yağmurun altında beni görür görmez arabaya atladı
mecburum aldım.
1-2 yaşlarında setter, tasmaya alışık
av yapmadığı için terkedildiğini düşünüyorum
acil geçici veya kalıcı yuva arıyorum
istanbul
İnsanoğlu, yaratıldığı günden beri kendinden güçsüz olana hükmetmeyi kudret sanmıştır. Oysa merhametsizlik hiçbir çağda medeniyet göstergesi olmadı.
Tarih bize şunu defalarca gösterdi!
Hayvana eziyet eden toplumlar, önce vicdanlarını kaybetti.
Vicdanını kaybedenler ise zamanla adaleti, huzuru ve insanlıklarını yitirdi.
Nuh’un Gemisi yalnızca bir kurtuluş hikayesi değildir.
Aynı zamanda Allah’ın mahlukata verdiği değerin sembolüdür.
O gemiye alınan canlar, yaratılmış oldukları için korunmuştur.
Çünkü yaratılanı korumak, Yaradan’a hürmetin bir parçasıdır.
Bugün sokaktaki canlara düşmanlık edenler, aslında bir hayvana değil, merhamet duygusuna savaş açıyorlar.
Ne acıdır ki bazı insanlar, şehirlerin sokaklarını birlikte yaşamanın değil, yalnızca kendi konforlarının alanı sanıyor.
Bir tas suyu, bir kap mamayı, bir gölgeyi bile çok görecek kadar katılaşan kalpler görüyoruz artık.
Üstelik bunu düzen, güvenlik ya da şehircilik gibi kavramların arkasına saklayarak yapıyorlar.
Halbuki mesele sokaktaki canlar değil, mesele insanın içindeki merhametin ölmesidir.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumun gerçek seviyesi, en savunmasız olana nasıl davrandığıyla ölçülür.
Çocuklara, yaşlılara, mazlumlara ve hayvanlara…
Eğer bir şehirde insanlar sokaktaki bir canın gözündeki korkuyu görmüyorsa, orada beton yükselse de medeniyet yükselmez.
Bizim medeniyetimizde kuşlar için vakıf kuruldu.
Kediler için hastaneler yapıldı.
Yol kenarlarına susayan hayvanlar için taş yalaklar bırakıldı.
Osmanlı vakfiyelerinde kış günü yiyecek bulamayan hayvanlar doyurulsun diye kanun maddeleri vardı.
Çünkü bu coğrafyanın ruhunda merhamet vardı. Bugün o ruhu kaybedersek; geriye yalnızca kalabalık, gürültü ve birbirine tahammül edemeyen insanlar kalır.
Sokaktaki canlara düşmanlık edenler tarihin hiçbir döneminde huzur bulmadı.
Çünkü merhametsizlik, önce sahibini çürüten bir zehirdir.
İnsan bazen bir hayvana nasıl baktığıyla, aslında Allah’ın yarattığı hayata nasıl baktığını gösterir.
Mesele sadece bir kedi, bir köpek meselesi değildir.
Mesele, vicdan meselesidir.
Ve vicdanını kaybeden bir toplumun, akıbeti çok hayırlı olmaz.
Vesselam…
Kediler…
Sessizliğin en zarif hali, vakar ile şefkatin bir bedende buluştuğu mucizevi canlılardır.
Ne göze girme çabaları vardır ne de hizmet beklerler.
Onlar, insanın evinde değil,kalbinde konaklar.
Kimi zaman bir pencere önünde, güneşin gölgesini izlerken ibadet edercesine dalarlar hayata.
Çünkü kediler, varoluşun özüne dokunan o derin sükutu bilirler.
Ve bir kedi vardır ki, tüm kedilerin kaderini değiştirmiştir.
Muezza…
Resulullah’ın kalbine sığınmış, onun merhametinin sıcaklığıyla ısınmış bir can. Uhud’un tozlu yollarında, ordunun yönünü değiştiren bir anne kedinin hatırına gösterilen o incelik, aslında insanlığın yönünü değiştirmiştir.
Çünkü rahmet, yalnızca insana değil,yaratılmış olan her nefese şamildir.
Muezza, bir kediden çok daha fazlasıdır.
Peygamber Efendimiz’in giysisinin ucunda uyuyan o küçük can, insanlığın vicdanına işlenmiş bir derstir.
Bir canı rahatsız etmemek uğruna, bir giysi parçasından vazgeçmek…
İşte bu, rahmetin estetiğidir.
Ve bir gün, Muezza’nın içtiği kaptan abdest alan rahmet peygamberinin sözü yankılanır çağlara:
“Onlar en temiz ağıza sahiptirler.”
Bu söz, sadece kedilere değil,tüm yaratılmışlara bir hatırlatmadır.
Temizlik, bazen dışta değil, kalpte başlar.
Kim bilir, belki de Muezza’nın üst damağındaki o leke, yaratılışın sırrını taşıyan bir mühürdü!
Her kedi o mührün hatırasını taşıdığı için bu kadar mağrur, bu kadar sükunetlidir.
Kediler, evlerimizde sessiz birer misafir değil, aslında bizim içimizdeki merhamet duygusunun aynasıdır.
Bir kediye dokunmak, Allah’ın sessiz bir kuluna selam vermektir.
Ve belki de her mırıltı, göğe yükselen bir dua gibidir.
Vesselam…
Bir gün, sabah ezanıyla uyanan bir şefkat olsam…
Yüreğimi bir ev gibi açsam; dört duvar değil, dört mevsimlik bir merhamet.
Soğuk kaldırımlarda donmakla yaşamak arasında sıkışıp kalan o sessiz bakışları
bir bir toplasam kucağıma.
Tüm sokaktaki canları evime alabilsem mesela…
Kimi aç, kimi yaralı, kimi terk edilmiş bir sevdanın en suskun şahidi.
Kimi gözünü bile kırpmadan seni bekler,
kimi artık kimseye güvenmez olmuş.
Ama hepsi Allah’ın sessiz feryadı, yerde yürüyen sabırdır onlar.
Ben, bir ev değil, bir yürek olsam onlara.
Mama kapları değil, dua dolu eller uzatsam.
Yalnızlığına çare, yarasına merhem, gözyaşına yoldaş…
Onlar konuşamaz belki, ama gözleriyle “şükür” der,
dilleriyle değil, duruşlarıyla dua eder sana.
Tüm sokaktaki canları evime alabilsem…
Birinin kuyruğunda neşe, bir diğerinin tüylerinde dua saklıdır.
Pembe burunlu bir şımarıklık, bir köşede gözlerini kısarak uyuklar,
bir diğeri başını dizime koyup, “Beni unutma” der sessizce.
Bir sokak hayvanının gözündeki umut,
insanlığa dair kaybolmuş olanı hatırlatır:
Merhamet, en çok da sessiz olanı anlamaktır.
Ben sadece kapımı değil, kalbimi açmak isterim.
Çünkü bilirim, yeryüzü onların da evidir…
Ve biz, onların misafiri sayılırız aslında.
Burası Gazze…
Bombaların göğü deldiği, çocukların uykularında bile titrediği bir yer…
Ve orada, yıkıntıların gölgesinde bile dimdik duran, insan kalmayı başaran yürekler var.
Kendileri aylardır aç…
Bir lokma ekmeği varsa eğer, onu bölüp sokak hayvanıyla paylaşan insanlar onlar.
Çünkü bilirler ki mazlum, sadece insan değildir.!
Susuz kalan bir kuş da mazlumdur, titreyen bir kedi de, açlıktan kemiklerine yapışmış bir köpek de…
Ve zulüm sadece bombayla, kurşunla olmaz,merhametsizlikle de olur.
O yüzden Filistinli bu genç, sadece bir yiyecek vermiyor…
İnsanlığın hala ölmediğini, vicdanın hala nefes aldığını haykırıyor.
Kardeşlik dediğin şey, aynı kimliği, aynı dili paylaşmak değil yalnızca…
Aynı acıya, aynı sofraya, aynı yüreğe sahip olabilmektir.
Filistin’de açlığa direnirken bile, sokaktaki bu kedilere uzanan eller, insanlığın onurunu temsil eder.
İşte o yüzden, bu dünyada hala umut var diyorsak, sebebi bombaların arasında bile merhametle yürüyen o güzel yüreklerdir.
Kendisi açken doyurmayı bilenlere selam olsun.
Vicdanı ekmeğinden büyük olanlara, onurlu Filistinli kardeşlerimize selam olsun.
Ve o sokaktaki canlar.!
Onlar belki konuşmaz ama bilir.!
Kim insan, kim değil…
Vesselam…
Dünya Kötülüklerle Dolu ve Ben Sadece Kedileri ve Çiçekleri Seyrediyorum
Kötülüğün, hoyratlığın, vicdansızlığın sıradanlaştığı bir çağda, insanın ruhunu koruyabilmesi büyük bir meziyet.
Her gün haberlere düşen bir zulüm, sokakta şahit olunan bir hoyratlık, en yakınımızdakilerin bile zaman zaman içimizi üşüten bencillikleri…
Dünya, sanki kalbimize ağır gelen bir yükle sınanıyor. Ve ben, sadece kedileri ve çiçekleri seyrediyorum.
Bir çiçeğin sessizce açışı, bir kedinin huzurla gerinmesi kadar anlamlı ne olabilir ki?
Çiçek, toprağın derinliklerinden ışığa uzanır, sessizce güzelleşir. Kedi, insanın kirletemediği bir özgürlüğün içinde yaşar,içinden geldiği gibi hareket eder ama asla kötülük taşımaz.
Ne çiçekler dünyaya karşı hoyratlaşır ne de kediler öfkeyi büyütür.
Onlar sadece var olurlar, en saf halleriyle.
Kötülüğe alışmamak için insanın içindeki hayreti diri tutması gerek. Çiçekleri seyretmek, bir umudu seyretmektir.
Kedileri seyretmek, dünyada hâlâ saf ve hesapsız bir sevginin mümkün olduğunu bilmektir.
Ve belki de insan, neye bakarsa oraya benzer.
Dünya kötülüklerle dolu, evet.
Ama yine de çiçekler açmaya, kediler sakince uyumaya devam ediyor.
Belki de tek yapmamız gereken, biraz daha çiçeklere ve kedilere bakmak…
Vesselam…