KHK mağdurları sesimizi duyun diye #MecliseÇağrı yapıyor.
KHK mağduriyeti sürekli kanayan büyük bir sosyal yaraya dönüştü ve bu yara çığ gibi büyüyor.
Bu sorun adaletin gereği olarak çözülmeli. “Suçlu ile suçsuz ayrılmalı, KHK mağduriyeti ortadan kaldırılmalı.
Câhille tartışmaya girmek çoğu zaman sonuçsuzdur. Tartışma, ortak bir zeminde gerçekleşir; ama cehâlet ise o zemini daha baştan yok eder.
Bu yüzden Hz. Ali’ye atfedilen o derin söz hâlâ yol göstericidir: "Câhille girdiğim hiçbir mücadeleyi kazanamadım."
Bu, aklın yenilgisi değil; aksine aklın, kendini koruma biçimidir. Câhille kavga etmek insanı yorar, hırçınlaştırır, hatta fark etmeden seviyesini düşürür.
Cehâlet, bağırarak güç kazanan bir karanlıktır. Tartıştıkça çoğalır, sertleştikçe kök salar. Bu yüzden asıl mesele, câhil insanla değil; cehâletin kendisiyle mücadele etmektir.
Cehâlet dediğimiz şey yalnızca bilgisizlik değildir. Yanlış inançlardır, sorgulanmadan kabul edilen hurâfelerdir, ezberlerle yaşamaktır.
Bütün bunlar bağırarak değil; sabırla, bilgiyle, örnek bir yaşamla aşılır. Bir insana gerçeği zorla kabul ettiremezsiniz ama hakîkati görünür kılabilirsiniz.
Kalıcı çözüm; susturmak, baskılamak, aşağılamak değil, anlatmak rehberlik yapmak, aydınlatmaktır.
Mücadele; kişiye karşı değil, zihni karartan karanlığa karşı verilmelidir. Çünkü bilgi, kavgayla değil; emekle yayılır.
Bilgisizlik cehâleti, cehâlet düşüncesizliği, düşüncesizlik esareti doğurur.
Cehâletin sonu esarettir!
#İnzivaVakti
@konusmasanati
1) Rızkının bollaşmasını, işlerinin düzene girmesini, güç ve kuvvetinin artmasını isteyenler bu yazıyı iyi okusun! Kur'an'da Hz. Nuh ve Hz. Hud, kendi kavimlerine tebliğde bulunurken ilginç bir noktaya parmak basıyorlar: Hz. Nuh aleyhisselam kavmine şöyle demişti: +++
İki günün sonunda komisyonda öne çıkan başlıklar.
-AİHM ve AYM kararları uygulansın!
-KHK Mağduriyeti giderilsin!
-Keyfi tutuklamalar bitsin!
-Kayyim uygulamaları sona ersin!
-İfade özgürlüğü ihlalleri sona ersin!
Pir Sultan Abdal, "Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan" diyerek haksızlığa boyun eğmeyen bir tavır sergilemiştir. Bozuk düzen, onun gözünde zalimin zulmü, haklının ezilişidir.
Sokrates, binlerce yıl önce "Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez" derken, bize düşünmeyi, haksızlığa karşı aklımızı kullanmayı öğütlemiştir. Bozuk düzen, onun için cehâletin ve kör itâatin gölgesinde büyüyen bir hastalıktır.
Eflâtun, ideal devletinde adaleti ararken, bozuk düzenin temelinde yozlaşmış yönetimler ve erdemden uzak topluluklar gördü. "Filozoflar kral olmadıkça ya da krallar filozof, devletler huzur bulmaz" sözüyle, bozuk düzenin ancak bilgelikle düzelebileceğini vurgulamıştır.
Nâzım Hikmet, "Bu düzen böyle gitmez" diyerek emekçinin, ezilenin yanında durmuş, haksızlığa karşı umudu ve direnişi büyütmüştür.
Mehmet Âkif ise, "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem" diyerek bozuk düzenin karşısında vicdanın sesini yükseltmiştir. Onun kalemi, adaletsizliğin, riyakârlığın ve ahlâksızlığın karşısında bir kılıç gibi keskindir!
Pir Sultan’ın isyânı, Sokrates’in sorgusu, Eflâtun’un bilgeliği, Nâzım’ın umudu ve Âkif’in vicdanına kulak veriniz!
Bozuk düzen; adaletsizlik, cehâlet, sömürü ve vicdansızlıktır!
#KHKlılaraAdaletNeZaman
İtiraf etmekten çekiyorsunuz ama ülke sorgusuz sualsiz yüz binlerce insanın #KHK ile ihraç edilmesinin ve yiten masum canların bedelini ödüyor!
Toplum farkındalık oluşturur ve ortaya bir irade koyarsa "çürümüşlük" yerini adalet, hukuk, demokrasi; huzur ve gelişmişliğe bırakır!
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" düşüncesinin halkta ve bireylerde oluşturduğu tahribat çok büyüktür!
İlk bakışta bireyin huzurunu koruma önerisi gibi görünebilir, ancak derinlemesine bakıldığında, haksızlık karşısında susmanın ne kadar yıkıcı olduğunu fark ederiz.
Haksızlık, toplumun temelini sarsan ve büyüklüğü tahmin edilemeyen yıkıcı bir depremdir!
Bir kişi haksızlığa uğradığında çevresindekiler "Bana ne, bu benim meselem değil" diyerek sessiz kaldığında, o haksızlık sadece bir bireyi değil, tüm toplumu yaralar.
Susmak, adaletsizliği normalleştirir, zalimi cesaretlendirir, mağduru yalnızlaştırır!
Bu düşünce, dayanışma ruhunu tamamen ortadan kaldırır ve sonunda hepimizi daha güvensiz daha bölünmüş bir ülkede yaşamaya mahkûm eder.
Haksızlığa göz yummak, içimizdeki adalet duygusunu zayıflatır ve bizi duyarsızlaştırır.
Zamanla, sadece başkalarının değil, kendi haklarımız için de mücadele etme cesaretini yitirir ve yapılan her haksızlığı kabulleniriz!
Haksızlık karşısında sessiz kalmak yerine, sesimizi yükseltmeli, küçük de olsa bir adım atmalı, bir yanlış gördüğümüzde itiraz etmeli, mağdura destek olmalı, adaleti savunmalıyız!
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" düşüncesi neticesi tahmin edilemeyen çok büyük bir yıkımdır!
Haksızlığa karşı susmayalım; adalet ve dayanışma için birleşelim.
Reçete;
"Ayrımsız Adalet!"
#AyrımsızAdalet
#MiladaHoráková
AİHM karar üstüne karar veriyor da prosedür ne oluyor?Parayı verip aynı şekilde devam mı ediliyor veya hemen uygulanıyormu?Gördüğüm kadarı ile hala bylock kullanıyor diye tutuklananlar var. Bu nasıl oluyor?
Çünkü;
Hemen hemen hepsinde haklı olarak yorgunluk ve bıkkınlık sendromu oluştu!
Psikolojik travmanın boyutu çocuklar dahil yarın güçlü bir şekilde ortaya çıkacak.
Umarım yanılırım!
Dile kolay 9 yıldır iktidarı, muhalefeti, halkı hatta ana babası dahil hâlâ hiç kimseye lâf anlatamıyorlar!
Çok görmeyin!
Kendi ölümcül hastalığına çare bulamayan buna rağmen iyilik iyidir diyen yüz binlerce #KHK dosta selam olsun!
Halk TV ilk defa bu kadar net #KHK gerçeğine değinmiş 👇
"HUKUKEN SUÇSUZ BİNLERCE İNSANIN MAĞDURİYETİ DEVAM EDİYOR"
Teşekkürler @gozdeseker
Ayrımsız İnfazDüzenlemesi
Yakınları ile birlikte 500 bini aşan KHK mağdurlarının sorununu gündemlerinin birinci sırasına almayan bir siyaset hakikatte kör ve sağırdır. Buna bir çözüm üretmeyen siyasetin Türkiye demokrasine nefes aldırması mümkün olamaz.
Güzel kardeşim haksızlığı, zulmü söylemekten geri durma!
Dünden bugüne değişen hiçbir şey olmadığı gibi ülke her geçen gün daha da kötüye gidiyor!
Hukukun görünüşteki amacı düzen sağlamak ise de nihâî amacı adaleti gerçekleştirmektir. Benim gündemim; Hukukun gözetiminde adaletin sağlanmasıdır!
Adalet, hukuk, demokrasi hiçbirinde santim mesafe alamadık!
"Fenalığı kabul etmemek lazım. Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.
-Bir nokta daha var. Haksızlığa hücum ederken yeni bir haksızlık yapmamak"
Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
Fârâbi’nin dediği gibi: "Var mıyız ki yok olmaktan korkacağız?"
İrtibat ve iltisak kavramları, bırakın Hukuk Bilimi'ni, tüm bilimlerin kökeni olan Mantık Bilimi'ne de aykırıdır!
Mantık Bilimi'nin üçüncü temel ilkesi: "Üçüncü Halin İmkânsızlığı" kuralıdır.
Bu bakımdan, bir kişi ya suç örgütü üyesidir ya da değildir.
Özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü şıkkın imkânsızlığı gibi üç temel ilkeye dayalı sistemde bu anlayış karşısında "bilim" bile âciz kaldı.
Yasalara saygı duyulan yerde, halk esenlik içindedir!
Unutmayın ve her şeye inanmayın; Koza yapmak ipek böceğinin işidir!
Dünya, zıtlıkların sahnesi!
İyi ile kötü, siyah ile beyaz, adalet ile zulüm; hepsi insanlığın hikâyesinde birbiriyle çarpışır!
Bu kavramlar, mutlak gibi görünse de, çoğu zaman gölgelerde birbirine karışır!
İyilik, fedakârlıkla yeşerir, kök salar; kötülük ise bencillik ve umursamazlıkla filizlenir!
Siyah ve beyaz, bu zıtlıkların simgesidir; biri karanlığı, diğeri aydınlığı temsil eder. Ancak hayat, nadiren bu kadar nettir!
Gri tonlar, insanın niyetlerini ve eylemlerini bulandırır. Birinin adalet dediği, başka birinin zulmü olabilir!
Tarih, bunun örnekleriyle doludur: Devrimler özgürlük vaadiyle başlar, ama bazen baskıya dönüşür.
Adalet, eşitlik ve hak arayışıdır; zul��m ise güçlünün zayıfı ezmesidir!
Adalet, bir toplumun vicdanıdır; zulüm ise o vicdanın susturulması. Ancak adaletin terazisi, insan elinde kusurludur!
Önyargılar, çıkarlar ve korkular, bu teraziyi saptırır. Zulmün gölgesinde, adalet arayışı bir isyana, hatta yeni bir zulme dönüşebilir!
Sonuçta, iyi ile kötü, siyah ile beyaz, adalet ile zulüm, insanın içindeki ve dışındaki mücadeledir.
Önemli olan, bu zıtlıklar arasında dengeyi aramak ve vicdanı rehber kılmaktır!
"Benim gibi düşünmenizi istemiyorum. Sadece düşünmenizi istiyorum."
Sokrat
#VarsaVicdanınıRehberKıl
Ülkemizin kanayan yaralarından biri de silahlı terör örgütü yargılamalarından kaynaklanan ve aileleriyle birlikte milyonlarca insanı ilgilendiren mağduriyetlerdir.
Son 9 yılda 2 MİLYON'a yakın dosyada, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde düzenlenen terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği suçundan soruşturma açılmıştır. Yargıtay kararları dışında bini çok aşan dosyayı okuyarak bizzat müşahade ettim ki TCK'nın 314. maddesi başta kanunilik ilkesi yok sayılarak, yani kanunun maddi ve manevi suç unsurları görmezden gelinerek uygulanıyor. Sonuç olarak 2 MİLYON'a yakın soruşturma bu anlayışla açıldı ve yürütüldü, yüzbinlerce insan hakkında da bu anlayışla kamu davası açıldı ve yargılandılar. Böylece 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün faturası masum insanlara da kesilmiştir.
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, yalnızca TCK'nın 314. maddesi (silahlı örgüt üyeliği) kapsamında açılan soruşturma sayısı, 2016'dan bugüne neredeyse 2 MİLYON.
15 Temmuz 2016’da yaşanan hain darbe teşebbüsü, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik hukuk düzenine yönelmiş en büyük tehditlerden biridir. Bu girişimi planlayan ve uygulayan kişilerin yargı önünde hesap vermesi, hukuk devletinin en temel gereğidir. Aynı şekilde devletin bütünlüğünü hedef alan illegal yapılanmalarla, paralel devlet yapılanmalarıyla mücadele, elbette kararlılıkla sürdürülmelidir.
Ancak bu mücadele, hukuk içinde, suçun şahsiliği ilkesine ve masumiyet karinesine riayet edecek şekilde ve evrensel hukuk normlarıyla uyumlu olmak zorundadır.
Çağrımı bir kez daha tekrarlamak istiyorum:
⚖️ Bir yapı ya da terör örgütü ile mücadele ancak hukukun üstünlüğü esas alınarak yapılabilir.
⚖️ Suçun maddi ve manevi unsurları kanunda açıkça düzenlenmiştir. Kanun keyfi bir biçimde uygulanmamalıdır.
⚖️ Örgüt üyeliği suçlamaları somut delillerle desteklenmelidir. Kasıt olmadan suç olmaz.
⚖️ Legal olan eylemler sebebiyle; "sohbete gitti, sendikaya kayıtlı, derneğe üye veya bağış yaptı, gazeteye abone, çocuğunu okula veya dershaneye gönderdi, yazışma programı kullandı veya cemaat mensubu" diye kimse ne suç örgütü ne de terör örgütü üyesi olur. Kanunda belirtilen suçu taşıyan eylemler ve kasıt, ceza yargılamasında olmazsa olmaz unsurlardır.
Ve elbette her türlü önyargıdan ve husumetten uzak bir şekilde, sadece adaleti esas alarak sormak zorundayız: Yüzbinlerce kişi terör örgütü üyesi olabilir mi?
Sayın Cumhurbaşkanına, Adalet Bakanına ve iktidar mensuplarına sesleniyorum:
Madem "Adalet Yüzyılı" diyorsunuz, o zaman gelin, hukuk devletinin yeniden tesisi için yüzbinlerce insanın çok büyük mağduriyetler yaşadığı bu hukuksuzluk sarmalına artık son verelim.