İtikada sahip çıkılmadığı ve yeni nesillere aktarılmadığı takdirde vahdet söylemlerinin bir anlamı kalmaz. Çünkü vahdet, dış tehdit durumunda itikad sahibi olanların ayrıştıkları noktaları geçici olarak bir kenara bırakıp şartların gerektirdiği müştereklerde buluşmalarıdır; yeni bir mezhep inşa etmek değildir. Bu nedenle vahdet söyleminin dilde iğreti durmaması için öncelikle itikadın sağlam bir şekilde öğrenilmesi ve öğretilmesi gerekir. Çünkü itikadını bilmeyen kişi, farklılık ile müştereki ayırt edecek bir ölçüye sahip olamaz, bu yüzden de şartlar nasıl gerektiriyorsa, rüzgar nereden esiyorsa o yöne savrulup durur.
Fahrettin Kayhan üstadın “Ceza Duruşmasında Sözlü Savunma Sanatı” kitabı, ceza hukuku ile ilgilenen herkesin istifade edeceği bir eser.
Kanun metinleri ve yargı içtihatlarının genişletilmiş halinden öteye gidemeyen hukuk kitaplarının yanında bu eser zihin açıcı.
Kitap, bizzat mahkeme salonlarının pratiğinden beslendiği metodolojisi ile savunma makamı için yol gösterici bir nitelik de taşıyor.
Savunmamın normatif dünyası ile mahkeme pratiği arasında derin farkların olduğu yargılama kültürümüzde, her iki yönü de ihmal etmeden yazılan eserler kıymetlidir.
Bu akşam Melayê Cizîrî dersimizde Seyyid Salih’ten Melayê Cizîrî’nin, Seyyid Haşim’den de Seyyid Kadri’nin birer şiirini dinledik. Allah ikisinden de razı olsun. Nesim hocanın deyimiyle sesleri, avazları yeryüzünde her daim yankılansın.
7-8 paragraflık oldukça öz ama dakik bir yazı beş dakikada okumalık. Tavsiye ederim. Allah @AkadirTuran72 hocadan razı olsun, kalemine kuvvet versin inş.
“Biz, Ehl-i Bidat'ı hep İslam'ın özünü/sabitelerini bozacak diye düşünmüşüz. Oysa İslam'ın özü, dinin sahibi Allah tarafından korunmuştur. Bidat yapıları, hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’e müdahale edememişlerdir ve batıl düşüncelerini İslam dünyasında çoğunluğa kabul ettirmemişlerdir.
İslam’ın özü bağlamında Ehl-i Bidat, namazı terk etmiş olabilir ama asla namazsız bir İslam’ı kimseye kabul ettirememiştir. İslam’ın özü bir şekilde onların faaliyetlerinden korunmuştur.
Ehl-i Bidat, asıl, Müslümanların ürünü olan İslam medeniyetini tehdit etmiştir. İslam medeniyeti ne zaman yol alsa bir bidat grubu ile imtihan olmuştur.”
Bidat Ehli ve Müslümanların İmtihanı https://t.co/kN2TqHYQIA
⛔BYD Türkiye fabrika yatırımını askıya aldığını açıkladı!
Neredeyse iki yıl önce Türkiye'de fabrika kuracağını açıklayan, teşvikler sayesinde 50 binden fazla aracı gümrük vergisiz satan BYD, yatırımın askıya alındığını açıkladı.
Reuters'a konuşan BYD yöneticisi Stella Li, Macaristan fabrikasında seri üretimin 2026 dördüncü çeyreğinde başlayacağını, Türkiye fabrikasında ise çalışmaların durduğunu doğruladı. Ülkemizde üretim için bir planları olmadığını söyleyen Li, Avrupa'da ikinci bir fabrika için çalışmalarının devam ettiğini ekledi.
Yatırım vaadiyle elektrikli araç satışına izin verilen BYD, bundan sonraki süreçte bir cezai yaptırımla karşılaşır mı yoksa Macaristan'da üretime geçilmesiyle işlerine hiçbir şey olmamış gibi devam mı eder merak konusu.
Ben 47 yaşında bir uzman doktorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aslen Trabzonlu, doğup büyüdüğüm şehir ise Manisa. 21 yıllık meslek hayatımın 14 yılını Doğu Anadolu'da; başta Bitlis olmak üzere Van ve Cizre'de görev yaparak geçirdim.
Yıllar boyunca binlerce Kürt aileyle, binlerce Kürt kadınla karşılaştım. Şunu çok net gördüm ki; Kürt kadını her şeyden önce ailesinin, kültürünün ve onurunun temsilcisidir. Muayeneye çoğu zaman annesiyle, kardeşiyle, eşiyle ya da evladıyla gelirdi. Bunun sebebi bir doktora güvenmemek değil; yüzyıllardır taşıdığı örfün, edebin ve aile terbiyesinin bir yansımasıdır.
Bu yüzden Kürt kadınını konuşurken, onu siyasi tartışmalara ya da kişisel çıkarlara malzeme yapmak büyük bir haksızlıktır. Kürt kadını; yoklukta ailesini ayakta tutan, acıda dimdik duran, evladını büyüten, emeğiyle hayatı omuzlayan güçlü bir değerdir.
Bir insan konuşmadan önce sahip olduğu makamına, servetine ya da şöhretine değil; aynaya bakmalı, kendi ailesine bakmalı, kendi değerlerine bakmalıdır.
Çünkü bir toplumun namusu, kadınlarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürt kadınının onuru da ne bir tartışmanın konusu olacak kadar küçüktür ne de birilerinin diline düşecek kadar değersizdir. O onur, yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir halkın en kıymetli emanetidir. 🌹
Cumhuriyet sürecinde Koç gibi burjuvalar semizlendi. O esnada ise Kürt kadının dili yasaklandı, devlet dairelerinin önünden dahi geçemeyecek duruma sokuldu. Fakirlik, göç ve yoklukla imtihan olundu. Ancak buna rağmen namusundan, iffetinden ve edebinden ödün vermedi. Her biri onlarca çocuk yetiştirdi. Heykelleri dikilse yeridir. Onlar, namuslarının zekatını verseler Koç’un 7 ceddine yeter.
Özrü kabahatinden büyük… ROK bile daha samimiyetle özür dilemişti. En azından günlerce Aliya paylaşımı yapmıştı.
Sermayesi dışında bir varlığı olmayan kibir budalalarından umarım hesabı devlet sorar.
Dün kamuoyuna yansıyan görüntülerde, Koç Holding ‘Onursal’ Başkanı Rahmi Koç��un, İzmir’deki bir hastane açılışı sırasında Kürt kadını figürü üzerinden aşağılayıcı ve ahlaksızca bir “fıkra” anlattığı; aralarında eski Başbakan Binali Yıldırım’ın da bulunduğu protokol mensuplarının ise bu söyleme gülerek karşılık verdiği görülmektedir.
Söz konusu anlatım; Kürt kimliğini ve Kürt kadınını aşağılayan ve kadın bedenini aynı anda araçsallaştıran, etnik kimliği ve cinsiyeti alay konusu haline getiren, insan haysiyetini zedeleyen ayrımcı bir söylemdir. Bir halkın kimliği, bir kadının mahremiyeti ve toplumsal hassasiyetler “espri” adı altında tahkir edilemez.
Bu tür sözler yalnızca münferit bir nezaketsizlik olarak görülemez. Aksine, Kürt kimliğine yönelik tarihsel önyargıları yeniden üreten, aşağılamayı normalleştiren ve toplumsal barışı zedeleyen bir zihniyetin dışavurumudur. Hele ki bu sözlerin kamuya açık bir ortamda, devlet protokolünün de hazır bulunduğu bir zeminde dile getirilmesi ve kahkahalarla karşılanması, meseleyi daha da vahim hale getirmektedir.
Rahmi Koç’un sözleri; Kürt kimliğini ve Kürt kadınının haysiyetini hedef alan, insanlık haysiyetiyle bağdaşmayan ayrımcı bir söylemdir.
Bu söyleme gülerek iştirak eden protokol mensupları da Kürt toplumuna yönelik bu incitici ve aşağılayıcı tavır karşısında sorumluluktan kaçamaz.
Rahmi Koç ve bu söyleme alenen ortak olanlar, başta Kürt toplumu olmak üzere tüm kamuoyundan açık ve koşulsuz şekilde özür dilemelidir.
Kürt kimliği bir fıkra malzemesi değildir. Kürt kadını da hiçbir elit protokol ortamında alay konusu yapılamaz. Kimden gelirse gelsin; etnik, cinsiyetçi ve aşağılayıcı her türlü söylemi reddediyoruz.
Bu kapsamda, söz konusu ifadelerin TCK’nın 216/2. maddesinde düzenlenen “halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçunu oluşturduğundan gerekli hukuki başvuruları yapacağımızı ve süreci yakından takip edeceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.
Bugünde Koç adına utanacağız. Bu nasıl rezil ve gayriahlaki bir konuşma.
Beyaz Türkler nezdinde Kürt algısının bilinçaltındaki dışavurumu.
Bu hikaye bir Kürt kadını için değil Afrika’da X kabilesine mensup birisi için söylenseydi bile aynı derecede etik dışı.
Bence bunu söyleyen kadın kesinlikle Kürt kadını değildir. Herhangi bir kadının da bunu söyleyeceğine inanmıyorum. Bu yakıştırma çirkin ve iğrenç bir hakarettir. Bunu söyleyen Koç da ona gülen ekip arkadaşları da derhal özür dilemelidir. Herhangi bir etnisiteye bağlı kalmaksızın, bir insan olarak şiddetle kınıyorum. Kadına saygı bu kadar düşmemelidir.
Bu enfes eser şu manzume ile bitiyor:
“Ehl-i Sünnet itikadı dürr-i manzum-veş civan
Oldu bir bir bu risalede kemal ile beyan
İtikad-ı hakkı bulmak ister isen ey fetâ
Gece gündüz bu risaleyi oku ez-dil u can
Takdis-i esrar olunsun Halid ile Sahib’in
Oldular çun-Ahmed u Cibril mesul sâilân
Kulda yoktur halka kudret Mutezilî olma gel
Söyleme Kur’an mahluk ru’yet-i Hakk’a inan
Cennet u nâr mahluk elan caiz oldu aff-ı zenb
Hem şefaat edecekler müznibe peygamberân
Savt-ı himmetini darp et bin irade esbine
Cebriye butlanına bakma ta erince asuman
Bast u kabz-ı medh u zemde bir aradadır delil
Midhat-i sengde görülmez ne keder ne Şaduman
Kâr-ı ukbâya gelince cebrî oldu ey belîd
Kûşeşin hadden füzûndur kâr-ı dünya câhilân
Cem’-i zıddeyn caiz olmaz ender-ehlü’l-fatin
Tâir-i üşter-revendin kavline bak bed-gümân
Girdi evlâd-ı Ali’ye canı der ehl-i reva
Faz tenasüh işte budur kailidir kâfirân
Söyleme ashaba çirkin hûb güftârda bulun
Sebb-i ashap adet-i Şia’lar oldu bil heman
Efdal-i nâstır Ebubekr u Ömer Osman Ali
Hem Muaviye’ye sövme oldu bu Kur’an yazan
Cevher u a’râz u ecsâmdan münezzehtir Huda
İttihattan hem hululden şeş cihetten hem mekan
El ayak hem göz kulaktan vasf-ı kullardan beri
Ehl-i tecsim itikadından beri ol ey mehân
Küllü şey’in hayr u şerrin hâlıkı Hak’tır fetâ
Mezheb-i Kaderiye oldudur mezâhib pek yaman
Gece gündüz tut evâmir et nevâhîden firar
Mürciiyye gerçi taatsiz ümit eyler cinân
Ta ezelden adet oldu kim ekerse ol biçer
Mağbûn oldu merdut oldu bî-zer’ hinta uman
Fırka-i nâciye oldu ehl-i sünnet dem-be-dem
Bu füyûzu onların isrinde oldu bî-gümân”
@ahakanbayar Öyle bir hobimiz yok, konu Kürtlük de değil, kendi halinde elektrikli arabalarla ilgili içerik üreten birisine, zorla bir şey söyletmeye çalışmak faşistlik değildir de nedir?
Dolubatarya kanalı sadece elektrikli araçlarla ilgili habercilik yapan bir kanal.
Takip edenler bilirki düşük bütçeyle çok kaliteli içerikler üretiyorlar.
Prensip olarak hiçbir bayramı kutlamıyorlar.
19 Mayıs bayramını kutlamadı diye vatan haini yaftasıyla linçlenmiş.
Bu ülkedeki faşizm ve cehaleti hafife alıyoruz!
@SotarOraiste İsrail siyonist bir köpek; sizde süzme faşistsiniz. Birisini bir şey söylemeye zorlamak faşistliktir, siz de tam olarak bunu yapıyorsunuz. Faşizmin ete kemiğe bürünmüş halisiniz