Milletin niyetini okumakta üstünüze yok. Adam imamlığı bırakıyor yaptığı mesleği terk ediyor. Başka hedefler var diyor bu başka iş olarabilir mesela. Erkeği eleştirirken bile aslında hedefe karısını sokuyorsunuz. Yazılanların arkasındaki çürümüşlüğün kokusu geliyor
bu çağın en büyük sıkıntısı ne biliyor musunuz? Aleyhisselâmın “utanmadıktan sonra dilediğini yap” hadisini artık gram umursamıyor oluşumuz. eskiden günahlarımızı birilerini şahit tutmamak için söylemezdik. haya, edeben uygun görmediklerimizi bile gizli yapmayı gerektirirdi. sosyal medya sağ olsun, haya zaten kalmadı da, günahı afişe etmemek de hayatımızdan çıktı gitti. hatta günahı yaymak, sevabı yaymayı geçti.
ben mesela hayret ediyorum, bi erkek böyle bi videoyu nasıl çeker, eşi de yanında üstelik, bıraktım kendi ailesine açıklamayı, dünyaya duyurur, şaşırtıcı. Allah bizi nefislerimize yoldaş eylemesin. amin.
sıcak bir ağustos akşamı jandarma telsizlerine düşen küçük bir kızın kayıp vakası, tüm gündemi esir alır.
gündüz kuşağı polisiyesinde dinledikleriyle galeyana gelen öfkeli kalabalıklar, tavşantepe köyünde cadı avına çıkar.
140journos'tan "şeytantepe"
https://t.co/6kqX5QmEaE
Telefon internetine bağlı dikekçe yazarken Shaq diye bağlantı uyarısı verdi. Kendi paketim bitmiş. Meğer verilen 5g hediyesi sadece hattın kullanımı içinmiş paylaşım için değilmiş. Olan o kadar uğraştığım dilekçeme oldu sağ ol @TurkcellHizmet
İzmirde staj zamanı görme engelli bir kadın meslektaş vardı. (Çevremde üni, lise vs hiç görme engelli tanıdığım olmadı) baro derslerinde büyük bir hayranlıkla kendisini izliyordum. Belki de doğrudur kimseye taşıyamayacağı yük verilmezmiş. Başarılarınız daim olsun @rayihaariyorum
Görme engelli bir avukat olmanın şüphesiz ki dezavantajları çok. Ama avantajlarını konuşursak biri de şu: polis ve memurların ayrı bir saygısı oluyor. Onları geçtim, zorunlu müdafii olduğum at hırsızı tipler bile inanılmaz hürmet gösteriyorlar. İşlerim kolay yürür bu nedemle. Al sana, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Bu ay cmk ödemeleri "alıştığımız" süreleri çok aştı. Sebep sorduğumuzda bakanlıktaki değişiklikler nedeniyle hiçbir ödemeye onay verilmediği söyleniyor. Saçma sapan işler...
@barolar
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil di��i kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
Misal benim aylık kazancım 2m olsaydı çalışana asgari ücret veremezdim. Uykum gelmezdi. Belki de hiç başıma gelmediği içindir bilemeyiz Allahım bunu denemeliyiz
Lisede yurtta kalıyordum. Akşam kalan yemekleri Suriyeli bir aileye götürürdük. Çay ikram ettiler içtiğimde çok şekerliydi şaşırdım. Meğer şekeri çaydanlığa demle birlikte koyup öyle içiyorlarmış.
Psikolojik algı manipülasyonlarının cirit attığı ve herkesin yüzlerce seçeneği varmış gibi hissettirildiği bu salakça çağda; birisine karşı aşırı ilgi göstermek yalnızca ciddiye alınmayıp yok sayılmana sebep oluyor. İnsanlar içinden geleni yapamıyor, mecburen taktik uyguluyor.
Psikolojik analiz ve yöntemler ajanlık veya kitlesel algı faaliyeti olmakla sınırlı kalmayıp halkın kullanımına sunulduğundan beri; ikili ilişkiler samimiyetten yoksunlaşarak adeta bir hayvan terbiyesine döndü.
Aşk hormonal manipülasyon oldu, farklılıklar hastalık kabul edildi. İnsana ait ham ve vahşi duyguları kaybetmeye "iyileşme" veya "terapi" diyorlar. Umurumda değil; psikoloğa sorsan aşka da travma der zaten.
İçsel huzursuzlukları ve güçlü tutkuları hastalık görmeyi kim normalleştirdi bilmiyorum ama ben ıstıraplarımın psikolojik tarafıyla hiç ilgilenmiyorum.
Ben duygularımı vahşi bir ilkellikle hissetmeyi ve izahsız bir doğallıkla yaşamayı seviyorum; böylece yalnızca bana ait oluyorlar.
Ağzından çıkan her sözün bedelinin ödetildiği gergin ilişkileri, protokol kurallarına tabi olan arkadaşlıkları, kendinden şüpheye düşüren anlamsız tepkileri, kendin gibi olamadığın sahte ortamları ve bir şeyleri ispat etme kompleksine sokan yargılamaları artık hayatımda istemiyorum.
Ben dümdüz netlik istiyorum. Derin manalar aramam gereken sözlerle ve tavırlarla uğraşmak istemiyorum. Yormayan sözler; strateji, rol ve kapris içermeyen doğal ilişkiler; mesafesiz, gerçek samimiyetler istiyorum...
Mesleğin ikinci ayı falandı arama geldi 850 yine ne saçmalayacaklar dedim açmadım o ara işim çıktı. Sonra kalemden arkadaş aradı meğer ocas arıyormuş 2 defa red puanı yemişim:) bütün avlara sistemi kapatmışlar dosyada olmayan bi ben kalmışım. Artık wp aramalarını bile açıyorum:)
@getmidas misal Papara da ortak havuz kullanırdı (tek iban) ama kullanıcı numarası açıklamaya yazınca o kişinin hesabına geçerdi. Gönderici-alıcı aynı kişi olma zorunluluğu olmazdı. Hesabı açtık ama kullanamayacağız:( kapatmadık beklemedeyiz.
@getmidas ın tüm halkaarzlara katılım haberinin şerefine bir midas hesabı daha açtırdım fakat midas hesabına para gönderirken gönderen kişinin hesabı varsa otomatik o hesaba yatırıyor. Buna bir değişiklik yapılsa ne güzel olurdu.
Celseden bakıyorum 9.30 duruşması 1 saat sürdü. Dedim, biri hakimi rehin aldı, haberlere düşmedi. Gideyim bakayım. Hah başladı ilerliyor dedim... Başka bir dosya yine kitlendi. 1 saat gerideyiz derken 1 saat 20 dk oldu. Hakim bir şey deniyor bence. Tanık desem bilemedim