[Hicret uzaklaşmak demektir. Kaçmak demek değildir.
Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sirruhu]
Hicretünden berü gözden döküp eşki zemzem
Kabe'ye oldu siyeh came-i mâtem mutad.(Nabi)
[Hicretinden beri zemzem gözyaşı döker
Kabe, siyah matem elbisesi giyer. ]
İdrakiyle şereflendiğimiz mübarek muharrem ayının ve hicri 15.asrın 1448. yılının iki cihan saadetimize ve ümmetçe sevineceğimiz güzel gelişmelere vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederiz.
Diline ve gözüne sahip ol. Boğazına dikkat et. Az ye,fakat helal ye. Başkasının zararını isteme,kendin de zarar verme.Hep iyilik yap,kendi heva ve heveslerine hakim ol.Hangi işe girersen önce sonunu düşün. Sonu düşünülmeyen işler insana zarar getirir.
Yusuf Has Hacib
Marmaris pek maruf bir limandır, ticaretgah bir yerdir ahalisi iyidir; ...yoktur.Mahalli ahali ile ülfet, vazife-i nazifesini ifa ve fakihlik vekarını ve haysiyetini muhafaza ederse Van'da müftü olmaktan hesaba gelmez ve fedaisi vardır. Ben olsam böyle yapardım maaşı az ise de...
15 Rabiulahir 347 Pazar, saat 3
Merkez-i daire-i gurbet-ü mehcuri, ser-gerdan-i suriş-i mağrur, mağbun Abdülhakim.
(Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin, Marmaris'e sürgüne gönderilen Seyyid Masum Arvasi efendiye yazdığı mektuptan...)
Akıl bir tavırdır.Peygamberlik tavrının altında,aşağısındadır.Akıl peygamberliğin idrak ettiklerini nefsül emrde yani hakikatte dahi mevcut değil zanneder. Çünkü işite işite, göre göre renkleri ve şekilleri bellememiş; bunların varlığını henüz tasdik etmemiş olan anadan doğma bir köre renkler ve şekiller nakledilse ve anlatılsa evveli emirde elbette bunları anlayamaz ve anlayamadığı için de zihninden pek uzak görüp inanmaz.Halbuki Hak Celle ve Alâ Hazretleri kullarının bu hususu zihinlerinden de idraklerinden uzak görmeyi istemediği için (kullarına) peygamberliğin hassalarından bir numune ihsan buyurmuştur O da uykudur.Çünkü uyuyan kimse atide gelecekte vaki olacak halleri ya aynıyla veya bir misal heyetinde(sembollerle)görerek idrak eder. Peygamberlik bir tavırdır ki onda varlık bulan hakikati görenin gözünde mugayyebat ve aklın idrak edemediği emirler,işler ve hususlar, gözle görülür ve tecelli eder.Dokunmak, duymak, görmek gibi zahiri beş hassenin his ve hüküm ettiği maddeleri bazen temyiz etme kuvveti yok sayar.Temyiz etme kuvvetinin hükmettiği maddeleri de bazen akıl fesh eder.Mesela göz,yıldızı küçük görür.Matematik ve mühendislik burhanları,delilleri ise yıldızların yerküresinde yani dünyadan büyük olduğunu meydana koyar.Bu miktar, büyüklükte vaki olana mutabık olduğuna katiyetle hükmedilemez.
~~Ruh Risalesi~~
Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sirruhu-
Eksik ve yanlış bir düzenleme.Allame Hazreti Şeyh Seyyid Fehim Arvasi hazretleri,amcasının oğlu Seyyid Sıbğatullah Arvasi hazretleri gibi Seyyid Taha Hakkari hazretlerinin halifesidir. Muhammed Sami Erzincani,Muhammed Kufrevi,Şeyh İbrahim Çokreşi,Şeyh Ahmed Taşkedani,Şeyh Abdulkahhar Zokaydi, Şeyh Aladdin Verqanisi gibi şahsiyetler de yine Seyyid Sıbğatullah Arvasi vasıtası ile şeyhi büzürg Seyyid Taha-i Hakkari hazretlerine ulaşır.
Peygamberimiz aleyhissalatu Vesselamın resullük ve nebilik vazifesinin üç çeşidinden birincisi âlimlere ikincisi hakimlere,üçüncüsü emirlere taksim ve tevfiz edildi.Hicri dördüncü asırdan sonra ilk asırdaki gibi mükemmel âlimler bulunmadığından ictihad da kabil olmadı; müctehidler kalmadı.Bundan sonra da kalplerde katılık peyda olduğundan ikinci kısım da azaldı,azaldı ve nihayet yok oldu.Sonraları üçüncü kısımdan da yabancıların kanunlarına nizamlarına uymaları istendi bu suretle o da fesada uğradı.
Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sirruhu
2.Abdülhamîd Han, İstanbul'da Balat'taki Rum Ortodoks patrikliğinin karşısına bunların Rum patrikliğine muâdil ve onunla aynı hukuka sahib "erksahlık" adıyla Bulgar kilise riyasetini te'sis etmişti.
Patrikhane demek olan bu müessesenin binasını da, bir gecede monte ettirmişti.Bu surette Bulgar kilisesi, Sultân Abdülhamîd'in bu siyâsi manevrası ile teessüs etmiş oldu. Bunun bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkınca, Bulgar ve Rumlar'ın müştereken oturdukları yerlerde kavga başladı.Gafil İttihatçılar, iş başına gelince, "kiliseler kanunu" denilen bir kanun çıkardılar. Rum ve Bulgarlar'ın müştereken yaşadıkları yerlerdeki kiliseleri onlar arasında taksimi için nüfûs ekseriyetini esas aldılar.Sayım yaptılar. Hangi taraf ekseriyette ise kiliseyi hükümet kuvvetlerini kullanarak o tarafa feslim edip kilisesiz kalan tarafa da iki sene içinde devlet parasıyla yeni bir kilise yaptırarak aralarındaki ihtilâfı bertaraf ettiler.Bu surette kiliseler kavgası hitâma erince, Bulgarlar ve Yunanlar, birkaç yıl içinde dost oldukları gibi, ezelî düşmanımız Sırplılar'ı da yanlarına alarak Balkan Harbi'ni başlattılar. Ordunun hiçbir ciddî hazırlığı ve istihbaratı yoktu. Düşmanın sür'atle ilerlemesi karşısında Selânik'i tehlikede gören ittihat ve Terakkî hükümeti, Sultân Abdülhamîd'i oradan İstanbul'a nakletmek teşebbüsünde bulundu. Sultân Abdülhamîd, ne sebeple İstanbul'a nakledilmek istendiğini sorunca, kendisine karşı karşıya bulundukları askerî tehlike nakledilerek, düşmanın Selanik'e yaklaşmakta olduğu bildirildi. Pâdişâhın dış dünyâ ile yıllardan ben bütün alâkası kesilmiş bulunduğundan olup bitenlerden haberi yoktu. Durumu öğrenince dehşete kapıldı ve:
"-Galiba siz kiliseler mes'elesini hallettiniz!.." diye hicranla haykırdı.
Edirne’de Aziz Georgi Bulgar Kilisesi’ndeki bahar ayinin Bulgarca mı, Yunanca mı yapılacağı konusunda kriz çıktı.
Katılanların Bulgar olmasına rağmen ayinin Yunanca yapılması gerektiği konusunda ısrar eden Rum Patrikhanesi görevlilerine Bulgar cemaat tepki gösterdi.
Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı Başkanı Dimitri Yotef:
"Burada bir Yunan metropoliti ayinin Yunanca yapılması konusunda ısrar ediyor. Oysa burada 200-300 kişi ayine katılıyor, hepsi Bulgar, bir tane Yunan yok.
İstanbul’daki patrikhane buraya bir Edirne metropoliti atamış. Biz kendi papamızı getirdik. Onun üstüne daha yüksek rütbeli bir papaz getirmişler. Biz İstanbul’da ayinlerimizi Bulgarca yapıyoruz. 1945 yılında yapılan anlaşma gereği ayinin Bulgarca yapılması gerekir. Bulgarca dilinde ayin yapılmasına izin verilmiyor. Biz Yunan değiliz. Ben de Rumca ayine izin vermiyorum"
*Hasan bin Alî* (radıyallahü anhüma) buyurmuşlardır: Hiçbir gün geçmez ki, melek-ül mevt [can alıcı melek], insanların her birinin yüzlerine beş kere nazar etmeye. Lehv ve la'b [oyun ve eğlence] veyâhud ma'siyet [günâh] üzre görülenlere, veyâhud gülenlere mubârek başını tevbîhen tahrik edip [azarlamak için hareket ettirip]: "Şu biçâre [zavallı] ve miskin abd [kul], kendisi hakkında irâde ve hükm olunan şeylerin gafletinde olduğu ne şaşılacak haldir" demesin.
Seyyid Abdülhakîm Arvâsi
Allahü Teâlâ rahmetiyle muamele eylesin tüfekçi Salih. Bu mısraları nasıl söyledin? Söyleyene değil söyletene mi bakalım?
Pîr-i Tâgî ile hem Seyyid Tâhâ
Kabule sebebdir anlar bu râha
İltica edelim Sıbgatullâh'a
Kendi boyasıyla boyaya bizi
Himmet-i evliyâ bize yâr iken
Şâh-ı Nakşibendî ser-hünkâr iken
Seyyid Tâhâ, Sıbgatullah var iken
"Kâbe kavseyn"e dek seyrânımız var.
~~~~Salih Baba Divanı~~~~
Altı Üstü İnsanlığın
Hayvana bak
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Kastı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini Haliç
Oysa aynı Haliç
Abdüllhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç o berrak su zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi kalemi atıp ayağa kalkıyorum bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içiGördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele,el keser
Gevezelik dil.
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halayını çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun.
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
Cahit Zarifoğlu
Altı Üstü İnsanlığın
Hayvana bak
İnsan ait bir grafiği gagalıyor
Hayvan hayvan olmaya ama
İnsana ait bir lakırdıyla
Dolanıyor
Yeryüzü bir İstanbul daha açarsa
Kastı mahsusayla söylüyorum
Kesik bir katır başı gibi
Ölü ağzından çıkarır çatal dilini Haliç
Oysa aynı Haliç
Abdüllhakim hazretlerinin
Ayağı altında nazarı önünde
Tahtı saadetinde
Berrak bir suydu
) alıp götürdüler
sarığını yere atıp tekmelediler
Haliç o berrak su zehir kustu
) sancılanıp ölen
üzüntüden kapımızı her bırakıp giden
bir rahmet kucağı
bir siklet bir yük
) alıp götürdüler
neden tekrar başa dönüyorum bu mısrada
Ha? ! !
Çünkü şiir yetmedi kalemi atıp ayağa kalkıyorum bağırıyorum:
Öğürtülü karınlarına çarçakıl doldurun
Domuz başlarına çuvaldız sokun
Öyle bir hayal çatlatın
Böyle bir hayal çatın
Öyle bir gerçek
Böyle bir gerçek
Gözümün önünde resmi
Bir akrabası gösterdi
Bak dedi
Ne yaptılar
İlim ve hikmet dolu veliyi..
resim:Ölümünden bir vakit önce
Sorgular
Gece Gündüz Gece
Ne ekmek ne su
Ne ibrik
Ne bir taharet köşeciği
Kolları bağlı
Gözleriyle abdest alıyordu
Zihniyle kılıyordu namazlarını
resim:Mintanının baş düğmesi kopmuş
Aman Allahım başı açık
Karışık saçları alnı kaşları
Kocaman ve dolu bakışların üstüne sarkmış
Seksenaltı yılık ömrün üstüne
Ve yine de sabah güzel olack ha!
Koltuğun hemen altında
Saten geceliğin yırtmacı
Kan revan bir öpüş
Hırslı
Paralı
Az sonra saat dört kırkiki
Pi - Em
Kancık bir dörtnal sesi
Kaçıyorlar yine vurup
Haydi ahbap
Tekke miskinler tekkesi
Sen sız ve bekle
Bir gözün hafifçe aralık
Bilinç uyanık çünkü kan gölünde bu kayık
sız ve bekle
Elinde bir gürz bir takke
Tekke Takke. Ha Hay!
Ve güzel sabah olacak
) geçişleri anlıyor musun
Körpe beden körpe para
Hayvana bak gözün onda
Kafatasının içi insana ait bir beyin
Ayaklarında iskarpin
Nal içiGördün mü vur ha vur ha
Ve sabah güzel oldu
Şöyle yan gelmiş yatıyordu
Semiriyordu
Bir iğne ucuyla dokunsalar ağlıyordu
Havlıyordu
Acıya hiç dayanamıyordu
Şöyle bakıyoruz
Eğilip
Şöyle bakıyoruz
Silkinip
Şöyle bakıyoruz şöyle
Gözyaşı yassak
Gaflet idam
Acele,el keser
Gevezelik dil.
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
Şöyle bakıyoruz
Şöyle bakıyoruz şöyle
) Aktör gibi oynayın bu satırları
Halay��nı çekin halayını
Sporunuz bol olsun
Ballı börek ağzınıza lokma olsun.
Merak etme sen
Şiştikçe şişiyor
Şiştikçe inceliyor derileri
Cahit Zarifoğlu
"Şu İstanbul ne garip belde! İnsan mümin olmak için de, kâfir olmak için de burada her vâsıtayı, her imkânı bulabilir"
Seyyid Abdülhakim Arvâsi kuddise sirruhu