Ölenlerin yakınlarından Kahramanmaraş Valisi Ünlüer'e tepki
Ünlüer'in korumaları tepkileri görüntülemek isteyen gazetecileri engelledi!
https://t.co/QoxOEIUSFB
İktidarın zekası ve hukuk bilgisi yüksek, vereceği doğru kararlarla vatandaşa adalet dağıtacak kaliteli yargıçlara ihtiyacı yok. Düşük zekalı ve hukuk bilgisi yetersiz olsa bile kendilerine dokunmayacak, söz dinleyen ve gerektiğinde denileni yapacak, sadık kişileri yargıç olarak atamak onlara daha anlamlı geliyor. Yıllardır devam eden bu politikanın sonucu olarak şu an görevdeki yargıçların %90'ı ehil değil.
Saçma sapan bir konuşma. Özgür Bey kusura bakmasın, böyle bir konuşma yapıyorsa boşuna hak, hukuk diye yormasın kendisini. Orada hukuksuzluktan kaçan onlarca insan boğularak öldü, onlarcasının malları yağmalandı, büyük dramlar yaşandı. Bu insanların bir umut oy da verdiği partinin temsilcisinin böyle konuşmaya hakkı yok. İşinize gelince "masumiyet karinesi" işinize gelmeyince "fetöcü". Yok öyle.
insanlık tarihinin en iyi ve hayata "en yakın" dizisi bu;
Hiçbir TV dizisi, televizyonun ciddi bir sanatsal medya biçimi olarak meşrulaştırılmasında The Sopranos kadar etkili olmamıştır. Bu dizi, bizi kimlik, ahlak, aidiyet, ebeveynlik, din, görev ve kültür üzerine düşünmeye zorlar üstelik yalnızca ilk sezonda bile.
Dizi hiçbir zaman net yanıtlar vermez; karakterlerinin belirsizliklerle yüzleştiği gibi biz de dizinin muğlak gerçekleriyle yüzleşiriz. The Sopranos, sürekli olarak şu nihai soruyla meşgul olur:
“Hayatın anlamı nedir?”
Mafya unsurunu çıkarın, geriye hâlâ en büyük aile hikâyelerinden biri kalır.
James Gandolfini’nin performansı ise bu hikâyeye unutulmaz bir derinlik katar.
15 Temmuz’un gerçek yüzünü hâlâ bilmiyorum.
Ama bir hukukçu olarak hâlâ bilmediğim bir senaryo nedeniyle, KHK mağdurları için utanmaya devam ettiğimi biliyorum.
KHK mağduriyeti, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesine en ağır darbelerden biridir. Yargı kararı olmadan, savunma hakkı tanınmadan, delilsiz ve gerekçesiz biçimde milyonlarca insan bir gecede “suçlu” ilan edilmiştir. Bu uygulama, açıkça Anayasa’nın 38. maddesindeki masumiyet karinesine, 36. maddesindeki adil yargılanma hakkına ve Anayasa’nın 129. maddesindeki memurların savunma hakkına aykırıdır.
KHK ile ihraç edilen yurttaşların büyük çoğunluğu hakkında mahkeme kararı yoktur. Hakkında dava açılanların çoğu da beraat etmiş, ancak buna rağmen görevlerine iade edilmemiştir. Bu durum, sadece kişisel hak ihlali değil, aynı zamanda anayasal düzenin keyfiyetle yönetildiğinin kanıtıdır.
Bugün Türkiye’de binlerce öğretmen, doktor, mühendis, akademisyen ve memur, herhangi bir yargı kararı olmaksızın açlığa, sosyal ölüme, yurtdışına göçe mahkûm edilmiştir. Çocuklarının okul kaydını yaptıramayan, iş bulamayan, pasaport alamayan, açlıkla terbiye edilmeye çalışılan bir kitleden söz ediyoruz.
Bu tablo, sadece bir insan hakları sorunu değil, aynı zamanda bir hukuk cinayetidir. Her hukuk devletinde, suç bireyseldir. Aksi uygulamalar ise totaliter rejimlerin yöntemidir.
KHK’lar eliyle uygulanan bu toplumsal kıyımın siyasal sorumlusu AKP iktidarıdır. Bugün bu sessiz kıyıma ses çıkarmayan herkes, tarih önünde suç ortağıdır.
Unutulmasın: Yargı kararı olmadan ihraç edilen her birey, bir gün mutlaka haklarını alacak; hukuksuzluğu sürdürenler ise bu ülkenin adalet arşivine kara bir leke olarak yazılacaktır. KHK zulmü son bulacak, hukuk yeniden inşa edilecektir.