlu’nun susma hakkını kullandığı “tespit ettiğini” söyledi.
İmamoğlu’na “ya savunmanı benim istediğim sürede yani yarım günde yaparsın ya susma hakkını kullanmış sayarım” tehdidini geçirdiği zaptı okuyor.
Sıkıyönetim mahkemelerinde bile görülmemiş bir rezalet yaşanıyor şu an Silivri’de.
The court’s decision to accelerate the debate in @ekrem_imamoglu’s trial, while even preventing him from being present in the courtroom, exposes the truth: @RTErdogan wants this political shame trial closed while all eyes are on the @NATO summit. He is wrong. Military alliances matter. But they can never become an excuse to ignore a mortal wound to democracy. Europe’s spotlight stays on İmamoğlu and on Turkey’s democrats.
Ekrem İmamoğlu ''susma hakkını'' kullanmadı.
Konuşmak istedi.
Savunmasını yapmak istedi.
Hakkındaki iddialara tek tek cevap vermek istedi.
Ama susturuldu.
Savunma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Hakkında 142 ayrı suçlama bulunan, 2.352 yıl hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasının tek bir güne sığdırılmak istenmesi hangi hukuk anlayışının ürünüdür?
Suçlamalar sınırsız, iddialar sayfalar dolusu; peki savunma neden süreyle sınırlandırılıyor?
Bu acele neden? Bu ısrar neden?
Adalet, yalnızca iddiaları dinlemekle değil, savunmaya da tam ve eşit söz hakkı tanımakla mümkündür.
Savunma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Savunma susturulursa adalet susar.
142 suçlama bir güne sığıyorsa, mesele adalet değil; savunmayı susturma çabasıdır.
#SavunmaHakkıEngellenemez
This morning at 08:10, in my prison cell, I was notified of the court’s arbitrary decision: I am barred from attending my own trial.
The indictment bears my name. The case was built around me. Yet the court blocks me and restricts the defense of those facing the gravest charges, and their lawyers.
This is not a trial. It is a severe violation of the most basic right of defense, the pinnacle of what jurists call “enemy criminal law.”
A panel redesigned after the case was filed, in open defiance of the principle of the natural judge, can claim neither independence nor impartiality. As of today, it has abandoned even the appearance of judicial process. The “lawlessness of the century” has collapsed into a pile of extrajudicial execution.
And all this happens while Türkiye hosts the leaders of the democratic world in Ankara. The elected Mayor of Istanbul and the Presidential candidate of the democratic opposition is silenced in a courtroom he is not allowed to enter.
I am exposing this lawlessness.
🔴 İmamoğlu'nun davalarını izleyen AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor:
🗣️ "Aynı kişinin 3 ayrı davada aynı gün savunma yapmak zorunda bırakılması tesadüf değil. İstatistiksel olarak bunun bağımsız bir yargı sisteminde gerçekleşmesi mümkün değil."
🗣️ "Durumun daha kötüye gidebileceğini düşünmek istemiyorduk. Ancak iktidarın hayal gücü her defasında sınırları aşmayı başarıyor."
When a stand-up comedian is arrested in handcuffs as if he were a national security threat, the problem is not comedy. The problem is @RTErdogan ’s fear of free citizens. Days before the NATO summit in Ankara, Turkey is exposing the reality behind the façade: critics, activists and artists are being silenced while leaders prepare for the photo-op. NATO cannot claim to defend democracy abroad while ignoring repression within its own ranks. Free speech is security too.
Deniz Göktaş'ın tutuklanması beklenmedik bir gelişme değil, kendisi de biliyordu olacakları.
O cesurca bir eylem yapmış oldu ve yol açtı. O yoldan ilerlemek de ancak örgütlü, bilinçli ve cesurca yürütülen siyasi mücadele ile mümkün.
Çıplak arama sıradan bir prosedür değildir. Gözaltına alındığınızda polisler sizden iç çamaşırınızı çıkarmanızı isterse çıkarmayın. Ayrıca “otur/kalk” deriz biz, yapmayın. Bu muamele işkence kapsamındadır, insan onuruna aykırıdır. Amacı yüzde yüz aşağılamaktır.
Ne yazık Saraçhane’deki genç kadınlardan da dinledim bu iddiaları. Toplu şikayet yapacaktık fakat korktukları ve utandıkları için geri durdular. Zaten hemen hepsi bu kötü muameleyi sıradan bir emniyet prosedürü sanmışlar. Bu konuda kimseyi yargılayamayız fakat korkmayın, utanmayın. Başınıza böyle bir şey gelirse şikayet edin, ceza alıyorlar. Bizler geri durdukça bu aşağılayıcı uygulama devam eder.
Bu arada maalesef bazı meslektaşlar da bu işkenceye maruz kalan müvekkillerini “Aman konuşma, boşver, başımıza dert almayalım, bak tahliye etmezler” vs. diyerek sessiz kalmaya itiyorlar. Bunun hiçbir faydası olmadığı gibi şiddet sustukça büyür unutmayın. Özellikle temel hak ve özgürlüklerinize sahip çıkın.
İktidarın yetmese bile tuttuğu destek, hala kendi beka davasıyla birilerinin kaderini eşitleyebilmesinden. İktidar kaybederse, kimi para, kimi güç, kimi “itibar”, hayat tarzını veya “olmayan değerleri” kaydedeceğine inandırılıyor.
Ancak “İktidarda kalma” stratejisinin ölçüsüzlüğü yüzünden karşı tarafta da artık “kaybetme korkusu” sınırı çoktan geçilmiş durumda. Artık pasif bir endişenin yerini açıkça yaşanan somut kayıplar aldı ama itiraz hala “potansiyel”.
Siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, hukukçular hatta partiler ve kurumlar cezalandırılırken; insanların da paraları, refah seviyesi, hayat tarzı ve en önemlisi bunu değiştirebilme umutları birer birer elinden alınıyor. Dolayısıyla bu fütursuz, sınır tanımaz saldırganlığa, asıl mağdurlarının vereceği cevap bütün kurumsal aktörlerden ve taktik manevralardan daha önemli.
Ekmeğine, özgürlüğüne, adelet duygusuna, huzuruna, geleceğine, seçme hakkına, ifade ve haber alma hürriyetine, okuluna, yaylasına, denizine, zeytin ağaçlarına saldırılanların cevabı önemli olacak. Bu cevap konusunda fazla idmanlı ve seçenekleri çeşitlendirebilen bir millet söz konusu olmayabilir ama her uysallığın bir sınırı var.
Mesele “mağdurdan yana olmak” değil (zaten mağdur da kendisi) adam yerine konmamak”. “Seçtiğinizi alır indirir hapse atarım, seçebileceğinize kayyum atarım. Ne seçerseniz seçin, o benim tercihim olur”. Bu, karşısındakilere doğrudan, kendi seçmenine dolaylı olarak “hiçlik” (butlan) atfetmek.
İktidar, siyaset profesyonellerini veya kavramsal-kurumsal alanı taktik hamlelerle tıkamak-engellemekle başı dönmüş halde koşuyor. Fakat bu baskıyla neyi sıkıştırdığının da farkında (zaman zaman duraksaması, beklemesi bu yüzden) ama kendini durdurma kabiliyeti kalmadı. “Durmak yok yola devam”. Bu yüzden durdurmak veya “püskürtmek” bir seçenek değil, tek yol değiştirmek.
Sorun kimin milletine güveneceği olmamalı, asıl hadise halkın kendine inanıp inanmaması. İnandığını göstermenin yolunu, yordamını bulması. Dikkatini düşman bellettirilenlerden ayırıp, kaybettirenlere dönebilse ve onların ne kadar küçük bir azınlık olduğunu idrak edebilse ya da artık birileri bunu söylemeye başlasa bütün planlar, güç yığılması anlamsızlaşır.