Ulan Arda’yı konuş Kenan’ı konuş. Bırakın İrfancan kahvecinin neden kadroda olduğunu, Aralın neden kadroda olmadığını konuşmayı. Gruptan çıkamazsak istifa etsinler demeyi bırak. Sizin gibi ihtiyarlar artık bıraksın şu Türk futbolunun yakasını
24 yıldır dünya kupasına gitmiyoruz, hazırlık maçı var açtım maç önü yorumlarını izliyorum. Konuşulan konular;
-Maduro cezaevinde maçı izliyor mudur?
-amerikan emperyalizmine en çok direnen ülke venezuella
-latin amerika ülkeleri içinde en kaliteli petrol çıkan ülke venezuella
Tam 11 saattir elektrik yok.. evet Türkiye’nin kalbi, dünya başkenti İstanbul’da.
Yakında meşaleleri yakıp mızraklarla avlanmaya başlayacağız. @sislibelediyesi@BEDASDestek
Halit Ergenç'in Ayşe Barım'ı desteklemek adına aşağıda yaptığı konuşma, gerçekten utanç verici ve aslında korkunç bir itiraf da barındırıyor. İlerleyen bölümde onu anlatacağım ama önce Halit Ergenç'in de baş köşelerden birinde oturduğu o tekel yapısının detayları hakkında biraz daha konuşmak istiyorum.
Aslında vakti zamanında Yeşilçam da benzer bir yapının elindeydi ve Yeşilçam'ın sonunu da yine o yapı getirmişti. Mesela çoğumuz, Kemal Sunal'ın onu ünlü yapan yapımcı/yönetmen Ertem Eğilmez tarafından boş senetlerle köle yapıldığını ve o durumdan mafya Dündar Kılıç tarafından kurtarıldığını ama bu sefer de onun ağabeyi olan yapımcı Yahya Kılıç'ın kölesi haline geldiğini bilmez. Usüller biraz farklı olsa da o gün de üç aşağı beş yukarı aynı çarklar dönüyordu sinema sektöründe.
Ayşe Barım'ın ajansının web sitesine baktığınızda 50 civarı oyuncu görüyorsunuz. Barım, kasıtlı olarak bu sayıyı artırmıyor. Bir "ultra-mega" yıldızlar ekibi oluşturmuş. "Ultra mega yıldız" demek, tabiiki ultra mega para demek aynı zamanda. Bölüm başı 500 bin ile 3.5 milyon lira arası kaşesi olan oyunculardan oluşan bacasız bir fabrika bu. Menajer de her oyuncunun kaşesinden %20 pay alıyor. Mesele de tam burada başlıyor. Ayşe Barım, civarda başka fabrika istemiyor. Bunu da bir zamanlar Kanal D'de birlikte çalıştığı şimdilerde ise Netflix, Disney Plus, Star, NOW ve yine Kanal D'de kilit görevlerdeki eski ekip arkadaşları marifetiyle sağlıyor. Bu ekip, aynı zamanda sektördeki bir çok yapım şirketinin de ya ortağı ya da onlarla üst seviyede ticari ilişkiler kurmuş durumda. Bu piyasada bir proje yapılacaksa mutlaka bu ekibin onayını alması gerekiyor.
Tabi bu "ultra mega" yıldızların, "ultra mega" yıldız olduğuna kanal sahiplerinin, özellikle de yabancı ülke merkezli dijital platform yöneticilerinin ikna edilmesi de gerekiyor. Kurdukları sistemde bunu da düşünmüşler tabiiki. Bu oyuncular sürekli bir yerlerden ödül alıp duruyorlar. Hatta bazı organizasyonlar sırf bunlara ödül vermek için yapılıyor. Ödül alacak oyuncuya karar veren jüriler de sektörde iş veya rol kovalayan kişilerden oluştuğu için hiçbirisi rutinin dışına çıkamıyor. Mesela Serenay Sarıkaya izlenmediği için yayından kaldırılan dizisindeki rolü ile en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı geçen sene. Bazlama lakaplı mimiksiz bir hanımefendi de ülkenin en iyi komedi oyuncusu seçilmişti. İşte bu ödüllerle, uluslararası medya patronlarına "ultra mega yıldız" cv'si hazırlıyorlar. Onlar da "ulan bu kadar ödülü olduğuna göre vardır herhalde bir numarası" deyip ikna oluyor. Zaten adamlar da yetenek değil rating arıyor.
Tabi burada kafa karıştıran bir durum var. Bunlar başarısızsa neden izleniyor sorusu ortaya çıkıyor. İşte burada PR ve reklam çalışması devreye giriyor. Reklamın mantığı da aslında tam olarak bu. Sıradan bir ürünün mesela bir çikolatanın reklamını sınırsız bir kaynak ile her gün televizyonda, reklam panolarında, sosyal medyada yaparsanız bir süre sonra o çikolatayı tüketen ciddi bir kitlenin oluşmasını sağlarsınız. O markanın adı duyuldukça tüketici davranışları da muhakkak pozitif anlamda değişecektir. İşte Ayşe Barım ve ekibinin yaptığı da tam olarak bu. Sıradan bir çikolatayı ısrarlı bir biçimde gözümüze sokup bizi onun diğerlerinden farklı olduğuna inandırıyorlar. Bir oyuncunun dizisi izlenmese de, kanaldaki dostları sayesinde devam etmesini sağlayabiliyor, İzlenmediği için biten dizinin arkasından yine aynı oyuncular ile yeni bir proje yaptırabiliyor, ödül törenlerinde alakasız ödüller almalarını, sosyal medyada sürekli karşınıza çıkmalarını sağlayabiliyor. Bu hepimizin maruz kaldığı bir algı çalışması. (O yüzden ben uzun süredir televizyon izlemiyi bıraktım.)
Tabi bu tekel bir taraftan da kanını emdiği sektörün sonunu getiriyor. Oyunculara milyon milyon kaşe dağıtınca yapım bütçeleri şişiyor ve teknik ekip bütçeleri düşürülmek zorunda kalıyor. Mesela bu tekelin yapım şirketleri, aynı zamanda piyasadaki en düşük ücretli teknik ekipleri çalıştırıyor. Projelerinin devam edeceği garanti olduğu için teknik ekip çalışanları da o şartları kabul ediyor. Aynı yapım şirketleri, aynı kanallarda aynı ekiplerle çalıştığı için şu an sektörde büyük bir işsizlik krizi baş göstermiş durumda. Dizi ve sinema sektörünün işleyişi teknik ekiplerin sürekli değişmesi üzerine kuruludur. Bir proje başlar, bazıları çalışırken diğerleri iş bekler, sonra o proje biter yenisi başlar, boşta olanlar çalışır, diğerleri bir kaç ay yatar. Bu şekilde binlerce kişi sektörde istihdam edilmiş olur. Ama işte şimdi birkaç yapım şirketi, aynı oyuncularla, aynı teknik ekiplerle, birbirine benzeyen ve bitmek bilmeyen projelerle bütün kanalları doldurmuş ve bu yazılı olmayan vardiya sistemini bitirmiş durumda. Bu tekdüzelik teknik kalitenin ve sanatsal değerin de yerlerde sürünmesine sebep oluyor.
İşte Halit Ergenç, esasında bu durumu en iyi bilenlerden birisi hatta kendisi benden çok daha iyi anlatabilir istese ama o da kendi tabiri ile bu "vahşi para kazanma sistemi"ne teslim olmuş durumda çünkü sistemdeki garantili yerini biliyor. E siz solcu değil miydiniz, siz insanları Gezi Parkı'nda devletin karşısında saf tutmaya çağıracak kadar sistem karşıtı değil miydiniz? Hayır tabiiki değildiniz. Siz insanları Gezi Parkı'na o dönem kendi "vahşi para kazanma sisteminizi" tehlikede gördüğünüz için çağırmıştınız.
Tekelleşme bir kapitalizm problemidir. Dünyada kapitalizmin en vahşi örneği olan ABD bile sektörlerinde tekelleşmeye izin vermiyor. Bizim Gezi Parkı'nda sosyalist marşları söyleyip komünist devrim sloganları atan solcularımız ise hem tekel kurmuş hem de bir de suçüstü yakalanmalarına rağmen utanmadan hala yedikleri haltı savunuyorlar. İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor bunlara.
📌 Kask takmadı, polise hakaret içeren söylemlerde bulundu, cezayı yedi!
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde motosiklet sürücülerine karşı trafik şube ekipleri tarafından yapılan uygulamada, durdurulan kask takmayan sürücü B.U. görevli polis memurlarının kendisine kaba davrandığını iddia ederek hakaret içeren söylemlerde bulundu.
Olay yerine çağrılan çevik kuvvet ekiplerine zorluk çıkartarak görevli olan kadın polis memuruna "Kızım sen m*nyakmısın" diye bağırmaya başlaması üzerine, biber gazı kullanılarak etkisiz hale getirildi.
Daha sonra B.U ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. Kullandığı motosiklet trafikten men edilerek, kendisine 3 farklı işlemden dolayı 3 bin 289 TL para cezası kesildi.
En çok da şortunuza laf edip edepten, ahlaktan dem vuracak, memlekete bir voleybol topu kadar faydası olmayan, içinde bir gram “millilik” barındırmayan çöl sevdalıları… Bu kupa size..
TEŞEKKÜRLER #FileninSultanları! ❤️
#VNL2023